BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,599
-
- Tepkime puanı
- 3,179
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
Bir insanın zihniyetini değiştirmek atomu parçalamaktan bile zor! Bebeklikte esnek olan zihin okul çağında katılaşmaya başlar. O güne kadar kolayca değiştirdiği fikirler artık yenilenmekte zorlanır, yeniye karşı direnç oluşturur…
ZİHNİYET DEĞİŞTİRMEK ATOMU PARÇALAMAKTAN ZOR!
Şöyle bir sahne düşünün: Anne-baba salonda oturuyorlar, baba dört yaşındaki kızına, “Kızım sen dünyaya nasıl geldin?” diye soruyor. Kız elindeki bez bebekle oynamaya devam ederken fevkalade bilmiş bir edayla: “Beni leylekler getirdi.” diyor. Bu cevaba şaşıran kimse yoktur hayatta. Bu masum akıl yürütme hoşumuza gider. Yüzümüzde, karşı koyamadığımız bir gülümseme oluşur.
Ama hiç birimiz “Bu çocuk geri zekâlı galiba.” diye düşünmeyiz. Dünyada hiçbir anne-baba bunu kendine dert etmez. Herkes birkaç yıl içinde bu saf ama yanlış düşüncenin yerine doğru bilginin yerleşeceğini bilir. Tıpkı bilgisayar programları gibi, eski sürümün yerine yenisi gelecektir. Çünkü, çocuk zihninde inanılmaz bir öğrenme ve esneklik kabiliyeti vardır. Merak dürtüsüyle öğrenir ve kendini yeniler.
Fakat ilkokul çağında bu esnek zihin, katılaşmaya başlar. O güne kadar kolayca değiştirdiği fikirler artık yenilenmekte zorlanır, yeniye karşı direnç oluşturur. Bu dönemden sonra öğreneceği bilgiler ansiklopedik bilgiler olabilir; fizik, kimya öğrenebilir hatta doktora da yapabilir ama bir yetişkinin zihniyetini değiştirmek giderek zorlaşır. (Howard Gardner)
Bir konuda bir anlayış oluşturduktan sonra artık akıl, bunu korumak için çalışır ve değiştirmek istemez. Kendisine gelen yeni bilgileri o konuda oluşturmuş olduğu görüşe göre kabul veya reddeder. Eğer edindiği bilgi, kişinin sahip olduğu görüşü doğruluyorsa mutlu olur, bilgiyi kabul eder. Aksine gelen yeni bilgi, sahip olduğu görüşle çelişiyorsa mutsuz olur, bilgiyi reddeder. Genellikle bilgi objektif de olsa bilimsel de olsa kişinin zihnindeki bu direnci aşamaz. Bilim adamları zihnimizdeki bu sapmaya doğrulama sapması adını veriyor. (Confirmation Bias – Peter C. Wason)
ABD’de 2004 başkanlık seçimleri öncesinde, on beş Demokrat ve on beş Cumhuriyetçi seçmen üzerinde yapılan araştırma, doğrulama sapmasını kanıtlayan iyi bir örnek. Cumhuriyetçi başkan adayı Bush’un, apaçık çelişkilerle dolu konuşmasını dinleyen Cumhuriyetçi seçmenlerin beynindeki hareketler, fMRI teknolojisiyle incelendi. Bu deneyde, kendi adaylarının çelişkileri, Cumhuriyetçilerin beyinlerinin akıl ve mantık bölgesinde (sol taraf) hiçbir etki ve hareketlilik yaratmadı, bu çelişkiler üzerine akıl yürütmüyorlardı. Ama duygulara ev sahipliği yapan beynin sağ tarafında kıpırdanmalar gözlendi. Bush’un çelişkilerinden duygusal bir huzursuzluk duymuşlardı. İzleyen dakikalarda, bu duygusal gerilimi azaltmak için her biri, Bush’un konuşmasındaki çelişkilere, kendi zihniyetlerine uygun “haklı” nedenler bulup Başkan adayının ne kadar “tutarlı” olduğunu anlatmak için çaba gösterdiler.
Daha da önemlisi bu seçmenler, kendi adaylarının çelişkilerine kendilerine özgü bir açıklama getirip bu çelişkileri ortadan kaldıran bir yoruma ulaştıklarında, beyinlerinin “ödül ve haz” bölgeleri canlandı ve aşırı hareketlendi. Seçmenler kendi adaylarının saçmalıklarını içlerine sindirme yöntemini bulduklarında mutlu olmuşlardı. (Bu araştırmada, Demokrat seçmenler ve Demokrat aday Kerry için de aynı sonuçlar elde edildi.) (Michael Shermer)
Bu deney, insanların inançlarının objektif değerlendirme yapmalarını engellediğini bilimsel olarak kanıtlıyordu. İnsanlar sadece nasıl bakıyorlarsa öyle görmüyorlardı daha da ileri gidiyorlar, gerçekleri çarpıtarak kendi inançlarına uyduruyorlardı.
Doğrulama sapması sadece siyasi konularda ortaya çıkan bir sapma değil. İnsan zihni hayatın her alanında aynı direnci gösteriyor. Bu direnç özel ilişkilerimizde de bir şirketteki ilişkilerimizde de mevcut. Aslında hepimiz bu direncin farkındayız, sadece adına fMRI denilen teknoloji, zaten farkında olduğumuz bu sapmayı bilimsel olarak ispatlıyor. Yoksa hepimiz arkadaşımızın veya eşimizin bir konudaki zihniyetini değiştirmenin ne kadar zor olduğunu kişisel deneyimlerimizden pekâlâ biliyoruz.
