Siyah
Üye
-
- Katılım
- Nisan 11, 2019
-
- Mesajlar
- 1,671
-
- Tepkime puanı
- 1,169
-
- Puanları
- 349
-
- Konum
- Siyahinya.
-
- Web sitesi
- anitsayac.com
Merhaba okuyucular ve yönetici arkadaşlarım.
Öncelikle konuyu doğru bir şekilde ve doğru bir yere açabildiğimden emin değilim.
Eğer bir yanlışlık yaptıysam anlayışınızı rica eder, uygun yere taşıyacağınız için minnettar olurum.
Yavaşca içeriğe geçelim müsaadenizle.
Okumaya başlamadan önce bir şarkı önerisi alır mıydınız?
Buyrunuz:
Dün belki tüm insanlar için normal ama kendim için radikal olan bir karar almıştım. Maksat değişiklik olsundu belki de. Saçlarımı aşırı kısaltmaya karar vermiştim. Erkek kuaförlerinde kadınların kuaförlerindeki gibi dedikodular dönmesede fena muhabbetlerin döndüğü olur. Bu sefer muhabbetin konusu kıraathane konusu gibiydi, siyaset, ekonomi ve kriz... Öyle ki konu ekonomik krizden dolayı intihar edenlerden açılmıştı.
Zannımca sadece benim tanımadığım, yerel zenginlerden bir kaçı belirli aralıklarla intihar etmişti. Ortak yanları, klas bir intihar biçimiydi. Şakaktan tek el ateş ile intihar. Normal şartlarda bu konular beni çok etkilemezdi, bilirdim fakat bu sefer farklıydı. İntihara daha meyilli olduğumdan zaar. Kuaför Şükrü Abi ve müşterisi konuşmaya devam ederlerken ben çoktan, zengin iş adamının Adana’ya giriş gişelerinde arabasının içinde kafasına sıkışını tasvir etmeye başlamıştım bile. Yüzümün buruştuğunu hissediyordum çünkü namlunun soğuk ucunu şakağında hissetmenin, ölümün ne kadar ciddi bir şey olduğunun bilincindeydim. Kim bilir, belki yakın bir zamanda tekrar hissedeceğimdendi sarsılışım.
Sahi neydi bizi hayatta tutan şey? Ne için yaşardık bu hayatta? Canına kıymak haram diye miydi? Tatlı canımızdan usanmayışımız mıydı? Yoksa umut ettiğimizden mi tutunurduk hayata?
Bizi hayatta tutan tek şey vardır. Umut etmek. Geleceğe dair umudumuzun olması; kendimize dair umudumuz olması. Hayallerimize, hedeflerimize ulaşma umudu. Peki en son ne zaman umut etmiştim? Ne zaman hedefler koymuştum kendime? Sahi, epey olmuş kendime hedefler koyup hayal etmeyi bırakalı...
İnsan kaynaklarının mulakatlarda sıklıkla sorduğu bir soru vardır. Geleceğe dair hedefleriniz nelerdir? Aslında hedefim çok basitti. Sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan tatmin edici bir iş veya meslek. Sosyal ve kültürel gezilere vakit ayırabileceğim kadar özel zaman, bunlara yetecek kadar para.
Çok mu uçuyorum? Burası Türkiye! Aslında çok uçmuyorum! Diplomaya bakıyor. Bende ise lise terklik bir durum var. Hala geç kalmış sayılmam. Açık liseye kayıt yaptırıp, önce lise diploması, en kötü ihtimalle Kamu Personeli Seçme Sınavı ile memurluk sonrasında belki üniversite. Geç kalmış sayılmam. Belki de hayatımdan çalınan yedi yılı bu şekilde telafi edebilirim.
Geriden gelsemde yakalayacağım hayatı. Yoksa başka türlü sol yanımda bir kahkaha intihar. Elmacıklarımda, tebessümlerim dar ağacında. Sigaranin dumanı gibi uçup gider mi bu umutlar? Ağacın toprağa köklerini salması gibi sağlam mı ilerler? Zaman gösterecek. Zaman dediğimiz ya ilaçtır ya da katil. Maktül mü olacağım, taburcu mu?
