Zekatın Önemi
Prof. Dr. Mehmet ERKAL tarafından yazıldı..
ImageDeğerli Okuyucular; Dini hayatımızın ilkbahar mevsimini yaşadığımız Mübarek Ramazan’a veda edeceğiz.
Oruç, Kur’an , Terevih, zikir ayı olan bu mübarek ay, aynı zamanda İslamın şartlarından biri olarak bildiğimiz Zekatı da vermeyi gelenek haline getirdiğimiz aydır.Bu itibarla bir mali ibadet olan zekatın öneminden de bahsetmeliyiz.
Şüphesiz zekat her şeyden önce bir ibadettir. Her ibadette olduğu gibi onun da şartları ve rükünleri vardır. Biz burada onun bu özelliklerinden ve zekatı kimler, hangi mallardan ve kimlere vermeleri gerekir gibi konulara girmeyecek, bu gibi bilinmesi gerekli konuların bilenlere sorarak öğrenilmesini tavsiye ile yetinecek zekatın sadece önemi üzerinde duracağız.Zira zekat çok önemli bir kurum ve onunla ilgili bilgiler ciltleri dolduracak kadar geniştir. Bize göre mühim olan onun önemini kavramak, somut olay ve soruları uzmanlarına sorarak öğrenmektir.
Bakalım mensubu olmakla gurur duyduğumuz Yüce Dinimizde Zekatın yeri neresidir? Kitabımız KUR’AN’da nasıl ele alınmaktadır? Hz. Peygamber o konuda ne buyurmuştur.
Kuran’ın mekki, kısa, özlü surelerini tetkik ettiğimizde bu surelerde iç içe üç mevzunun işlenmiş olduğunu görürüz.
1- Allah birdir.(eşi, benzeri, ortağı yoktur.Zamanın mekanın her şeyin tek yaratıcısı O’dur.
2- Mekke toplumunda korkunç sosyo ekonomik farklılıklar vardır. Şerdir Giderilmelidir.
3- İnsan kendisinden ailesinden, komşusundan çevresinden mesuldür.
Daha İslam’ın ilk yıllarında bir Allah, yani vahdaniyet inancı ile sosyo-ekonomik refahın, İslam’da madalyonun iki yüzü olduğu fikri Müslümanların kalbine yerleştirilmiştir. İlk yıllarda nâzîl olan şu ayet dikkat çekicidir.
“Gördün mü dini yalan sayanı! Yetimi itip kakan da, yoksula yedirmeye özendirmeyen de odur.” (Maun 1-3)
“Sakın yetime hor bakma. Sakın bir şeyi isteyeni azarlama” (Duha,9-10)
Hz. Peygamber Medine’ye hicret ettiğinde daha ilk dinlenme yeri olan Kuba’da okuduğu hutbede “yarım hurma ile de olsa Allah’ın varlığının bilinci içinde olun” buyurmuştur.
Medine devrinin ilk yıllarında inmeye başlayan Bakara suresinde mali mükellefiyetlerle ilgili ayetler yoğun bir şekilde yer almış, bu devre içinde mümin hayatının mali cephesi üzerinde giderek artan bir ehemmiyetle durulmuş, nihayet hicri 9. yılda nazil olan Tevbe suresinde aynı konulara geniş bir şekilde yer verilerek mali mükellefiyetler yönünden nihai tekamüle varılmıştır.
Bu emir ve tavsiyelerden başka namaz, oruç, hac gibi islamın şartlarından biri olan, edası mecburi ZEKAT farızası Kur’an’da 27 yerde namazla birlikte aynı ayette olmak üzere otuz yerde zikredilmiştir.
Kuran’ın zekatı namazla birlikte zikretmesindeki ısrarı, namazla zekat arasındaki kuvvetli bağlılığa, kişinin Müslümanlığının ancak bu ikisiyle kemale ereceğine bir delildir. Yüce Allah şöyle buyurur:
“Müminler mutlaka felah bulmuştur. Öyle müminler ki onlar huşua riayetkardır. Onlar boş sözlerden yüz çeviricilerdir. Öyle müminler ki onlar zekat farizasını ifa edenlerdir. “(Muminun (23), 4)”
“Yüzlerinizi doğudan yana, batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir. İyi olan Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanan, onun sevgisi ile yakınlarına yetimlere, yoksullara, yolculara, düşkünlere, kölelerin azadı için mal veren, namaz kılan zekat verenler…dir.” (Bakara (2), 177)
Zekat vermeyen bir zengin Allah’ın geniş rahmetine, Allah ve Rasulünün dostluğunu da hak kazanamaz. Zira Allah Teala şöyle buyurur:
“Benim rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Onu sakınan, zekat veren ve ayetlerime iman edenlere has olmak üzere tesbit edeceğim “ (Araf (7), 156)
“Sizin yariniz ancak Allah’tır. O’nun peygamberidir. Allah’ın emrine boyun eğici olarak namazı kılan, zekatı veren müminlerdir.” (Maide(5), 55)
Bütün bu ayetler zekatın ne büyük önem taşıdığının açık delilleridir.
