Yunan Mitolojisi

Konu sahibi son olarak 4515 gün önce görüldü
Yunan mitolojisi, Yunan tanrıları, tanrıçaları ve kahramanları hakkındaki hikâyelerden oluşan sözlü edebiyatla yaratılmış ve yaygınlaşmış bir mitolojidir. Günümüzde, bu mitoloji hakkındaki bilgilerimizi bu sözlü edebiyatın yazılı hallerinden alıyoruz. Tarihçiler, mitoloji hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için de bazen zamanın sanatındaki ipuçlarını bile toplar.
Genel olarak Yunan mitolojisi Yakın Doğu ve birçok Avrupa mitolojosini etkilemiştir. Yunan Tanrılarının herbiri Romalılar tarafından kabul görmüş ve farklı isimler kullanılmıştır. Roma mitolojisi neredeyse tamamen Yunan mitolojisini baz almıştır. Yunan mitolojisindeki efsanelerde çoğu eski Yunan tanrıları insan şeklindedir. Yunan tanrılarının yaratılış hikâyeleri seçilmiş 12 tanrı (ki bu 12 tanrı, 5 kadın ve 7 erkekten oluşur) Olimpos Dağı'nda otururlar, her şey Olymposlu Tanrılarla Titanların savaşlarıyla başlar ve Olymposluların zaferiyle son bulur. Savaştan sonra Titanlar cezalandırılır. Gaia, Khaos (Khaos zaten Titanlar tarafından yok edilmişti.), Phoebe ve Kronos (bkz.: Titan) gibi Titanlar Tartarus a gönderilir (Tartoros bir titan fakat Tartarus sonsuzluğa kadar giden bir yeraltı yeridir.). Tartarus'ta sonsuza kadar süren bir cezaya Olympos Tanrıları tarafından bırakılır. Yerküreyi taşımak ile cezalandırılan Atlas gibi, bununla birlikte Titanlardan Olymposluların yanına geçen Titan tanrılarıda vardır Prometheus gibi,Yunan Tanrıları dünyayı Olympos Dağının tepesindeki bulutların üzerinden idare ederler. Toplamda 12 Tanrı bulunur. Bu 12 sayısı hiç bozulmaz, bir tanrı eklenirse bir başkası bu listeden çıkar. Şimşeklerin efendisi Zeus nice savaşlar vererek yönetimi babası Kronos ve onun yardakçıları titanların elinden almış, 3 erkek kardeşiyle dünyayı bölüşmüştür. Çekilen kuraya göre gökyüzü Zeus'a, denizler Poseidon'a, yeraltı da Hades'e düşer. Herkes görev dağılımından sonra Olympos'a çıkar ve dünyayı yönetmeye başlarlar.
 
felsefe fizik ask dan konu alır tanrıları (haşa) romalılar tarafından uydurulmuş zeusun dişi popülasyonunu 2 ye katladığı hayal dünyası saygılar kardeşim :)
 
En sevdiğim mitoloji "Yunan mitolojisi"dir.

Her daim güzellik ve çirkinliğin bulunduğu ve aslında hayal gücününde eseri.

Poseidon ile olan olaylar da ayrıca güzel bence.
 
Ben de mitolojide Yunan mitolojisini severim. Ama millet olarak yunanları değil Romalıları daha çok severim. İlginize teşekkür ederim.
 
YUNAN MİTOLOJİSİ

Tanrılar ve Tanrıçalar


İlk tanrılar ve Titanlar
Zeus ve Olimposlu tanrılar
Pan ve Nympheler
Apollo ve Dionysos
Deniz tanrıları ve Toprak tanrıları

Kahramanlar

Herakles ve onun oniki görevi
Akhilleus ve Truva savaşı
Odysseus ve Odyssey
İason ve Altın post
Perseus ve Gorgon
Oedipus ve Thebes
Theseus ve Minotauros
Triptolemus
Ikarus ve Daidalus

120px-Olympians.jpg


Monsiau tarafından yapılmış, Olymposlu tanrılar betimlemesi.

150px-Jacopo_Zucchi_-_The_Assembly_of_the_Gods.jpg


Jacopo Zucchi tarafından Tanrıların Toplantısı

Yunan mitolojisi, Yunan tanrıları, tanrıçaları ve kahramanları hakkındaki hikâyelerden oluşan sözlü edebiyatla yaratılmış ve yaygınlaşmış bir mitolojidir. Günümüzde, bu mitoloji hakkındaki bilgilerimizi bu sözlü edebiyatın yazılı hallerinden alıyoruz.

Tarihçiler, mitoloji hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için de bazen zamanın sanatındaki ipuçlarını bile toplar.

Genel olarak Yunan mitolojisi Yakın Doğu ve birçok Avrupa mitolojosini etkilemiştir. Yunan Tanrılarının herbiri Romalılar tarafından kabul görmüş ve farklı isimler kullanılmıştır. Roma mitolojisi neredeyse tamamen Yunan mitolojisini baz almıştır.

Yunan mitolojisindeki efsanelerde çoğu eski Yunan tanrıları insan şeklindedir. Yunan tanrılarının yaratılış hikâyeleri seçilmiş 12 tanrı (ki bu 12 tanrı, 5 kadın ve 7 erkekten oluşur) Olimpos Dağı'nda otururlar, her şey Olymposlu Tanrılarla Titanların savaşlarıyla başlar ve Olymposluların zaferiyle son bulur.

Savaştan sonra Titanlar cezalandırılır. Gaia, Khaos (Khaos zaten Titanlar tarafından yok edilmişti.),Phoebe ve Kronos gibi Titanlar Tartarus a gönderilir (Tartoros bir titan fakat Tartarus sonsuzluğa kadar giden bir yeraltı yeridir.).

Tartarus'ta sonsuza kadar süren bir cezaya Olympos Tanrıları tarafından bırakılır. Yerküreyi taşımak ile cezalandırılan Atlas gibi, bununla birlikte Titanlardan Olymposluların yanına geçen Titan tanrılarıda vardır Prometheus gibi,Yunan Tanrıları dünyayı Olympos Dağının tepesindeki bulutların üzerinden idare ederler.

Toplamda 12 Tanrı bulunur. Bu 12 sayısı hiç bozulmaz, bir tanrı eklenirse bir başkası bu listeden çıkar. Şimşeklerin efendisi Zeus nice savaşlar vererek yönetimi babası Kronos ve onun yardakçıları titanların elinden almış, 3 erkek kardeşiyle dünyayı bölüşmüştür.

Çekilen kuraya göre gökyüzü Zeus'a, denizler Poseidon'a, yeraltı da Hades'e düşer. Herkes görev dağılımından sonra Olympos'a çıkar ve dünyayı yönetmeye başlarlar.
 
EVRENİN OLUŞUMU ve TANRILARIN DOĞUŞU

Hesiodos'a göre evrenin başlangıcı karışıklık, belirsizlik ve sonsuz boşluk anlamına gelen Khaos' tu.

Khaos içinden önce Gaia ( toprak ana ) doğdu.

Daha sonra ölüler ülkesinin en derin yeri Tartaros ve aşk tanrısı Eros doğdu.

Ardından yeraltı karanlığı Erebos ve yeryüzü karanlığı Nyks birleşerek dünyayı saran ışıklı göğü ve günü ( Hemera ) meydana getirdiler.

