Yürek Sesi

Konu sahibi son olarak 1887 gün önce görüldü
VUSLATI SENİN GÖZLERİNDE YAŞAMAK İÇİN

İmkansızlığı yokluğun zindanda asıp
Vuslatı senin yüreğinde yaşamaya geliyorum.. "


Sana geliyorum umut tarlalarına " sevdamızın " güneşini ekerek. Vuslat kelimelerini tozlu raflardan indirip sana geliyorum. Biliyorum, avuçlarında hasretin alazları yanıyor.. Külleniyor vuslatın kelimeleri yüreğinde.. Bekle beni, avuç içlerindeki kör olası yangınları ıslak kirpiklerimle söndürmeye geliyorum. Yürüyorum zifiri uçurumları aşarak. Gözlerin " gelecek diye " perdelerin arasında gözyaşıyla ıslanmasın. Ben karanfillerin gülümsediği kuşluk vaktinde saçlarına süzüleceğim. Haydi, saat çoktan gece yarısını geçmiş olmalı oralarda..Uyutamasan da hasreti, ne olur gözlerini kapa yıldızlara.. Ben gelirken, yüzündeki hüzün bulutlarını topla göğünden ve uykuya dalmış " vuslat " türkülerini kaldır kirpiklerinden..

Umut fakiri sevdamla kana kana gülüşlerini avuçlarından içmeye geliyorum. Uykular haram sana kavuşana kadar. Geldiğimde bir tutsam ellerini, bir öpsem yüreğini goncalar tebessüm edecek toprağın altından..Güller dökülecek yıldızların avuçlarından..Ah bir sarılsam sana..Rüzgar bile kıskanırdı kavuşmamızı..Sana geliyorum. Leyla sına ağlamaklı Mecnun yoldaşım, Aslı sına kavuşması prangalı Ferhat ise arkadaşım oldu bu yolculukta. Biliyorum zaman akmıyor takvimlerin belinden..Saatler gece yarısını çoktan geçse de uzanamıyorsun yatağına..Hissediyorum bana kavuşmadan yatağına sanki çiviler serpiştirilmiş..Haydi, kapat perdelerini..Süzülmesin gözlerinden yanağına doğru ıslak nehirlerin..Mahpusa düşmesin sevda kokan kelimelerin..Bekle beni, geldiğimde cebinde biriktirdiğin gözyaşlarını yüreğimde kurutacağım. Doya doya sarılıp gözlerinde baharları soluyacağım.

Sana geliiyorum yetim cocukların düşlerini sırtıma yüklenerek. Aşındırıyorum vuslat kaldırımlarını..Karanlığı eze eze sana koşuyorum. Aldırma ellerimin titremesine. Kolay mı gözlerindeki solduğum " hayali " Cenneti nefesinde hissetmek ? Kolay mı ellerine sürülmüş bahar kokusunu doyasıya içime çekmek ? Kolay değil elbet..Kelimeler anlatamıyor içimde büyüyen heyecanı..Of dizlerim titriyor yine.. Ter basıyor alnımı..Yıllar haince güneşini vursalar da , gülen yüzünü soldursa da acılar ne olur ağlama ne olur..Sabır elbisesini giyin üzerine..Umutlarını kanatlandır karanlık gökyüzüne..Ben senin icin yollardayım..Azığım gülüşün , katığım acıların olmuşken biraz daha dayan gül yüreklim..Geldiğimde " vuslat " ateşiyle küllendireceğim arsız sancılarını..Ben sökeceğim takvimlerde asılı kalmış gözyaşlarını..Ne olur taş kundaklarda uyut hasretini..Ne olur silme ıslak kirpiklerini..Ben o ıslak yüreğini " sıcak umutlarımla" sileceğim..

Yürüyorum karlı dağları birer birer aşarak. Yorulsam bir an, buğulu bakışlarında " sağır akşamları " senin yanında karşılamanın huzuruyla dinleniyorum..Of serçe edalı bulutların koynunda yürür gibi sana koşuyorum. Bazen yolunu kaybetmiş yağmur yüklü bulutlar " vuslatın " kentini soruyor bana..Bende peşimden gelmelerini söylüyorum..Gögünü yitirmiş kuşları peşime takıp hep birlikte sana geliyoruz..

