1 Küçük Mutluluk Fikri

  • Kullanıcı Dem
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Kitap Kulübü
Konu sahibi son olarak 31 gün önce görüldü
Mesela hikayesini az çok bildiğin bir kitabı insan okumak istemez yada erteler. Ben öyleyim mesela :)

anlıyorum ama ben de yorumlara bakarak kitap alırım :) ve hemen hemen her yerden kitap yorumlarına ulaşılabiliyor :)
 
Instagram_ayse.yaziciyavuz_97340217_1099075347130140_3417825316928096000_n.jpg

MERHUME - MURAT UYURKULAK

İşin açıkçası ne bu kitap yazılmış olsun ne de ben onu okumuş olayım. Evet, maalesef bu kitap hakkındaki düşüncem bu. Kitapta yazar kendince kara mizah yapmaya çalışmış. Ama olmamış. Merhume'deki ifadeler açıkça sokak jargonuna kaydığı için, hatta üslup sahibi olmak adına bir üslup yakalamaktan uzaklaştığı ve okuyucuda "belden aşağı ifadeler ile edebiyat yapılmaz" algısı oluşturduğu için gerçekten hem zaman hem de para kaybıdır.

Yazarın Tol ve Har adlı kitapları belki bundan daha iyidir, okumadığım için yorum yapamayacağım ama bu kitabı kesinlikle tavsiye edemeyeceğim.
 
Screenshot_2020-11-04 Instagram'da #körlükkitabı konu etiketi • Fotoğraflar ve Videolar.png

Çevremizde kimsenin göremediği, ihtiyaçlarını karşılayamadığı, hayatta kalmak için birbirlerini çekinmeden harcadıkları bir dünya düşünün ?

Arabasının direksiyonunda trafik ışığının yeşile dönmesini bekleyen bir adam ansınız kör olur... Hikayede böyle başlar...Ardından körlük salgını bütün ülkeye yayılır. Ne yönetim kalır ortada ne de düzen. Tam bir kaos ortamı oluşmuştur...

Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Görebilmenin kıymetini fark etmemizi sağlayan güzel bir kitap. Fiziksel körlük anlatılmış gibi dursa da asıl anlatılan duygusal körlüktü bence

Okurken yaşar ya insan kitapları, bu duyguyu en yoğun hissettiğimi kitaplardan biriydi. Sanki oradaydım ve her an kör olabilirdim.
...
Kitap diliyle, akıcılığıyla, betimlemeleriyle harika bir anlatım sunuyor. Başlarda konuşmaların sadece virgülle ayrılması, karakterlerin isimlerinin olmayışı, paragraf yapılmayışı, düz bir metin olarak yazılmış olması garip gelmişti ancak karakterleri tanıyınca hiçte zor olmadı okumak.

Şuraya sizler için birkaç alıntı bırakalım
...
“Her hareketimizden önce bütün sonuçlarını tahmin etmeye çalışsak, bunları ciddi olarak düşünsek, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da hayali sonuçları düşünmeye kalksak, kımıldayamayız bile, tek bir adım atamayız.”
...
“Herkesin bildiği gibi, kötülük, daima en kolay yapılan şeydir.”
...
“Kavga da her zaman için az çok bir tür körlüktür.”
...
Kesinlikle sizlere önerebileceğim harika bir kitaptı..
 
Son düzenleme:
Screenshot_2020-11-04 Instagram'da #nerminbezmen konu etiketi • Fotoğraflar ve Videolar.png
Kitap bittikten sonra kafamda birçok soru işareti kalsada fena değildi.

1924’te yine denizlere açılıp, bu defa başka bir erkekle gittiği Paris’in yokluk, varlık, şöhret, eşcinsellik ve serbest aşkı kucaklayan avangard yaşamında Alice delamar, Gertrude Stein, İvan Bunin, Gaito Gazdanov, Pablo Picasso, Stravinsky, Rasputin’in katili Prens Felix Yusupov gibi kişiliklerle aynı çevredeki enteresan hayatına tanık olacaksınız.
Shura’nın komünist Rusya’da kalan ailesini kurtarmak için verdiği riskli mücadeleyi, yeni acılarını, sevgilerini, onunla beraber umutlanarak, hüzünlenerek yaşayacak ve ona bir kez daha hayran kalacaksınız.

Shura’nın, İstanbul’da kendi medcezirlerinde debelenen Kurt Seyit’le karşılıklı özlemlerinin yanı sıra, gerçek aşkı ve kendine vatan olacak ülkeyi arayışındaki hikâyesi sürüyor.

