-
- Katılım
- Nisan 16, 2019
-
- Mesajlar
- 55,855
-
- Tepkime puanı
- 34,757
-
- Puanları
- 353
Yüz körlüğü; ağız ve burun gibi yüze ait bölümlerin ayrı ayrı görebilmesine rağmen yüzü oluşturan bu farklı bölümlerin bütün şekilde bir yüz olarak algılanamaması, yüzlerin birbirinden ayırt edilememesi ve tanınamaması şeklinde tanımlanabilir. Yapılan araştırmalar, dünya genelinde yüz körlüğü görülme oranının yaklaşık %2 olduğunu gösteriyor. Geçmişte yüz körlüğü vakalarının önemli bir bölümünün, kafa travması ve inme gibi beyin hasarları ya da tümör nedeniyle fuziform yüz alanının zarar görmesi sonucu ortaya çıktığı düşünülüyordu. Ancak araştırmalar yüz körlüğünün çoğunlukla beyin hasarı olmaksızın ortaya çıktığını gösteriyor. Bu durum gelişimsel prosopagnozi olarak adlandırılıyor.
Yüz körü olan kişiler birinin yüzüne veya aynadaki yansımalarına baktığında bizim gördüğümüz gibi tüm organları yerli yerinde olan bütün bir yüz göremiyorlar. Bu kişiler ayrıca yüzleri tanıyamamak veya ayırt edememekle kalmıyor, yüzleri zihinlerinde de canlandıramıyor. Yüz körü bireyler, kendi fotoğraflarını dahi tanıyamadıklarını hatta film izlerken karakterleri takip etmek ve olay örüntüsünü anlamakta güçlük yaşadıklarını belirtiyorlar.
Yüz körlüğü yaşayan insanlar, sosyal ilişkilerini sürdürmek için yüz dışındaki ipuçlarından yararlanıyorlar. Örneğin kendilerine seslenen kişinin sesi, saçları, giysileri veya ayırt edici aksesuarlarından faydalanarak karşılarındaki kişiyi tanımaya çalışıyorlar.
Yüz Körlüğü Tedavi Edilebilir mi?
Son zamanlarda yapılan bazı araştırmalar, yüzleri tanıma ve ayırt etmeye yönelik bir egzersiz programı ile yüz körlüğü belirtilerinin azaltılabileceğini ortaya koyuyor. Bu çalışmalardan birinde doğuştan yüz körü olan beş kişi 11 haftalık bir eğitime alındı. Bu eğitimde katılımcılara biri daha üstte yer alacak şekilde üç adet yüz resmi gösterildi ve altta yer alan iki yüz resminden hangisinin üstteki fotoğrafa daha fazla benzediğini tespit etmeleri istendi. Program aynı zamanda çeşitli yüz ifadeleri ve yüzlerin farklı profillerden çekilmiş versiyonları gibi farklı zorluk dereceleri de içeriyordu. Katılımcılar 11 hafta sonunda kontrol grubuna göre yüzleri ayırt etme ve tanımada anlamlı şekilde daha iyi performans gösterdiler. Bu etki çalışma bitiminden üç ay sonrasında da devam ediyordu.
Yüzleri algılamak ve tanımak birçoğumuz için hayli basit. Hatta bunun nasıl gerçekleştiğinin farkında dahi değiliz. Ancak bu beceriye sahip olmayan insanlar günlük hayatta zorlanabiliyorlar. Bu durum depresyon ve sosyal kaygı bozukluğu gibi sorunlara neden olabiliyor. Ancak beyin plastisitesi ya da beyin esnekliği olarak isimlendirilen beynimizin geliştirilebilme kapasitesi sayesinde mümkün olduğunca bu problemin de üstesinden gelinebiliyor.
Yüz körü olan kişiler birinin yüzüne veya aynadaki yansımalarına baktığında bizim gördüğümüz gibi tüm organları yerli yerinde olan bütün bir yüz göremiyorlar. Bu kişiler ayrıca yüzleri tanıyamamak veya ayırt edememekle kalmıyor, yüzleri zihinlerinde de canlandıramıyor. Yüz körü bireyler, kendi fotoğraflarını dahi tanıyamadıklarını hatta film izlerken karakterleri takip etmek ve olay örüntüsünü anlamakta güçlük yaşadıklarını belirtiyorlar.
Yüz körlüğü yaşayan insanlar, sosyal ilişkilerini sürdürmek için yüz dışındaki ipuçlarından yararlanıyorlar. Örneğin kendilerine seslenen kişinin sesi, saçları, giysileri veya ayırt edici aksesuarlarından faydalanarak karşılarındaki kişiyi tanımaya çalışıyorlar.
Yüz Körlüğü Tedavi Edilebilir mi?
Son zamanlarda yapılan bazı araştırmalar, yüzleri tanıma ve ayırt etmeye yönelik bir egzersiz programı ile yüz körlüğü belirtilerinin azaltılabileceğini ortaya koyuyor. Bu çalışmalardan birinde doğuştan yüz körü olan beş kişi 11 haftalık bir eğitime alındı. Bu eğitimde katılımcılara biri daha üstte yer alacak şekilde üç adet yüz resmi gösterildi ve altta yer alan iki yüz resminden hangisinin üstteki fotoğrafa daha fazla benzediğini tespit etmeleri istendi. Program aynı zamanda çeşitli yüz ifadeleri ve yüzlerin farklı profillerden çekilmiş versiyonları gibi farklı zorluk dereceleri de içeriyordu. Katılımcılar 11 hafta sonunda kontrol grubuna göre yüzleri ayırt etme ve tanımada anlamlı şekilde daha iyi performans gösterdiler. Bu etki çalışma bitiminden üç ay sonrasında da devam ediyordu.
Yüzleri algılamak ve tanımak birçoğumuz için hayli basit. Hatta bunun nasıl gerçekleştiğinin farkında dahi değiliz. Ancak bu beceriye sahip olmayan insanlar günlük hayatta zorlanabiliyorlar. Bu durum depresyon ve sosyal kaygı bozukluğu gibi sorunlara neden olabiliyor. Ancak beyin plastisitesi ya da beyin esnekliği olarak isimlendirilen beynimizin geliştirilebilme kapasitesi sayesinde mümkün olduğunca bu problemin de üstesinden gelinebiliyor.
Kaynaklar:
Gauthier, I. ve ark., “Expertise for cars and birds recruits brain areas involved in face recognition”, Nature Neuroscience, Cilt 3, Sayı 2, s.191-197, 2000.
Frah, M. J. ve ark., “What is" special" about face perception?”, Psychological Review, Cilt 105, Sayı 3, s. 482-498, 1998.
Alıcı, T. Gerçek Bir Yanılsama: Bilinç, Metis Yayınları, 2013.
Beynimiz Yüzleri Nasıl Algılıyor?