Sana geliyorken yokluğunu küllendirdim aldığım her nefeste..Hayalimde gözlerini kaç kez öptüm..Kaç kez gül bahçelerinden cicekleri çaldım....Sana geliyorum utangaç ve mahçup bir cocugun düşlerini yüregine sermek için. Gelirken, kaç kez pusulara düştüm. Hor görüldüm karanlıklarda...Öyle zifiri idi öyle katransıydı ki geceler, bastığım her adımda Yusuf un kör kuyuları sandım. Lokma lokma acılarını sundular boğazıma..Ne olur üzülme sen.. Gecelerde yakılsa da bedenim ne olur ağlama sen.. Küllerimden saçlarına gülleri motifleyeceğim.Denizlerin dibindeki incileri yüreğine dizeceğim..Biraz daha sabret uykusuzluga ve bu vuslat kokan yalnızlığa.

Uçurum kenarında toprağa kökleriyle delice tutunmuş "umut çiceklerini " yüreğimle toplamaya geliyorum. Başını dayayıp bir çocuk gibi utanmadan ağlayabileceğin " omuz " olmaya geliyorum.Dilimde Şehrayin türkülerini yakıp kaldırımları aşıyorum..Bil ki, bu yolculuk " vuslata " gebe.. Bu yolculuğun sonunda ya karanlıklarına yıldızları dizeceğim ya da saçlarına baharları işleyeceğim..Bu mapusluk, bu hasret bitecek elbet..Kangren gecelerin yoklugumda islenmeden, ak alınlı günlerin karanlığa bürünmeden kelebeklerin sırtından avuçlarına düşeceğim bir çiğ tanesi gibi..


" Sana geliyorum gül yüreklim
Vuslatı senin gözlerinde yaşamak için.
Uçurumları aşıyorum
Gözlerinde " hayali " Cenneti solumak için."





(alıntı)
 
NEDEN..?

Kalplerimizi birleştirseydik belki istediklerimizi elde edebilirdik.Daha çok sevebilirdik sevilebilirdik. İçimizdekiler, içimizde kaldi.Disariya vurabilseydik belki anlaşılabilirdik, anlaşabilirdik. Birbirimize hissettiklerimiz insanların bize hissettiklerinden o kadar fazlaydı ki...Ah, bir düşünebilseydik.Eminim o zaman birbirimize bağırmak zorunda kalmazdık.
Bir insani sevebilmek o kadar kolay ki..Onu anlayabilmek.Yalnızca iyi taraflarını görür ve diğer taraflarını boş verirsin.Ama bir o kadar da kolay bir insandan nefret etmek.Sevebildiğin kadar çok seversin sonra sevecek bir yönü kalmadığını görürsün.
Biz de birbirimizi ilk önce sevebileceğimiz kadar çok sevdik.Birbirimize kucak dolusu sevgi sunduk.Ama yalın bir sevgi.Anlayıştan, düşünceden, mantıktan uzak bir sevgi.
Düşünmeden sevdik biz birbirimiz.Ne dün önemliydi bizim için ne de yarin.Sadece bugünü yaşadık.Neler yapmadık ki ? Bazen ben bir çocuk oldum bazen de sen.Bazen ben çocuklar gibi ağladım bazen de sen.Ama ağlarken bile sessizdik.Aramızdaki sukuneti hiç bir şeyin bozmasına izin vermedik.Neden ? Neden konuşmadın benimle ? Neden ben seninle...?
Birbirimize söyleyeceğimiz o kadar çok şey varmış ki, simdi anlıyorum.
Son karşılaşmamızda bile sessizdik.Birbirimize istediğimiz kadar bağıramadık bile.Tıpkı istediğimiz kadar yaşayamayacağımız gibi.Aslında ne kadar da masumdun ölümü kucaklamaya hazırlanırken.”Severek ölüyorum, seni severek..” demiştin.Ama ben bir şey söylememiştim.Simdi söylüyorum : “Sen severek ve sevilerek öldün.”
Elimde olsaydı seni kurtarırdım ama yapabileceğim hiçbir şey yoktu.Seni unutmayacağım



(alıntı)
 
YÜREĞİMDEN YÜREĞİNE


Mutlu ediyor beni boyle sevmek seni. Hic ayrilmamissİn, hep yanimdaymissİn gibi, en son gordugum gun seni, ilk kez gordugum gun gibi hatirimda. Hep ilk kez goruyormus gibi heyecanlanirdim seni gordugumde. Ellerin ellerime ilk kez dokunuyormus, ilk kez kenetleniyormus gibi. Kalplerimiz ilk kez bulusuyormuş gibi ayni heyecanla.