Kendi adıma ne yazık ki kitap benim için hüsran oldu. Kabul ediyorum ki kitap kötü bir kitap değil hatta çok güzel bilgiler var kitapta. Dönemin Sovyet Rusyası ve Paris'i hakkında çok güzel bilgiler öğreniyoruz kitap aracılığı ile ama kitapta Shura'dan çok Shura'nın çevresi ile ilgili bilgiler vardı.

Kitabı okudığuma pişman değilim ama belki de tarzı , konusu bana hitap etmediği için ola gerek çok da keyif aldığımı söyleyemem.
Bu kitabı okumadan önce Kurt Seyit ile Shura’yı ilk olarak okumam gerekiyor da olabilir. Belki de o yüzden kendimi veremedim kitaba... Siz benim yaptığım hatayı yapmayın ve öncelikle Kurt Seyit ile Shura`yı okuyun derim. Yoksa kitaba kendinizi veremezsiniz.
 
Screenshot_2020-11-04 Instagram'da #canantan konu etiketi • Fotoğraflar ve Videolar.png
Bir gecede okuyup bitirmiştim kitabı. Kader mahkumu olan kadınların başlarına ne geldiğini neden ceza aldıklarını yine kader mahkumu olan bir kadın tarafından hikayelerinin anlatıldığı kitap okumanızı tavsiye ediyorum. Önyargılarımızdan kurtulmamızda yardımcı olacağına inanıyorum.

Dilinin sadeliği, konuları hiç dallandırıp budaklamadan anlatmasını çok seviyorum. Zaten seçtiği konular gerçek hayatlar olunca aslında buna hiç gerek bile kalmamış.

Hikayelerle ilgili detay vermeyeceğim çünkü her biri bizim görüp, duyduğumuz ve hatta şaşkınlıkla anlamlandıramadığımız konular.Aslında her biri doğduğu kültürün, güvensiz ailelerin kader mahkumu kadınları.

Belkide bu yüzden uyarıyor Beyza isimli bir mahkum:"Büyük konuşmasın hiçkimse! Hiç ummadığınız bir anda, kapkara bir çukurun dibinde bulabilirsiniz kendinizi. Tıpkı benim gibi... "

Ama ne yazık ki verilen sözler, buz üstüne yazılan yazılar gibi silinip gidiyor.

Her birinin ayrı bir hikayesi var. Keyifle okuyacağınıza inandığım bir kitap.
 
DM den atarsan akşam PC den düzenleme yaparım ben.
Veya rapor edip düzenleme yapıp ekleme yapılmasını istediklerin varsa yönetici arkadaşlar yardımcı olur.
Maşallah sana
Evet hepsini okudum @BuYuCu ve hatta daha sonra okuyup eklemem gerekenler de var ancak düzenleme yapamıyorum konu eski olduğu için =)
 
  • Beğen
Tepkiler: Dem
Önemli değil çok sağol bu okuduklarımın açıklama ve yorumları bitince hallederiz @BuYuCu
 
Screenshot_2020-11-04 Instagram'da #canantan konu etiketi • Fotoğraflar ve Videolar(1).png
Anne ve babaların çocukların üzerinde ne kadar etkili olduğunu , yanlış düşüncelere körü körüne bağlı kalarak nasıl büyük sorunlar ortaya çıktığını okuyoruz bu kitapta.

Doğu'da başlayıp İstanbul'da da devam eden sızılı bir hayat öyküsü diyebileceğimiz bir kitap okuyoruz. Geçmişte çoğunlukla yaşanmış ve ne yazık ki günümüzde de hâlâ devam eden ; çocuk gelin, kadına şiddet ve töre dedikleri inanç altında öldürülen kadınlar ve kız çocukları bu kitapta anlaşılır bir dille ifade edilmiş. Çok anlamlı mesajlar içeren bu kitap bir kız çocuğunun doğumuyla başlıyor. Doğduğu ilk gün suç işlemiş bir kız çocuğu!!

İnsan doğduğu gün nasıl bir suç işlemiş olabilir ki ??
Öğrendik ki oluyormuş. "Erkek Çocuk olarak doğmadıysan suç işlemiş sayılıyormuşsun!!
Babası erkek çocuk beklerken doğan bir kız çocuğu..
Doğduğu gün işlediği suç ile babasının "Keder" adı verdiği kederin ızdırap dolu hayatını okuyoruz."

Kitaptan alıntılar :

"Ne benim sözüm geçer bu iklimde ne de senin böyle gelmiş böyle gider son söz TÖRE'nin!!"

"Törenin kara gölgesi renklerin üzerine çökerken, içlerinde en gariban gördüğü "pembe"ye vermişti önceliği."

Okunmasını tavsiye ettiğim kitaplardan biridir.
 
