Yitip Giden Sanatlar: KALEMİŞİ

  • Kullanıcı aRMiNa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Kültür ve Sanat Etkinlikleri
Konu sahibi son olarak 2618 gün önce görüldü
Yitip Giden Sanatlar: KALEMİŞİ




BUGÜN SADECE RESTORASYONLARDA ADINI DUYDUĞUMUZ KALEMİŞİ, VAKTİYLE OSMANLI EL SANATLARI İÇİNDE EN GÖZDE OLANIYDI. SARAYLAR, CAMİLER HATTA EVLER HEM ZARAFETİN HEM DE EKONOMİK GÜCÜN GÖSTERGESİ OLARAK TÜRLÜ DESENLERLE BEZENİRDİ. GÜNÜMÜZDE İSE İŞİNİN EHLİ ÜÇ-BEŞ USTA YENİ YAPILAN CAMİLERİ DESENLİYOR.

Geleneksel el sanatlarımızdan birisi daha, yeterince ilgi gösterilmediği için kaybolup gitmek üzere. Literatürdeki adıyla “kalemkari”, mimarimizin en güzel süsleme sanatlarındandı bir zamanlar. Dini amaçlı yapılar, zenginliğe göre de konutlar binbir emekle süslenirdi kalemişleriyle. İç mimaride yapıların duvar, tavan ve kubbeleri üzerine boya ve fırçayla yapılan nakışlar, “kalemişi” olarak adlandırılıyor. Kalemişi, aynı zamanda altın, gümüş, pirinç, bakır gibi madeni eşya yüzeyine “çelik kalem”le desen ve şekiller ince kanallar halinde oyulması ile yapılan süsleme sanatının da adı. Bu, insanın doğasında olan, yaşadığı yeri güzelleştirme çabalarının bir uzantısı elbette. Süsleme mantığı, güzellik, incelik ve zerafeti temsil ediyor. Kalemişi de insanın güzelliklere olan zaafını bir örneğini oluşturuyor. Zaman içinde usluplaşılmış, kullanılan mekana göre desenler farklılaşmış. Eskiden hem dinsel amaçlı yapılarda hem de sivil mimaride kullanılan bu süsleme sanatı günümüzde ya restorasyon amaçlı ya da yeni yapılan camilerde kullanılıyor artık. 14 ve 15 yüzyılda tezhip ve cilt sanatına uygun olarak gelişen bu sanat bir sonraki yüzyılda çini ve dokuma sanatlarıyla biçimlenmiş. 16. yüzyıl Osmanlı’nın refah düzeyinin en üst düzeye çıktığı dönem. Bu sanat adına da bir şans olmuş, geleneksel sanatlar en üst düzeyde başarı kazanacak duruma gelmiş. Kalemişi de bundan nasibini almış

USTALAR İMZA ATMAZDI

64bgeleneksel1aif1.jpg


O dönemlerde yapılan eserlerde imza bulmak pek fazla mümkün değil. Dönemin terbiyesinden midir, yoksa yapılan işin isimden daha çok öne çıktığından mıdır bilinmez, imza bulunmuyor. Zaten ustalar da sadece bir konu üzerinde uzmanlaşmıyorlar. Nakkaşhanedekiler, bütün süsleme sanatlarına hakim ustalıkta: tezhip, minyatür, kalemişi... Nakkaşın geleneksel Türk el sanatlarının hepsini bilen, yeni tasarım yapabilen kapsiteye sahip olması gerekiyor ki eserler başarılı olsun. Ancak çalışma yapılan yerlerde tutulan harcama defterleri bize bilgi verebiliyor. Kim hangi camide çalıştı, ne kadar harcandı gibi kayıtların tutulduğu bu defterler hala korunuyorsa, isimlere ulaşmak mümkün olur oluyor; o da belki. Nakkaşhane de usta çırak ilişkisi var. Usta “sen artık oldun” deyinceye kadar çıraktan ses çıkmıyor. Zaten ustası ona el verene kadar da terbiyesi kendi başına iş yapmasına müsaade etmiyor. Böyle bir gelenek ve gönül gözüyle yıllar boyu kalemişleri süslüyor mekanları. Nemden, hava şartlarından ve badanadan etkilendiği için günümüze kadar gelen örnekler çok sınırlı. Osmanlılardan kalan en eski örnek ise İznik Kırkkızlar Türbesi penceresinde bordür olarak kullanılan çiçek ve kıvrıkdallarla oluşturulmuş desen. Diğer önemli eserlerin adresleri ise Bursa Yeşil Camii, Bursa ve Edirne’deki Muradiye Camileri, Edirne Üç Şerefeli Cami, İstanbul Davut Paşa Camii ve Rum Mehmet Camii.