Ve bilmiyorum bu nereye kadar surecek, seni sevmek, seni olesiye sevmek guzel. Ama vuslat yok bu sevdada, hep ozlemek, hep beklemek var, yolunu sasirmis bir yolcunun yolunu bulmasini beklemek gibi bir sey bu. Bu yolculukta rehber ben degilim, eger izin verilseydi buna. Hep yeni yerlere, hep yeni guzelliklere goturmek isterdim seni. Hep guzeli, hep iyiyi, hep sevdayi paylasmak icin.

Bugun yagmur yagiyor ve ben daha çok soyluyorum seni sevdigimi...

Ne olursa olsun, kim girerse girsin aramiza, gerçek [sen]sin, gerçek [ben]im. Gerçek [biz]iz senden ve benden baska gercek yok ikimize yasadigim dunyada. Ve hic kimse, hicbir kural degistiremeyecek bunu...



(alıntı)
 
İKİ İNSAN SEVERSE NASIL MUTLU OLMAZ,OLAMAZ?


Yağmur damlalarını çiviye benzetirim çoğu aksam. Çoğu aksam sen olmazsın menzilimde . Ya da ben seninkinde. Kararır umutlar, düşer mavi düşler..

"iki insan severse nasıl mutlu olmaz , olamaz? " sorumun cevabını,aynaya baktığımda alıyorum. Yüzümün çizgilerinde,gözlerimin buğusunda, dudaklarımdaki acı tebessümde. "iki insan birbirini sevse dahi mutlu olamaz."

(Oysa beklediğim sendin)

Mart geceleri ben heyecanlandırır. Yarını beklerim,özlemle. Papatyaların taç yapraklarını görmek, mavi yapraklı kelebekleri okşamak için.. Umutsa umut. Nietzsche'yi dahi görmem o gecelerde.

Enkazdan çıkalı az olmuştu,açtım,susuzdum. Yalnızdım.. Aralık penceremden sen çıkıverdin bir gece. Yüzün bir ilk bahar sabahı, yüzün nadas topraklarda yeşeren bir inci çiçeği. Herhangi biri sen oldu, sen o oldun. O, idolümdü. Çocukluğumda, kandil altında karakalemle çizdiğim ve o zamandan bu yana sevgimi biriktirdiğim yüz.

Seninle konusmak,herhangi bir masalda, mucizelerle karşılaşmış, acılı ve iyi bir kız rolünü giydiriyordu bana. Onun mucizesi perilerdi, benimki Sen.

Çok geçmedi, senden uzak bir kentte bir sevgilin olduğunu söyledin bana.
Kaybolmam gerektiğimi hissettim, Gittim.

Söyleyemediğim sözlerimi denizlerin kaldırmına yazdım. Kargalarla konuştum en cok da. Seni anlattım hep. Bu zamanlarda kendimle birlikte kalmayı yeğledim. Kapılarımı kapattım,hücremde dinlendim,dinginleştim. Ben seni seviyor muydum? Sana aşık mıydım? Yoksa hayran mı? Sevgi neydi? Klişeleşmiş hiç bir söz sana olan hislerimi anlamlandırmıyordu. Seni kıskanmıyordum,senin baska biriyle olsa dahi mutlu olman, beni teselli ediyordu. Arkamı dönmek, hislerimin zayıflığına ipucu değildi. Her neyse..

Bir yaz günü, yine karşılaştık. Yüzün hiç değişmemişti. Mutluydun..
Benim neden kaybolduğumu, beni çok aradığını,vuslat umudunun hiç bitmediğini söyledin. itiraf safhası sona erdi, ellerini uzattın , ellerimi uzattım. Senle "biz" kavramı olduktan sonra, her anımızın değerini bilmek istedim. Çünkü bir gün biticekti.

Taşıyamadım sevgini. Bana hayran bakışlarını taşıyamadım küçük omuzlarımda. "Biticek" düşüncesini durduramadım,bu yüzden, ne zaman bana "seni seviyorum" desen, kalbime binbir ok saplandı. Sevinçten bugulandı gözlerim,dedim,geçiştirdim.

Mektuba mı yazılmalı,telefonda mı söylenmeli? Ben yüzüne söyledim, "Bitti" yi. "Birincide olmadıysa eğer, ikincisinde de olmamalı. bunlar benim işaretler toplamım. Gerçekten sen varsan yarınımda, üçüncüde kesişmeli yollarımız sevgiyle,özlemle,hasretle.".
Gittim..

