Yobazlara cevaplar

Konu sahibi son olarak 2789 gün önce görüldü
İslâmiyyeti yıkmağa çalışan diğer bir kuvvet de, din bilgisi vermek için, din düşmanlarını (gûyâ) susdurmak için yazılan mecmû’alar ve kitâblardır. Îmândan ve islâmdan haberi olmıyan, tesavvufun hakîkatine, rûhuna, inceliklerine ermemiş olan din câhilleri, dünyâ işlerinde söz sâhibi olunca, kendilerini din âlimi görüyor ve müslimânlık sandıkları bozuk düşüncelerini yaymak için veyâ yalnız para kazanmak için, din kitâbları yazıyorlar. Ba’zı memleketlerde türeyen mezhebsizleri, dinde reformcuları, islâm âlimi olarak tanıtıyorlar. Bunların câhil kafaları ile, sapık düşünceleri ile yazdıkları yıkıcı ve bölücü kitâblarını terceme ederek, din bilgisi diye gençliğin önüne sürüyorlar. Böyle, para kazanmak, mevkı’, etiket ele geçirmek için, kısacası dünyâlığa kavuşmak için, mukaddes dînimizi âlet eden câhillere (Ulemâ-i sû’), ya’nî (Yobaz) denir. Bu din yobazları ve fen adamı olarak ortaya çıkıp, fen bilgilerini değişdirerek ve kendi hâin düşüncelerini fen bilgisi imiş gibi söyliyerek, islâmiyyeti yıkmağa çalışan (Fen yobazları) ya’nî (Zındık)lar, bu millete çok zarar verdiler.
 
Ehl-i sünnet âlimlerinin “rahime-hümullahü teâlâ” sözbirliği ile olmayan bildirdiklerine uymayan inanışa (Bid'at)ve (Dalâlet)denir. Küfürden sonra en büyük günah bid'at sahibi olmaktır. Bunlardan, bid'atini yaymak için, müslümanlara bulaştırmak için çalışan zındıkların günahı katkat daha çoktur. Hükûmetin bunları ağır cezâya çarptırması, âlimlerin sözle ve yazı ile nasihat vermeleri, câhillerin de, bunlarla görüşmemeleri, kitaplarını ve mecmû'alarını okumamaları lâzımdır. Bunların yalanlarına, iftirâlarına, heyecanlı ve ateşli sözlerine aldanmamak için çok uyanık olmalıdır. Şimdi mezhepsizler, Mevdûdîciler, Seyyid Kutbcular ve (Cemaat-i teblîgıyye) denilen câhiller ve vehhabiler şiiler nusayriler ve çeşidli ismler altında ortaya çıkmakta olan sahte tarîkatçılar, yalancı şeyhler, bozuk îtikatlarını, sapık inanışlarını yaymak için, her türlü vâsıtaya başvuruyorlar. Müslümanları aldatmak ve ehl-i sünneti ezmek, yok etmek için, nefslerinin ve şeytanın ve ingilizlerin yardımı ile akla ve hayâle gelmiyecek tuzaklar, oyunlar hazırlıyorlar. Mâllarını, milyonlarını sarf ederek, ehl-i sünnete karşı soğuk harblerini sürdürüyorlar. Gençlerin, islâm dînini, hak yolunu, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından okuyup öğrenmeleri lâzımdır. Öğrenmiyen,küfr bid'at ve dalâlet sellerine yakalanıp boğulur. Dünya ve âhıret felaketlerine sürüklenir.( Hakikat kitabevi yalnız ehli sünnet kitaplarını neşretmektedir. Bu kitapları alıp okuyanlara müjdeler olsun. ) Bid'at sahiplerinin liderleri, Kur'an-ı kerime yanlış, bozuk mânalar veriyorlar. Bu mânaları ileri sürerek, sapık düşüncelerini âyet ile, hadis ile isbât ettiklerini ileri sürüyorlar. Ancak, ehli sünnet kitaplarını okuyarak hakkı bilenler, bunlara aldanmaktan kurtulur. Hakkı bilmiyenlerin, bunların dalâlet girdâblarına, tuzaklarına düşmemeleri imkânsız gibidir. Bunların sapık inanışları, Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş olan ve müctehid imamların sözbirliği ile bildirdikleri ve müslümanlar arasına yayılmış îman bilgilerine uygun olmazsa, kâfir olurlar. Küfrün bu türlüsüne (İlhâd)ve kendilerine (Mülhid)denir. Mülhidlerin müşrik oldukları, yâni Kitapsız kâfir sayıldıkları akâid kitaplarında yazılıdır.]
 
