Kimbuhatunyahu?
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Mayıs 9, 2020
-
- Mesajlar
- 6,067
-
- Tepkime puanı
- 2,956
-
- Puanları
- 364
-
- Yaş
- 27

"insani olasılıkların sınırlarını belirleyen, varoluşunun sınırlarını saptayan cevabı olmayan sorulardır."
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, Milan Kundera
Yokluğun Varlığı Mümkünatı,
Yokluğun varlığı sorunsalı yalnızca dilin bir problemi de olabilir öncelikle, öyle ki felsefe, dilin yanlış anlaşılmasının bir yan ürünüdür, derken Wittgenstein biraz da buna atıfta bulunuyordu.
Bu tarz kavramlarda tanımı doğru yapabilmek sistematik bir şekilde düşünmek için elzem bir durum, yokluğun varlığından önce onun boşluk değil hiçliği ifade ettiğini ve hiçlik ile boşluğun arasındaki farkın ne olduğunu bilmek gerekiyor. Eğer cam bir balonun içindeki bütün atomları çekebilecek bir teknoloji gelişseydi camın içerisinde geri kalan boşluk ve zaman olacaktı, oysa hiçlik bambaşka bir durum, zamanı bile barındırmayan bir mefhum. Öte yandan, bir atomu ele alalım, onu sürekli ikiye bölelim ve şu an en yaygın kabul gören sicim teorisine kadar gelip, tüm her şeyin enerjinin saf hallerinin de maddesel yapılarından sonsuz küçüklükte olan sicimlerden oluştuğuna varalım: bu varlığın kaynağını enerji biçimi olarak gösteriyor ve var olan bir şeyin yok olmadığını sadece form değiştirdiğini söylüyoruz ama varlığın yok edilememesi yokluğun var olmaması için direkt sebep olamaz çünkü yokluğun varlığına varlığın yok olabilmesiyle gitmek zorunda değiliz, bu noktada yokluk zamansal bir probleme dönüşüyor, yokluğu varlığın bir akıbeti olarak görmeye kalkmadığımız sürece yokluğun varlığına dair irdeleme alanı hala kalıyor. Zihin, yalnızca düzlemde zamanı ve zamanla algılayabileceği bir yapıda olduğu için (en azından milyon yıllar sonra iyice bilişsel evrimini gerçekleştirip daha iyi soyutlamalar yapabilecek konuma gelmediği sürece) algı alanı henüz var olanla kısıtlı. Nasıl algıladığı, algıladığının gerçekliği tartışılır. Ama şimdilik sicimsiz ve zamansız olgunun varlığını algılayabilecek bir durumda değiliz.
Varolmak ile varolabilmek üzerine nâmütenâhi bulantılar,
asla var olamayacaksın?
ifade etmek daha anlaşılır kılmayacak seni
sadece algıladığın kadarına dağılacaksın
bölüneceksin
deneysin
yalnızca bir deney
kendi zihninin bir deneyi
birisi olabilme kaygın hep olacak
bu kendi varoluşunun anlamsızlığından duyduğun korkunun tezahürü
o yüzden başka öznelerle tanışma ve onlara kendini ifade etme isteği duyacaksın
insan bilinmek ister
kendi varlık izdüşümüne dair masum bir çırpınışı bu
sahtekar gibi sevip sevişip nefret edeceksin
iraden var sanacaksın
bir şeyleri tercih ettiğini filan
kimsesin sanıyorsun
felsefen var sanıyorsun,
anlamlandırışların
oysa sadece etki-tepki bu
zihnini uyaran tüm etkilere tepkisin
arınamıyorsun
varolmanın laneti bu,
egonun laneti,
zihninin kırbacı.
bulamayacaksın
hiçbir zaman anlamı veya mistisizme dair zevkin ötesi olmayacak buldukların,
bir kez varolduktan sonra, yok olmak bile anlamsızlaşacak.
15.5.2020 00:27
Şiir değil, kusuntudur.
Kimbuhatunyahu?
bir müzik: Eleni Karaindrou Elegy of the uprooting