Yüzbul/muşluğumdan şu acıtasyonlarım.

Konu sahibi son olarak 157 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Uzun zaman olmuş şöyle dökülmeyeli...
Acısıyla, tatlısıyla hiç değişmeyen ve değişmek bilmeyen yalanlarıyla.. Güçsüz müyüm? Artık bu konuda bir fikrim yok, güçlü müyüm, bunu da kabul ettiğim yok, çıkmazdayım bildiğim tek şey bu.
Evin terasına çıkıp, intihar için gerekli hazırlıkları bile yaptım, bir kağıt ve kalem ile.. bir demli çay koydum, içime koyanların ardından, bırakılan onca şeyin ardından..
Daha ne kadar sancısız olabilirdi ki? bilemezsin, benim de kendimi bilmediğim gibi.
Yazmakla tükenmeyen kalemlerim vardı benim, inanır mısın onca küfür karşıladığım halde, paylaşmaktan dahi sakındım, niye biliyor musun?
Artık bıkmıştım..
Birine, ona, buna veya şuna.
Boş versene, bildiğin alayına!
Duygusallıktan dem vuranları anlayamaz olmuştum bir aralar, duygusuz mu olmalı yoksa insanlar? Şu zırhımı kuşanmasam da, ağlamaklı mı kalacaktı hep silüetim? Şu kalbim var ya, kaya olsaydı keşke dediğim anların hesaplanmasını çıkaracak bir çarpım tablosu bile yok şu dünyada. Hiç değilse, bu kadar yazmakla kırılmazdı parmaklarım. Şimdi duygusal miydim? Katiyen hayır!
Ancak, bu kadar sıkışmışlık olmasaydı eğer, ahlaksız çalmazdı benim sol yanım. Mecazen de olsa, insan olduğumu hatırlamak için ritimlerini takip ederdim, evet yapardım insanmışım meğer unutmuşum diyecek kadar yapmışımdır. Haberin var mı? Hayır, çünkü insan değilsin, bir dünyanın içinde, neye yaradığını bilmediğin bir oksijen israfından öte değilsin.
Evet sen, parmaklarım senin de bir kalbin olduğuna inanmıştım bir zamanlar, şu adam olduğunu varsaydığım zamanlar..
Veya boş ver.
Bergen’in dediği gibi “feryat eden kalbimi biraz olsun duy yeter”
İç sesim, içimdeki hiçlik..
Biraz duysan yeterdi evet, illaki damar sevmezdim ben ama kanımın fazla geldiği anlar oluyor benimde, bileklerimden akışını izlemek istediğim şu anlar..
Haydi yine hepsini boş ver gitsin.
Unutalım şu anı, ne yazdığımızla ilgili bir fikrimiz dahi yok zaten.. Fikirlerimiz kibrit çöpü gibi yakıldıkça yakılıyor, haberin var mı? Hayır tabi ki.
Biri çıkar birazdan;
“Bu da edebiyat ise biz gırtlağımız yırtılana kadar söveceğiz sana”
Kabul, bu da kabul.
Çünkü bir edebiyata hâsıl olacak kadar edep kalmadı şu dilimde, kaç dikiş attığımı biliyor musun? Hep bir kulp takıyoruz ya, bana da takılsın en şaşalı olanından! Elini atan ayağımızı yerde bırakmadı zaten.
Sitem etmeye hakkım var mı bilmiyorum, etmek istediğim de yok zaten.
Artık yazdıklarımın bir manaya erişmesini dahi beklemiyorum, bir manav dükkanına uğramış, parası yetmediği için evladına istediğini alamamış baba gibiyim.
‘Neden’ sorusuna bir cevap bulamadım, yastık gömüldü sanki suratıma tüm şu çizgiler utanç izleri.
Çünkü biliyorum.
“Hepnedenseben”
“Nedensehepben”
Artık bir cümlenin içindeki ‘ben’ dahi olmak istemiyorum. Bu karmaşanın içinde, iç dökmeye dahi düşmüyor kelimelerim. Fazladan nitokin almış gibi, darmadağın, grimsi tüm evrenim.
Elinden en sevdiği oyuncağı alınan çocuk gibi ‘küstüm artık oynamıyorum’ demek istiyorum, bir aklımın veya intikam alma iç güdüsünü unutarak, küstüm artık diyecek kadar hakkım olsun istiyorum.
Küstüm çünkü.
Bir kendime, bir sana.. bunca zaman sonra ikimize birden.
Uzun zaman önce “yazmaktan asla vazgeçme, yazdıkların seni yaşatacak” demişti. Keşke şimdi karşısına geçip, yazdıklarım beni öldürmeye başladı buna da bir çözümün var mı diye sorabilseydim.
Var mı gerçekten? İnanmak istediğim cümlelerin var mı?
7/24 açıktır benim gözlerim, yeter ki al da şu gerçeklerini gel ulân!
Gidiyordum, bir bavul dahi almadan.. Tüm pişmanlıklarımı, gizlediğim gülüşlerimi, açıktan açığa vurduğum acılarımı da alıp gidiyorum! üstüm kalsın diyecek kadar hür gidiyorum!
Üstü kalsın gerçekten..
Ayni şarkının nakaratında unutulmuşuz nasılsa, belki bugün olmasa da elbetbirgün düşeceğiz dudaklara..
Hazırla kendini, üzerimize yağmur yağdıracaklar, kirletilmemiş hiçbir yanımız kalmayacak, çıplak kalmışsınız alın da şu utanmazlığı giyin diyecekler!
Hep söyledikleri gibi; illaki bir şeyler söyleyecekler. Çok bildiklerinden, hâd bilmediklerinden..
Seni bilmem artık, ben zaten çamurun içinde yüzüyorum, isterim ki ellerin uzanmasın bana, kirletmeyeyim seni-de.. bu kirleniş kahpece anılmasın şu tarihin toz yutmuş raflarında.
Üzerimizden bir beden geçmiş gibi, ihanet temalı olmasın yalnızlığımız, yalanlar deşmesin bağrımızı.
Bir daha, bir daha diyecek kadar denemeye takati olmasın ellerimin, bir daha cümle kuracak kadar kıvrılmasın şu pervasız dilim.
Hâlâ kirlenmemiş sayfalarımız var, yalan öpmemiş çizgili satırlarım, bir de mavi pijamam var, gökyüzü mavisi.
Eğer dilersen, beni kaybettiğim yerden al, olanlardan kimseye söz etme, öyle bir hâl içerisinde bul ki beni, kendimi bulduğuma inanmış olacak kadar tapayım sana.
Bunu bir gidiş sayma, nasılsa tapınaksın ya şu yalnızlığıma, her çaresiz anımda koşacağım tüm inancımla sana.
Ve son olarak;
Bunların hiçbirinden haberdar olma, duyarsan oluk oluk kanarım, en çokta buna yanarım.

Rüzgar.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Kelimelerin ifade gücünü aştığı an. Ben yine bir his karmaşasının içerisine daldım. Tıpkı okuduğum son kitap gibi, sonu diğerleri gibi bitmeyen o son kitap.. Mısralarınız duygusallığı değil duyguları harmanlama gücünüzü yansıtıyor şair bey.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri