Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
YENİ MEDENİ KANUN’A GÖRE TERK SEBEBİNE DAYALI OLARAK
AÇILACAK BOŞANMA DAVALARI
Boşanmaya ilişkin hükümler 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2. kitabının
2. bölümünde yer almaktadır. Boşanma sebepleri ise 161. madde ila 166. madde arasında düzenlenmiştir. Kanunumuza göre boşanma sebepleri; (1)zina
(2)hayata kast
pek kötü veya onur kırıcı davranış
(3)suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme
(4)terk
(5)akıl hastalığı ve (6)şiddetli geçimsizliktir.
Tarafların serbest iradeleri sonucu meydana gelen evlilik birliğinin yaşayabilmesi için ilk koşul; eşlerin bir arada yaşamalarıdır. Bir arada yaşama
evliliğin taraflara yüklediği temel görevlerdendir. Eşlerden biri
bu görevi haklı bir sebep olmaksızın yerine getirmekten kaçındığı takdirde
kanun koyucu diğer eşe öncelikle ihtar isteminde bulunma hakkı vermiştir. Geçerli bir ihtara rağmen
ortak konuta dönmeyen eş aleyhine boşanma davası açılabilir. Bu durum
“terk” adı altında 4721 sayılı Kanunun 164. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre; “Eşlerden biri
evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık
en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hakim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş
boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır./ Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hakim
esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla yapılır. Ancak
boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.”
Bu hüküm eski Medeni Kanunun 132. maddesinde yer alıyordu. Buna göre; ihtar talebinde bulunabilmek için iki aylık ayrılık süresi gerekmekteydi. Hakim
çekeceği ihtarda diğer tarafa bir ay zarfında eve dönmesi gerektiğini ve buna uymaması durumunda aleyhine boşanma davası açılabileceğini bildiriyordu. Görüldüğü üzere yeni düzenleme ile 3 aylık ayrılık süresi
6 aya çıkarılmıştır.
İHTAR İSTEMİNDE BULUNMANIN KOŞULLARI:
1. Haklı Bir Sebep Olmaksızın Müşterek Konut Terk Edilmiş Olmalıdır:
Eşlerden biri
evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk etmiş veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmemiş olmalıdır.
Eski Medeni Kanunda yer almamasına rağmen
4721 sayılı Kanuna göre; diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Bu durumda evden ayrılmak zorunda kalan
ya da eve dönmesi engellenen kişinin talebi üzerine hakim
çekeceği ihtarda terk eden eşe
eşinin ortak konuta dönmesini engellememesi gerektiğini
buna uymaması durumunda aleyhine boşanma davası açılabileceğini bildirir.
Kanunda belirtilen sürelerde
haklı bir sebep olmaksızın ayrı yaşamış olmak gerekmektedir. Ayrı yaşama haklı bir sebebe dayanmakta ise
terk sebebiyle boşanma davası açabilmek mümkün değildir. Örneğin; boşanma davası açmakla eşler ayrı yaşama hakkını elde ederler. Böyle bir durumda ayrı yaşayan eş haklı bir sebebe dayanmaktadır. Hal böyle olunca ihtar kararı verilemez
verilse dahi hukuki sonuç doğurmaz. Yine evi terk eden eşin açtığı tedbir nafakası davası kabul edilmişse
eşin ayrı yaşamada haklı olduğu hükmen tespit edilmiş olduğundan bu süre içinde çekilen ihtar hukuki bir sonuç doğurmaz.
Eş
arzu ve ihtiyarında olmayan sebeplerle
evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmeme gibi bir maksat taşımaksızın evi terk zorunda kalmışsa
bu hüküm uygulanmaz. Örneğin; bir eşin askerlik görevini yapmak üzere evden ayrılması
görev gereği başka bir ülkeye gitmesi
ceza evinde cezasını çekiyor olması diğer eşe terk sebebiyle ihtar çekme hakkını vermez.