ZİHNİYET DEĞİŞTİRMEK ATOMU PARÇALAMAKTAN ZOR!
Şöyle bir sahne düşünün: Anne-baba salonda oturuyorlar, baba dört yaşındaki kızına, “Kızım sen dünyaya nasıl geldin?” diye soruyor. Kız elindeki bez bebekle oynamaya devam ederken fevkalade bilmiş bir edayla: “Beni leylekler getirdi.” diyor. Bu cevaba şaşıran kimse yoktur hayatta. Bu masum akıl yürütme hoşumuza gider. Yüzümüzde, karşı koyamadığımız bir gülümseme oluşur.
Ama hiç birimiz “Bu çocuk geri zekâlı galiba.” diye düşünmeyiz. Dünyada hiçbir anne-baba bunu kendine dert etmez. Herkes birkaç yıl içinde bu saf ama yanlış düşüncenin yerine doğru bilginin yerleşeceğini bilir. Tıpkı bilgisayar programları gibi, eski sürümün yerine yenisi gelecektir. Çünkü, çocuk zihninde inanılmaz bir öğrenme ve esneklik kabiliyeti vardır. Merak dürtüsüyle öğrenir ve kendini yeniler.
Fakat ilkokul çağında bu esnek zihin, katılaşmaya başlar. O güne kadar kolayca değiştirdiği fikirler artık yenilenmekte zorlanır, yeniye karşı direnç oluşturur. Bu dönemden sonra öğreneceği bilgiler ansiklopedik bilgiler olabilir; fizik, kimya öğrenebilir hatta doktora da yapabilir ama bir yetişkinin zihniyetini değiştirmek giderek zorlaşır. (Howard Gardner)
Bir konuda bir anlayış oluşturduktan sonra artık akıl, bunu korumak için çalışır ve değiştirmek istemez. Kendisine gelen yeni bilgileri o konuda oluşturmuş olduğu görüşe göre kabul veya reddeder. Eğer edindiği bilgi, kişinin sahip olduğu görüşü doğruluyorsa mutlu olur, bilgiyi kabul eder. Aksine gelen yeni bilgi, sahip olduğu görüşle çelişiyorsa mutsuz olur, bilgiyi reddeder. Genellikle bilgi objektif de olsa bilimsel de olsa kişinin zihnindeki bu direnci aşamaz. Bilim adamları zihnimizdeki bu sapmaya doğrulama sapması adını veriyor. (Confirmation Bias – Peter C. Wason)
ABD’de 2004 başkanlık seçimleri öncesinde, on beş Demokrat ve on beş Cumhuriyetçi seçmen üzerinde yapılan araştırma, doğrulama sapmasını kanıtlayan iyi bir örnek. Cumhuriyetçi başkan adayı Bush’un, apaçık çelişkilerle dolu konuşmasını dinleyen Cumhuriyetçi seçmenlerin beynindeki hareketler, fMRI teknolojisiyle incelendi. Bu deneyde, kendi adaylarının çelişkileri, Cumhuriyetçilerin beyinlerinin akıl ve mantık bölgesinde (sol taraf) hiçbir etki ve hareketlilik yaratmadı, bu çelişkiler üzerine akıl yürütmüyorlardı. Ama duygulara ev sahipliği yapan beynin sağ tarafında kıpırdanmalar gözlendi. Bush’un çelişkilerinden duygusal bir huzursuzluk duymuşlardı. İzleyen dakikalarda, bu duygusal gerilimi azaltmak için her biri, Bush’un konuşmasındaki çelişkilere, kendi zihniyetlerine uygun “haklı” nedenler bulup Başkan adayının ne kadar “tutarlı” olduğunu anlatmak için çaba gösterdiler.
Daha da önemlisi bu seçmenler, kendi adaylarının çelişkilerine kendilerine özgü bir açıklama getirip bu çelişkileri ortadan kaldıran bir yoruma ulaştıklarında, beyinlerinin “ödül ve haz” bölgeleri canlandı ve aşırı hareketlendi. Seçmenler kendi adaylarının saçmalıklarını içlerine sindirme yöntemini bulduklarında mutlu olmuşlardı. (Bu araştırmada, Demokrat seçmenler ve Demokrat aday Kerry için de aynı sonuçlar elde edildi.) (Michael Shermer)
Bu deney, insanların inançlarının objektif değerlendirme yapmalarını engellediğini bilimsel olarak kanıtlıyordu. İnsanlar sadece nasıl bakıyorlarsa öyle görmüyorlardı daha da ileri gidiyorlar, gerçekleri çarpıtarak kendi inançlarına uyduruyorlardı.
Doğrulama sapması sadece siyasi konularda ortaya çıkan bir sapma değil. İnsan zihni hayatın her alanında aynı direnci gösteriyor. Bu direnç özel ilişkilerimizde de bir şirketteki ilişkilerimizde de mevcut. Aslında hepimiz bu direncin farkındayız, sadece adına fMRI denilen teknoloji, zaten farkında olduğumuz bu sapmayı bilimsel olarak ispatlıyor. Yoksa hepimiz arkadaşımızın veya eşimizin bir konudaki zihniyetini değiştirmenin ne kadar zor olduğunu kişisel deneyimlerimizden pekâlâ biliyoruz.