Toprak ana tek başına Uranos (gök) , Pontos (deniz) ve dağları yarattı.

Bunlarla birleşerek şekillenmeye başlayan evreni tanrısal varlıklarla doldurdu.

Tanrılar arasında çeşitli savaşlar meydana gelmeye başladı.

Kronos, babası Uranos' u öldürerek yönetimi ele geçirdi. Uranos' un yere düşen kanından toprak ana hamile kaldı ve yıllar sonra öç tanrıçaları olan Erinys' ler doğdu.

Nyks ( gece ) ölümü, uykuyu, düşleri, kader tanrıçaları olan Moiraları, ölçüsüzlüğü cezalandıran Nemesis' i ve kavga tanrıçası Eris' i doğurdu.

Toprak ana deniz( Pontos ) la birleşerek deniz tanrı ve tanrıçalarını doğurdu. Phorkys ile kardeşi Keto' nun birleşmesinden Graialar ve Gorgo' lar doğdu.

Gorgolardan yalnızca Medusa ölümlü idi. Perseus, Medusa 'nın başını kesmiş ve akan kanından Kanatlı at Pegasus ve Khrysaor doğdu.

Kronos ile kızkardeşi Rheia 'nın evliliğinden üçüncü kuşak Olymposlu tanrılar olan Hestia, Demeter, Poseidon, Hades ve Zeus doğdu.

Zeus hakimiyeti ele alarak Olympos' dan ( yüksek dağ ) evreni kardeşleri ile beraber yönetmeye başladı.

Bu tanrılara oniki Olymposlu tanrı deniliyordu.
 
APOLLON VE DAPHNE

APOLLONUN AŞKLARI DAPHNE ADINDAKİ GUZEL KIZIN DEFNE OLUŞU

Bir gun Apollon Thessaliada, kiyilari agaclarla golgelenen Peneus ir-magi kenarinda, guzel, genc bir kiz gordu. Bu essiz guzelin adi Daphne idi. Artemis gibi o da lekesiz bir kiz olarak kalmaya and icmisti.

O, ormanların derinliklerinde yalniz basına dolasmaktan zevk aliyordu. Ay isiginda, yaban hayvanlari kovalamak, avlamak, derilerinden faydalanmak onun icin en buyuk eglence idi.

Uzun saclari omuzlari ustunde dalgalanan guzel! Daphne; erkeklerden igrenir ve bir adamin karisi olarak yasamayi aklina bile getirmezdi. (yasak kelime kullandınız)sik babası ona; Kizim, beni torun sahibi etmelisin; dedigi zaman, Daphne kollariyla ihtiyar babasinin boynuna sariliyor ve ona soyle karsilik veriyordu:

Ey, dunyaya gelmeme sebeb olan sevgili babacigim, kadınlık gorevlerini bilmeden ve birisinin karisi olmadan, bagimsiz olarak yaşamama musaade et...

işte bu hos kizin guzel saclari, alev sacan gozleri, mutenasip endami, Apollonun kalbinde arzular uyandirdi.

Bir gn yalniz basina ormanda dolasan bu bakireye rastlayinca onunla konusmak istedi, fakat cok guzel ve genc delikanlı olan Apollonu, Daphne karsisinda gorur gormez sirtini ona cevirdi ve bir ruzgar gibi, ggn boslugunda hizla kayarak ayin yuvarlak ve yaldizli cehresini tulleyen bulutlar gibi kosmaya basladi.

Fakat Tanri onun pesini bırakmadi. Hem kosuyor hem de ona soyle bagiriyordu: Daphne, yalvaririm sana dur, benden sana zarar gelmez.

Ben senin dusmanin degilim, dur peri, dur; beni pesinden kosturan yalniz sevgimdir; lutfen, hizini biraz yavaslat, hic olmazsa, arkandan-kosanın kim oldugunu gren.

Arkandan kosan ne yaban bir dagli; ne de dik yamaclarda kecilerini otlatan kaba bir cobandir. Ben Isık Tanrisiyim. Benim babam butun Tan rilarin buyugu olan Zeusdur.

Bana insanlarin mazisini, halini, uzuntulerle dolu Istikballerini okuyan ve her seyi bilen, her seye hayat veren Tanri Apollon derler O, boyle soylyordu. Fakat bu takipten korkan Daphne ucuyormus gibi kosuyordu.

Ruzgarin nefesi robunun ince kıvrımlarını havaya kaldiriyor, kokulu saclarini ensesi ustunde dalgalandiriyordu.

O kosarken daha hos bir hal aliyor, bakir guzelligi daha cok beliriyordu. Apollon bu periyi muhakkak yakalamak arzusunda idi.

Askinin kudreti ona kanad vermiş gibi idi. O, adeta ucuyordu. Simdi, onu yakalamak uzere idi, Daphnenin havada ucan saclarini sicak nefesi oksamaya baslamisti.

Kuvvetinin azaldığını, bu hizli ve surekli kosudan yoruldugunu hisseden guzel peri birden bire durdu ve ayagi ile topraği kazıyarak soyle bagirdi: Ey, toprak ana, beni ort, beni sakla, beni kurtar.

Bu yurekten kopan yalvaris biter bitmez o agirlasan uzuvlarinin odunlastigini hissetti. Gri renkginde bir kabuk, olgun gogsunu kapladı. Kokulu sacları yapraklara cevrildi. Kollan dallar halinde uzadi.

Nazik ve kucuk ayaklan kok olup topragin derinliklerine daldilar.

Bası İse buyuk bir agacin tepesi oldu. Sasirmis bir halde Apollon, peri kizini kucaklamak isterken bir defne agacim govdesine carptı.

Fakat agaca sarilarak sert kabuklarin altinda henuz olmemis olan Daphnenin kalbinin heyecanli heyecanli carptigini duydu. Daphne, dedi.

Bundan sonra sen Apollonun kutsal agaci olacaksin, senin solmayan ve dokulmeyen yapraklarin benim saclarımın celengi olacak.

Ve degerli kahramanlar, muharipler, unlu sairler, buyuk isler basaranlar, hep senin yapraklarınla magrur alinlarini susleyecekler.

Apollon bunları soyleyince defne ağacı onun lutfuna teşekkur etmek icin dallarını yavaşa salladı ve başını hurmetle eğdi. Maden ve sert yapraklari bulunan defne agacının, vaktiyle guzel bir peri kizi olduğunu dusunelim.

Onun saclarının guzel kokusunu defnenin yapraklarından koklayalım, fakat Daphnenin dogan gunesin nnden kacan guler yuzlu, genc Safak oldugunu da unutmayalim.

Her sabah parlak gunes onu yakalamak icin kosar fakat pembe yanakli, utangac Safak, yakalanmak istemez kacar. Gunes onu, isiklariyla kucaklamak uzere iken o birdenbire gunesin onunde kaybolur..
 
EROS

Eros: Ölümsüz Tanrıların En Güzeli

Olympos’ta daha başka tanrılar da vardır, bunlar ikincil tanrılardır. En önemlileri Eros’tur. Hesiodos onu “ölümsüz tanrıların en güzeli” diye tanımlar.

Yoksul, becerikli, kaygılı Eros insanlarla tanrılar arasında aracıdır.

Kişiliği çevresinde daha çok edebiyat düzeyinde gittikçe artan bir ilgi oluşmuş, bu ilgi onu gittikçe daha ilgi çekici özelliklerle bezemiştir.

