Yaralarım çok derin...
Acı artık dayanmanın çok zor olduğu bir noktada...
Sesler duyuyorum ama dinleyemiyorum, neden?
Ellerim hâlâ var, ama dokunamıyorum.
Maviydi gök ve deniz, neden gri oldu?
İlerim varken şimdim bile yok oldu...
Neden?
Ölmem bu kadar gerekli mi?
Zulmün, kahrın, zehrin bu yüzden mi böylesine kuvvetli ey kâinat ve ötesi?
Üzerime yıktığınız yük bu yüzden mi böylesine ağır?
Ruhum sadece hüznü görsün istiyorsunuz öyleyse?
Değilse neden peki, neden...
İsteğim yerine gelmedi...Tamam, kabul.
Lanetleyip hayâlimi aldınız koparıp benden...
Esiriniz de ettiniz bir ömür boyu, “Kaçamassın daha,
Rolünü sonuna kadar oynayacaksın seni zayıf mahluk” dediniz.
İşkencenin böyle vahşisine bile kabul, ama ... ama bu da yetmedi işte size...
Mutluluğu yine hayallerime soktunuz, yine zayıf düşürüyorsunuz beni,
Bir kez daha düşmem tuzağınıza diyordum, ama yine başarıyorsunuz.
Emrinizde nasıl güçler var ki ölüyü diriltecek bir umut yaratırsınız,
Nasıl olur da bu mükemmeliyet böylesine doğal ve güzel olabilir?
Sanki kabusun güzel bir rüyaya dönüştüğü an vücuda bürünmüş, gelmiş bana bakıyor:
An bu andır, haydi artık, benim imkansız güzelliğimi görmüyor musun, diyor!
Nedendir bekleyişim bilmem... Yapılacak belli ama korkuyorum, ondan herhâlde.
Aklım yapma diyor çünkü, delirdin mi, hatrına düşmez mi bastırdığın kanlı umutsuzluk çığlıkları?
Ancak nasıl sırtımı dönmemi bekler ki benden, bu düşlerde bile olmayan huzura?
Şayet bütün bu eziyetin, yaşanan bunca felaketin amacı bu tek anı yaratmaktı ise,
Istırabımın meyvesi, rezil hayatımın tek şansı buysa şayet,
Karanlıktan aydınlığa, sefaletten saadete geçişin tohumunu ya tam şimdi atmam gerekse?
O ismi akıl olacak akılsıza biri böyle desin:
Lekesiz değilse de artık kalbim, gücüm bitiyorsa da yaşamak için,
Dünya vakit geçtikçe kapasa da kapılarını açılmamak üzere bu kadar erkenden, bunlara rağmen
Uykumdan tebessümle uyanmamı sağlayan bu asil prenses, bu tapılası melek üzgünse madem,
Melun bir oyun olduğunu bilsem dahi denerdim son gücümle, şaşkın akıl, yine denerdim...
Halil Can Yorgancı
Acı artık dayanmanın çok zor olduğu bir noktada...
Sesler duyuyorum ama dinleyemiyorum, neden?
Ellerim hâlâ var, ama dokunamıyorum.
Maviydi gök ve deniz, neden gri oldu?
İlerim varken şimdim bile yok oldu...
Neden?
Ölmem bu kadar gerekli mi?
Zulmün, kahrın, zehrin bu yüzden mi böylesine kuvvetli ey kâinat ve ötesi?
Üzerime yıktığınız yük bu yüzden mi böylesine ağır?
Ruhum sadece hüznü görsün istiyorsunuz öyleyse?
Değilse neden peki, neden...
İsteğim yerine gelmedi...Tamam, kabul.
Lanetleyip hayâlimi aldınız koparıp benden...
Esiriniz de ettiniz bir ömür boyu, “Kaçamassın daha,
Rolünü sonuna kadar oynayacaksın seni zayıf mahluk” dediniz.
İşkencenin böyle vahşisine bile kabul, ama ... ama bu da yetmedi işte size...
Mutluluğu yine hayallerime soktunuz, yine zayıf düşürüyorsunuz beni,
Bir kez daha düşmem tuzağınıza diyordum, ama yine başarıyorsunuz.
Emrinizde nasıl güçler var ki ölüyü diriltecek bir umut yaratırsınız,
Nasıl olur da bu mükemmeliyet böylesine doğal ve güzel olabilir?
Sanki kabusun güzel bir rüyaya dönüştüğü an vücuda bürünmüş, gelmiş bana bakıyor:
An bu andır, haydi artık, benim imkansız güzelliğimi görmüyor musun, diyor!
Nedendir bekleyişim bilmem... Yapılacak belli ama korkuyorum, ondan herhâlde.
Aklım yapma diyor çünkü, delirdin mi, hatrına düşmez mi bastırdığın kanlı umutsuzluk çığlıkları?
Ancak nasıl sırtımı dönmemi bekler ki benden, bu düşlerde bile olmayan huzura?
Şayet bütün bu eziyetin, yaşanan bunca felaketin amacı bu tek anı yaratmaktı ise,
Istırabımın meyvesi, rezil hayatımın tek şansı buysa şayet,
Karanlıktan aydınlığa, sefaletten saadete geçişin tohumunu ya tam şimdi atmam gerekse?
O ismi akıl olacak akılsıza biri böyle desin:
Lekesiz değilse de artık kalbim, gücüm bitiyorsa da yaşamak için,
Dünya vakit geçtikçe kapasa da kapılarını açılmamak üzere bu kadar erkenden, bunlara rağmen
Uykumdan tebessümle uyanmamı sağlayan bu asil prenses, bu tapılası melek üzgünse madem,
Melun bir oyun olduğunu bilsem dahi denerdim son gücümle, şaşkın akıl, yine denerdim...
Halil Can Yorgancı