Zekatin Ödenmesi

Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Zekâtin Faydalari
Zekât, kalbi cimrilik hastaligindan, mali fakirin hakkindan temizleyen, zenginlerde sefkat ve merhamet duygularini gelistiren bir ibadettir.
Zekât sayesinde fakirlerin kalbindeki haset ve kiskançlik ortadan kalkar. Kendilerine yardim eden zenginlere karsi sevgi ve saygi meydana
gelerek toplumda birlik ve kardeslik kuvvetlenmis olur. Islâm Dini, toplumun dertlerini tedâvi eden, ihtiyaçlarini karsilayan birçok
esaslar getirmistir. Allah'in emri olan zekât, bir sosyal yardimlasma sistemidir. Zekât malin büyümesini ve bereketlenmesini saglar.
Zekâti verilen serveti, yok olmaktan, kötü insanlarin zararindan Allah korur. Sevgili Peygamberimiz söyle buyuruyor:
" Mallarinizi zekât ile koruyunuz. " (et-Tergib ve't-Terhib, c.1, s.520)​
 
Zekat Kimlere Farzdir?



Zekat, Müslüman, erginlik çagina gelmis, akilli, hür ve dinen zengin sayilan kimselere farzdir. Dinen zengin sayilanlar, borcundan ve aslî ihtiyaçlarindan baska "NISAP MIKTARI" mali olan kimselerdir.

ASLÎ IHTIYAÇ: Oturulan ev, giyim esyasi, binek arabasi, ticaret için olmayan kitaplar, sanatin icrasi için gerekli aletler
ve ailenin bir yillik nafakasidir.

NISAP: Dinimizin koydugu bir zenginlik ölçüsüdür. Bu ölçüye göre: Aslî ihtiyacindan baska 81 gram altini, 561 gram gümüsü veya bu miktarlar karsiligi parasi veya ticaret mali bulunan, kirk koyun veya keçiye, otuz sigira veya bes deveye sahip olan müslümanlar "NISAP MIKTARI" mala sahip olmus sayilirlar.
Asli ihtiyaçtan baska bu miktarlarda mala sahip olduktan sona tam bir yil geçince zekat farz olur.


 
Zekatin Ödenmesi
Paranin her 40 liradan bir lirasi zekat olarak fakire verilecektir. Canli hayvanlarin zekati nev'ine göre degisir. Koyunda: kirkta bir; devede: bes devede bir koyun, sigirda: otuzda bir danadir.
 
Zekat verirken niyet etmek şart mıdır?


Verilen bir zekatın sahih olabilmesi için, zekatı verirken veya onu ayırırken niyetin bulunması şarttır. Bu esastan şu meseleler doğar:
1)Zekatı fakire verirken veya zekat için bir mal ayırırken bunun zekat olduğunu kalp ile niyet etmek gerekir. Dil ile söylenmesi gerekmez. Öyle ki, bir malı fakire zekat niyeti ile verirken bunun bir bağış veya bir borç olarak verildiğini dil ile söylemek zekata engel değildir.


2)Bir mal fakire niyetsiz olarak verilince bakılır: Eğer mal henüz fakirin elinde bulunuyorsa, zekata niyet edilmesi yeterlidir. Fakat elinden çıkmış ise, niyet edilmesi yeterli değildir.

Yine, bir kimse, bir adamın malından onun adına zekatını verdiği zaman, o kimse buna rıza gösterirse bakılır: Eğer o mal fakirin yanında mevcut bulunuyorsa, bu zekat sahih olur; değilse olmaz.


3)Zekat vermede vekilin niyeti değil, müvekkilin niyeti geçerlidir. Onun için bir kimse, zekatını vermek için bir adamı vekil tayin etse, zekat olarak vereceği malı teslim etliği zaman veya o malı vekil fakire vereceği zaman zekata niyet etmesi gerekir. Vekilin niyeti yeterli olmaz. Bu vekil, Müslüman olabileceği gibi, bir gayri Müslim (Zimmî) de olabilir.



4)Zekat vermek niyetinde olan bir kimse, bunun için bir mal ayırmaksızın zaman zaman fakirlere bir şeyler verdiği halde, zekata niyet etmek hatırına gelmese, bu verdikleri zekata sayılmaz. Fakat fakire böyle bir mal verirken: "Bunu niçin veriyorsun?" diye sorulacak soruya, düşünmeksizin hemen "zekat olarak veriyorum" diyebilecek bir durumda ise, bu niyet yerine geçer.



5)Bir kimse fakirlere bir gün sadaka verdikten sonra: "Şu süre içinde verdiğim sadakaların zekatımdan olmasına niyet ettim." demesi yeterli olmaz.



6)Bir kimse elinde bulunan bir malı zekata niyet etmeksizin tamamen sadaka olarak verse, bunun zekatı kendisinden düşmüş olur. İster nafile sadakaya niyet etmiş olsun, ister olmasın, hüküm aynıdır. Fakat verilen bu mal ile bir nezre veya başka bir vacibe niyet etmiş olursa, bu mal o niyete göre verilmiş olur. Verilen bu mala düşecek zekatı ayrıca ödemek gerekir.