Platon Symposion (Şölen) diyaloğunda onu tanrı katıyla insan katı arasında düşünülür dünyayla duyulur dünya arasında aracı diye belirleyerek, bilgi kuramına, ona bağlı olarak da estetik anlayışına önemli bir öge olarak katmıştır.

Symposion şair Agathon’un verdiği bir şölende yapılan tartışmaları içerir.

Sözü en son Sokrates alır ve Mantinean rahibesi Diotime’nin vaktiyle kendisine söylemiş olduğu sözleri anımsar.

Sokrates “Aşk bir tanrıdır” dermiş, buna karşılık Diotime Aşk’ın bir daimon olduğunu söylermiş.

Daimon ölümlüyle ölümsüz arasında aracıdır ve Diotime’ye göre birçok daimon vardır, aşk da bir daimon’dur.

Sokrates bu daimon’un hangi anababadan geldiğini sorar. Diotime buna şöyle karşılık verir: Aphrodite’nin doğduğu gün tanrılar bir şölen vermişler.

Çağrılılar arasında Poros (Çare) da varmış. Yemekten sonra dilenci giysileri içinde Penia (Yoksulluk) çıkagelmiş. Nektardan sarhoş olan Poros, Zeus’un bahçesine geçip orada sızıvermiş.

Penia, Poros’tan bir çocuğu olsun istemiş, onun yanına uzanmış, böylece Aşk’a gebe kalmış. Aşk, demek ki, Çare ile Yoksulluk’un çocuğudur.

Aşk yoksuldur, kabadır, pistir, çıplak ayakla dolaşır, şurada burada yatar, yeri yurdu yoktur, bu yanıyla anasının çocuğudur.

Güzelin ve iyinin peşindedir, yiğittir, serüvencidir, attığını vurur, durmadan oyun düşünür, bu yönüyle de babasının çocuğudur.

Eros zamanla insanları oklarıyla yüreğinden vuran kanatlı ya da kanatsız bir çocuk olarak tanıtlanmıştır.

Çağımızda ruh ayrıştırması açısından cinsel eğilimlerin ve cinsel eğilimlere bağlı isteklerin tümünü karşılar.

Cinsellik edebiyatında hatta ruhbilimde Eros insani aşkın yalnızca bir yüzünü açıklar.

Pierre Burney Aşk adlı incelemesinde şöyle der: “İnsani aşkın iki kutbunu, genellikle birine Eros öbürüne Agape adını vererek birbiriyle karşılaştırırlar.

Eros arzu aşkıdır, bağlayıcı ve bencildir. Oysa Agape iyiliğin adayıcı düzeyine kadar yükselebilen iyilikçi biçimler ortaya koyar. (…) Eros kaypaktır, çünkü terinden derine bencildir, ama aynı zamanda bizi kendimizden çıkmaya ve kendimizi aşmaya çağırır: ‘Amor trahit amantem extra se…’ (Aşk aşığı kendinden geçirir).”

DÜŞÜNCE TARİHİ

Afşar Timuçin

Bulut Yayınları

3. Basım, 2000
 
NARKİSSOS

Mitolojide Narsizm

Mitolojiye göre, dünya üzerinde birçok tanrı bulunmaktaydı.

Bunlar çeşitli doğa olaylarından ya da canlı-cansız varlıkların kontrolünden, davranışlarından sorumluydular.

İnanışa göre bu tanrılar insan şeklindeydi ve insanlarla ilişki içine de girerlerdi.

Size narsisizm sözcüğünün köken aldığı narkissos'un mitolojik öyküsünü aktaracağız.

Kendine aşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür.

Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık olur.

Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür .

Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşür.

Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissosu cezalandırmaya karar verirler.

Gene günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir.

Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir.

Yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü .

O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, ayni Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir.

Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.

İşte narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler, başkalarının düşünce ya da isteklerine gereken ilgiyi gösteremeyen kişilerdir.

Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde aynı Narkissos gibi erirler, çökerler.

Başkalarının hakkına saygı göstermeden ve gerçeklerle bagdaşmasa bile daima kendilerini haklı göstererek ve o hedefi, gerekli emeği vermeden bile haketmiş sayarak en onde, en gözde ve tek olmak isterler.

Kendilerini başkalarının yerine koyamaz ve başkalarini anlayamazlar.Sanki hersey sadece kendileri için vardır ve ne olursa olsun herşeyin kendi amaçlarına hizmet etmesi gerekir.

Başkalarının fikir ve hareketleri kendi amaçlarına hizmet ediyorsa vardır, aksi halde bu fikir ve hareketler tahammül edilemez düşüncelerdir.

Gerçekle bagdaşmayan, başkalarinin zararına olup sadece kendi çıkarlarına uygun, kendi plan ve hedeflerine hitap eden maddi ve manevi kazanç sağlayabilecek plan ve hedeflerine ulaşamadiklarinda öfkelerine hakim olamaz, saldırganlaşır ,çöker hatta ağır psikotik tablolara girerler .
 
Aphrodite

Aphrodite’nin ününü hepimiz duymuşuzdur..

Aşkın, güzelliğin Tanrıçası, Hesiodos’a göre denizin köpüklü dalgalarından doğmuştur..

Hatta adı da oradan gelir: Aphros, Yunanca köpük demektir..

Bir ilkbahar günü, berrak bir gökyüzünün hakim olduğu bir günde denizdeki dalgalar Kıbrıs’ın kıyılarına hafif hafif çarpıyorlardı.

Birden yüksekçe bir dalga sahile çarptı.. Dalga geri çekildiğinde yosundan bir döşek üzerinde dünyalar güzeli bir kızın varlığı göründü..

O, dalgaların köpüğünden yaratılan Aphrodite idi.

Zephyros’un taze nefsi, hışıldayan dalgalar üzerinde, bir sedef kabuğu içinde onu uzun zaman denizde gezdirmiş; sahile gelince sedefin iki kabuğu açılmış, oradan güzel bir kız çıkarak sahildeki yosun döşeğe uzanmıştı.

O, kumsalda yürüdükçe bastığı yerler çiçek açıyordu.

Zaman Tanrıçaları Hora’lar onu karşılayıp, tuzlu deniz suyunu kurulayıp, giydirdiler, altından bir taç taktılar.

Hora’lar tüm bu hazırlıklardan sonra Aphrodite’yi beyaz güvercinlerin eşliğinde ölümsüzlerin diyarına, Olympos’a uçurdular.

Olympos’taki tüm Tanrılar, Aphrodite’nin ilahi tebessümü, güzelliği, gözlerinin parıltısı karşısında büyülendiler..

Şimdi en başa dönelim.. Uranos (gök’e ilk tanrı kuşağı arasında erkek ve baba tanrı olarak verilen ad), Gaia’dan doğan çocuklarını, toprağın bağrına soktuğu için Toprak Ana sancılar içinde kıvranır.

Bu yüzden son oğlu Kronos’a bir tırpan verir, Kronos da o tırpanla babasının hayalarını keser ve denize atar..

İşte denize atılan bu uzuvdan çıkan köpükler, Aphrodite’nin oluşma nedeniydi..

Homeros’a göre ise, Aphrodite; Zeus ile Okeanos kızı Dione’den doğmuştur.

İlyada’da Diomedes’le çarpışırken yaralanan Aphrodite’yi annesi Dione iyileştirir (İl. V.370).