Hangi baharı yasiyorsun suan ?
Takviminde hangi gün kazılı.
Bugun Ekim'i 10 mu geçiyor ?
Rüzgar nefesimi tıklatıyor mu pencerene.

üçüncü karşılaşma hiç olmadı.
ben huzur evinde,bir mart gecesi, yagmur damlaları çivi gibi düşerken etime vazgeçtim bu dünyadan. Seni ise; bilmiyorum.

( a)iki insan birbirini sevse dahi mutlu olamaz.
ya da
b) elimize düşen incileri terk etmeden önce düşünmeliyiz; ya bir daha dokunamassam? )



(alıntı)
 
ESKİ AŞK YARALARI

Yoksun işte, ölümüne özlemini çekiyorum şimdi. Gittin, hayatımdan düşlerimi, anılarımı sarsarak ve tekmeleyerek kalbimin kapılarını ardına kadar... Yağan yağmurlara, esen rüzgarlara, açan güneşe de aldırmıyorum artık. Günlerin tadı yok, sular da akmıyor.

Göçüp gitti uzak diyarlara sevgi kuşları... Yağmurla da konuşmuyorum artık, nehirlere de anlatmıyorum derdimi. Ayrılık denizine düşmüş, tersine kürek çeken şaşkın bir denizci gibi kalakalmışım yorgun dalgalar arasında... Rüzgar da esmiyor, kahretsin...
Yokluğun ölüm gibi, yokluğun işkence. Sensiz ellerim, bedenim, ayaklarım üşüyor, buza dönüyor hayatım … Uçup gidiyor kırlangıçlar, uzaklara giden hayallerimin peşinden. Turnalar da gidiyor, bir ben kalıyorum bir ben, böyle çaresiz, böyle kimsesiz. Kahretsin...

Omuzları düşmüş basamaklardan inerek hiç bir mutluluk kıtasına varılamıyacağını anladım. Anladım ki, herkes kendi yarasını kanatır içinde ve her acı bir başka acıya açılan kapıdır aslında...

Bir zamanlar saçların gönül bahçemin çiçekleriydi; okşadıkça, dokundukça kokulu güller açardı yüzünde. Bakmaya, dokunmaya kıyamazdım... Ellerini her tuttuğumda sonsuz bir sevinç kaplardı yeryüzünü, gökyüzünün bütün yıldızlarını tutup başına taç yapmak geçerdi içimden, yetmezdi gücüm...

Bir zamanlar sevdası vardı bu dağların, yüreğimi ısıtan, acılarımı yumuşatan, dünyayı mutlu gösteren bana, her yüzüne baktıkça dinlendiren beni, ısıtan buza kesmis ellerimi, gözlerimi ufuktan doğan güneşe bağlayan. Bir sevdası vardı bir zamanlar bu dağların, unutamayacağım, gençliğimi paylastığım, sevincini yaşadığım... Gittin, hepsi terkedip gitti beni...

Yoksun işte, yitirdim içimde gülen o sevdalı çocuk gözlerini. Anladım ki, içinden kayıp bir adamın dalgın bakan gözleridir hüznün diğer bir adı, bu karanlık soğuk gecelerde.

Hani sözcüklerin bile yetersiz kaldığı zamanlar vardır ya, ordayım işte. Anladım ki, bütün yıldızların karardığı gece sevinçlerin tükendiği yerdir.
İç çekmenin başka bir anlamı var mı başka dillerde? Ben susuyorum, öpülmemiş zaman girdapları kemiriyor dudaklarımı. Anladım ki, bütün iççekişler sevgililerine kavuşmayan sevdalıların hüzünlü gözlerine benziyor, yaşamın kıyısında kırılmış tomurcuklara...

Yoksun işte, uzandığımız her nehirde bir mutsuz yaşamın tortusu seyrediyor şimdi. Sen ki, benim yaz yağmurumdun, güz güneşimdin. Şimdi eski aşk yaraları dökülüyor ömrümün kıyılarına, terkedilmişliğin hüznü vuruyor sulara... Anladım ki, her gidiş bir dönüşü anlatmıyor... Her aşk bir mutluluğu...

Gözlerime bakan herkes anlıyor acı çektiğimi. Sır tutamıyorum artık yüzümün hüznü ele veriyor içimdeki fırtınayı. Yalnızlığı vurup sırtıma karda üşüyerek, düşe kalka yollarda gidiyorum işte bilmediğim, tanımadığım dönüşü olmayan bir yere... İstedim ki beklemesin, bilmesin beni hiç bir hatıra...