7)Bir kimse, üzerine zekat düşen malının bir kısmını bir fakire bağışlasa, buna isabet eden zekat kendisinden düşer.

Örnek: Bir zengin, bir fakirde olan yüz bin lira alacağını o fakire bağışlasa, yalnız bir yüz bin liranın zekatını vermiş olur. Burada zekata niyet edip etmemek eşittir. Bu yüz bin lirayı diğer mallarının zekatına sayamaz. Yine, fakir olmayan bir borçluya bir mal bağışlansa, bununla ne o malın ve ne de başka mallarının zekatı verilmiş olmaz. Sahih olan görüşe göre, bu bağışlanan mala düşen zekatın da ayrıca verilmesi gerekir. (Büyük İslam İlmihali)

 
Zekat verirken niyet etmek şart mıdır?


Zekat verirken niyet gerekir mi?

Verilen bir zekatın sahih olabilmesi için, zekatı verirken veya onu ayırırken niyetin bulunması şarttır.

Zekat ve Niyet

Zekatta niyetin önemi nedir?

Zekati fakire verirken veya zekat için mal ayirirken bunu zekat olduguna kalben niyet etmek gerektigi hususunda dört mezhep alimleri ittifak halindedir.Dil ile niyete ise gerek yoktur.Bir kimse, bir fakire zekat niyetiyle bir sey verirken onu rencide etmemek için "Bu bir hibedir" dese, zekatin sihhatine zarar vermez. Kendisine zekat verilen kimsenin aldigi seyin zekat oldugunu bilmesi de sart degildir. Fakire ,"Bu benim zekatimdir" demeye gerek yoktur.Ancak baskalarina örnek olmak söz konusu ise, zekatin açiktan verilmesi daha faziletlidir. Çünkü zekat farz bir ibadettir.Farzda ise riya olmaz.

Bir mal fakire niyetsiz olarak verilirse, sonradan bunu zekat olmasi istense, eger verilen sey fakirin elinde duruyorsa, o sey zekat yerine geçer. Fakat elinden çikmissa, zekat yerine geçmez.Asil olan vekilin degil, zekati veren kimsenin niyetidir.Bu sebeble zekat veren kimse verdigi seyi ya vekile verirken veya vekil fakire verirken niyet etmelidir.

Bir kimse, zekata niyet etmeksizin zaman zaman fakirlere birseyler verse, o seyler zekat yerine geçmez.
 
Gusül Abdestinde Besmele ve Niyet Şart Mıdır?
Soru
Gusül abdesti alırken illa ki niyet etmek gerekir mi, yani abdest esnasında niyet ettim gusül abdestimi almaya demeyen kişinin abdesti kabul edilmez mi? Çevremden ve bazı kaynaklardan aldıgım bilgilere göre banyoya girdikten sonra sadece ağza ve burna 3 er kez doluca verip bütün vucudunu yıkarsan bu gusül abdesti kabul olur, niyet etmeye besmele çekmeye gerek yok diyorlar. Doğru mu?

Kullanıcı: anonim | Tarih: 04-Eylül-2006, Saat: 13:21:38

Cevap
Değerli kardeşimiz;



Gusül abdestinde niyet ve besmele şart değildir. Bunlar olmadan da gusül geçerlidir.




Niyet gusül abdestinin sünneterindendir. Bu bakımdan niyet getirilmeden alınan gusül abdesti geçerlidir. Niyet getirildiği zaman ayrıca sünnet sevabı kazanılır. Getirilmediği zamanda abdeste mani olmaz.


Guslü dar ve geniş zamanda olmak üzere iki türlü almak mümkündür:


1 - Suyun azlığı, soğukluğu, vaktin müsaadesizliği gibi hallerde, acele olarak yapılan gusülde evvelâ ön ve arka taraftaki kirler giderilir. Sonra üç defa ağıza, üç defa buruna su çekilerek içlerinde kuru yer kalmaması te'min edilir. Bundan sonra da baştan, sağ ve sol omuzlardan dökülen su ile bedenin tamamı yıkanıp ıslatılır. Kuru yer kalmadığı anda, gusül yapılmış olur. Bu, dar ve sıkışık anlarda ve sadece guslün farzları yerine getirilerek yapılan gusüldür.


2 - Müsait zaman ve mekânda yapılan gusülde ise, yine edeb yerleri yıkandıktan sonra, evvelâ, namaz abdesti gibi güzelce bir abdest alınır. Önce baştan, daha sonra ise sağ ve sol omuzlardan sıra ile üçer defa su dökülür. Her döküşte bedenin tamamı bir güzel ovalanır, mânevî kirlerin yanında maddî kirlerden de temizlenmeye çalışılır. Bu arada vücutta iğne ucu kadar kuru yer kalmamasına itina gösterilir. En sonunda da, kirli suların döküldüğü yere basan ayaklar, son olarak tekrar yıkanıp çıkılır. Guslün her iki halinde de, şart ve farz olanı ağız ve burun içi ile bedenin tamamında kuru yer kalmamasıdır. Bu yapıldıktan sonra, gusül yerine getirilmiş, mânevî ve maddî temizliğe kavuşulmuş olunur.
 
Vergi zekât yerine geçer mi?