Screenshot_2020-11-04 Instagram'da #canantan konu etiketi • Fotoğraflar ve Videolar(2).png

Piraye Türk yazar Canan Tan tarafından yazılıp 2011'de basılan bir dram romanıdır. Piraye, adını Nazım Hikmet’in eşinden almıştır. Roman, genç bir kızın aile, okul, aşk ve evlilik yaşantısına odaklanan ilginç bir biyografi özelliğine sahiptir. Genç kızın evlilik ve evlilik sonrası yaşantısındaki dramı konu alınmıştır. ⭐️

Canan Tan’ın çok hoş bir dili var,kendini rahatlıkla okutuyor ama yazdığı bütün başroller böyle mi? Bunu sormayı durduramıyorum. Çünkü o kadar iyi niyetli ve o kadar affediciler ki böyle şeyleri tam olarak romanlarda ve annemde görebilirim demekten kendimi alamıyorum.

Bugüne kadar okuduğum belkide en etkileyici roman ama sinirle de olsa aldığı kararların arkasında duran bir karakter okumak beni daha mutlu ederdi. Sonuna geldiğinizde size gerçek bir yaşam öyküsü olduğunu düşündüren ama bir hayal ürünü olan roman.

Eğer okumadıysanız okuyun okutturun. Piraye kitabını imzalattırma fırsatım olmuştu.


Muhakkak okuyun
 
OnBirinciKatYazilari.jpg
Edebi açıdan çok dolu dolu bir kitap . Mutlaka okunması ve incelenmesi gerektiğine inanıyorum.

Günlük bir gazetede yazı yazmak, ele alınan konuda yaşadığımız ülkenin günlüğünü tutmak anlamına gelir. Türkiye'deki toplumsal belleğin ne kadar gelişmiş olduğu malumunuz. Bizde zaman aşamasından çok bellek aşınımı yaşanır. Yaşanılanlardan ders almaktan çok unutmak tercih edilir nedense. Ve bu bir kısırdöngü içinde sürüp gider.

İşte Doğan Hızlan, bu nedenle günlük yazıların kitaplaşması gerektiği düşüncesini ön plana çıkarıyor ve yazılarını bir çizgisi izleyerek art arda alıyor kitabına...

Yaşam devam ediyor, yazı da...
 
IMG_20130716_183224.jpg
Arap Baharı sırasında Tunus’ta başlıyor hikaye. Gördüğü baskı sonrası Tunus’u terk etmek zorunda kalmış Tunuslu dansçı Amira, Mısırlı, ketum akademisyen Maryam ve işini kaybetmiş Türk gazeteci.... Gürültülü bir Tunus gecesinde otelde karşılaşıyor bu üç kadın. Aralarında sıcak bir dostluk başlıyor. Sonrasında yaşı olmayan, görkemli Madam Lilla ile tanışıyorlar. Madam Lilla, Amira’nın hayali dans okulu karşılığında bu üç kadından bir talepte bulunuyor; hep birlikte Suriye’ye gitmelerini. Madam kara yoluyla yapılacak bu yolculuğun hepsine iyi geleceğini iddia ediyor. Amira’nın başına gelen bir olay sonrası kaçarcasına yola çıkıyor dört kadın. Arap baharının yaşandığı, diktatörlerin devrilip insanların meydanları doldurduğu ülkelerden geçen yolculuk boyunca her birinin sırları ortaya çıkıyor ve birbirlerini iyileştirici güçlerinin farkına varıyorlar. Yol boyunca ortaya çıkan şaşırtıcı hikayelerle görülüyor ki, ister tanrıça olsun ister kraliçe ya da sıradan insan bu topraklardaki kadınların hepsinin kaderi birbirine benziyor, ortak acılar çekip ortak sorunlarla boğuşuyorlar.

Tunus, Libya ve Mısır’daki sözde özgürlükçü halk hareketinin aslında göründüğü gibi olmadığını anlıyor; Fenikeli kraliçe ve Kartacanın kurucu kraliçesi Dido’nun masalsı hikayesi, çölün göçebe halkları Amazir- berberi- ve Tuareg’lerin destansı hikayelerini görüyoruz. Tüm bunlar dört kadının hikayesiyle birleşip özdeşleşince ortaya müthiş bir hikaye çıkmış.

Düğümlere Üfleyen Kadınlar bir yol hikayesi. Yol boyunca, hayatı var eden, mücadele eden kadınların yaşamlarından ve yazgılarından kesitler sunuyor bize.

Anlatımı ise ayrı bir güzellik neredeyse her cümleyi tekrar tekrar okumak istiyor insan.
 