(alıntı)
 
MUTLU OL,HOŞLUĞUNLA KAL SEVGİLİ


Mutlu Ol, Hoşluğunla Kal Sevgili...

Bilirim sen şiir eken birisin,
ektiğin şiirden kim ne alır bilemezsin,
bunu kısıtlayamazsın da.
Biri coşkusuna karışır,
biri hüznünden alır yazdıklarının.
Kimi de beğenmez ki;
her okuyanın ne hissettiğidir şiir.

Beni tamamen değilse de yeterince anlayabildiğini sanıyordum.. Ancak; öyle anlar oluyordu ki anlamakta, anlamlandırmakta zorluk çekiyordun. Yanlış anlaşıldığımı düşünüyordum zaman, zaman. Bugün de böyle bir yanlışlığı düzeltmekti amacım. Çok düşündüm seni arayıp, aramama konusunda; seni rahatsız eder miyim kaygısıyla.... Derler ya "her şeyde bir hayır vardır", bu yanlış anlama da bir hayır olacakmış sana.

O an senden duyduğum sözler içimi acıttı sevgili !
O sözlerin anlatıyordu ki, bir başkasına karışmış gönül selin, bir şeyler hissetmeye başlamışsın..

Oldum olası biliyordum sana yakınlaşmak isteyenlerin varlığını. Onların hiçbirini senin duymamış olmandı benim için önemli olan. Bu kez senin de hissediyor oluşun farklı kılan oldu şimdiyi.
Bu bir kıvılcım demekti. Bir kıvılcımın, yangına neden olabileceğini biliriz ikimiz de. Sözlerin doğruladı ki yetmedim, yetemedim ben sana sevgili.

Çok çabaladım bilirsin sevdamızı yaşatmak için...
İki ileri, bir geriydi gidişim fakat sonuç bir ileriydi.
Ve emindim ki durumumuzu hep ileri hale getirecektim, ama süre bir ay olurdu, ama bir yıl, ama iki yıl.... Hiç acelem yoktu.
Zamanın verdiği olanaklarla, sen kendini hazır hissettiğinde, tozlarını silkip, kirlerini akıttığında; tüm güzellikleri yaşayacaktım seninle...

Bilirsin, aşka inanan biri değilim, çok da kolay güvenip, sevdalanmam.. Bu kez yakaladığım sevdamı elimden geldiğince uzun süre, hatta yaşamım boyunca yaşayıp, yaşatacaktım. Sana güvenmiştim, her yönden dürüsttün. Ben de sana bugünümle eğri olamayacağım gibi geçmişte yaşadıklarımla da eğri olamazdım.. Tüm gizlerimi paylaştım seninle.
Hangimiz hata yapmadık ki dünlerde....
Güven ve dürüstlük temel olduktan sonra aşamayacağımız engel olmadığını düşünüyordum.
Düşünüyordum da sevgili, gündeme bir yanardağ düştü.

Ben sevenim herşeyiyle bana ait olsun isterim,
paylaşmayı sevmem, bilemem. Tüm yüreğiyle,
tüm gönül seliyle bende dursun isterim.
Bir başkası karışırsa hissederim; o kişiyi senden önce hissetmem de bunun göstergesi..Bu hissetmek de değildi aslında sadece bir tesadüftü..Senin gerçek duygularını da bu tesadüf ortaya çıkardı ne yazık ki.
Bu durumda benim çekilmem en doğrusu aradan...
Senin hislerine takoz olamam. Ne kadar sevsem de,
sevdiğim kişi bir başkasına kaydıysa bana durmak yakışmaz arada.

Gülün bir kez daha soldu sevgili,
bu kez bir mevsimlikmiş açışı....
Şimdi dolunayın ışığı sarsın seni..

Bunları yazmak o kadar zor ki böylesi severken...
Baktığım, sevdiğim, doyamadığımdın sen .
Kırıcı, acı bir söz de duymadım senden.
Şimdi, yazgıma kahroluyorum, sana yok sitemim, öfkem. Öfkenin, kinin yıkamayacağı şey yok yaşamda.
İsterim sevgin yaşasın benimle, tek kişilik aşkta.

Zaman ne alır, ne verir bilemeyiz,
dilerim doğrudur gittiğin adres.
Yaralarını kapa, tozunu silkele ve koş O'na...
Mutluluğu hakeden birisin sen sevgili,
mutlu ol diliyorum hoşluğunla....
 
Geri