Kaynakça

CAN, Şefik, Klasik Yunan Mitolojisi.

ERHAT, Azra, Mitoloji Sözlüğü, 2001.

HOMEROS, İlyada, çev. Azra ERHAT-A. KADİR, İstanbul, 2002.
 
BAKANI TAŞ YAPAN GORGO MEDUSA

Didim'in en önemli sembollerinden biri olan Medusa ; Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona' dan biridir. Bu üç kız kardeşten yalnızca yilan saçlı Medusa ölümlüdür ve kendisine bakanları taşa çevirme güçüne sahiptir. Bu sebeple Antik dönemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülüklerden korumak için Medusa kabartmaları ve resimleri kullanılmıştır.

Medusa' nın hayatı hakkında mitolojide birkaç değişik rivayet bulunmaktadır. Bu rivayetlerden elimize geçenlerin hepsini bu bölümde yayınlayacağız. Bütün Medusa rivayetlerinde ortak nokta Medusa'nın Perseus tarafından başının kesilerek öldürüldüğü ve Medusa'nın kanından Kanatlı at Pegasos ve Khrysaor doğmuştur.Yandaki resimde bu konu işlenmiştir.


Apollo Taınağında da Medusa figürleri kullanılmak istenmiştir, ne varki tapınağın inşaası bir türlü bitmediği için bir çok Medusa figürü yarım kalmış ve günümüze bu şekilde ulaşmıştır. Yinede en güzel işlenmiş ve koruna gelmiş Medusa figürlerinden birisi

Didim Apollon Tapınağı bahçesinde girişde sağ tarafta bulunmaktadır.


Didimdek ki Medusa fotoğraflarını burada özellikle küçük boyutlu yayınlıyoruz, fırsat ayağınızın altında, gezin ve gözlerinizle bu güzelliği görün istiyoruz. Ayrıca tapınakta çeşitli sebeplerle yarı kalmış bir çok Medusa figürüde kabartmaların yapılmasında izlenilen yol ve teknikleri görmeniz açısından önemli olacaktır.

Tarihi zenginlikleri bakımından bir cennet olan ülkemizde etkileyici Medusa figürlerinden iki taneside

İstanbul Yerebatan Sarnıçı' da bulunmaktadır. Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sutunun altında kaide olarak kullanılan Roma Çağına ait iki Medusa başı bulunmaktadır.


IV. yüzyıla ait bu başların hangi yapıtlardan alındığı bilinmemekle birlikte Genç Roma Çağına ait antik bir yapıdan sökülerek buraya getirildiği ve sarnıcın inşaatında salt sutun kaidesi olarak ihtiyaç duyulduğu için kullanıldığı araştırmacılar tarafından kabul görmektedir.


Medusa başı eski Bizans'ta kılıç kabzalarına ve sutun kaidelerine ters ve yan olarak işlenmiş ve böylelikle kötülüklerden korunulacağına inanılmıştır.


Yerebatan Sarnıcındaki iki Medusa başından biri ters diğeride yan olarak sutun kaidelerine yerleştirilmiştir. Burada birkez daha dikkatinizi çekmek isteriz ki antik tarihi yapıları en hor kullanan ve ençok tahribatı veren topluluk Bizanslılar olmuştur.Bunun örneklerini Yerebatan sarnıçına getirilen Medusa başlarında, Milet te , İasos da ve hemen hemen tüm antiklerde görmekteyiz

Medusa Efsanesi

Medusa, yaşamına çok güzel bir genç kız olarak başlamıştır. O kadar güzeldir ki tanrıçaların kıskançlığını üzerinde toplamış, tanrıları da peşinde koşturmuştur. Tanrıça Athena ( Zeus'un en çok sevdiği kızı) onu çok kıskanmaktadır özellikle. Denizlerin tanrısı Poseidon ise Medusa'ya hayrandır. Başı öylesine dönmüştür ki bir gün Athena'nın tapınağında Medusa'ya zorla sahip olur.

Bu durumu kendisi için aşağılayıcı bulan Athena, Medusa'yı gorgon yaparak cezalandırır. Çok çirkinleşmiş, saçları yılana dönüşmüştür, yüzüne bakanlar taş kesilmektedir. Medusa insan olduğu için ölümlüdür.


Gorgon yapma cezasını az bulur Athena ve Perseus'la iş birliği yaparak Medusa'nın başını kestirir. Başı kesildiği anda Medusa'nın Poseidon'dan olma çocukları Pegasus ve Chrysar gövdesinden dışarı fırlarlar. Medusa'dan sıçrayan kan damlaları Libya çöllerine düşer ve birer yılana dönüşürler.

Perseus, Medusa'nın kesik kafasını alır gider. Athena ise Medusa'nın derisini yüzüp Aegis'in markası yapar. İki damla kanını kral Erichthonius'a hediye eder. Bu iki damla kandan biri öldürücü zehirdir,diğeri ise panzehirdir, tüm hastalıklara deva olmaktadır.
 
O kadar şey varken,Bunların hepsi uydurma olamaz diye düşünmeye başladım aslında.
Ya hayal güçleri mükemmel,Yada gerçekten var olan şeyler.
 
POSEİDON

Denizler tanrısı ve deprem tanrısı Poseidon Zeus’un kardeşidir,denizlerin dibindeki görkemli sarayında kalır, bununla birlikte sık sık Olympos’ta görünür, tanrılar ailesinden pek ayrılmaz.


Okeanos’un küçük kızı Amphitrite’yle evlidir. Denizlerde egemen olmakla birlikte insana atı armağan etmiştir, bu yüzden biniciliğin atası sayılır. Yalnız atlarla değil, boğalarla da ilgilidir.


Fırtınanın ve dingin suların tanrısıdır. Poseidon suların yüzünde altından arabasıyla dolaşır. Denizaltı ırmakları da onun ülkesindedir. Kardeşi Hades yeraltında ve ölüler ülkesine egemendir.


Zenginlikler tanrısıdır, yer altı maden zenginliklerinin de tanrısıdır. Zeus’un ve Demeter’in baskısı ve Zeus’un buyruğuyla yılın belli günlerinde Persephone’yi annesine, yeryüzüne gönderir.


Bitkileri simgeleyen Persephone böylece toprağın en verimli döneminde yeryüzünde kalmış olur. Hades acımasız ama dürüst bir tanrıdır. Korkunç şeyler yapsa da kötü şeyler yapmaz.

DÜŞÜNCE TARİHİ

Afşar Timuçin

Bulut Yayınları

3. Basım, 2000
 
PROMETHEUS

Prometheus Titanlar soyundandır. Hesiodos’un söylediğine göre; Titan İapetos’la Okeanos’un kızı kleymene’nin oğludur.

Prometheus’un annesinin adı kaynaklarda farklılık gösteriyor.


Annesi bazı kaynaklar Okeanos kızı Asia, diğer bazı kaynaklarda ise yine Okeanos’un diğer kızı kleymenedir.

İapetos’un dört tane oğlu olur; Atlas, Menoitios, Prometheus ve Epimetheus’dur. Kardeşlerinden Epimetheus Prometheus’a göre zıt kişilikteydi “beceriksizler şahı”diye anılırdı .

Prometheus’un evlendiği karısının adı da yazardan yazara değişir. Genelde Kelaino ve ya Klymenedir.