1604653725676.png

Hikaye iki kadının yolculuğunu esas alsa da alt metinleri oldukça kuvvetli anlatımlar içeriyor. İki yabancının kendini tanıtması ve hikayelerini anlatması ile başlayıp, aslında kendini tanımasını ve mutluluk arayışlarına yön vermelerini konu alan harika bir hikaye.

Kuşak çatışması ile birlikte mutluluk arayışları ve mutluluktan ne anladıkları tartışmalarını okuyoruz.
Ayrıca ırkçılık, eşitlik ve özgürlük konularını da kapsıyor alt metinlerde.
Dönemin anarşik! olaylarını yaşayan birinin ağzından yaşadıkları açıkça anlatılıyor.

Sanırım Marc Levy ne yazsa okurum. Sonu belirsiz olan kitapların ustası kendisi. Diğer kitaplarının aksine bu biraz daha gerçekçi bir kitaptı. Irkçılığı eleştirmesi tarihi irdelemesi ve tüm bunları olay örgüsünü hiç bozmadan yapmış olması bile bu kitabı okumanızı gerektirir.

Marc Levy ile henüz tanışmadıysanız hemen tanışın ve tüm kitaplarını okuyun.
 
1604669078256.png

Namık Kemal Cezmi romanı başta sıkılarak okumaya başladığım daha sonra iyiki okumuşum dediğim bir romandı.

▪ Türk edebiyatının ilk tarihî romanıdır.
▪Romanda II. Selim Dönemi’nde İranlılarla yapılan savaşta yer alan vatansever bir askerin, Cezmi’nin, başından geçenler anlatılır.
▪Tarihî roman özelliği taşımakla birlikte sürükleyici bir aşk ve tutku romanıdır.

Vatan ve Hürriyet şairi, gazeteci-yazar, devlet adamı olan Namık Kemal ( 1840- 1888), Tanzimat dönemi aydınlarındandır. Vatan, milliyet, hürriyet kavramlarını Türk fikir hayatına ve edebiyatına sokan kişidir.

Okumaya niyetlenirseniz eğer bir sahaftan eski basım olanlardan almaya özen gösterin kitap kokusu ve içendeki anlatımların uyumunu yaşamanız gerekli.
 
1605191015411.png

İlk olarak 1943 yılında kitap haline gelen bu eser Sabahattin Ali'nin 1940-1941 yılları arasında Hakikat gazetesinde "Büyük Hikaye" başlığı altında yazdığı 48 bölümlük seriden oluşmaktadır.

Çok güzel bir roman deyip geçmek kitap ve Sabahattin Ali için büyük haksızlık olur. Kitabı okumadan önce popülerliğini biliyordum. O nedenle büyük beklenti içerisinde okudum. En beğendiğim yönü ise yazarın Türkçe'yi kullanma tarzı.

Kitabin konusu bankacıyken işine son verilen yazar eski arkadaşı Hamdinin yardımıyla onun yanında işe girer. Oda arkadaşı Raif efendi nötr mizaclı biridir. En şiddetli olaylara bile sükunetle karşılık verir.Hasta yatağında son günlerini yaşayan Raif efendi yazardan tuttuğu günlüğü yakmasını ister. Yazar ancak okuduktan sonra bunu yapacağını söyler ve Kürk mantolu madonna hikayesi başlar. Raif güzel sanatlara merakı olan biridir. Savas yılları babası meydanın boş kalmasından endişe eder ve onu okutmak ister. Almanya'ya gidip sabun yapımının inceliklerini öğrenecek ve Türkiye ye dönüp fabrikanın başına geçecektir. Berlinde bir sergide gördüğü Maria Puderin portresi olan kürk mantolu madonna resmi istemsiz bir şekilde onu kendine çeker. Raif sadece yüreğinin peşinden gider. Sabahattin Ali'nin en cok okunan eseridir. ka

Sabahattin Ali'nin en cok okunan eseridir. Mutlaka okunması gereken kitaplardandır.
 
Son düzenleme:

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git (Susanna Tamaro)​

1612963566572.png

Böylesi bir içerikte en tepede yer alacak eserlerden biri olabilir. Seksenine varmış bir büyükannenin, torununa yazdığı deneyim dolu mektuplardan oluşuyor. Bu mektuplarda büyükannenin içini dökmelerine de şahit oluyorsunuz, hayat hakkında vardığı neticeye de. O netice torununa yazdığı mektupların birinde şöyle dile gelir: “Yapmaya değecek tek yolculuk, içimize yaptığımız yolculuktur; o özgün çağrıya kulak vermeli, yüreğimizin götürdüğü yere gitmeliyiz.”

Not: Bir günluk okur gibi ama sanki geçmisten geleceğe ders verir gibi..akıcı,dinlendirici herseyden güzeli düşündürücü
 
Geri