Hz. Peygamber ve ilk dört Halîfe döneminde bütün zekât türleri görevli zekât memurlarınca toplanır ve yıl boyunca ihtiyaç sahiplerine dağıtılırdı. Hz. Osman döneminden itibaren “bâtınî mallar” denilen altın, gümüş, nakit para ve ticaret mallarının zekâtı yükümlülerce hesaplanıp verilmesi esası benimsendi. Zekâtın dışında kamu harcamaları için harac, cizye, gümrük, rüsum ve benzeri vergiler ihtiyaca göre örfî olarak alınmaya devam edildi. Zekâtın verileceği sekiz sınıf bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de belirtildiği için, onu bunun dışındaki yerlere harcama imkânı bulunmaz: Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Zekâtlar, Allah’ın bir farzı olarak ancak yoksulların, düşkünlerin, zekât toplama memurlarının, kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalmışların hakkıdır.” (Tevbe, 9/ 60)

Günümüzde devlet tarafından çeşitli adlarla alınan vergilerde böyle bir “harcama alanı” sınırlaması yapılmadığı için, verginin zekâttan sayılmaması gerekir. Bu yüzden mü’min vergi olarak verdiği meblağı, zekâtından düşemez. Ancak zekât veriyorum diye vergi vermeme hakkı da söz konusu olmaz. Çünkü her devirde İslâm toplumlarında devlet, kamu harcamaları için zekâtın dışında başka adlarla örfî vergiler almıştır. Zekâtın harcama yerleri dışında kalan kamu hizmetlerinin yürütülebilmesi için buna ihtiyaç duyulmuştur. Çünkü yol, köprü, baraj, elektrik santrali, askerin ve güvenlik güçlerinin harcamaları, sağlık hizmetleri gibi toplumun bütününü ilgilendiren işlerin yürütülmesi zekâtın dışındaki kaynaklardan elde edilen vergi gelirleriyle sağlanır.

Diğer yandan vergi, ticaret ve sanayi kuruluşlarında kârdan alınırken, zekât, nisabın üzerinde elde bulunan ve yıllanmış olan sermayenin bütünü üzerinden alınır. Bu yüzden vergi matrahı ile zekât matrahı farklı esaslara dayanır.

Ancak şunu da belirtelim ki, sosyal güvenlik ve yardımlaşma kurumlarının çok geliştiği Osmanlı döneminde eğitim, sağlık, yoksullara yardım ve din hizmetleri gibi en önemli kamu harcamaları infak ehli zenginlerin kurduğu vakıfların gelirleriyle karşılanmış, devletin büyük ölçüde vergi toplamasına gerek kalmamıştır. Başka bir deyimle daha az vergiyle kamu işleri yürütülürken, merkezî yönetim, güvenlik işlerine ve otoritenin güçlenmesine daha fazla eğilme fırsatını bulmuştur.
 
Alacaklı borcunu zekâtından düşebilir mi?

Hanefîlere göre alacağın, teslim alınmaksızın borçluya tasadduk edilmesi temlik niteliğinde olmadığı için nâfile sadaka sayılır. Nitekim Ebû Saîd el-Hudrî’den rivâyete göre, satın aldığı meyvelerden büyük zarar eden bir sahâbiye, Nebî (s.a.s) “Ona tasaddukta bulununuz” buyurmuş, yapılan yardımlar da borcu karşılamayınca, alacaklılara “bulduğunuzu alın, sizin için bundan başkası yoktur.” buyurmuştur.( Buhârî, Müsâkât, 18; Ebû Dâvud, Büyû’, 58; Tirmizî, Zekât, 24; Neâî, Büyû’, 30, 96)

Hanbelîlere göre ise âyetteki “tasadduk” zekâtı da kapsar. Bu yüzden ödeme gücü olmayan borçlunun borcunu, alacaklısı kendi zekât borcundan düşebilir.
 
Hayvan türlerinin ve madenlerin zekâtı ne kadardır?

Koyun ve keçi türünün nisabı 40, sığır türünün 30 ve devlerin nisabı beştir. Bunun üzerindekilere belli sayı artışına göre zekât gerekir. Ancak hayvan türlerinin üretici zekâtına tâbi olması için, yılın yarısından çok bir süreyle mübah meralarda otlaması gerekir, bu çeşit hayvana “sâime” denir. Hayvanları alıp satmak üzere elde bulunduran kimse, %2.5 üzerinden ticaret zekâtına tabi olur.

Eriyip kalıba dökülebilen maden türlerinde beşte bir üretici zekâtı gerekir. Bunlar Hanefîlere göre “ganimet hükmünde” olup, ganimetin beşte birinin verileceği yerlere verilir. Delil şu âyettir: “Biliniz ki, ganimet olarak elde ettiğiniz şeylerin beşte biri Allah’ın, Rasûlü’nün ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcunundur.”( Enfâl, 8/ 41) Hadiste: “Rikâzda (define ve maden) beşte bir zekât vardır.”( Buhârî, Müsâkât, 3, Zekât, 66; Ebû Dâvud, İmâre, 40; Müslim, Hudûd, 45, 46) buyurulur. “Rikâz”, Allah ya da kulları tarafından toprak altına yerleştirilen maden veya değerli şeylerdir.
 
Tarım ürünlerinden öşür vermenin şartları nedir?