Çocukları ise tufan mitosunda da rol oynayan Deukalion , lykos ve Khimaireus, bunların yanına bazen Aitnaios, Hellen ve Thebede eklenir.

Bu dört kardeşinde kaderi korkunçtur .

Bunlardan iki tanesi; Menoitios ile Atlas Zeus’a karşı geldiklerinden, diğer Titanlarla birlikte cezalandırılmışlardır.

Atlas dünyanın bittiği yerde Hesperidesler’in önünde gök kubbeyi omuzlarında taşıma cezasına çarptırılmıştı.

Homeros’a göreyse; Atlas gökle yeri ayıran sütunları taşır .

Menoitos’u yıldırımlara çarparak yerin dibine kapatır.

Prometheus ile Epimetheus’un ise cezaları başka türlü oldu.

Prometheus’u ise bir dağa zincirleterek ciğerini bir kartala yedirtir.

Diğer kardeşi epimetheus’un başına bela olsun diye ilk kadını yaratır ve ona gönderir. Bunların ikisi de insanın yaratılmasında önemli rol oynadılar.


Zeus’un böyle korkunç cezaları İapetos oğullarına vermesinin nedenini; bu dört Titan oğlunun aldıkları sıfatlardan anlıyoruz.


Bu dört Titan’da akıl yönünden üstündürler ve bu üstünlükleriyle övündükleri gibi, sürekli olarak Zeus’a karşı gelirler .


Zeus akıl gücünü elinde tutar ve bu gücü başkasında görmesi de onu çok öfkelendirir. Bunun yanında Prometheus sürekli olarak Zeus’un bu öfkesinin körükler durur.


Zekasını ve geleceği önceden görme gücünü Zeus’u aldatmak küçük düşürmek için kullanır.

NİTELİĞİ

İapetosoğulları içinde en akıllı ve en bilge olan Prometheus, Titanların ayaklanmasında kendi soyunun yenileceğini önceden görmüş, kardeşi Epimetheus’u da ikna ederek, Zeus’un yani Olymposlular’ın yanında yer almışlardır. ‘Olayları gören’ , ‘önlemleri zamanın da alan Prometheus zekayı , kurnazlığı, kişilinde somutlaştırmayı da bilmiştir.


Athena’nın doğumunda da yer alan Prometheus , ondan uygar bir hayat için ne gerekliyse hepsini öğrenmiş ve bunu başına gelecekleri bildiği halde insanlara sunmaktan onların yanında yer almaktan çekinmemiştir.

Prometheus’un adı önceden gören anlamına gelir. Gaia’nın nasıl ki Kronos’un devrileceğini gördüğü gibi, Zeus’un da bir gün oğlu tarafından devrileceğini bilir. Fakat bu sırrı Zeus’a söylemekten kaçınırdı.

PROMETHEUS’UN ATEŞİ ÇALMASI

Zeus ölümlüleri ve onların koruyucusu Prometheus’u cezalandırmak amacıyla, ve bir daha etlerini pişirmesinler diye ateşi saklar. Ne var ki, kurnaz prometheus Zeus’u bir kez daha kandırır.


Olympos’a çıkar, orada güneşin alev alev yanan tekerleğinden bir kıvılcım çalar ve bunu bir rezene kabı içine koyarak ve insanlara götürür. Başka bir anlatıma göre Prometheus ateşi Hephaistos’un ocağından çalmıştır.


Zeus, ateşi tekrar insanlarda görünce daha çok öfkelenmiş. Hem insanları Hem de kendisine karşı gelen Prometheus’u cezalandırmak için yeni çareler düşünmüş.

PROMETHESUSUN CEZALANDIRILMASI

Zeus ateşi çalıp insanlara vermesinden dolayı, Prometheus’u korkunç bir cezaya çarptırdı.Onu zincirlerle Kaukasos dağında kayaya bağlatarak, kara ciğerini Ekhidna ile Typhondan doğma bir kartala yedirtti. Kartal her gün gelip karaciğerini yiyiyor, ve yenilen ciğer her gün yeniden oluşuyordu.


Bu konuda Hesiodosta olmayan detayları Aiskhylos’un anlattıklarından öğreniyoruz3. Zeus’un geleceğiyle ilgili bir sırrı yalnızca Prometheus biliyordu. Zeus bir kadınla evlenecekti.


Bununla çiftleşmesinden doğacak çocuk, Zeus’un egemenliğine son verecekti.

Zeus bu cocuğun kimden olacağını öğrenmek ve gelecekte de tahtını koruyabilmek için Prometheus’un ciğerini yiyen kartalı öldürmesi için Herakles’i gönderdi. Herakles, Ekhidna ve Typhondan doğma kartalı bir okla öldürdü.

Zeus oğlunun bu başarısından çok memnun olmuştu.


Prometheus’u yeniden tanrılar katına kabul etti .


Başka bir anlatıya göreyse herakles sadece kartalı öldürdü.

Fakat Prometheus’un zincirlerden kurtulması için tekrar ölümsüz olması gerekmekteydi.


İşte bu sırada Kentaurlarla Teselyanın efsanevi halkı Lapitler arasındaki savaşta, yanlışlıkla Herakles’in okuyla yaralanan Kentauros Kheiron, bu acıdan kurtulmak için ölmek istedi.

Ölümsüz olduğu için ölümsüzlüğünü kabul edecek birini bulması gerekiyordu.

Prometheus bunu kabul etti ve onu çektiği acılardan kurtardı.

Kendiside tekrar özgürlüğüne kavuştu ve ölümsüz oldu.

Prometheus bildiği sırrı açıkladı;

Zeus, Nereus kızıTthetise gönül vermişti.

Bu birleşmeden doğacak çocuk, babasından daha güçlü olacaktı. Zeus’u tahtından indirecekti. Bu sırrı öğrenen Zeus, Thetis’i bir ölümlüyle evlendirmeyi ister.

Thetis ise kendisine eş olarak seçilen Peleus’la evlenmemek için, deniz kızlarına has yeteneklerini kullanarak, kılıktan kılığa girdi. Fakat sonunda Peleus’la evlenmeye razı oldu.

Peleus’la Thetis, Olyposta, tanrılar sofrasında yapılan evliliklerinden, daha sonra Akhilleus doğdu
 
ZEUS

Tanrıların en büyüğüdür.Rheia ve Kronos'un oğludur.Gaia ve Uranos torunlarından birinin ölümsüzler arasında kral olacağını söylediği için. doğan tüm çocuklarını yer Kronos.

Rheia Zeus'u doğuracağı gün Girit'e kaçar ve orda İda Dağı'nda bir mağarada doğurur.Kronos'a da bir bez içine taş koyup verir.

Kronos Taşı yutar ve hiç bir şeyin farkına varmaz.Daha sonra Zeus babası Kronos'u yener ve kardeşlerini kusturur.

Böylece üçüncü kuşak tanrıların Olymposluların hakimiyeti başlamış olur.

Zeus'un Kardeşi Hades'e yer altı dünyası,Poseiodon'a Okyanusların hakimiyeti,Zeus'a Göklerin hakimiyeti düşer.

Zeus Yağmur yağdırır,gökleri gürletir,şimşekler çaktırır.Troia Savaşı'ndaki rolü çok büyüktür.İda Dağı'nın tepesinde yönetir Troia Savaşını.Herşey onun buyruğuyla olur.

