Yeni Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'tan laiklik karşıtı sözler!
Ali Erbaş konuşmasında laikliği hedef alarak; "Fitne ateşinde yitirilen ümmetin tevhit ve vahdet pınarında dirilişine vesile olmak için Allah ve resulunün ezeli ve ebedi çağrısını sekülerizm ve hiçbir değer tanımama kıskacında debelenen insanlığa ulaştırmak için her zamankinden daha çok çalışmamız gerekiyor." ifadelerini kullandı.
Diyanet İşleri Başkanı anayasal sınırlarını ve kuruluş amacını çiğnemiş, kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Diyanet İşleri Başkanlığı laikliğin bir gereği olarak kurulmuş teşkilattır, laikliğin olmadığı ülkelerde böyle bir teşkilat yoktur, laiklik olmasaydı bu gün Ali Erbaş diyanet işleri başkanı olmayacaktı, Ali Erbaş'ın ilk günden laiklik karşıtı bir konuşma yapması kendi varlığını inkar ve birilerine karşı yaranma politikasından başka bir şey değildir, Ali Erbaş bir din görevlisi gibi değil bir siyasetçi ağzı ile göreve başlamıştır.
**
Bugün neredeyse tüm İslam dünyası emperyalizm ve bağnazlığın kıskacında debeleniyor.
Debelenmenin nedeni sekülarizm değil.
***
Avrupada laiklik ve sekülerizm;
Laiklik ve Sekülerizm temelde din ve devlet işlerinin ayrılmasını ifade ederler. Ama ikisi arasında devletin dine yaklaşımı farklıdır. Laiklikte devlet, dini kurumları başta finans olmak üzere çeşitli araçları kullanarak kontrolü altında tutmaya çalışır.
Ülkemizde din eğitiminin devlet tekelinde olması, din adamlarının devlet memuru olarak maaş alması ülkemizin laik olmasından dolayıdır.
Seküler sistemlerde ise din ve devlet birbirleriyle ilişkisi olmayan kurumlardır.
Bir dini cemaat dinsel hizmetler için kendi fonunu kullanmak zorundadır. Devlet dini kurumlar için kaynak ayırmadığından din adamlarına devlet maaşı ödenmez yer tahsisi yapılmaz.
Türkiye Cumhuriyeti bilindiği üzere Laik sistemi benimsemiştir. Dünyada Laik sistemin bir diğer uygulayan ülke Fransa'dır.
“Almanya, laik bir devlet değil. Ama bir din devleti de değil. Almanya, seküler bir devlet. Sekülerizm ise, dünyevîleşme demek.”
Kilise, tarihte devlete sahip olmuş ve uzun yıllar hükmetmiş. Katolikler uzun zaman, öteki mezhep ve dinlere hayat hakkı tanımamış. İspanya’yı 1492’de Endülüs Emevi Devleti’nden alan Katolikler, bütün Müslüman ve Yahudilere soy kırımı uygulamış. Avrupa 1618-1648 yılları arasında 30 yıl süren “din savaşları” yapmış. Avrupa nüfusunun yüzde 90’ı ölmüş.
Bu facialardan ders alan Avrupa insanı, diğer din ve mezheplere hayat hakkı tanıyan sekülerizmi ve laikliği kabul etmiş.
Alman Anayasası, vatandaşının bir dini seçme, onu ferdi ve toplumsal olarak yaşama hakkını garanti altına alıyor.
Sekülerizm ve laiklik, din ve kilise işlerinin birbirinden ayrılması demek.
Bizde anlaşıldığı gibi, din ve devlet işlerinin ayrılması değil.
Bizde Diyanet, devlet tarafından kontrol altında tutuluyor; din işleriyle devlet işleri de ayrılmış değil.
Kilise, müstakil bir organizasyon. Din adamları, kilise hastanelerinde çalışan hemşireler, ebeler, okullarda din dersi eğitimi veren papazlar kilise görevlisi.
Devlet ve kilise yönetimi ayrı örgütlenmeler; hiç kimse, ötekine karışmıyor.
Devlet, din ve mezhepler arasında tarafsız. Hiç birini, diğerinden üstün tutmuyor ve tercih etmiyor.
**
Türkiye’de “laiklik” adına yapılanların, sekülerizm ve laiklik ile hiçbir ilgisi yoktur.
**
Fransa dışındaki Batı ülkelerinin hukuklarında teknik anlamda laiklik ilkesine yer verilmemektedir. Bu ülkeler tarihsel olarak bu ilkeyi tanımadıkları gibi ihtiyaç da duymamışlardır. Çünkü din ve vicdan özgürlüğü ve bunun objektif sınırları ile din ve devlet ilişkisini düzenlemişlerdir. Tarihsel süreçte de bu ülkelerdeki dinsel kurumlar ve özellikle Protestan Kilisesi modern gelişmelere iyi adapte olmuş ve kendilerini devamlı yenileyerek kamusal alanda meşru bir yer edinmiş ve ayrıca siyasal iktidarı doğrudan veya dolaylı olarak elde tutma amacından erken vazgeçip onun bir tür yardımcısı veya tamamlayıcısı olmayı yeğlemişlerdir.
Sekülerleşmeyle laikliği karıştırmamak gerekir. Sekülerleşme evrimsel bir süreçle oluşurken, laiklik ortaya çıkışı açısından devrimsel bir nitelik taşır.
Bütün batı ülkeleri bu sekülerleşme sürecinden geçmişler, fakat bunlardan yalnızca Fransa laiklik ilkesini kullanarak bu sekülerleşme sürecini devrimsel bir yöntemle hızlandırma yoluna gitmiştir.
Fransa’da laiklik oluşum aşamasında, baskın dinin sıkı bir biçimde denet-
lenebilmesi için devlet tarafından başvurulan bir aygıtı ifade ediyordu. Baskın dinin denetlenmesinin temel nedeni ise, tarihsel olarak ulusal birliğin sağlanması veya ulusdevlet olma amacı, diğer bir anlatımla bir millet yaratma amacına katkıdır. Böylece ülkedeki baskın din baskı altına alınarak diğer dini inançlara da varolma güvencesi sağlayıp, onların da kendilerini o millete ait hissetmeleri sağlanmak istenmiştir.
Fransa'da kesin ve katı bir laiklik anlayışı hakimdir. Devlet bütün dinlere eşit mesafededir ve 1905 düzenlemesi ile birlikte Katolik Kilisesi'nin ayrıcalıklı konumu sonlandırılmıştır. Devlet hiçbir din görevlisine maaş vermez ve imtiyaz tanımaz.
**
Toplumsal ve siyasal sekülerleşme, devletle dinin ayrışımı bütün toplumun, özellikle de dinsel yaşamayan, din karşıtı olan yurttaşlar gibi devletin ve dinsel toplulukların da kendi yararlarınadır.