1 PiSi & Bla Bla

🕒 Konu sahibi 8 saat önce aktifti
Bugün de bitti. Peki bu günden bir ders çıkarabildik mi?

Galiba evet, en azından teoride. Pratikte bakacağız.

Bir şeyi fark etmek de güzel. Daha uzun vadede fark ettiğim gibi olmadığı kanaatine de varabilirim.

Umarım öyle olmaz. Ha, diyelim ki öyle oldu, bu durumda yapılacak şey belli:

Önümüzdeki farkındalıklara bakacağız.
 
Dikkat ederiz hacı kediye tamam
 
Bayram geliyor diye valide odamdaki perdeleri çıkarmış, yıkamaya. İki haftadır odamda perde yok. Ne o söyledi ne ben durumu fark ettim.

Ben de diyorum niye mahalle sakinleri beni görünce aralarında fısıldaşıyorlar.

Tütüyorum...
 
"Bir Mayıs günü dünyaya geldi, Mayıs Kedisi. Tabiat gibi canlı, akşam güneşi gibi turuncu tüyleri, bal rengi gözleri, kâh ılık kâh sımsıcak bir gülümseyişi vardı.

Kedilerin hemen hepsi Nisan’da doğmuş, kendilerine mümkün olduğunca refah içinde ömür sürecekleri bir yer bulmuş, çok geçmeden bütün köşe başları tutulmuştu. Bundan sebep itildi, ezildi ve örselendi Mayıs Kedisi. Tutunmaya çabaladığı hayat, eline geçen her fırsatta ona hesap sordu, geç kalmışlığını yüzüne vurup durdu. Düzen, ona adil davranmadı.

İtildi, kakıldı ve örselendi Mayıs Kedisi. Emeği sömürüldü, bedeni yağmalandı. Hayatın zorlu koşturmacasında bir gözü patlak, bir kulağı kırpık, kuyruğu tümden kopuk, görenlerin içini ısıtan o turuncu tüyleri şimdi çamur karası pas tutmuş ve yer yer yolunmuş bir hâle geldi. Kendini heba etti. Ömrü boyunca çalışıp çabaladı, uğraşıp didindi, ama bir türlü hayatın saygısını kazanamadı. Yetmedi, yetiremedi. Nice emek verdi ve nice kazandıysa da, hayatın saygısı pahada hep üstün geldi."
 
Avcı, tavşanı yakalama çabasında. Bu mücedelede ben tavşanın tarafını tutuyorum.
Gelgelelim kazanan taraf avcı oluyor ve tavşanı avlıyor.
Bu sefer avcı, bir karacaya niyetleniyor.
Karacanın da avcıdan kaçıp kurtulmasını diliyorum, ama avcı bir şekilde onu da avlamayı başarıyor.

Tabii kazanan hep avcı olunca, artık avcının gözüne kestirdiklerinden yana olmayı bırakıyorum.
Şimdi, avcıyı avlamayı başarabilecek başka bir avcının gelmesini diliyorum.
 
"Yalan söyler misin?" diye sorulunca verecek tutarlı bir yanıt bulamadım.

"Evet" olarak yanıtlasam, bu durumda doğruyu söylemiş oluyorum.
Lakin, yalan söylüyorsam bu verdiğim yanıt neden doğru çıkıyor? Çıkmaması icap eder.

"Hayır" olarak yanıtlasam, bu durumda ise verdiğim yanıtın yalan olması hasebiyle yalan söylemediğim iddiası çürüyor.

Demek ki yalan, paradoksa neden oluyor.
Alternatif bir gerçeklik olarak da ortaya çıksa, pragmatik bir işlevle de kullanılsa fark etmiyor.
 
Sıfır altı gokcek döneminde Ankara'ya vizeyle girip çıkıyordum.
 
  • Hımm
Tepkiler: ne
Hakkınızda karalama amaçlı bir sürü dedikodu yapılınca kim olduğunuzu anlatma dönemi sona eriyor.