İslam’da sermayenin üretim cihazının dışında atıl kalmaması, sürekli olarak harcama, infak ve yatırım vetiresinde tutulması istenmiştir. İşte zekat servet biriktirip, onu atıl hale getirmenin amansız düşmanıdır. Biriken servet zekatın tarh edildiği birinci kalem matrahtır.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır. “Altını ve gümüşü yığıp onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, onlara pek acıklı bir azabı müjdele. O gün bunlar üzerlerinde yakılacak cehennem ateşinin içinde kızdırılacak alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak, artık istifcilik ettiğiniz bu nesnelerin acısını tadın” denecektir.(Tevbe(9),34-35)
Zekat asıl olarak servetleri belirli bir seviyenin üzerinde, nisab miktarının üzerinde olanlardan, bu seviyenin altında olanlara bir gelir aktarmasıdır. Bir yönüyle de müteşebbis fakat imkanları kısıtlı şahıslara sermaye ve yatırım fırsatı temin eden bir ibadettir.
Zekat gelirin ve varlığın yeniden dağıtıma tabi tutulmasıdır. Burada yukarıdan aşağıya bir yeniden dağıtım bir aktarım söz konusudur. Böylece gelirin faydası matematik olarak katlandırılmış olur.
Zekat fakirin yani cemiyetin hakkıdır. Verilmezse hastalıklar, iflaslar şeklinde elden çıkar. Fakat beşeri gaflet bunun farkına varamaz. Zekat, zekat verenin ruhunu arıtır.
Mal sevgisi ve ona düşkünlük müzmin bir hastalıktır. Tek tedavisi de başta zekat olmak üzere sadaka ve bağışlarda bulunmaktır.
Bütün bunlarda amaç aslında insanlar arasındaki korkunç ekonomik farklılıkları azaltmak, birbirini seven, hürmet eden, paylaşan, kaynaşan, katışan gerçekten insanca yaşanan bir toplum meydana getirmektir.
İslam dininde kardeşlik, yönetenle yönetileni, patron ile işçiyi, zenginle fakiri, namazda Allah’ın huzurunda boyun eğdirmekle gerçekleştirilmiş bu kardeşlik zekatla cami dışında da sağlam bir temele oturtulmuştur. Namaz ve zekatın her ikisi de önem bakımından aynı düzeydedir. Çünkü hem Kur’an hem de sünnet namaz kılmayı ve zekat vermeyi emretmiştir.
Kur’an-ı Kerim zekatın hedeflerini iki kelime ile dile getirmektedir. Bunlar “Tathir ve Teskiyedir”
“Onların mallarından sadaka (zekat) al. Onunla kendilerini temizlemiş ve teksiye etmiş olursun” (Tevbe(9), 103)
Bu iki kelime maddi olsun manevi olsun zenginin ruh ve nefsini mal ve servetini temizleme ve arıtmayı içine almaktadır.
İslam dini insanın sadece Allah’a kul olmasını, Allah’tan başka her şeyin esaretinden kurtulmasını arzu etmektedir. Mevlana’nın ifade ettiği gibi “Sana ağır gelen o bir secde var ya binlerce secdeden alıp kurtarır seni”. Aynı şekilde mala kulluğu da insana “verme alışkanlığını” kazandırarak gerçekleştirir.
Zekat Allah’ın verdiği nimetlere şükürdür. Zekat sadece ödeyenin duygularını değil, mallarını da başkalarının haklarından temizler.
Zekat İslam’da sosyal dayanışma sisteminin bir bölümüdür. Bu dayanışma fakir, kimsesiz, muhtaç, yetim, yolda kalmış borçlu gibi her sınıfı kapsayacak kadar geniştir.
Zekat teriminin taşıdığı artma ve üreme dikkat çekicidir. Yoksul zümrelerin eline geçen para her şeyden önce insan onurunu geliştirir. İş gücü kalitesini arttırır. Bunun yanında artan satın alma gücü sayesinde yükselen umumi talep hacmi ekonomik hayata dinamizm getirir.
Zekatın en dikkate değer özelliği İslam’ın şartlarından sayııp tek tek fertlerin vicdanlarına mal edilmiş olmasıdır.
Prof. Dr. Mehmet ERKAL