2. Müşterek Konutun Terkinden İtibaren En Az Dört Ay Geçmiş Olmalıdır:
Hükme göre ayrılık
en az 6 ay sürmüş olmalıdır. Bu altı aylık süre iki bölümden meydana gelmektedir. Dört aylık ayrı yaşama süreci tamamlandıktan sonra
ihtara rağmen eş iki ay içinde eve dönmezse boşanma davası açılabilecektir. Bu husus gözden kaçırıldığı takdirde
dört aylık ayrılık süresi altı aya çıkarılmış olur ki
Kanunda yazılı sürelerin hakim veya taraflarca değiştirilmesi mümkün değildir.
İHTAR İSTEMİ VE ŞEKLİ:
Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hakim
esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiğini ve dönmemesi halinde doğacak sonuçları bildirir.
Hakim
eşinin haklı bir sebep olmaksızın evi terk ettiğini beyan eden tarafın iddiası ile bağlı kalarak eşe ihtar çeker. Bu ihtarda
eşin seçtiği konutun açık adresini
tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde eve dönmesi gerektiğini ve aksi takdirde aleyhine boşanma davası açılabileceğini bildirir.
27.03.1957 tarihli İBK’ya göre; “Terk nedeniyle boşanma davasına temel olmak üzere ihtar yapılması istendiğinde hakim
bu istemi yerine getirmek zorundadır. İhtarın yapılması hakime işin esasını araştırma yetkisi vermez. İhtar yapılması sonuç doğurucu (nihai) nitelikte olmadığından bu tür işlemler temyiz edilemez.”
Yine aynı karara göre ihtarı yapan hakimin ihtarnameye
eşin gideceği yerin açık adresini ve terkin mahiyetine göre icap ederse ve ihtarı yaptıran talep etmişse o yere gitmek için işin emrine amade kılınan para miktarını ve bir ay (eski Medeni Kanun döneminde) zarfında gidilmesi lüzumunu ve gidilmemesi halinde de bunun müncer olacağı neticeyi yazması gerekmektedir.
Buna göre ihtar isteminde
eşin davet edildiği yerin açık adresi yer almalı
iki ay içinde gidilmemesi durumunda aleyhine boşanma davası açılabileceği belirtilmelidir. Ayrıca davet eden talep etmişse
eşin yol masrafı için ödenen para miktarı da belirtilir. Hakim
eşin haklı bir sebeple evden ayrılıp ayrılmadığını
davet edilen evin bağımsız nitelikte olup olmadığını
vs. araştıramaz.
Müşterek konutu terk eden eşini
müşterek hayatın devamına imkan verecek şekilde döşenmiş
maddi ve manevi bağımsızlık teşkil eden eve davet eden eş
ihtar dönemi boyunca eşi eve geldiğinde hiçbir sıkıntıya uğramadan eve girebilmesini sağlayacak tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu sebeple
ihtar talebinde bulunurken
eve ait anahtarın kolaylıkla alınabileceği evin açık adresinin ve anahtarı verecek şahısların isimlerini ihtar kararına yazdırmalı ve bu açıklığı taşıyan ihtarı eşine tebliğ ettirmelidir. Aksi takdirde 2 aylık süre içinde ya bizzat kendisi evde beklemek zorunda kalır
ya da eşi eve geldiğinde onu bahanesiz biçimde eve alacak bir şahsı sırf bu amaçla hazır bulundurmalıdır. Bu şartlar gerçekleştirilmeksizin eş davet edilmiş ve davet üzerine gelen eş
eve girme imkanını bulamamışsa
dava reddedilir.
