Zigetvar Zaferi

Konu sahibi son olarak 2789 gün önce görüldü
Zigetvar Zaferi
Cihan Hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman, ordusunun başında son seferine çıkıyordu. 13 yıldır, savaştan uzak yaşamıştı. Şehzade Mustafa ve Şehzade Bâyezîd gibi iki pırlanta evlâdından olmuş; yaşamak ve hükmetmek gözünden düşmüştü. Nitekim, Saraydan çıkmadan önce, oğlu Şehzade Selim’e kendi el yazısı ile vasiyetini yazıp bırakmıştı. Besbelli, Allah’ın huzuruna, şühedâ mertebesinden dahil olmak istiyordu. 72 yaşındaydı. Nikris hastalığı, ayaklarını kelepçelemişti.

1566 yılının Nisan sonu idi…

Nemçe’ye son dersini vermek için Orduyu Hümayununun başında, köpük beyazı atının üstünde, Edirnekapı’dan şehri terk ederken, sakalı göbeğinde bir pir-ü fâni, ön safda diz çöküp ellerini gökyüzüne kaldırdı; dolu bir sesle şöyle dedi:

“Padişahım, biz senden râzı idik, Hak teâlâ da senden râzı ola!” Hünkâr, muradına ereceğini o anda anlamış olmalıdır; çünkü gülümsüyordu.

Zigetvar Önlerinde

Böyle çıktı, Orduyu Hümâyun İstanbul’dan… Böyle düştü gazâ yollarına… Böyle revan oldu şehişâhin ordusu, doğan güneşe doğru… Murad, zafer!.. Murad, şehadet!..

Hünkâr, yollar elverişli ise, araba ile, değilse, tahtırevanla gidiyor, şehirlere girileceği sıralar, atına biniyordu. Yaş yetmişiki… insanların kırkında, ellisinde hayata veda ettikleri o günlerde, 72 yaş, bugünün doksanı, yüzü… Buna rağmen Sultan Süleyman, yaşının handikapını kimseye duyurmadan ordusunun başına Zigetvar’a ulaştı. Tarih 1566 yılının 5 Ağustos’u idi. Osmanlı akıncıları, Macaristan’ın çimenli topraklarında nal izleri bırakarak köyleri kasabaları dize getirmiş, Osmanlı sancakları ile tepeleri tutmuşlardı.

Zigetvar, ünlü bir kale idi. “Yıllarca, dıştan bir yardım almadan, dayanabileceği” iddia edilirdi. Daha önemlisi, Avrupa’nın en yaman kumandanlarından sayılan Kont Zerini (Zerinski Nokloş) kaleyi savunuyordu. O Zerini ki, Şikloş’da, Tırhala sancak beyi ile oğlunu şehit etmiş ve cezayı hak etmişti. Kale kuşatıldı, cenk başladı. Veziriâzam, Sokulu Mehmed Paşa idi.

“Siget şehri, her yanından nehirle çevrilmiş olup, Eski Şehir, Yeni Şehir ve kaleden mürekkepti… Bunlardan her biri, köprülerle birbirine bağlıydı” diyor Hammer.
Önce, eski şehir topla dövüldü ve iyice yumuşatıldı. Kont Zerini, bu şartlarda eski şehri savunamayacağını anlayınca, yeni şehri baştan aşağıya yaktı ve bütün gücü ile eski şehrin savunmasına geçti.

Ama Türkler, hendekleri toprakla doldurup, yeni şehrin harabelerinden atlayarak eski şehri aldılar. Artık başka çare kalmadığı için Kont Zerini de kaleye çekildi. Yaman bir vuruşma sürüyordu! Osmanlılar, kale duvarlarını topla dövüyor, mazgallarını yerle bir ediyorlardı. Zerrini direniyordu ama, daha fazla dayanamazdı. Tek çare; bir baskınla Osmanlı ordusunu şaşırtmaktı…

Zerrini, altı yüz kadar askeri ile kaleden fırladı. Muhasara çemberini yarıp çıkmayı tasarlıyordu. Ne var ki, Osmanlılar tetikte idi. Göğsüne iki kurşun, başına da bir ok yiyen Zerini, Yeniçerilerin ayakları dibine düştü.
Müjdeden Sonra Vefât

Kale, kuşatılmış!..
1566 yılı Ağustosu’nun beşi..
Sultan Süleyman 72 yaşında…
Sultan Süleyman, nikrisli bacaklarının üstünde zor duruyor.
Ama sağlam görüntü vermek gerek askerine… “Kan tükürüp, kızılcık şerbeti içtik” demek gerek bu sıralar…

Yorgun mu, hasta mı olduğunu bilmiyor. Ama iyi değil… Sağlam günlerinde, diri günlerinde yazdığı mısralar, aklından geçiyor muydu acaba?.. “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” diye mırıldanıyor muydu?.. Ama işte “alınmaz” diye ün yapmış Zigetvar kalesi kuşatılmış… Toplar, eski şehri dövüyor, yerle bir ediyor!.. Kalenin düştüğünü; yiğitlerin, kale burçlarına bayrak kondurduğunu görebilecek mi acaba?..
Huzur-u Rabbülâlemin’e çıkmaya hazırdır.

Ne ettiyse, ne yaptıysa, şeriât üzre yaptı… Şeyhülislâmı Ebüssuud Efendi’nin fetvası olmaksızın hiçbir işe kalkışmadı. Vasiyet etti ki, “Bu fetvalar, benimle birlikte gömüle…” Allah’ın emrine uymuş bir Hünkâr, Allah’ın huzuruna öyle çıkmak istedi.

Böylece, tam 33 gün, gece-gündüz kalenin düştüğü haberini bekledi. Kale de ha düştü, ha düşecek… Ama Zerini direniyor son gücüyle… Hünkâr da titizlendikçe titizleniyor… Veziriâzam Sokullu Mehmed Paşa, onun ne beklediğini bilmekte… Hünkâr, iyice hasta. Artık, çadırın kapısına kadar çıkması bile azalmış… Kale, bugün-yarın; Hünkâr, bugün-yarın… Sonunda dış kale düştü ve Sokullu Mehmed Paşa, Hünkâr’a koştu: “Müjdeler olsun Sultanım, kefere kırıldı, kale düştü!...” dedikten sonra koca sultan hakkın rahmetine kavuştu.
 
Geri