İster Ehl-i sünnet olsun, ister bid’at sâhibi olsun, dînini dünyâ çıkarlarına âlet eden, ya’nî dünyâlığa kavuşmak için dîninden veren câhillere, (Din yobazı) denir. Îmânı olmadığı hâlde, müslimânları aldatarak îmânlarını yok etmek, islâmiyyeti içerden yıkmak için, müslimân görünüp, küfre sebeb olan şeyleri isbât etmek için, delîlleri yanlış te’vîl edene, (Zındık) denir. Kendisini müslimân ve fen adamı tanıtıp, dîni, îmânı bozan şeyleri fen bilg...isi diyerek söyliyen yalancı kâfirlere, (Fen yobazı) denir.

Fen yobazlarının da zındık oldukları evvelki maddelerde bildirilmişdi. Fen yobazları, ittihâdcılar tarafından, Tanzîmâtın i’lânından beri, ingilizlerden, masonlardan para, mevkı’ gibi menfe’atler sağlıyarak, islâmiyyete saldırmışlardır. Hakîkî islâm âlimleri, din yobazlarına, kuvvetli cevâblar vererek onları susdurmuşlar, müslimânları bunların şerlerinden kurtarmışlardır. Fen yobazları ise, islâm düşmanı, ilerici denilen devlet adamlarından yardım görmüşler, istediklerini çekinmeden söylemişler ve yazmışlar, birbirlerini överek, yalanlarının yayılması kolay olmuş, islâmiyyete dahâ çok zarar vermişlerdir.] İslâm bilgilerinde âlim olan bid’at sâhiblerine ve mülhidlere ve bunların yolunda olan câhil taklîdcilere, (Mezhebsiz) denir. Mezhebsizler ve îmân hırsızları olan zındıklar, (Dinde reformcu) olarak ortaya çıkmakdadırlar. İcmâ’, delîl değildir diyen kâfir olmaz. Bid’at sâhibi olur. Hâricîler, şî’îler, vehhâbîler böyledir. Bunların icmâ’a muhâlif sözleri küfr olmaz.
Eshâb-ı kirâmın hepsi büyük âlim, yâni müctehid idiler. Bunlardan sonra gelenler arasında, ilk zamanlar ictihâd yapabilecek büyük âlim çok idi. Bunların her birine nice kimseler uyardı. Zamanla, bunların çoğu unutularak, Ehl-i sünnet içinde, yalnız bu dört mezhep kaldı. Sonraları, olur olmaz kimseler çıkıp da, müctehidim diyerek, bozuk fırkalar çıkarmamaları için, Ehl-i sünnet, bu dört mezhepten başka mezhebe uymadı.
Allahü teâlâ, hepimizi, doğru yoldan ayırmasın! Din büyüklerinin kitâblarından haberi olmayıp, dînin vesîkalarını, islâmiyyetin delîllerini ve senedlerini işitmeyip de dînini, sonradan meydâna çıkan târîhlerden öğrenenleri ve yalnız hayâl ve inâd ile konuşanları ve yazanları işitmekden, yazılarını okumakdan ve onlara aldanmakdan muhâfaza buyursun! Âmîn.Îmânı olanlar, îmânın tadını tadanlar, Ehl-i sünnet âlimlerinin “rahime-hümullahü teâlâ” kitâblarından alınan sözlere ve yazılara sarılır. Bunlardan zevk alır.Din adamı geçinen câhillerin, sözlerinden ve yazılarından nefret eder, kaçar.
 
Allahü teâlâ, hepimizi, doğru yoldan ayırmasın! Din büyüklerinin kitâblarından haberi olmayıp, dînin vesîkalarını, islâmiyyetin delîllerini ve senedlerini işitmeyip de dînini, sonradan meydâna çıkan târîhlerden öğrenenleri ve yalnız hayâl ve inâd ile konuşanları ve yazanları işitmekden, yazılarını okumakdan ve onlara aldanmakdan muhâfaza buyursun! Âmîn.Îmânı olanlar, îmânın tadını tadanlar, Ehl-i sünnet âlimlerinin “rahime-hümullahü teâlâ” kitâblarından alınan sözlere ve yazılara sarılır. Bunlardan zevk alır.Din adamı geçinen câhillerin, sözlerinden ve yazılarından nefret eder, kaçar.

