Yazamamak Nedir Bilir misin Oksijen Kalemken

Konu sahibi son olarak 7 gün önce görüldü
16609_668976953166854_2090364375_n.jpg
 
“Eksildikçe daha çok yazarsın ve
her giden bir kitap bırakır boşluğuna.”

Ahmet Batman
 
“Nefes aldığın şehir ne kadar şanslı.
Kim bilir, sesini gökyüzü sanan kuşlar bile vardır.”

Sait Faik Abasıyanık
 
“Ve seninleyken, daha iyi biriymişim gibi hissettim.
Daha mutlu. Daha az yalnız. Daha az kimsesiz.”

Skins
 
“Sabah gözlerimi sana açarım. Akşam uykularımı senden alırım. Canım benim, bilir misin “canım” dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.”

Ahmed Arif - Leylim Leylim

933976_652837518114131_1332334525_n.jpg
 
“Yaptıklarıyla değil yapmadıklarıyla kırar insan sevdiğini.
Ve söylediklerinden çok söylemedikleriyle..”

Ali Lidar
 
“Sevmek, lokmanızı çiğnemeyi unutarak masa başında kalakalmaktır. Sevmek sonradan, usulca okşamaktır bir elin değdiği yerini saçlarınızın. Belki de sevmek bir gün hiç yoktan altüst edilip tavuklu pilav kurusu pişirmektir. Sevmek telefon zillerini duymamak, bastığı yeri bilmemektir.”

İnci Aral
 
Ve kendime şunu dedim;
Gönlümde dinlenen insanlarla değil,
gönlünde dinlendiğim insanlarla yürüyeceğim artık.
 
Asla birlikte olamadık ..
Çünkü ;
olmak istediğim tek yer , yanındı .
Benim yanımsa , beni anlayanındı ...

Olcay Derecik
 
Maşuk sorar:
-Bu şiirleri nasıl yazıyorsun böyle..?
Aşık cevap verir:
Aklıma sen gelince kelimeler gökten düşüyor yüreğime..
 
- Seni seviyorum inan bana.
- Beni sevdiğine dair kanıt göster?
- Kanıt inancı öldürür. Eğer kanıt gösterirsem seni sevdiğimi bilirsin. Ben "seni sevdiğimi bilmeni değil", "seni sevdiğime inanmanı" istiyorum.
- Neden?
- Çünkü bilmek beyinle, inanmak kalple yapılan bir iştir ve ben kalbini beynine tercih ederim...

Sweet November - Kasımda Aşk Başkadır




 
Eğer;
O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine
ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla
O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz...
ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar
O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine bir akrep kadar hain...
sınıfta büroda yolda yatakta içiniz içinize sığmıyor
O’ndan söz edilince yüzünüz sizden habersiz
mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor mahcup somurtuyor ya da muzip sırıtıyorsa
ve O her durduğunuz yerde duruyor
her baktığınız yerden size bakıyor
siz keyiflendikçe gülüp
hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer
en güzel kokusu bedenindeki ter
en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe kiremitler pembe gökyüzü yeryüzü O’nun yüzü pembeyse
kışlar ilkbaharsa yazlar ilkbahar güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O’ysa...
her filmin kahramanı O...
her roman O’ndan söz ediyor
her çiçek O’nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık bir ömür gibi geliyor
ve gider gitmez
özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa
iştahınız kapanıyor iştahınız açılıyor iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız
hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor
işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor
dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde her çalan telefona O diye atlıyor
vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor
konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan
sureti gözünüzden sesi kulağınızdan
teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi
sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O’nsuz geceler ıssız sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme
vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse
alev alev öfke de;
bunca tavır bunca sabır ve nihayetsiz kahır
hep O’nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel gidilmeyecek yol vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa
nedensiz küsüyor
sebepsiz affediyorsanız
ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu kavuşma sevincinden ağır basıyorsa
ve aşk gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı
bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...

Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa
ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız
sabırsız sınırsız doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde yarın sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

CAN YÜCEL​
 
Geri