Artık size kim olmadığınızı sormaya başlıyorlar ve ne olduğunuzu değil ne olmadığınızı anlatmak durumunda kalıyorsunuz.

Bari biraz yaratıcı olsalarmış. Gene klişelere geldik...
 
Hep bir kedi vardır, sokağın yalnızlığını bozan.
Hep bir kedi vardır, çöp konteynerlerini kıymetli kılan.
 
Bir kedi pek çok şeyin yerini tutabilir, ama hiçbir şey bir kedinin yerini tutmaz.
 
Nebati coşmuş yine:

"Tayyip Erdoğan demek hastane demek,
Tayyip Erdoğan demek yol demek,
Tayyip Erdoğan demek hızlı fren demek,
Tayyip Erdoğan demek gaz çıkarmak demek"

Sayıyordu. Kendilerini net ifade ediyorlar.
 
"evin, kedindir."
ve ben onun ne demek olduğunu bile bilmiyordum.
çünkü ben hayata dair hiçbir şey bilmiyordum. ama bir lise zamanında tek kulağı benekli bir kedim olmuştu. tüm sevgimi belki de ona vermiştim ancak gitmesi gerekiyordu. belki de gittiği için mi hayatı kedi olarak görmedim?
insanlar gittikleri için mi kalanlar bu kadar kızgındır? yoksa gitmek zorunda kaldıkları için mi bu kadar çaresizdir? şimdi benekli kedi gittiği için mi ben ona kızdım yoksa o gitmesi gerektiği için mi bana kızdı?
hayat biraz da budur belki. gelişler ve gidişler. yollar ve ayrımlar. birleşmeler.
bazen de azalmalar yahut çoğalmalar.
kendini gerçekleştirmenin tamamen kendisine ait olduğunu sanan bir cahilim halbuki. çevre ve temasları göz ardı edecek kadar küstah. biraz daha geniş bakabilmek için kaç azalma yaşamak gerekirse bir o kadar çoğalma gerekliymiş.
şimdi benekli kediye, hayattaki değişkenliği ve sevginin sadece iyi duygularda çalışmaması gerektiği gerçeğini gösterdiği için teşekkür ederim.
 
"evin, kedindir."
ve ben onun ne demek olduğunu bile bilmiyordum.
çünkü ben hayata dair hiçbir şey bilmiyordum. ama bir lise zamanında tek kulağı benekli bir kedim olmuştu. tüm sevgimi belki de ona vermiştim ancak gitmesi gerekiyordu. belki de gittiği için mi hayatı kedi olarak görmedim?
insanlar gittikleri için mi kalanlar bu kadar kızgındır? yoksa gitmek zorunda kaldıkları için mi bu kadar çaresizdir? şimdi benekli kedi gittiği için mi ben ona kızdım yoksa o gitmesi gerektiği için mi bana kızdı?
hayat biraz da budur belki. gelişler ve gidişler. yollar ve ayrımlar. birleşmeler.
bazen de azalmalar yahut çoğalmalar.
kendini gerçekleştirmenin tamamen kendisine ait olduğunu sanan bir cahilim halbuki. çevre ve temasları göz ardı edecek kadar küstah. biraz daha geniş bakabilmek için kaç azalma yaşamak gerekirse bir o kadar çoğalma gerekliymiş.
şimdi benekli kediye, hayattaki değişkenliği ve sevginin sadece iyi duygularda çalışmaması gerektiği gerçeğini gösterdiği için teşekkür ederim.

"insanlar gittikleri için mi kalanlar bu kadar kızgındır? yoksa gitmek zorunda kaldıkları için mi bu kadar çaresizdir?"

Sanırım geldikleri için tüm bu öfke. Varolmamanın hafifliği dururken, varoluşun ağırlığını taşımak durumunda kalmaktan. Bu noktada dünyaya gelmenin kendisi esasen bir ayrılık oluveriyor. Bir Ezginin Günlüğü parçası diyor ya, "Ayrılık, çıktığın evde değildir. Ayrılık, çaldığın kapıda."