(Birgivî vasıyyetnâmesi)şerhinde buyuruyor ki, (Ehl-i sünnet mezhebini ve bu âlimlerin bildirdiği îtikadı öğrenip, îtikatını buna göre düzeltmek her müslümana farzdır. Bunu herkes öğrenmelidir. Câhil kalmamalıdır. Zîrâ, islâmiyete uymıyan îtikatın büyük zararı vardır. Zamanımızda bid'atler her tarafa yayıldı. Ehl-i sünnet vel-cemaat îtikatını bilen az kaldı. Bu câhillik bütün dünyayı kapladı. İlmi ile amel eden âlimlerin sözlerine güvenilir. Çok kimseler vardır ki, ilimden mahrumdur. Fakat, âlim şekline girmiş, şöhret sahibi olmuşlardır. Bunların şekllerine ve şöhretlerine aldanmamalıdır. Zamanımızda, birçok câhil, şeyh ve mürşid adı ile ve büyük din âlimi adı ile, müslümanları aldatıyor. Allahü teâlâ, müslümanları bunlara aldanmaktan korusun! Bu sapıklardan çok sakınmalıdır. Din adamı geçinen herkesin sözüne ve kitabına uymamalıdır. Fıkh kitabından alınmamış, modaya göre verilmiş olan fetvâlara, kararlara uymamalı, ehlini arayıp bulup, ondan sormalı, doğrusunu öğrenmelidir). İslâm âlimlerinin bu nasihatlerini her müslüman, kulağına küpe yapmalı, aklını başına toplayıp, sapık kitapların yaldızlı reklâmlarına, şaşırtıcı propagandalarına aldanmamalıdır.
Amellerde, ibâdetlerde, ictihâd derecesine yükselmiş olan âlimlerden birini seçerek, her işinde bunu taklîd etmesi lâzımdır. Dört mezhepten birini taklîd eder.(İctihâd),nasslarda açık bildirilmemiş, kapalı bildirilmiş olan bilgileri anlamak, açıklamak demektir. Âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere(Nass)denir. İctihâd yapmak şartlarına mâlik olan derin âlimlere(Müctehid)denir. Hicretten dörtyüz sene sonra, müctehid yetişmedi. Müctehide ihtiyaç da kalmadı. Çünkü, Allahü teâlâ ve Onun resûlü Muhammed aleyhisselâm, kıyâmete kadar, hayat şekllerinde ve fen vâsıtalarında yapılacak değişikliklerin, yeniliklerin hepsine şâmil olan ahkâmın hepsini bildirdiler. Müctehidler de, bunların hepsini anlayıp, açıkladılar. Sonra gelen âlimler, bu ahkâmın, yeni hâdiselere nasıl tatbîk edileceklerini, tefsîr ve fıkh kitaplarında bildirirler.(Müceddid)denen bu âlimler kıyâmete kadar mevcuttur.(Fen vâsıtaları değişti. Yeni hâdiselerle karşılaşıyoruz. Din adamları toplanarak yeni tefsîrler yazılmalı, yeni ictihâdlar yapılmalıdır) diyerek, nasslara ilâveler, değişiklikler yapmak lâzım olduğunu savunanların(Zındık)ve islâm düşmanı oldukları anlaşılır.

Amellerde, ibâdetlerde, ictihâd derecesine yükselmiş olan âlimlerden birini seçerek, her işinde bunu taklîd etmesi lâzımdır. Dört mezhepten birini taklîd eder.(İctihâd),nasslarda açık bildirilmemiş, kapalı bildirilmiş olan bilgileri anlamak, açıklamak demektir. Âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere(Nass)denir. İctihâd yapmak şartlarına mâlik olan derin âlimlere(Müctehid)denir. Hicretten dörtyüz sene sonra, müctehid yetişmedi. Müctehide ihtiyaç da kalmadı. Çünkü, Allahü teâlâ ve Onun resûlü Muhammed aleyhisselâm, kıyâmete kadar, hayat şekllerinde ve fen vâsıtalarında yapılacak değişikliklerin, yeniliklerin hepsine şâmil olan ahkâmın hepsini bildirdiler. Müctehidler de, bunların hepsini anlayıp, açıkladılar. Sonra gelen âlimler, bu ahkâmın, yeni hâdiselere nasıl tatbîk edileceklerini, tefsîr ve fıkh kitaplarında bildirirler.(Müceddid)denen bu âlimler kıyâmete kadar mevcuttur.(Fen vâsıtaları değişti. Yeni hâdiselerle karşılaşıyoruz. Din adamları toplanarak yeni tefsîrler yazılmalı, yeni ictihâdlar yapılmalıdır) diyerek, nasslara ilâveler, değişiklikler yapmak lâzım olduğunu savunanların(Zındık)ve islâm düşmanı oldukları anlaşılır.
 