Bazen Akhalar üstün bazen de Troialılar.Zeus buyruklarını Kartalının aracılığıyla iletir insanlara.Kartalın uçuşuna göre iyiye veya kötüye yorulur buyruk.

Akhalar kötü durumdayken şöyle yalvarır Agemmemnon Zeus'a:

"Böyle dedi,Zeus acıdı onun gözyaşına
yok olmasın istedi ordusu,işmar etti,
gönderdi kartalı,kuşların en şaşmaz olanını
bir yavru geyik vardı kartalın pençesinde,
kartal attı onu Zeus'un güzel sunağı önüne,
orada Akhalar her şeyi bilen Zeus'a kurban keserlerdi
Anladılar Zeus'tan geldiğini görünce kuşu,
Saldırdılar Troyalılar doludizgin
hepsinin savaştaydı aklı,fikri."

Zeus Adaletli bir düzenin kurucusu ve koruyucusu sayılır.İlyada'nın son bölümünde Akhilleus,oğullarını kesip öldürdüğü Kral Primos'un korkusuzca bir gece vakti Akha Gemilerine gelip oğlu Hektor'un cesedini istemesi üzerine Akhilleus şöyle der:

"Talihsiz adam,ne acılar çekmiş yüreğin!
Nasıl göze aldın gemilere gelmeyi tek başına,
Nasıl göze aldın benim gözüme görünmeyi?
ben ki öldürdüm nice soylu oğullarını senin
demirden bir yürek varmış göksünde.
Hadi gel,otur şu iskemlenin üstüne,
uyusun bağrımızda acılar
ne yapalım yasımız çok büyükse,
ne çıkar yürek donduran iniltilerden!
Talihsiz ölümlülere tanrılar şu kaderi dokudu:
Yaşayacak insanlar acı içinde.
Ama ölümsüzlerin hiç bir kaygısı yok.
iki tane küp durur Zeus'un eşiğinde,
biri iyi biri kötü bağışlarla dolu.
Zeus karıştırır bunları,sunar ölümlülere,
iyisinden de kötüsünden de pay alır insanoğlu
ama yalnız kötü bağıştan pay alırsa bir adam ,
yoksul olur,hor görülür,
zorlu açlıkla sürünür tanrısal toprağın üstünde,
tanrılar,insanlar dönüp de bakmaz yüzüne."

Zeus tüm bunlara rağmen evrende tek hakim değildir.Bunu Troya Savaşı'nda oğlu ve çok sevdiği Sarpedon'unun Patrakios'la teke tek döğüşünde,Sarpedon'un güç durumda kalmasına rağmen ona yardım edememesinden anlıyoruz.Troya Savaşı'nda Hektor'la Akhilleus teke tek döğüşür.

Hektor uzun bir süre dayanır Akhilleus'a karşı.

Ama sonunda dayanamaz geri kaçar.Troya Surlarında bir kovalamaca başlar Hektor'la Akhilleus arasında.Bütün bunları izleyen Zeus Hektor için üzüldüğünü söyler.

Bu sırada Zeus'un kızı Athena çıkışır babasına.

Ve Hektor'un ölümlü bir adam olduğunu ve ölümüne izin vermesi gerektiğini söyler.SOnra Zeus Athena'nın Hektor'a kurduğu tuzağa ve Apollon'un Hektor'u kaderine bırakmasına izin verir.
Zeus'un evlilikleri:


TANRIÇALARLA EVLİLİKLERİ

Metis : Athena
Themis:Hora'lar ve Moira'lar
Dione:Aphrodite
Eurynome:Kharit'ler
Mnemosyne:Musa'lar
Lero:Apollon,Artemis
Demeter:Persephone
Hera:Ares,Hebe,Eileithya (Hephaistos)


KADINLARLA EVLİLİĞİ

Alkhemene:Herakles
Antiope:Amphion,Zethos
Kallistro:Arkas
Danae:Perseus
Aigina:Aiaskos
Elektra: Dardanos ,lasion , Harmonia
Europa: Minos,Sarpedon,Rhadamanthys
İo:Epaphos
Leda:Helena,Dioskur'lar
Maia:Hermes
Niobe:Argos,Pelasgos
Pluto:Tantalos
Semele: Dionysos
Taygere:Lakedaimon
 
Zeus ve Hera

Zeus, Girit’teki İda dağında doğmuştur. Babası Kronos onu yemeye çalışırken annesi Rea araya girmiş, bebeği gözden uzak bir yerlerde nymphe Amaltheia’ya bırakmıştır.

Evrenin Kronos’dan soraki baş efendisi Zeus yağmur yağdırmak, rüzgar estirmek, şimşek çaktırmak gibi işler yapar. Denizciler ondan çok çekinirler.

Tanrılar tanrısı olmakla birlikte mutlak tanrı değildir Zeus.

Öbür tanrılara istediğini yaptırmak gibi bir yetkisi yoktur.

Homeros onu “insanların ve tanrıların babası” olarak nitelendirir.

İnsan topluluklarını korumak, toplum düzenini ayakta tutmak, savaşanlara yardım etmek onun işidir. Zeus en çok aşklarıyla ünlüdür.

Toprağın üstünde egemendir ama en çok kadınlara egemen olmak ister gibidir.

Aşka değil kadına düşkündür. Kadınları baştan çıkarırken ahlaki kaygılara düşmez. Bu anlamda bir tanrıdan çok bir insandır.

Bir kadından bir kadına koşar. Karısı Hera’dan çekindiği için bu yolda olmadık oyunlara başvurur.

Genellikle hayvan kılığına bürünerek kadınları baştan çıkarır.

Gene de ahlakçıdır, bütün dünya ahlak açısından zora düşünce Zeus şimşek çaktırır. Bütün tanrılar Zeus’a başeğerler.

Kimseye acımayan Zeus karısı üzerinde de tam anlamıyla egemendir, karısı onun buyruklarını adaletsiz bulsa da yerine getirmek zorundadır.

Zeus’la kimse tartışamaz, o istediğinde tanrılara da insanlara da büyük acılar verebilir.

Başlangıçtaki gençliğinden ve yumuşaklığından iz kalmamıştır, o artık korkulası bir ihtiyardır.

Hem karısı hem kızkardeşi olan evlilik tanrıçası Hera kocasına çok kızar ve onu adım adım izler.

Gene de evlilikleri en uygun evlilik sayılmıştır. Hera’nın kocasını izleyişi yalnızca kadınlık duygularının etkisiyle olmaz.

O böyle bir titizliği daha çok evlilik kurumunu ayakta tutabilmek adına sürdürür.

Evliliğin koruyucusu Hera evli kadınlarla özel olarak ilgilenir.

Bir özelliği de kinciliğidir, kendisine yapılan bir kötülüğü, hatta bir yanlışlığı hiç unutmaz.

Hera kocasını adım adım izleyişiyle kıskançlığın simgesi olmuştur.

Hera aynı zamanda kahramanların koruyucusu ve kahramanlık duygusunun esinleyicisidir.
 
ARTEMİS

Artemis,Roma'daki adı Diana, Zeus ile Leto’nun kızı.

Phoebe olarak da bilinir. Apollon’un ikiz kız kardeşi, vahşi doğa tanrıçası.

Kardeşinden bir gün önce doğup Apollon’un doğumu sırasında annesine yardım etmiştir.

Annesinin çektiği acıyı gören Artemis evlenmemeye ve bakire kalmaya yemin etmiştir.