Küçükken sorarlardı, “ne olacaksın?” diye. Sırası ile, edebiyat öğretmeni, yazar, bilgisayar yazılımcısı, radyo programcısı olacağım derdim. Belki de hepsini birden olurum, yedi yıl sonra. Kim bilir?
Öncelikle konuyu doğru bir şekilde ve doğru bir yere açabildiğimden emin değilim.
Eğer bir yanlışlık yaptıysam anlayışınızı rica eder, uygun yere taşıyacağınız için minnettar olurum.
Yavaşca içeriğe geçelim müsaadenizle.
Okumaya başlamadan önce bir şarkı önerisi alır mıydınız?
Buyrunuz:
Dün belki tüm insanlar için normal ama kendim için radikal olan bir karar almıştım. Maksat değişiklik olsundu belki de. Saçlarımı aşırı kısaltmaya karar vermiştim. Erkek kuaförlerinde kadınların kuaförlerindeki gibi dedikodular dönmesede fena muhabbetlerin döndüğü olur. Bu sefer muhabbetin konusu kıraathane konusu gibiydi, siyaset, ekonomi ve kriz... Öyle ki konu ekonomik krizden dolayı intihar edenlerden açılmıştı.
Zannımca sadece benim tanımadığım, yerel zenginlerden bir kaçı belirli aralıklarla intihar etmişti. Ortak yanları, klas bir intihar biçimiydi. Şakaktan tek el ateş ile intihar. Normal şartlarda bu konular beni çok etkilemezdi, bilirdim fakat bu sefer farklıydı. İntihara daha meyilli olduğumdan zaar. Kuaför Şükrü Abi ve müşterisi konuşmaya devam ederlerken ben çoktan, zengin iş adamının Adana’ya giriş gişelerinde arabasının içinde kafasına sıkışını tasvir etmeye başlamıştım bile. Yüzümün buruştuğunu hissediyordum çünkü namlunun soğuk ucunu şakağında hissetmenin, ölümün ne kadar ciddi bir şey olduğunun bilincindeydim. Kim bilir, belki yakın bir zamanda tekrar hissedeceğimdendi sarsılışım.
Sahi neydi bizi hayatta tutan şey? Ne için yaşardık bu hayatta? Canına kıymak haram diye miydi? Tatlı canımızdan usanmayışımız mıydı? Yoksa umut ettiğimizden mi tutunurduk hayata?
Bizi hayatta tutan tek şey vardır. Umut etmek. Geleceğe dair umudumuzun olması; kendimize dair umudumuz olması. Hayallerimize, hedeflerimize ulaşma umudu. Peki en son ne zaman umut etmiştim? Ne zaman hedefler koymuştum kendime? Sahi, epey olmuş kendime hedefler koyup hayal etmeyi bırakalı...
İnsan kaynaklarının mulakatlarda sıklıkla sorduğu bir soru vardır. Geleceğe dair hedefleriniz nelerdir? Aslında hedefim çok basitti. Sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan tatmin edici bir iş veya meslek. Sosyal ve kültürel gezilere vakit ayırabileceğim kadar özel zaman, bunlara yetecek kadar para.
Çok mu uçuyorum? Burası Türkiye! Aslında çok uçmuyorum! Diplomaya bakıyor. Bende ise lise terklik bir durum var. Hala geç kalmış sayılmam. Açık liseye kayıt yaptırıp, önce lise diploması, en kötü ihtimalle Kamu Personeli Seçme Sınavı ile memurluk sonrasında belki üniversite. Geç kalmış sayılmam. Belki de hayatımdan çalınan yedi yılı bu şekilde telafi edebilirim.
Geriden gelsemde yakalayacağım hayatı. Yoksa başka türlü sol yanımda bir kahkaha intihar. Elmacıklarımda, tebessümlerim dar ağacında. Sigaranin dumanı gibi uçup gider mi bu umutlar? Ağacın toprağa köklerini salması gibi sağlam mı ilerler? Zaman gösterecek. Zaman dediğimiz ya ilaçtır ya da katil. Maktül mü olacağım, taburcu mu?
Küçükken sorarlardı, “ne olacaksın?” diye. Sırası ile, edebiyat öğretmeni, yazar, bilgisayar yazılımcısı, radyo programcısı olacağım derdim. Belki de hepsini birden olurum, yedi yıl sonra. Kim bilir?