Mutlak müctehid kalmadı. Bir mezhep içindeki mes'elelerde ictihâd ederek fetvâ verebilecek, mezhep içi müctehidler, kıyâmete kadar bulunacaktır.Herhangi bir din kitabını okuyarak ve din adamı geçinen herkese sorup anlıyarak, din bilgisi öğrenmek câiz değildir. Din adamı denilenler arasında câhiller, din bilgisi olarak kendi düşüncelerini yazan zındıklar, fâsıklar, münâfıklar, islâmiyeti içerden yıkmak istiyenler ve bunlara âlet olarak geçinenler her zamanvardır. Hakîkî din adamı olmak için, hem ilim, hem amel, hem de ihlâs, yâni takvâ lâzımdır. Din adamının, insanı saadete kavuşturabilmesi için, en önce Ehl-i sünnet îtikatında olması lâzımdır. Yâni, Eshâb-ı kirâmın izinde bulunması ve icmâ-i ümmete uyması lâzımdır).

Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Allahü teâlânın çok sevdiği kimse, dînini öğrenen ve başkalarına öğretendir. Dîninizi islâm âlimlerinin ağızlarından öğreniniz!)
Hakîkî âlim bulamıyan, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarından öğrenmeli ve bu kitâbların yayılmasına çalışmalıdır. İlm, amel ve ihlâs sâhibi olan müslimâna (İslâm âlimi)denir. Bu üçünden biri noksan olup da, kendini âlim tanıtana (kötü din adamı, yobaz) denir. İslâm âlimi, insanı, se'âdet kapılarını açan sebeblere kavuşdurur, dînin bekçisidir. Yobaz, insanı, felâkete sürükleyen sebeblerin içine düşürür, şeytânın yardımcısıdır.

İslam ilimlerinin menbaı, kaynağı, Kur'an-ı kerim ve hadis-i şeriflerdir. Muhammed aleyhisselâmın her sözüne (Hadis-i şerif)denir. Kur'an-ı kerim ve hadis-i şerifler arabîdir. Kur'an-ı kerimin mânasını, yalnız Muhammed aleyhisselâm anlamış ve hepsini Eshâbına bildirmiştir. İslâm âlimleri, bunları, Eshâb-ı kirâmdan öğrenerek kitaplara yazmışlardır. Bu kitaplara (Tefsîr)kitapları denir. Bu kıymetli âlimlere de (Ehl-i sünnet)âlimleri denir. Ehl-i sünnet âlimlerinin en üstün olanları, Tefsîr kitaplarındaki ahkamı islamiye bilgilerini toplayıp, ayrıca yazmışlardır. Böylece, (Fıkh)kitapları meydana gelmiştir. Sonradan meydana çıkan din câhilleri ve din düşmanları, kendi akıllarına ve zamanlarındaki fen bilgilerine göre tefsîr ve fıkh kitapları yazarak, gençleri aldatmışlardır. Aldananın îmanı gitmedi ise, buna (Bid'at sahibi)denir. Îmanı giderse, (Mürted)olur. Bu bozuk kitapları okuyan, islâmiyeti değil, bunları yazanların görüşlerini, düşüncelerini öğrenir. Bu kitaplar, islâmiyeti içerden parçalamakta, (Ehl-i sünnet)denilen hakîkî müslümanları yok etmektedir. Bu islâm düşmanlığının başında yahudiler ve ingilizler gelmektedir. Yahudi kitaplarına aldananlara (Şî'î)denildi. İngiliz câsûslarına aldananlara (Vehhâbî)denildi. İngilizlerin vehhâbîliği nasıl kurduğu, (İngiliz câsûsunun itirafları)kitabımızda, ingilizlerin vehhâbî Sü'ûdî hükûmetini nasıl kurduğu da (Müncid)lugat kitabında (Lavrence) kelimesinde yazılıdır. Şî'îler ve vehhâbîler, kitaplarındaki bozuk yazılara gençleri inandırmak için, aralarına âyetler, hadisler ve Eshâb-ı kirâmın ve Selef-i sâlihînin sözlerini karıştırıyorlar. Bu ilâvelere, kendilerine göre yanlış mânalar vererek, kitaplarının doğru olduğunu isbâta kalkışıyorlar. Gençleri şaşırtıyorlar. Kitaplarını, Ehl-i sünnetin kitaplarından ayırmak, güç oluyor. Ancak, onların bozuk îtikatlarını öğrenip, kitapta gören, bu kitabın bozuk olduğunu anlıyarak, tuzaklarına düşmekten kurtulur.