Ancak
ihtara uyarak davet edildiği eve gelen eşe düşen yükümlülük de vardır. O da içeriye giremediğini
ya da eve alınmak istemediğini belgelendirmek durumundadır. Bu belgelendirme hakime başvurularak HUMK’un 368 ve sonraki maddeleri uyarınca delil tespiti yoluyla yapılabileceği gibi
zabıtaya veya muhtarlığa başvuruda bulunularak
onların tutacağı tutanakla tevsik biçiminde de olabilir. Hiç birinin mümkün olmaması durumunda ise eş
olaya tanık olan şahısları dinletmek suretiyle iddiasını ispatlamalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.03.1990 tarihli kararına konu teşkil eden bir olayda
davalı eş ihtara uyarak yasal süre içinde davet edilen eve gitmiş
kapıyı ısrarla çalmasına rağmen açılmadığını beyan ederek noter aracılığıyla durumu tespit ettirmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
bu durumda noterin görevli olmadığını
durumun Mahkeme tarafından tespit edilmesi gerektiğini bildirmektedir. HGK ise
noter aracılığı ile yapılan tespitin Noterlik Kanununun 61. maddesine aykırı olmadığını
fiili durumu belgeleyen bir belge niteliğinde olduğunu belirterek
eve giden eşin kanuni yükümlülüğünü yerine getirdiğine karar vermiştir. (1990/31 E
1990/169 K)
Yine Yargıtayın 1988/6983 E
1988/8189 K sayılı kararına göre; “Konuta dönmesi için kendisine ihtarda bulunulan eşin
bu ihtara uyduğu ve fakat diğerinin eşin eve girmesini temin etmediği anlaşıldığına göre öncelikle davanın reddine karar verilmelidir. Bu somut olgulardan sonra davacının eşine anahtar göndermesi sonuca etkili değildir.”
Eşini eve davet eden diğer eş
eve geliş için harcayacağı yol parasını vermelidir. Bunun miktarını kendisi tayin edebileceği gibi
hakimin takdirine de bırakabilir. İhtar kararında bu husus da belirtilir. Bu para
eşi sıkıntıya sokmamak amacıyla konutta ödemeli olarak gönderilmelidir. Yargıtay kararlarına göre; eş yurt dışına çağrılıyorsa
sadece gidiş parasının değil
eve kabul edilmemesi veya evin bağımsız olmaması gibi bir sebeple geri dönmek zorunda kalması halinde yurda dönüşünü temin edecek yol giderini de karşılamaya yetecek miktarda olmalıdır. Kanunda belirtilen 2 aylık süre paranın teslim tarihinden itibaren işlemeye başlar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bu konuya ilişkin
13.02.1989 tarihli bir kararına göre de; “...İhtar kararında davet edilen eş için yol parası öngörülmüşse
bir aylık (eski Medeni Kanuna göre) dava açma süresi
paranın alındığı tarihte başlar. 1989/250 E
1989/1048 K)
Eşini yurt dışına çağıran diğer eş
onun çağrılan ülkede süresiz oturmasını sağlayan şartları da hazırlamakla yükümlüdür. Eş
böyle bir işlemi yapmaya
yurt dışına gidip oturma izni almaya zorlanamaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bu konuya ilişkin bir kararında şöyle denilmektedir: “İhtarın hukuki sonuç doğurabilmesi için
davalının misafir olarak değil
devamlı olarak Hollanda’da oturması için o ülke resmi makamlarınca verilmiş belgenin de alınması
bu belgenin ihtar kararı ile birlikte davalıya gönderilmesi gerekir.(1993/7171 E
1993/8041 K)”
Evin Seçimi:
Eski Medeni Kanunun 152. maddesine göre
evin seçimi kocaya aitti. Dolayısıyla kocanın seçip davet ettiği eve
kadının müdahale etme imkanı bulunmamaktaydı. Sadece diğer haklarda olduğu gibi
bu hakkın da kötüye kullanılması durumunda Kanun bu durumu korumuyordu (MK 2. madde). Örneğin
bacağı sakat olan eşini asansörü bulunmayan bir evin 7. katına (imkanı olmasına rağmen asansörlü bir ev tutmak yerine) davet eden eş hakkını kötüye kullanmış sayılıyor ve yaptığı ihtar geçerli kabul edilmiyordu.