Tarım ürünlerinden öşür yükümlüsü sayılmak için akıllı olmak veya erginlik çağına girmiş bulunmak gerekmez. Buna göre çocukların veya akıl hastası olanların öşür toprakları için de zekât gerekir. Ayrıca toprağın “öşür arazisi” olması ve topraktan ürün elde edilmesi şarttır. Başlangıçta gayri Müslimlere bırakılan harac arazisi ile, İslâm toplumu için alıkonulan “mîrî araziler” için kira bedeli niteliğindeki harac veya vergi yeterli oluyordu.

Anadolu ve Rumeli toprakları ilk fethedildiğinde büyük ölçüde “mîrî arazi” statüsünde iken daha sonra bu topraklar, ekip biçenlere satılarak tapu ile temlik edilmesi veya sahipsiz toprakların izinli veya izinsiz “ihyâ” edilmesi sonucunda geniş araziler şahısların mülkü haline gelmiştir. “Sırf mülk arazi” denilen bu topraklar da öşür arazisi niteliğinde olup zekâta tâbidir.

Ebû Hanîfe’ye göre; tarım ürünlerinin zekâtında nisap aranmaz. Öşür toprağında, insan gücü ile ekilip biçilen her çeşit üründen, sebze ve meyvelerden, azından da çoğundan da zekât gerekir. Buğday, arpa, pirinç, baklagiller, domates, biber, kavun, karpuz, hurma, şeftali, armut, üzüm ve benzeri yaş veya kuru ürünler böyledir. Bunun için bir yıl geçmesi de gerekmez. Yılda çift ürün alana çift öşür gerekir. Dayandığı delil: “Sizin için yerden çıkardıklarımızdan verin.”( Bakara, 2/ 267) âyetinin mutlak anlamıdır.

Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre ise, tarım ürünlerinde nisap yaklaşık bir ton (beş vesk) olup, bundan daha az olan ürün çeşitlerinde öşür gerekmez. Ayrıca öşür gerekmesi için, ürünün bir yıl kadar dayanabilecek nitelikte olması gereklidir. Buna göre yaş sebze ve meyve türlerine öşür gerekmez. Ancak günümüzde soğuk hava deposu, şoklama, konserve ve nofraz gibi uygulamalarla yaş sebze ve meyvelerin dayanma süresinin uzatıldığı dikkate alınmalıdır.

Tarım ürünlerinden öşür verirken yıl içinde yapılan masraflar dikkate alınmaz. Bu masraflar toprak sahibine ait olan %90 veya %80 üründen karşılanmış olmalıdır.

Kiraya verilen toprağın öşrü Ebû Hanîfe’ye göre toprak sahibine, çoğunluk fakihlere göre ise kiracıya aittir. Sonraki Hanefî fakihleri bu konuda çoğunluğun görüşü ile fetva vermişlerdir.( Kâsânî, Bedâyi’, II, 56; İbn Kudâme, Muğnî, II, 728) Ancak bu durumda toprak sahibinin öşrün verilmesini sağlayacak önlemleri alması gerekir.
 
Hisse senetlerinin zekâtı nasıl hesaplanır?

Bir şirketin sâbit ve döner sermaye oranları belli olunca, bu rakamın hisse senedi sayısına bölünmesi ile, hissenin o yıl zekât matrahı ortaya çıkmış olur. Meselâ; 100 milyon Dolar mal varlığı olan bir şirkette, %50’i sâbit sermaye olsa, hisse senedi reel değerinin yalnız %50’si, %2,5 üzerinden zekâta tâbi olacaktır.

Sâbit sermaye kimi sanayi kuruluşlarında %90’a çıkarken, süper marketlerde %10 hatta %5’lere kadar düşebilir. Böyle bir ortaklığa ait hisse senedinde sâbit sermayeyi düşme oranı da düşük olacaktır. Günümüzde hisse senedi değerlerinde bu anlamda bir çalışma yapılmasına ve zekât yükümlüsünün bu konuda bilgilendirilmesine ihtiyaç vardır.
 
Fabrika ve sanayi kuruluşlarının zekâtı nasıl hesaplanır?

Sanayi kuruluşlarının sermayesini ikiye ayırmak gerekir.

a) Sâbit sermaye; kapalı alan, makineler, servis aracı, lojman vb. tesis ve ekipmanlar mesleği ifaya yarayan bölüm olup zekâttan muaftır.

b) Döner sermaye; kuruluşun nakit para kaynakları, alacak ve borçları, hammadde ve üretilmiş malları döner sermayeyi oluşturur. Burada elde bulunan para kaynakları, hammadde ve üretilmiş malların nakit değerleri hesaplanır, borçlar düşülür, kesin alacaklar eklendikten sonra zekât matrahı ortaya çıkar. Bu değerler toplamı %2,5 tan yıllık zekâta tabidir.

Meselâ; bütün mal varlığı yüz milyon ABD Doları olan bir sanayi kuruluşunda sâbit sermaye kısmı %50 olsa, geri kalan 50 milyon Dolar döner sermayenin toplam 1 Milyon 250 bin Dolar zekâtı olur.