Fakat rivayete göre Nenflerden oluşan hizmetçileriyle ormanda avlandığı bir gün karşısına çıkan Orion'a aşık olmuştur ve onunla evlenmek istemiştir.

Kardeşini kıskanan Apollon, bir gün Orion denizde yüzerken kıyıdan uzaklaşıp, kafasının bir nokta gibi göründüğü anda Artemis'i çağırıp o noktaya kadar ok atıp atamayacağını sormuş, Artemis oku fırlatmış ve bilmeden sevdiği adamı öldürmüştür.

Bu olaydan sonra ışığını kaybeden Artemis babası Zeus'tan Orion'u bir takımyıldızı olarak gökyüzüne çıkarmasını istemiş, Zeus da kızının bu isteğini yerine getirmiştir.
 
ARTEMİS TAPINAĞI

Artemis'in kutsal evi bulutların içinde kule gibiydi; diğer muhteşem yapılar onun gölgesinde kalıyordu, Güneş oraya tanrılar dağı Olympos'a baktığı gibi bakıyordu." (Yunanlı ve Filistinli Ozan Antipater)

Gerçekten bir tapınak mıydı? Onu, Piramit, Asma Bahçeleri ve Rodos Heykeli gibi göremiyoruz.

Evet, kaynaklar halk tarafından tapınak olarak ziyaret edildiğini yazıyor ama Artemis Tapınağı sadece bir tapınak değildi.

Dünyanın o zamanki en güzel yapısı olarak tanınıyordu.

Tapınak, Eski Yunan'ın av ve doğa tanrıçası Artemis'in onuru için yapılmıştı; İşte Ege kıyısında Antik Efes kenti yakınlarında Diana-Artemis Tapınağı...

Tarihi; Artemis Tapınağı, (Yunanca: Artemision; Latince: Artemisium) aynı zamanda Diana Tapınağı olarak da bilinir.

Kaynaklar tapınağın kökeninin MÖ 7. yüzyılda varolduğunu yazıyorlar ama harikalar tarihçesinde MÖ 550'de inşa edildiği belirtiliyor.

Tümü mermerdi. Lidya Kralı Krezüs tarafından finanse edilmiş ve Yunanlı mimar Chersiphron tarafından yapılmıştı.

Dönemin en ünlü sanatçıları olan Pheidias, Polycleitus, Kresilas ve Phradmon'un heykelleriyle dekore edildi. Artemis Tapınağı, aynı zamanda bir pazar ve dinsel bir enstitü idi.

Yüzyıllar boyunca tanrıçaya inançlarını sunan ve isteklerde bulunan tüccarlar, turistler, sanatçılar ve krallar tarafından ziyaret edildi.

Yapılan kazılarda, hacıların hediyesi olan altın ve fildişi Artemis heykellerine, bileziklere, küpelere ve gerdanlıklara rastlandı. Bazıları İran, Mısır ve Hindistan'dan getirilmişti.

Herostratus adlı biri, MÖ 356 yılının 21 Temmuz gecesi tapınağı yakarak adını ölümsüzleştirdi. Garip bir rastlantıdır, aynı gece Büyük İskender doğdu.

Romalı tarihçi Plutarch, o gece tanrıçanın İskender'in doğumuyla meşgul olduğu için tapınağı koruyamadığını yazıyordu.

Yıkımın nedeni olarak görülen Büyük İskender, Anadolu'yu fethettiğinde, tapınağın yapımına yardım etti.

200 yıl sonra yine restore edildi. 1. yüzyılda Aziz Paul, Efes'e gelerek Hıristiyanlığı yaymaya başlayınca Artemis inancı yıkılmaya yüz tuttu.

362'de Got'lar tapınağı yine yıktılar ama Efesliler tekrar inşa ettiler ve 4. yüzyıla gelindiğinde, Efeslilerin çoğu artık Hıristiyandı ve tapınak cazibesini yitirmişti.

401'de Aziz John Chrysostom, Artemis Tapınağı'nı tamamıyla yıktırdı. 19. yüzyılda ilk kazılar yapıldı ve tapınağın temelleri, birkaç sütun ve batık kentten bölümler ortaya çıkarıldı.

Buluntular Türkiye'den yurtdışına kaçırıldı. Bugün yerinde sadece üst üste konmuş birkaç taş parçasından başka bir şey yok.

Ama Artemis'in muhteşem iki heykeli, Selçuk Müzesi'ndeki yerinde, eski görkemini anımsatırcasına hala bakıyor.

Efes'te ki kutsal alan Atremisium'dan çok daha eskidir.

Pausanias, Artemis ibadet yerinin İyon göçünden çok eski olduğunu hatta Didyma'daki muğlak Apollo tapınağından bile eski olduğunu kesin bir ifade ile belirtmiştir.

Söylediğine göre İyonya öncesi şehirliler Lidyalılar ve Lelegeslerden oluşmaktadır.

Yaşlı Pliny'ye göre inşaat yeri olarak bataksal alanın seçilmesinin sebebi gelecekteki depremlere önlem amacı taşımaktadır.

Efes'teki Artemis Tapınağı MÖ 356 yılının 21 Temmuz'unda Herostratus adında biri tarafından kundaklanması sonucunda yıkıldı.

Hikayeye göre Herostratus'un güdüsü, herşeye rağmen ünlü olmaktı.

Dolayısı ile "herostratik ün" terimi buradan gelir.

Tapınak Lydia Kralı Kroisos tarafından başlatılmış 120 senelik bir projenin eseridir. Dünyanın yedi harikasını derleyen Sidon'lu Antipader tapınağı şöyle tarif etmiştir.

Mağrur Babil'in üstünde savaş arabaları için yol olan duvarını ve Alpheus'daki Zeus heykelini ve asma bahçeleri gördüm ve Güneşin kolosusunu ve yüksek piramitlerin devasa işçiliğini ve Mausolos'un engin mezarını; ama Artemis'in bulutlar üzerine kurulmuş evnini gördüğümde diğer tüm harikalar parlaklıklarını kaybetti ve dedim ki "İşte!, Olimpus'un dışında, Güneş hiç bu kadar büyük birşeye bakmadı. (Antipater, Yunan Antolojisi)
 
Bizanslı Philon ise tapınak için şunları yazmıştır:

Kadim Babil'in duvarlarını ve asma bahçelerini, Olimposlu Zeus'un heykelini, Rodos'un Kolossusu'nu, yüksek piramitlerin kudretli işçiliğini ve Mausoleus'in mezarını gördüm. Ama bulutlara doğru yükselen Efes'teki tapınağı gördüğümde, diğerlerinin tümünü gölgede kalmıştı.

British Museum'un sponsorluğunda John Turtle Wood 1863'de tapınağı araştırmaya başladı. 1869'da 6 metre derinlikte, çamurların içinde tapınağın temellerini buldu.

Bulduğu heykelleri ve bazı kalıntıları British Museum'a götürdü. Tapınaktan çıkarılan yapılar ve heykeller orada görülebilir. Bugün bataklık halinde olan Tapınağın asıl yerinde ise tek bir sütun haricinde hiçbir şey bulunmamaktadır.

1904'de yine aynı müzeden D.G. Hograth'ın liderliğindeki bir ekip kazılara devam ettiler ve sitede birbirinin üzerine inşaa edilen 5 tapınak olduğunu keşfettiler.

Tanımlama; Tapınağın diktörtgen olduğu biliniyor.