VAZGEÇİLMEZ RENK: KOBALT MAVİSİ

En çok kullanılan desen, ortada madalyon biçimli bir göbekle başlayan kubbe süslemesidir. Eteklere doğru zengin çiçek motifleriyle iner. Sülüsler yazı teknikleri bunu süsler. Her taraf karanfil, lale desenleriyle bezenir. Daha küçük kubbelerde, yarım kubbelerde bu desen tekrar eder. En çok kobalt mavisi, turkuaz, mercan kırmızısı ve yeşil kullanılır desenlerde. Kobalt mavisi ve tonları vazgeçilmez bir renktir kalemişinin. Hatta bütün süsleme sanatlarının en temel rengidir bu. 16. yüzyılda yerini kırmızıya bırakır. Tezhip sanatında ise kırmızının yerini altın varak alır. Desenler Hatai denilen bitkisel esaslı tarz ile Rumi denilen kuşların kanatlarından, uçuşlarından esinlenilerek geliştirilen, ileri derecede stilize edilmiş iki ana grupta toplanır. Çalışmanın yapılacağı zemin desenlendikten sonra, bir ele alınan fırça, öbür eldeki bir ucu çalışmanın yapılacağı zemine dayanmış 80-90 santimlik “baston”dan destek alınarak renkten renge desenden desene geçilir. Restorasyon çok önemli bir sorumluluk. Eğer iyi bir malzeme kullanmaz, desenin rölevesi iyi çıkarılmadan uygulamaya geçilirse, yüzlerce yıldan gelen ve artık bir örnekleri olmayan eserleri kaybetmek işten bile olmaz. Bu nedenle işin ehli olmak, hem mimariyi, hem diğer süsleme sanatlarını iyi bilmek gerekiyor.


500 YILLIK ÖRNEKLERİ VAR

16. yüzyılda camilerde çok yoğun nakış yoktur. Bunun iki nedeni var. Birincisi bu mekanların sade olması gerektiğinin düşünülmesi. İkincisi de aydınlatman kandille yapılıyor olması. Daha doğrusu kandil islerinin kalemişlerinin bozulmasına yol açabileceği düşüncesi. Daha çok dinsel nitelikli binalarda bazen de evlerde uygulanan kalemişi, özel olarak hazırlanan boyalarla yapılıyor. En çok uygulandığı bölüm sıva üstü. Sıvanın üzerine atılan kireçten sonra bir kağıda hazırlanan şablon, birbirine çok yakın delikler açılarak desen duvar üzerinde deliniyor. Daha sonra özel olarak hazırlanan kömür tozu ve Arap zamkı karışımı konulmuş geçirgen bir bez ile üzerinden geçiliyor. Böylece desen duvar üzerinde beliriyor. Desen birbirini takip eden bir tarz izlediğinden bir parçanın şablonlanması yeterli oluyor. Aynı şablon gerektiği kadar duvar üzerine vuruluyor. Toprak ve kök boyaların Arap zamkı ile ezilmesiyle elde edilen karışımın çeşitli işlemlerden geçirildikten sonra uygulanıyor. Bu çok dayanıklı malzemenin 500 yıl kalmış örnekleri var. Günümüzde ise akrilik tutkallı bir boya kullanılarak yapılıyor. İyi korunursa 100 yıla yaklaşan bir ömrü olabiliyor.
 
Geri