Abdülhamîd hân zamanında yazılan din kitapları, bir ilim hey'eti tarafından tedkîk edilirdi. Tasdik edilip, izin verilenler bastırıldı. Böylece, o tarihlerde basılan din kitaplarına güvenilir. 1327 [m. 1909] den sonra din kitapları salâhiyyetli âlimler tarafından kontrol edilmez oldu. Bu kitaplardan, ancak vesikalar vererek, yazılanlara güvenilir.Ne oldukları belirsiz kimselerin ve şî'îlere, vehhâbîlere satılmış olan mezhepsiz din adamlarının yazdıkları bozuk kitapları okuyan müslüman yavruları, temiz gençler, dîni yanlış öğrendiler. Böyle câhil yetiştirilen müslümanlardan bazıları, siyâset canbazlarının tuzaklarına düştüler. Kendi partilerinden olmıyanlara kâfir diyecek kadar taşkınlık yapanları oldu. Müslümanlar arasındaki bu fitne, islâm düşmanlarının işlerine yaradı. İngilizlerin (İslâmiyeti yok etmek) plânlarının gerçekleşmesini kolaylaştırdı.

 
Yobaz ve çeşitleri
Sual: Yobaz ne demektir?
CEVAP
Yobaz, bütün gerçekler kendisine gösterildiği hâlde, kabul etmeyen, kendi indî ve hatalı görüşünde körü körüne ısrar ve inat eden kaba, cahil kimse demektir. Her mesleğin, her ideolojinin yobazı olur. Yobazların en zararlısı, mal, para, makam elde etmek için yabancı ideolojilerin, dinde reformcuların ve mezhepsizlerin propagandalarını yaparak, milletin imanını, ahlakını bozan, satılmış, din, fen ve siyaset yobazlarıdır. Birkaç örnek verelim:
Cahil yobaz: Din ve dünya bilgilerinden mahrum olanlardır. Bunlar, bölücülük yaptıkları gibi, din düşmanlarına çabuk aldanıp, zararlı yollara kolayca sürüklenebilir. Osmanlı tarihini kana boyayan Patrona Halil, Kabakçı Mustafa, mehdiyim diyen Celâli gibiler bu yobazlardandır. Günümüzde de mehdiyim diyen böyle yobazlar vardır.

Din yobazı: Az çok ilimleri varsa da, sinsi maksatlarına, mala, mevkiye kavuşmak için, bilmediklerini veya bildiklerinin tersini söyleyip yaparlar. İslamiyet’in dışına çıkarlar. (Yalnız Kur’an) diyerek Kur’anı da kendi görüşüne göre açıklayıp, hadisleri ve hak mezhepleri inkâr eden, din yobazıdır.

Fen yobazı: Gençlerin imanlarını bozmak, bunları İslamiyet’ten ayırmak için, uydurdukları şeyleri fen bilgisi, tıp bilgisi, ilericilik olarak anlatıp, (Din kitapları bu bilgilere uymadığı için yanlıştır, bunların gösterdiği yolda yaşamak gericiliktir) derler. Fen ilmi, din ilminin bir kolu olduğu hâlde, fen ilmini din ilminden ayrı gibi gösteren, fen yobazıdır.

Devrim yobazı: Devrim deyimi, Batı dillerindeki revolution kelimesi, dönüşme, devrim hem de devirme yani zorla değiştirme [ihtilâl] anlamındadır. Diyalektik maddeciliğe göre, evrim ve devrim birbirine kökten bağlıdır. Devrim, evrimin zorunlu sonucudur. Devrimci yobazlara göre, bütün dünya, dinden uzaklaşarak mutlaka komünist olacaktır. Din düşmanı sosyalistler, devrim yobazıdır.

Evrim yobazı: İlk insanın maymundan, son olarak da ayıdan geldiğini ileri sürenler çıktı. Bilimsel olarak, bunların yanlışlığı ispat edildiği hâlde, gerçeği kabul etmez, kendi yanlış görüşünde körü körüne inat edip, bilime aykırı olarak maymun soyu olduğunda ısrar eder. Darwin nazariyesine bilim diyenler, evrim yobazıdır.

Siyaset yobazı: Kendisi iktidarda değilse, ona göre, diğerleri demokrasi düşmanıdır, ülke sefalet ve karanlık içindedir. Yapılan iyi şeye iyi demez. Kendi kötülüklerini, millî iradeye düşmanlıklarını görüp onları terk edenlere dönek der.

Laiklik yobazı: Laiklik, dinin devlete, devletin de dine müdahale etmemesi, karışmaması demektir. Ben laiklik taraftarıyım dediği halde, din işlerine karışıyorsa, dinin emirleriyle alay ediyorsa buna laiklik yobazı denir.
 
Geri