4721 sayılı Kanunun 186. maddesine göre ise
eşler oturacakları konutu birlikte seçerler. Bu durumda
davet eden eşin seçtiği evi onaylamayan
uygun bulmayan diğer eş bu eve gitmek zorunda değildir. Eşler yaşayacakları evi birlikte seçeceklerdir. Bu konuda uyuşmazlığa düşmeleri durumunda
eşler MK’nın 195. maddesi uyarınca ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim
eşleri yükümlülükleri konusunda uyarır
onları uzlaştırmaya çalışır ve eşlerin ortak rızası ile uzman kişilerin yardımını isteyebilir.
164. Maddeye Dayalı Olarak Açılacak Davanın Dinlenebilmesi İçin Aranacak Koşullar:
Hukuk Genel Kurulunun bir kararında da belirtildiği gibi
bu davanın dinlenebilmesi için; ihtara rağmen eşin eve dönmemiş olması
ihtara uymamakta haklı bir nedeninin bulunmaması
ihtarın samimi bir arzunun ürün olması
çağrılan evin bağımsız
güvenli
gereksinimleri karşılayacak nitelikte ve sosyal yaşantıya uygun olması gerekir. Bunları ayrı ayrı incelersek;
- İhtara rağmen eve dönmeyen eş
haklı bir nedene dayanıyorsa açılan dava reddedilir.
- Bağımsız ev koşulu: Davaya hakkı olan eş
bağımsız ve haline uygun bir ev döşemiş olmalıdır. Bu ev
ayrılık süresi boyunca (4 ay) ve ihtardan sonra da 2 ay süreyle eş için hazır tutulmalıdır. Buna uyulmamış olması ihtarı geçersiz kılar. Bu durumda açılan boşanma davası reddedilecektir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bu konuya ilişkin 11.09.1990 tarihli kararına göre; davacı kocanın çalıştığı yerde haline uygun bir ev hazırlayıp
eşini oraya davet etmesi gerekir. Kocanın eşini çalıştığı yerin dışındaki bir mahalde hazırladığı eve çağırması aile birliği kavramı ile bağdaşmaz. Çünkü asıl olan
eşlerin birlikte yaşamalarıdır. (1990/2020 E
1990/8170 K sayılı kararı)
Hazırlanan ev manen ve maddeten bağımsız olmalıdır. Evde anne-baba
kardeş gibi şahısların bulunması evin bağımsızlığına engel olur. Ev
sadece eşlere tahsis edilmiş durumda olmalıdır. Ancak Yargıtay 02.11.1995 tarihinde verdiği bir kararda
davette bulunan eşin bakım ve gözetimine muhtaç bulunmayan ana-baba ile birlikte oturulan evin manevi bağımsızlığından söz edilemeyeceğini belirtmiştir. Bu karardan
davacı eşin ailesinin onun bakım ve gözetimine muhtaç olması durumunda
onlarla birlikte yaşanılan evin manevi açıdan bağımsız olarak kabul edileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. (1995/10639 E
1995/11057 K sayılı karar)
Evin bağımsızlığı şartı aranırken
ailenin ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte olmasına
tarafların ekonomik ve sosyal durumuna uygun olmasına dikkat edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
04.05.1994 tarihinde verdiği bir kararında bu konuya değinmiş ve tuvaletinden başkalarının da yararlandığı evin bağımsızlığından söz edilemeyeceğini belirtmiştir. (1994/75 E
1994/294 K sayılı kararı)
Eşin çağrıldığı apartmanın başka bir dairesinde
davet eden eşin anne-babasının
ya da yakınlarından birinin oturması evin bağımsızlığını ve ihtarın geçerliliğini etkilemez. Ancak
anne ve babanın oturduğu evin bulunduğu avlu içindeki ve bazı ortak kullanım alanlarına sahip evin bağımsızlığından söz edilemez. ( 17.01.1990 tarih
1989/605 E
1990/4 K sayılı Yargıtay HGK kararı)
Yargıtay HGK bir başka kararında; davacının babasının dükkanında çalıştığını
anne ve babasının davalıya karşı olduklarını (bu durumun tanık beyanlarıyla doğrulandığını) belirtmiş ve madden ve manen babasına bağlı olan davacının eşini davet ettiği evin bağımsızlığından söz edilemeyeceğini bildirmiştir. Kanımca bu husus
davet edilen evin bağımsızlığını etkileyecek nitelikte değildir. Ancak böyle bir durumda
örf ve adet dikkate alındığında ihtarın samimiyeti tartışma konusu yapılabilir.