Hayata dair bir şeyler öğrenmek durumunda kalmak ise çaresizliğin iz düşümü olsa gerek.

Çoğalmalar ve eksilmeler diyorsun ya, bence niceliklere çok da aldırma. Önemli olan niteliktir sonuçta.

Kediler, ayrılık oyununu eşit şartlarda oynamazlar. O konuda hayli huysuzdurlar. Kendileri çekip gitmekte hiçbir behis görmezler, ama terk edilmeye hiç gelemezler.
 
Son düzenleme:
İnce'nin adaylıktan çekilmesi elbette seçmenleri zor duruma soktu.

Şöyle ki:

- Kimi seçeceksiniz?
- Hangisi hayırlısıysa...
- Ama hangisini, kimi?
- Üç kişi kaldığına göre: Üçün birini.

Pusula hâlâ dört yönlü değil mi? Ve tek yönü gösteriyor.

Oysa neyi değiştirdik ki sevgililerden başka...
 
Sana demiştim günlük "Herkes güce ve kazanmaya önem veriyor."

Tam da bu yüzden bütün erdemler unutuluyor ve kazanan her kimse ya da neyse onun dediğinin haklılığı kıymet görüyor. Oysa haklı olmak, o denli önem arz etmemeli; Haklı olduğuna en başta kendini ikna etmişsen, haksız gördüğünü ezmekten hicap etmezsin.

Üşümüş kediyi hatırla:

Ortada bir ateş yanıyor, ateşin çevresini saranlardan dolayı diğer herkes üşüyor ve karanlıkta kalıyordu. Ateşin başını tutanlar, o yanan ateş sönmesin diye sürekli birilerini ateşe atmaktan hicap etmiyordu. Ateşin başında çok kalırsan, artık üşümenin ne olduğunu unutursun.
 
Kedim sokaktaki diğer kedilerle arama mesafe koydu. Yanıma yaklaşan kediyi paralıyor.

Bir yerde her sevda ilişkisi aynı yere çıkıyor sanırsam.
 
Kafamı kaldırıyorum, tam "İstanbul sen mi büyüksün, ben mi?" diye meydan okuyacağım;

Bir bakıyorum "Çorum Şehirlerarası Otobüs Terminaline Hoş Geldiniz" yazıyor...
 
Sabah bir işçi vatandaşla hayat zor muhabbeti geçti aramızda.
"Düzelir diye umuyoruz" diyorken ben henüz cümlemi tamamlamadan "düzelir mi hiç, manyak mısın!" tepkisi verdi.

Doğru sanırım. Güzel günler geride bıraktıklarımız arasında. O en güzel olan da artık geride kaldı.
Bugünler ve sonrasına kalan emoji mutlulukları, kıraathane yalnızlığı, başkalarına ait günübirlik başarıların kutlaması...
 
Ya 60 kişiye yazıyorsun:
Yazarken denk getiremeyince "Bu aşk denen şeyin adaletini bilmem ne..." diye isyandasın.
Sonra içlerinden bir kişi sana "hee" diyor, ondan sonra vay efendim "aşk ne kadar güzel bir şey, herkes şeyapmalı"
Bir dur gözünü sevdiğim da! Duygu bu kadar aşağı inip yukarı zıplayan bir şey değil.
Zannedersin bungee jumping yapıyor.
Hiç sevmediğim şey.
 
Sıradan bir sabah. Yeni bir gün, yeni bir umut.
Günün ilk sigarasını içerken komedinin üzerindeki eşyaları birbiri ardına yere döken yavru kediyi izliyorum.
Kahvaltıya çağırdılar, gittim. Ama henüz hazır değilmiş, masada bir şey yoktu. Ben de geri döndüm.
Genelde onlar çağırdıktan bir beş dakika sonra gidiyordum, o yüzden artık erkenden çağırmaya başladılar yemeğe.
Güneşli bir gün gibi geçecek görüntüsü var, ama akşam üzerine doğru yağmur yağma olasılığı da yok değil.
 
Geri