Şirketlerde zekât her ortağın, şirket dışı mal varlığını da dikkate alarak kendisi tarafından verilmesi esastır. Ancak şirket ana sözleşmesiyle veya sonradan şirket yönetimine zekâtı hesaplayıp ehline verme yetkisi tanınmışsa yönetim kurulunun zekât niyetiyle yapacağı yardımlarla ortakların zekâtı verilmiş olur.
 
Ticaret mallarının zekâtı ne kadardır?

Alıp satmak amacıyla elde bulunan mallara ticaret malı (urûz) denir. Bu amaçla elde bulunan iplik ve tekstil ürünleri, gıda maddeleri, temizlik malzeme ve deterjanları, konfeksiyon ürünleri, market ve süper marketlerde satılan meşru bütün mallar, acente, distribütör ve galericilerin ellerinde kendi mülkiyetlerinde bulunan araçlar, yedek parça ve benzeri ürünleri satanlar zengin olarak üzerlerinden bir yıl geçince, sözü edilen ticaret mallarının ve ellerindeki nakit paranın yüzde iki buçuğu zekât olarak tahakkuk eder. Bu zekâtı mal olarak verebilecekleri gibi, peşin bedeli üzerinden hesap çıkarmak suretiyle para karşılıklarını da verebilirler. O yıl zarar etseler bile ellerinde kalan mal, nisabın üzerinde olduğu sürece zekâtını hesaplayıp vermek gerekir. Buna göre zekât kârdan değil sermayenin bütünü dikkate alınarak verilir.

Komisyon usûlü çalışan ve zengin durumunda bulunan emlâkçi, galerici, kabz-ı mal gibi esnaf, yıllık geliri üzerinden yine %2,5 zekâta tabi olur. Ancak sermaye ile emlâk veya müteahhitlik işi yapanlar kendi mülkiyetine aldıkları arsa, daire, dükkân vb. yerleri satışa arz etmiş durumda oldukları takdirde, bunlar da ticaret malı sayılır ve kıymeti üzerinden %2,5 zekâta tabi olur.

Kirada olan daire, dükkân, arsa, işyeri, depo vb. akarlar veya otomobil, kamyon, tır, uçak, gemi vb. taşınırlar ise kira geliri üzerinden yıl sonunda elde ne kalırsa, bunun %2,5’u üzerinden zekâta tâbi olur.
 
Zekatın Önemi

Prof. Dr. Mehmet ERKAL tarafından yazıldı..

ImageDeğerli Okuyucular; Dini hayatımızın ilkbahar mevsimini yaşadığımız Mübarek Ramazan’a veda edeceğiz.

Oruç, Kur’an , Terevih, zikir ayı olan bu mübarek ay, aynı zamanda İslamın şartlarından biri olarak bildiğimiz Zekatı da vermeyi gelenek haline getirdiğimiz aydır.Bu itibarla bir mali ibadet olan zekatın öneminden de bahsetmeliyiz.

Şüphesiz zekat her şeyden önce bir ibadettir. Her ibadette olduğu gibi onun da şartları ve rükünleri vardır. Biz burada onun bu özelliklerinden ve zekatı kimler, hangi mallardan ve kimlere vermeleri gerekir gibi konulara girmeyecek, bu gibi bilinmesi gerekli konuların bilenlere sorarak öğrenilmesini tavsiye ile yetinecek zekatın sadece önemi üzerinde duracağız.Zira zekat çok önemli bir kurum ve onunla ilgili bilgiler ciltleri dolduracak kadar geniştir. Bize göre mühim olan onun önemini kavramak, somut olay ve soruları uzmanlarına sorarak öğrenmektir.

Bakalım mensubu olmakla gurur duyduğumuz Yüce Dinimizde Zekatın yeri neresidir? Kitabımız KUR’AN’da nasıl ele alınmaktadır? Hz. Peygamber o konuda ne buyurmuştur.

Kuran’ın mekki, kısa, özlü surelerini tetkik ettiğimizde bu surelerde iç içe üç mevzunun işlenmiş olduğunu görürüz.

1- Allah birdir.(eşi, benzeri, ortağı yoktur.Zamanın mekanın her şeyin tek yaratıcısı O’dur.
2- Mekke toplumunda korkunç sosyo ekonomik farklılıklar vardır. Şerdir Giderilmelidir.
3- İnsan kendisinden ailesinden, komşusundan çevresinden mesuldür.
Daha İslam’ın ilk yıllarında bir Allah, yani vahdaniyet inancı ile sosyo-ekonomik refahın, İslam’da madalyonun iki yüzü olduğu fikri Müslümanların kalbine yerleştirilmiştir. İlk yıllarda nâzîl olan şu ayet dikkat çekicidir.

“Gördün mü dini yalan sayanı! Yetimi itip kakan da, yoksula yedirmeye özendirmeyen de odur.” (Maun 1-3)
“Sakın yetime hor bakma. Sakın bir şeyi isteyeni azarlama” (Duha,9-10)
Hz. Peygamber Medine’ye hicret ettiğinde daha ilk dinlenme yeri olan Kuba’da okuduğu hutbede “yarım hurma ile de olsa Allah’ın varlığının bilinci içinde olun” buyurmuştur.
Medine devrinin ilk yıllarında inmeye başlayan Bakara suresinde mali mükellefiyetlerle ilgili ayetler yoğun bir şekilde yer almış, bu devre içinde mümin hayatının mali cephesi üzerinde giderek artan bir ehemmiyetle durulmuş, nihayet hicri 9. yılda nazil olan Tevbe suresinde aynı konulara geniş bir şekilde yer verilerek mali mükellefiyetler yönünden nihai tekamüle varılmıştır.