Benzeri tapınakların aksine bütünüyle mermerden yapılmıştı ve ön yüzü çok geniş bir avluya bakıyordu.

Mermer basamakların çevrelediği yaklaşık 80x130 metre boyutlarında bir platform üzerindeydi. Çevresini kaplayan 127 adet 20 metrelik sütunların üzerlerinde ionik kabartma yazılar vardı. Platformun tam ortasında ve aşağıda, orthogon veya tanrıçanın evi bulunuyordu.

İçindeki dört bronz amazon heykeli çok ünlüydü. Aziz Paul'un ziyaret ettiği dönemde tapınağın içi altın sütunlar, gümüş heykellerle doluydu.

Selçuk Müzesi'ndeki ünlü Artemis heykelinin, tapınağın tam merkezinde durup durmadığı bilinmiyor. Artık Artemis Tapınağı yok ve 2000 yıl öncesinin "rüya yapısı" ebediyete kadar gerçek haliyle bilinmeyecek.

Mimari ve Sanat: Tapınağın üç evreden oluştuğu sanılmaktadır. A evresin Artemisium olarak adlandırılan tapınaktan önce orada yaklaşık MÖ 7. yüzyılda yapılmış bir sunaktır. B evresi daha sonra bunun üzerine yapılmış olan tapınak, C evresi ise yangından sonra yapılan restorasyondur.

Tapınağın içi ve içindeki sanat hakkındaki tanımlamaların ve hemen hepsi tarihçi Plynus'un anlattıklarına dayanmaktadır. Pliny tapınağı 115 meters uzunluğunda ve 55 metre eninde neredeyse tamamen mermerden olarak tanımlamıştır. Tapınak her biri 18 metre olan 127 İyonik stilde kolondan oluşmaktadır.

Artemis Tapınağı içinde birçok sanat eseri vardı. Ünlü Yunan hekeltraşlar Polyclitus, Pheidias, Cresilas, and Phradmon tarafından yapılmış heykellerle, tablolarla ve altın ve gümüşle bezenmiş kolonlarla donatılmıştı.

Sanatçılar en güzel heykeli yaratmak için birbirleri ile yarışırlardı. Bu heykellerin büyük bir çoğunluğu Efes şehrini kurduğu söylenen Amazonlar'ın heykelleridir.

Pliny ayrıca, Mausolos'un mozolesi üzerinde de çalışan Scopas'ın tapınağın kolonlarındaki kabartmaları oyduğunu söyler.

Atinalı Athenagoras, Efes'teki baş Artemis heykelinin yaratıcı olarak Daedalus'un öğrencisi Endoeus 'un ismini vermiştir.

Yazar & Kaynak: hasan günal
 
Medusa Efsanesi

Didim’in en önemli sembollerinden biri olan Medusa ; Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona’ dan biridir.

Bu üç kız kardeşten yalnızca yilan saçlı Medusa ölümlüdür ve kendisine bakanları taşa çevirme güçüne sahiptir.

Bu sebeple Antik dönemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülüklerden korumak için Medusa kabartmaları ve resimleri kullanılmıştır.

Medusa’ nın hayatı hakkında mitolojide birkaç değişik rivayet bulunmaktadır. Bu rivayetlerden elimize geçenlerin hepsini bu bölümde yayınlayacağız.

Bütün Medusa rivayetlerinde ortak nokta Medusa’nın Perseus tarafından başının kesilerek öldürüldüğü ve Medusa’nın kanından Kanatlı at Pegasos ve Khrysaor doğmuştur.Yandaki resimde bu konu işlenmiştir.

Apollo Taınağında da Medusa figürleri kullanılmak istenmiştir, ne varki tapınağın inşaası bir türlü bitmediği için bir çok Medusa figürü yarım kalmış ve günümüze bu şekilde ulaşmıştır.

Yinede en güzel işlenmiş ve koruna gelmiş Medusa figürlerinden birisi

Didim Apollon Tapınağı bahçesinde girişde sağ tarafta bulunmaktadır. Didimdeki Medusa fotoğraflarını burada özellikle küçük boyutlu yayınlıyoruz, fırsat ayağınızın altında, gezin ve gözlerinizle bu güzelliği görün istiyoruz.

Ayrıca tapınakta çeşitli sebeplerle yarı kalmış bir çok Medusa figürü de kabartmaların yapılmasında izlenilen yol ve teknikleri görmeniz açısından önemli olacaktır.

Tarihi zenginlikleri bakımından bir cennet olan ülkemizde etkileyici Medusa figürlerinden iki tanesi de

İstanbul Yerebatan Sarnıçı’nda bulunmaktadır. Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sutunun altında kaide olarak kullanılan Roma Çağına ait iki Medusa başı bulunmaktadır.

IV. yüzyıla ait bu başların hangi yapıtlardan alındığı bilinmemekle birlikte Genç Roma Çağına ait antik bir yapıdan sökülerek buraya getirildiği ve sarnıcın inşaatında salt sutun kaidesi olarak ihtiyaç duyulduğu için kullanıldığı araştırmacılar tarafından kabul görmektedir.

Medusa başı eski Bizans’ta kılıç kabzalarına ve sutun kaidelerine ters ve yan olarak işlenmiş ve böylelikle kötülüklerden korunulacağına inanılmıştır.

Yerebatan Sarnıcı'ndaki iki Medusa başından biri ters diğeri de yan olarak sutun kaidelerine yerleştirilmiştir.

Burada birkez daha dikkatinizi çekmek isteriz ki antik tarihi yapıları en hor kullanan ve ençok tahribatı veren topluluk Bizanslılar olmuştur.

Bunun örneklerini Yerebatan sarnıçına getirilen Medusa başlarında, Milet te , İasos da ve hemen hemen tüm antiklerde görmekteyiz

Medusa Efsanesi

Medusa, yaşamına çok güzel bir genç kız olarak başlamıştır. O kadar güzeldir ki tanrıçaların kıskançlığını üzerinde toplamış, tanrıları da peşinde koşturmuştur.

Tanrıça Athena ( Zeus’un en çok sevdiği kızı) onu çok kıskanmaktadır özellikle. Denizlerin tanrısı Poseidon ise Medusa’ya hayrandır.

Başı öylesine dönmüştür ki bir gün Athena’nın tapınağında Medusa’ya zorla sahip olur.

Bu durumu kendisi için aşağılayıcı bulan Athena, Medusa’yı gorgon yaparak cezalandırır. Çok çirkinleşmiş, saçları yılana dönüşmüştür, yüzüne bakanlar taş kesilmektedir. Medusa insan olduğu için ölümlüdür.

Gorgon yapma cezasını az bulur Athena ve Perseus’la iş birliği yaparak Medusa’nın başını kestirir.

Başı kesildiği anda Medusa’nın Poseidon’dan olma çocukları Pegasus ve Chrysar gövdesinden dışarı fırlarlar.

Medusa’dan sıçrayan kan damlaları Libya çöllerine düşer ve birer yılana dönüşürler.

Perseus, Medusa’nın kesik kafasını alır gider. Athena ise Medusa’nın derisini yüzüp Aegis’in markası yapar.

İki damla kanını kral Erichthonius’a hediye eder.

Bu iki damla kandan biri öldürücü zehirdir,diğeri ise panzehirdir, tüm hastalıklara deva olmaktadır.
 
Geri