- İhtar
samimi bir arzu ve düşüncenin ürünü olmalıdır. İhtar gönderen eş
eşini evlilik birliğini sürdürmek için değil de
sırf boşanmayı sağlamak
ya da eşine kötü muamelede bulunmak gibi bir düşünceyle çağırıyorsa bu ihtarın samimiyetinden söz edilemez.
Yargıtay
Kanunda öngörülen dört aylık (eski Medeni Kanuna göre ise iki aylık) sürede evi terk eden eşin her türlü olayın etkisinden kurtulacağını kabul etmekte ve bu sürelere uyularak çekilen ihtarı geçerli kabul ederek
şartları oluşmuşsa boşanmaya karar verilmesi gerektiğini belirtmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.06.1989 tarihli bir kararına (eski Medeni Kanun döneminde) konu teşkil eden olay şöyledir:
Davalı kadın kocası tarafından bir çok yerinden yaralanmış
bu sebeple evi terk etmiştir. Bunun üzerine davacı eş
Kanunda belirtilen süreye uyarak eşine ihtar çekmiştir. Buna rağmen davalı eve dönmemiştir. Yerel Mahkeme
davacının Kanunda belirtilen sürelere uyduğunu ve buna rağmen eşi eve dönmediği için tarafların boşanmalarına karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi “Terk tarihi ile ihtar isteği tarihi arasında geçen zamana göre davalının aldığı yaralar sebebiyle olayı unutacak kadar bir süre geçmeden ihtar isteği bulunduğu anlaşılmaktadır. İhtarın samimi bir arzunun ürünü olduğu kabul edilemez.” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Yerel Mahkemenin kararında direnmesi üzerine dava HGK’ya intikal etmiştir. HGK ise
Kanunun kabul ettiği iki aylık sürenin kötü olayların etkisiyle evi terk eden eşin
bu olayların etkisinden kurtulabilmesi amacıyla konulduğunu belirtmiş ve davalının kötü olayların etkisinden kurtulmadığını öne sürerek eve dönmemezlik edemeyeceğini kabul etmiştir. Bu sebeple de salt çoğunlukla direnme kararının onanmasına karar vermiştir. Karşı oy yazısında ise; ihtarın geçerliliğinin uyuşmazlık konusu olmadığı
ancak davalının maruz kaldığı muamelenin mahiyeti ve niteliğine göre ihtar gönderen kocanın bu davette samimi sayılamayacağı belirtilmiştir. Kanunda belirtilen sürelerin sadece ihtarın geçerliliği için öngörüldüğünü
bunun yanında ihtarın samimiyetinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini bildirmiştir(1989/274E
1989/408K).