Bu emir ve tavsiyelerden başka namaz, oruç, hac gibi islamın şartlarından biri olan, edası mecburi ZEKAT farızası Kur’an’da 27 yerde namazla birlikte aynı ayette olmak üzere otuz yerde zikredilmiştir.
Kuran’ın zekatı namazla birlikte zikretmesindeki ısrarı, namazla zekat arasındaki kuvvetli bağlılığa, kişinin Müslümanlığının ancak bu ikisiyle kemale ereceğine bir delildir. Yüce Allah şöyle buyurur:

“Müminler mutlaka felah bulmuştur. Öyle müminler ki onlar huşua riayetkardır. Onlar boş sözlerden yüz çeviricilerdir. Öyle müminler ki onlar zekat farizasını ifa edenlerdir. “(Muminun (23), 4)”

“Yüzlerinizi doğudan yana, batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir. İyi olan Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanan, onun sevgisi ile yakınlarına yetimlere, yoksullara, yolculara, düşkünlere, kölelerin azadı için mal veren, namaz kılan zekat verenler…dir.” (Bakara (2), 177)

Zekat vermeyen bir zengin Allah’ın geniş rahmetine, Allah ve Rasulünün dostluğunu da hak kazanamaz. Zira Allah Teala şöyle buyurur:

“Benim rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Onu sakınan, zekat veren ve ayetlerime iman edenlere has olmak üzere tesbit edeceğim “ (Araf (7), 156)

“Sizin yariniz ancak Allah’tır. O’nun peygamberidir. Allah’ın emrine boyun eğici olarak namazı kılan, zekatı veren müminlerdir.” (Maide(5), 55)

Bütün bu ayetler zekatın ne büyük önem taşıdığının açık delilleridir.

İslam’da sermayenin üretim cihazının dışında atıl kalmaması, sürekli olarak harcama, infak ve yatırım vetiresinde tutulması istenmiştir. İşte zekat servet biriktirip, onu atıl hale getirmenin amansız düşmanıdır. Biriken servet zekatın tarh edildiği birinci kalem matrahtır.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır. “Altını ve gümüşü yığıp onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, onlara pek acıklı bir azabı müjdele. O gün bunlar üzerlerinde yakılacak cehennem ateşinin içinde kızdırılacak alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak, artık istifcilik ettiğiniz bu nesnelerin acısını tadın” denecektir.(Tevbe(9),34-35)

Zekat asıl olarak servetleri belirli bir seviyenin üzerinde, nisab miktarının üzerinde olanlardan, bu seviyenin altında olanlara bir gelir aktarmasıdır. Bir yönüyle de müteşebbis fakat imkanları kısıtlı şahıslara sermaye ve yatırım fırsatı temin eden bir ibadettir.

Zekat gelirin ve varlığın yeniden dağıtıma tabi tutulmasıdır. Burada yukarıdan aşağıya bir yeniden dağıtım bir aktarım söz konusudur. Böylece gelirin faydası matematik olarak katlandırılmış olur.

Zekat fakirin yani cemiyetin hakkıdır. Verilmezse hastalıklar, iflaslar şeklinde elden çıkar. Fakat beşeri gaflet bunun farkına varamaz. Zekat, zekat verenin ruhunu arıtır.

Mal sevgisi ve ona düşkünlük müzmin bir hastalıktır. Tek tedavisi de başta zekat olmak üzere sadaka ve bağışlarda bulunmaktır.

Bütün bunlarda amaç aslında insanlar arasındaki korkunç ekonomik farklılıkları azaltmak, birbirini seven, hürmet eden, paylaşan, kaynaşan, katışan gerçekten insanca yaşanan bir toplum meydana getirmektir.

İslam dininde kardeşlik, yönetenle yönetileni, patron ile işçiyi, zenginle fakiri, namazda Allah’ın huzurunda boyun eğdirmekle gerçekleştirilmiş bu kardeşlik zekatla cami dışında da sağlam bir temele oturtulmuştur. Namaz ve zekatın her ikisi de önem bakımından aynı düzeydedir. Çünkü hem Kur’an hem de sünnet namaz kılmayı ve zekat vermeyi emretmiştir.

Kur’an-ı Kerim zekatın hedeflerini iki kelime ile dile getirmektedir. Bunlar “Tathir ve Teskiyedir”

“Onların mallarından sadaka (zekat) al. Onunla kendilerini temizlemiş ve teksiye etmiş olursun” (Tevbe(9), 103)

Bu iki kelime maddi olsun manevi olsun zenginin ruh ve nefsini mal ve servetini temizleme ve arıtmayı içine almaktadır.

İslam dini insanın sadece Allah’a kul olmasını, Allah’tan başka her şeyin esaretinden kurtulmasını arzu etmektedir. Mevlana’nın ifade ettiği gibi “Sana ağır gelen o bir secde var ya binlerce secdeden alıp kurtarır seni”. Aynı şekilde mala kulluğu da insana “verme alışkanlığını” kazandırarak gerçekleştirir.

Zekat Allah’ın verdiği nimetlere şükürdür. Zekat sadece ödeyenin duygularını değil, mallarını da başkalarının haklarından temizler.

Zekat İslam’da sosyal dayanışma sisteminin bir bölümüdür. Bu dayanışma fakir, kimsesiz, muhtaç, yetim, yolda kalmış borçlu gibi her sınıfı kapsayacak kadar geniştir.

Zekat teriminin taşıdığı artma ve üreme dikkat çekicidir. Yoksul zümrelerin eline geçen para her şeyden önce insan onurunu geliştirir. İş gücü kalitesini arttırır. Bunun yanında artan satın alma gücü sayesinde yükselen umumi talep hacmi ekonomik hayata dinamizm getirir.

Zekatın en dikkate değer özelliği İslam’ın şartlarından sayııp tek tek fertlerin vicdanlarına mal edilmiş olmasıdır.



Prof. Dr. Mehmet ERKAL
 
Nakit para, altın ve gümüşün zekâtı ne kadardır?

Nakit para, altın, gümüş, döviz gibi değerleri olan bir aile reisi, bir aylık veya bir yıllık mutat aile masraflarını ve borçlarını düşüp, kesin alacaklarını ekledikten sonra elinde 96 gr. altın değerinden daha fazla meblağ kalır ve üzerinden de bir yıl geçmiş bulunursa yüzde iki buçuk üzerinden zekât vermesi gerekir.
 
Zekât kimlere farzdır?

Zekâtın farz olması için şu şartların bulunması gerekir:

a) Mükellef olmak. Zekât, namaz gibi bir ibadet olup verecek kimsenin Müslüman, hür, akıllı ve ergin olması gerekir. Buna göre gayri Müslimler, akıl hastası olanlar ve çocuklar namazla yükümlü olmadıkları gibi zekâtla da yükümlü olmazlar. Hanefîler dışındaki mezhep imamlarına göre ise, zekât mala bağlı bir yükümlülük olup, akrabalık nafakasında olduğu gibi, malın sahibinde ehliyet şartları aranmaksızın gerekli olur ve bunu ehliyetsizin velî veya vasîsi verir.

b) Nisap miktarı mala sahip olmak. Temel ihtiyaçlardan ve borçtan başka nisap miktarı veya daha fazla bir mala sahip olmak gerekir. Zekât dışı tutulan temel ihtiyaçlar şunlardır: Mesken olarak oturulan ev, evin eşyası, giysiler, binit aracı, mesleği ifa amacıyla kullanılan kütüphane, iş âletleri, üretim için kullanılan makine, tezgâh, fabrika vb. aletler, yine kişinin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin bir aylık- daha sağlam görülen başka bir görüşe göre bir yıllık- mutat harcamaları zekâttan muaftır.

Belirtilen temel ihtiyaç maddelerinin dışında borçlar da düşüldükten sonra geride kalan para, döviz ve benzeri veya ticaret malı niteliğinde 96 gram altın tutarından daha çok mal bulunur ve bunun üzerinden bir yıl da geçmiş olursa, kişi zekât yükümlüsü olur. Yıl içindeki azalma veya çoğalmalar dikkate alınmaz.
 
ZEKÂT VE SADAKÂNIN EN MAKBULÜ

Bakara Sûresinin 273. âyetinin tefsiri:


“Emir ve teşvik olunduğumuz infak ve sadakalar Allah yolunda tutulmuş din uğrunda ilme cihada kendini vakfetmiş yeryüzünde şuraya buraya gidemeyen yani Allah yolunda meşgûliyetlerinden dolayı nafakalarını kazanmaya gücü olmayan fakirler içindir. Hallerini bilmeyen -iffetlerini muhafaza için istemeye tenezzül etmeyip tahammül ettiklerinden- onları zengin zanneder. Sen onları nezâhetlerinden sîmâlarından tanırsın. İnsanlardan istemezler. Hele ısrar hiç etmezler.”


Bu âyet-i kerîme Ashâb-ı Suffe hakkında nâzil olmuştur. Ashâb-ı Suffe dört yüz kişi kadar vardılar.


Medine’de -ne meskenleri ne de akrabaları- hiçbir şeyleri yoktu. Dâimâ Kur’ân-ı Kerîm öğrenirler Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) sohbetlerini dinleyerek istifâde ederler bütün vakitlerini ilim ve ibâdete ayırırlar bir harb olursa giderlerdi. Bunlar Resûlullah’ın medresesinin Allah yoluna kendilerini vakfetmiş talebeleri idiler.


Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) bir gün Ashâb-ı Suffe’nin başlarında durup hallerine bakmışlar fakirliklerini çektikleri zahmeti görmüşlerdi. Kalblerini ferahlandırmak için buyurdular ki: “Ey Ashâb-ı Suffe! Size müjdeler olsun ki her kim şu sizin bulunduğunuz hal üzere ve bulunduğu halden râzı olarak bana kavuşursa o benim refiklerimden (arkadaşlarımdan)dır.”