Kanunda öngörülen süreler
gerçekten de taraflar arasında yaşanan tatsız olayların etkisinin ortadan kalkması için öngörülmüştür. Kanun koyucu
evi terk eden eşin bu sürede
yaşadıklarının etkisinden sıyrılacağını kabul etmiş ve tarafların tekrar bir araya gelerek ortak hayatı sürdürebilecekleri düşüncesiyle hareket etmiştir. Eski Medeni Kanunda ihtar çekebilmek için gerekli süre iki ay iken
yeni Medeni Kanunda bu süre dört ay olarak kabul edilmiştir. Bu da toplumun geçirdiği evrelerin
sosyolojik yapıdaki değişikliğin bir sonucudur. Zira bu değişiklik sonucu
evi terk eden eşin yaşadıklarının etkisinden kurtulabilmesi için öngörülen süre uzatılmıştır. Bu hususta Yargıtayın görüşüne katılıyorum. Ancak
sadece Kanunda belirtilen sürelere uyularak çekilen ihtarı geçerli kabul etmek suretiyle boşanmaya karar vermenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Kanun koyucunun burada güttüğü amaç
evi terk eden eşe yaşadığı kötü olayların etkisinden kurtulması için gerekli zamanı tanımak ve yapılabiliyorsa
evlilik birliğinin devamını sağlamaktır. Bu durumda
haklı bir sebeple evi terk eden eşe
bu sebebin etkisinden kurtulabilmesi için makul bir süre tanınmalı ve Kanunun öngördüğü süreler bu makul sürenin bitiminden itibaren başlatılmalıdır. Hatta eşin samimi olup olmadığının tespiti açısından
bu makul süre içinde her hangi bir barışma girişiminde bulunup bulunmadığı da araştırılabilir. Aksi takdirde
Kanunun ruhuna uygun bir sonuca varılamaz.
Elbette ki bu durum
yani davalının evi terk etmekte haklı olması ona hayat boyu eşinden ayrı yaşama hakkı vermez. Makul bir süre sonunda haklılık ortadan kalkar. Ancak bu sürenin belirlenmesinde her somut olayın şartları kendi içinde değerlendirilmeli ve buna göre karar verilmelidir. Bu makul süreyi kesin olarak belirler ve sınırlarsak
bir diğerine göre atlatılması çok daha zor olaylar yaşamış olan eşi mağdur etmiş oluruz. Örneğin; eşi tarafından hakarete uğrayan bir kişiyle
bıçaklanan bir kişiden aynı makul süre içinde yaşadıklarını unutmasını beklemek haksızlık olur. Bu durumda
davanın reddedilmesi için davalının evi terkte değil
eve dönmemekte haklı olduğunun kanıtlanması gerekir.
Davalı eş
evi terk etmekte onu haklı kılan olayın devam etmekte olduğunu ispat ettiği takdirde
geçerli bir ihtar bulunmasına rağmen terk sebebine dayalı olarak açılan boşanma davasının reddi gerekir. Bu da bize
ihtarın geçerli olmasının başlı başına davanın kabulü için yeterli bir sebep olmadığını
haklı sebebin devam ediyor olmasının boşanma kararı verilmesine engel olacağını göstermektedir.
Aynı Davada Terk ve Geçimsizlik Sebebine Birlikte Dayanılmış Olması:
Aynı olayda
terk ve geçimsizlik hukuki sebebine birlikte dayanılamaz. Zira
bir kimse ihtar isteminde bulunmakla ortak hayatı devam ettirmek arzusunda olduğunu
önceki olayları hoş görüyle karşıladığını kabul etmiş olur. Buna rağmen geçimsizlik sebebiyle boşanmak istemesi hukuken mümkün değildir; zira af ile bu durum ortadan kakmıştır. Bunun yanında
geçinemediğini beyan ederek boşanma arzusunu dile getiren bir şahsın
ihtar isteği samimi bir arzunun ürünü olarak kabul edilemez. Eşini müşterek eve davet ederek
birliği devam ettirme arzusu ile geçmişteki olaylar sebebiyle boşanma arzusu bir arada kabul göremez. Dolayısıyla böyle bir durumda çekilen ihtar
hukuki sonuç doğurmaz. Bu durumda her iki sebebe dayalı olarak da dava reddedilir