İşte bu âyet-i kerîme bunlar dolayısı ile nâzil olmuştur. Fakat hükmü umûmîdir. Allah rızası için nöbet bekleyen veya Allah rızası için ilim öğrenen veya Allah rızası için Allah yolundaki hizmetlere kendisini vakfeden ve bu halde malı mülkü olmayan muhtaç olduğu halde nafakasını kazanmağa vakit bulamayan veya yetişemeyen Müslüman fakirler bu âyetin hükmüne girer. Bunlar da infak ve sadakaların verileceği en güzel yerlerdir.


Bilhassa bu yerlere ve herhangi bir hayır yaparsanız Allâhü Teâlâ muhakkak onu bilir ecir ve mükâfâtını zâyi etmez.


Kaynak . Fazilet Takvimi

 
Zekat geciktirilebilinir mi?
[FONT=&quot]
Belli miktarda bulunan nakid paraların ve ticaret mallarının üzerinden bir yıl geçince, zekatlarını geciktirmeden hemen vermek gerekir. Çünkü bu zekat mallarına yoksulların hakkı geçmiş oluyor. Artık bu hakkı özürsüz olarak geciktirmek caiz olmaz.[/FONT]


[FONT=&quot]Diğer bir görüşe göre, zekatın verilmesi geciktirmeli olarak farzdır. Sene sonunda hemen verilmesi gerekmez. Zekat borcu olan kimse, bunu hayatta bulunduğu sürece ödeyebilir.

Ödeyemeden ölürse, o zaman günahkar olur. Fakat doğru olan birinci görüştür.
[/FONT]
 

Zekat gizlimi verilmeli?
[FONT=&quot]
Zekatın aşikare verilmesi daha faziletlidir. Çünkü bu şekilde verilmesi, başkalarına bir örnek olur ve teşvik yerine geçer.

Kendisi hakkında, zekat vermiyor diye, kötü bir zannı da kaldırmış olur. Zekat bir farz olduğu için, bunun yerine getirilmesinde gösteriş olmaz.

Nafile olarak verilen sadakalarda ise, durum böyle değildir.

Bunların gizli verilmesi ve gösteriş yapılmasına engel olunması daha faziletlidir.[/FONT]
 
[FONT=&quot]Zekatın hikmetleri nelerdir?[/FONT]

[FONT=&quot]Zekatın meşru olmasındaki hikmet pek önemlidir, herkese göre açık ve meydandadır da denilebilir. Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur:

"Mallarınızı zekatla koruyunuz, hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz, bela dalgalarını da dua ve yalvarışla karşılayınız"

İşte zekat sayesinde mallar korunmuş oluyor. Sadakalar da, maddî ve manevî hastalıklar için birer ilaç yerine geçiyor.

Doğrusu zekat ve sadaka verenlerin mallarında ve canlarında bir feyiz ve bereket, bir sağlık ve afiyet yüz gösterir. Bunun çok üstünde olarak da, kendileri Yüce Allah'ın rızasını kazanıp nice manevî mükafatlara kavuşurlar, nice manevî tehlikelerden kurtulurlar.[/FONT]

[FONT=&quot]
Bilindiği gibi, kalblerde pek ziyade yer tutan mal ve mülk sevgisi, insanı yüksek duygulardan yoksun bırakır, insanı bazan fena işlere sürükler. Zekat sayesinde ise kalbin bu zararlı duygusuna ve meyline direnilmiş olur, nefis'de cimrilikten kurtulmuş olur. Mal, başkasının hakkından arındırılarak insanda şefkat ve hayırseverlik duyguları gelişir. Başkalarını gözetme ve koruma gibi yüksek duygular meydana gelir.[/FONT]


[FONT=&quot]Zekat, sosyal hayatın huzur ve mutluluğuna, beraberliğine ve refahına sebebdir. Yoksulları ve acizleri, kendi varlığından faydalandıran bir zengin, cemiyetin en değerli ve sevimli organ sayılır. Fakirlerin ve muhtaçların acılarını azalttığından, onların övgülerini, sevgi ve dualarını kazanır. Mal varlığı da hain ve hırslı gözlerin saldırısından güven içinde bulunur.

Zekat vermek, güzel bir inancın eseridir. Böyle bir inanca sahib olan kimse, bağlı bulunduğu cemiyet için zararlı olmaktan uzak, çok yararlı bir insan olur. Çünkü kendi malından bir kısmını sadece Allah rızası için ayırıp fakir din kardeşlerine veren ve bundan dolayı onlardan hiç bir karşılık gözetmeyen bir insan, artık çevresine yararlı olmaz mı?[/FONT]

[FONT=&quot]
Zekat Allah'ın nimetlerine karşı bir şükran görevidir. Zekat veren müslüman şöyle düşünür. Elde ettiğim bu varlık, bana Yüce Allah'ın ihsanıdır. Nice insanlar vardır ki, daha güçlü ve daha bilgili oldukları halde bu mal varlığından yoksun bulunuyorlar. Bunun için ikram ve ihsanı sonsuz olan Yüce Allah'ın nimetlerine karşı şükretmek gerekir, işte bu şükür, farz olan zekatın ödenmesiyle yerine getirilmiş olur.[/FONT]
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri