Yazamamak Nedir Bilir misin Oksijen Kalemken

Konu sahibi son olarak 7 gün önce görüldü
Bugün otobüste bir dedeyle karşılaştım.
Gördüğüm manzara inanılmazdı.
O kadar heyecanlı ki.
Karizmam çizilecek diye sevgilisine aldığı gülü elinde tutamayıp oraya buraya sıkıştıran , saklayan gençlere taş çıkartacak cinsinden.
Öyle bir tutuyor ki gülleri.
Bir kerede aşağıda tuttuğunu görmedim hep göğüs hizasında ve bir o kadar gururlu.
İnceliyor bazen. Sonra kokluyor.
Dayanamadım sordum.
- Eşinize mi ?
Evet.
Hayranlıkla bakıyordum.
Sonra ardından aynı ses.
- Yıllar önce kaybettim.
Şimdi; zamanında yapamadığımı yapıyorum..

- Alıntı.

995492_537142063007275_229890136_n.jpg
 
Ben senin giyimine karışıyorsam, senin çok açık saçık giyinen bir insan olduğun için değil, seni o halde görmek istemediğim içindir. Ben seni kıskanıyorsam, bu sana güvenmiyorum anlamına gelmesin. Sadece erkek dünyasının içinden gelen canım, cicim, kardeşim, balım, bitanem cümlelerini kardeşçe olmadığını bildiğim içindir. Ve ben seni sahipleniyorsam, bu sana olan verdiğim değeri görmen içindir.

Ama bir şey var ki, ben seni seviyorsam,bunun da seninle pek bir bağlantısı yok.

Gülüşün diyorum, çok güzel.

Erkan Akagündüz.
 
Ayrılık,

onu özlemektir.Onu daha da çok sevdiğini anlamaktır. Geç gelen mesajların, artık hiç gelmemesidir. Keşke o mesajlar geç gelseydi de, yeterki gelseydi deme durumudur. Şarkıları ezberlemektir, hatta unutmaya çalışmaktır. Çok sigara içmektir, yada sigarayı bırakmak istemektir. Film izlemektir. Beraber izlediğiniz bir film çıkınca kanalı değiştirmektir. Beraber gittiğiniz bir cafenin, önünden bile geçememektir. Onu tanıyan birisini görünce, kafanı çevirmektir. Ayrıldınızmı? sorusuna cevap verememektir. Gecenin bir saatinde uyanıp, acaba o şimdi uyuyormudur diye düşünmektir. Gizli numara ile arayıp, sesini dinlemektir. Telefonu meşgüle alınca, telefon hattına küfür etmektir.. Gecelerin daha uzun geçmesidir. Uyku düzeninin değişmesidir. Daha çok içmektir. Daha çok özlemektir. Daha çok unutmak istemektir. Ama sen unutmak isteyince, daha da çok hatırlamaktır.

Ayrılık, kısa bir cümle olarak gözükür, ama uzun bir zaman dilimidir.

Erkan Akagündüz.
 
Hangi kız, kaldırım köşesinde içen bir şarapçıya aşık oldu? Oysaki o adamın kirli sakalları bile, çoğunun gururundan daha namuslu..

Erkan Akagündüz.
 
Bundan seneler önceydi. Hızla mahallede yeni açılan bir ateri salonuna doğru koşuyorduk. İçimde heyecan vardı, ilk defa bir ateri salonuna gidicektim. Yüzüm olmadığı kadar gülüyordu. Çünkü her okul senesinde, ders notların iyi olursa sana ateri alacağım cümlesini ama bir türlü ders notlarımın iyi olmadığı ve aterinin alınmadığı o günlerini aklıma getiriyordum. Hemen bakkalın önünde babamı gördüm.
'Nereye gidiyorsun?' dedi.
Ateri salonuna diyebilmiştim.
'Paran varmı?' diye sorunca,
Yok ama arkadaşım ısmarlayacak diyerek bitirmiştim konuşma süresini.
Ama babam,
'Öyle olmaz al şu parayı !' diyerek cebindeki parayı çıkartıp bana uzattı.

Tam ateri salonuna doğru girecektim ki, şöyle bir arkama doğru baktım. Ve babamın aldığı 3 ekmeği tekrar yerine koyduğunu gördüm..

Erkan Akagündüz.
 
Bundan seneler önceydi. Hızla mahallede yeni açılan bir ateri salonuna doğru koşuyorduk. İçimde heyecan vardı, ilk defa bir ateri salonuna gidicektim. Yüzüm olmadığı kadar gülüyordu. Çünkü her okul senesinde, ders notların iyi olursa sana ateri alacağım cümlesini ama bir türlü ders notlarımın iyi olmadığı ve aterinin alınmadığı o günlerini aklıma getiriyordum. Hemen bakkalın önünde babamı gördüm.
'Nereye gidiyorsun?' dedi.
Ateri salonuna diyebilmiştim.
'Paran varmı?' diye sorunca,
Yok ama arkadaşım ısmarlayacak diyerek bitirmiştim konuşma süresini.
Ama babam,
'Öyle olmaz al şu parayı !' diyerek cebindeki parayı çıkartıp bana uzattı.

Tam ateri salonuna doğru girecektim ki, şöyle bir arkama doğru baktım. Ve babamın aldığı 3 ekmeği tekrar yerine koyduğunu gördüm..

Erkan Akagündüz.
Dokundu.... :/
 
Saat gece 2 bucuktu. Eve girdim direk bilgisayara yöneldim. Onu unutmam için içtiğim ilk geceydi. Ama son olacaktı. Öyle demiştim kendi kendime, bilgisayarda yavaşça hoşgeldiniz yazısı gözükmeye başlamıştı. Hemen Odaya doğru yürüdüm, o an senden kalan fotoğraflarıda yakmıştım son dal sigaram ile beraber. Tekrar bilgisayara doğru yürüdüm ve bilgisayar açılmıştı.Ekranında az önce unutmaya yeminli olduğum resmini gördüm. Gülümsüyordun. Yanyanaydık. Çok mutlu ve huzurlu gibiydin. Aslında çok şey söylemek istiyordun fotoğrafta. O an neden mutlu olamadığımızı düşünüyordum. Oysaki fotoğrafta çok mutluydun, gülüyordun.

İlk defa bu kadar inceliyordum fotoğrafımızı. İlk defa, anlamaya çalışıyordum seni. Elim bir türlü resimi değiştir kısmına gidemiyordu.O an aslında çok farklı olduğumuzu görmüştüm.Ben sana , sen ise pür dikkat kameraya bakıyordun o fotoğrafı çektirirken bile.

Anlamıştım amacım fotoğraf falanda değildi. O yüzdende içim cız etmemişti az önce fotoğrafını yakarken. Sen ise öyle bir bakıyordun ki 'bir gün gülerek baktığın bu fotoğrafa ağlayarak bakacaksın' dercesine.

Sonra ne mi oldu ? Sigaram bitti abi..

Erkan Akagündüz
 
Bir baba, birgün oğluna ''Her kırdığın insan için şu tahtaya çivi çak ''der.

Oğlu, babasının dediğini yapar ve her kırdığı insan için tahtaya bir çivi çakar. Bir süre sonra bakar ki tahta çivilerle dolmuş,taşmıştır. Babasına gösterir. Babası ''Peki şimdi kırdığın insanların gönlünü al, ve her aldığın gönül için bir çiviyi sök'' der. Zaman geçer Çocuk söylenileni yapar ve babasının yanına çivileri söküp geri gelir ama.. tahta delik deşiktir...Baba tahtayı eline alır ve evladina şöyle der;

''İnsan kalbi bu tahta gibidir oğlum, kırdığın kalbi belki düzeltirsin ama izi her zaman kalır''.
 
'Bana bir ben lazım, bir de beni anlayan..
Beni bir ben anlarım, bir de beni Yaradan...'
 
Bir Beklentin Olmasın Hayattan

Fazla bir beklentin olmasın hayattan..
Göz kapaklarını kapayınca hayal kurmakla yetin, mesela..
Çok iyi bir gelecek için çırpınma,
Kader, bir yıldırım düşürürse kötürüm oluverirsin, mesela..
Ev,araba,para..
Bunlar kurtarmaz seni, ahretin mahşerinde,
Bak, bak sana bunlar dünyanın her yerinde..!

Mesela;
Evin, koruyamaz seni cehennemin dinmeyen ateşinden..
Araban da, götürmez seni o keskin sıratın en ince eşiğinden..
Paransa, aldırmaz sana cennetin en ucuz köşkünden..
Unutma, unutma dost..!
Kimseye kalmadığı gibi sana da kalmayacak dünya,
Bir gün sen de çıkacaksın bu ömür tünelinden..
Fazla bir beklentin olmasın hayattan..
Öyle çok kimseyle arkadaş olma, mesela..
Yoksa, yalnızlığın seni çok kıskanır..
Sevdiklerin gidince, yalnızlığa terk edince seni,
O okşanan saçların, yalnızlıkla kışlanır..!

Mesela, çok sevme birini,
Olur da, giderse
Her akşamüstünü yalnızlık örter..
Her sabahta saatin yalnızlık çalar..
Ve anımsadıkça her anıyı,
Gözünün yağmurları, yüreğini parçalar..
Oysa bir bakabilsen şu gökyüzüne, bir kaldırsan başını,
Rabbin, senin için güneş ile ayı ardalar..!
Fazla bir beklentin olmasın hayattan..
Çok şey istersen öyle,
Namazda huşuyu bulamazsın, mesela..
Hırslarının savaşçısı olma..!
Daha sonra hırsların vurur seni, sırtından..
Mesela, öyle çok şeyle de yaşama..
Yaşarken, kurtulamazsın pılından pırtından..
Böyle dünyalıklar alır götürür seni kendinden,
Kendini, çok kaptırırsan dünyaya..
Uzak kalırsın hem dininden hem rabbinden..!
Mesela, çok şeyle zaman da harcama,
Yok yere kendini böyle harcatma,
Hatta, boş şeyle zaman harcamak..
Şeytanı sevindirir, Rabbini gücendirir unutma..!
Zamana da güvenip, kendini dal gibi kurutma..
Günaha düşüp de cehennemi alevi kudurtma..!

Dedim ya, dost..
Fazla bir beklentin olmasın hayattan,
Mesela, gözlerin takılıp kalmasın..
Beklediğinin bakışlarını yürüttüğün yollarına..
Bak sana, insanlar nasıl da unutmuşlar;
Daha dün gibi hatırladıklarını..
Bak, bak ki hiç bulabilmişiler mi umduklarını?
Yaşamın sokaklarında koşarken böyle, dur durak bilmeden..
Mesela, sen yarınlara erteleme ertelenenleri,
Saklamana gerek yok eğer yürektense, ört bas edilenleri..
Ya Azrail ölüm piyangosunu çıkarıverirse, sana..
Tutulmamış sözleri, yaşanmamış anları,
Söylenecek kelimeleri, boğazında bırakırsa..
Yaşamın parlak rengi silinirse, o ışıldayan gözlerinden,
İşte o zaman, işte o gün..!
Ertelediklerin unutacak; bir mezar taşıyla, seni..
Sakladıkların dolduracak omuzlarındaki keseni..
Ölüm bir soluk kadar yakınken nefesine,
Hayattan çok şey isteme ve bekleme..
Ve bekletme yüzünün sabahında yetim kalan tebessümleri..
Bir gülücük, bir bakış yeter,
Yüreğinin yırtık sayfalarında, savrulan cümleleri anlatmaya..!

Kalk haydi, kalk..! Haydi doğrul şöyle dimdik..
Boşa çıkmadan beklentilerin..
Yastığının o seni saklayan kokusu,
Pencerenin o ağlayan buğusu,
Unutmadan seni, kalk..!
Koş bir ‘’secde’’ ye, koş bir ‘’bismillah’’ a..
Sağanak sağanak koş, seni bir pıhtıdan yaratana,
Unutma ve unutturma kendini..!
Bu kez ‘’mesela’’ lara yer vermeden,
Savur kendini ‘’rükû’’ ya, savur kendini ‘’dua’’ ya..
Dedim ya, hayattan değil dost..!
Beklentilerin, isteklerin seni yaratandan olsun..
Seni gönülden bekleyenlerse, hep cennete dolsun..
Ve seni cehennemine bekleyen şeytansa,
Cehenneminde kahrolsun..!

Osman Baltacı
 
Aşka ve Terke Dair...

Öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki ne sevebilir ne terk edebilirsiniz.
Kör kütük bağlanmışınızdır aslında.
En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır.
İç çekişmelerinizin nedeni, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.
Göz yaşlarınız da, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır.
Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak...
Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsizdir.
Ölmek var dönmek yoktur.
Gün gelir anlarsınız, içten içe bir şeylerin kanadığını.
Tutkulu sevdaların gizli hançeri başlar parıldamaya...
Orasından burasından eleştirmeye koyulursunuz, Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa...
Başkalarını örnek göstermeye, "bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız.
Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız.
Aşkınızın gözü kör değildir artık. Yanlışını görür düzeltmek istersiniz.
"Eskiden böyle miydi ya...."diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı.
Açıldıkça bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltınızdan.
Böyle sürmeyeceğini bilirsiniz, değişsin istersiniz.
O, sevgisizliğe yorar bunu... ihanete sayar...
Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür.
"Ya sev böyle ya da terk et" diye gürler.

Bir zamanlar bir gülücüğüyle, alacakaranlığı ısıtan o rüya, Bir kabusa dönüşür birden...
Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size...
Hoyrattır bakmaz yüzünüze, zehir akar dilinden, konuşturmaz. Suçlar, yargılar, mahkum eder, mühürler dudaklarınızı.
Siler sizi defterden... "iyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşayamayacağınızı bilirsiniz ama böyle de sevemezsiniz.
İhanetten kırılmıştır kaleminiz, severek terk edersiniz....
"Madem öyle"nin çağı başlar ondan sonra.
Madem ki siz böylesine tutkun iken O hep başkalarını seçmiştir,
Madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde günah sizden gitmiştir.
Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz.
Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece....
Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre.
Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni...
Ansızın kulağınıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından,
Süzülüp gelen bir korku hatırlatır onu yeniden.

Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder, ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz, türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi,
Yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi...
Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız...
Sular kulağına fısıldasın diye..
Dönüp, "seni hala seviyorum" diye bağırmak gelir içinizden....
Dönemezsiniz.

Görmedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.
Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu.
Ne onunla olur, ne onsuz...
Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, Hem "ne olacak sonunda" kuşkusu.
Böyle sevemezsiniz, Terk de edemezsiniz.

Sürünür gidersiniz!...



Can Dündar

 
[YOUTUBE]aRdOdukuWoE[/YOUTUBE]

SEVDALARIM AĞIRDIR BENİM KALDIRAMAZSIN

Sevdalarımız ağır olur bizim
Belki çok istersin ama taşıyamazsın sevdiğim.
Omuzların çöker,
Göz torbaların şişer,
Saçlarına düşen akların sayısı,
Ak sakallı dededekini geçer,
Dizlerin titremeye başlar,
Parmakların tutmaz olur,
Halsiz olur bedenin.
Ağır gelir bu sevda sana,
Sen bu sevdayla yaşayamazsın...

Belki ölmek istersin
Ama sev dersin,
Sensiz bir hayat yaşayacağıma
Senin sevginle öleyim dersin...
Olmaz sevdiğim bu da olmaz
Sen yalnız doğmuşsun
Benimle ölemezsin...
Hem sonra
Sancılıdır benim ölmelerim
Dayanamazsın...

Sensiz yaşayamam diyorsun ya
Ben olursam ölümü bile tadamazsın
Ağır gelir sevdam kaldıramazsın..

Gün gelir ağlarsın
Gün gelmez gülersin
Gün gelir halimize gülersin
Gün gelmez mutluluktan gülersin
Gün gelmez sevdiğim
Ben gelirsem gün gelmez
Sonra pişman olursun.
Pişman olursun ama
Günün gelmediği gibi, dün gelmez sevdiğim
Yakana yapışır acılar
Tutup atamazsın.
Hüzün kene gibi kenetlenir kanına
Yarasanın kanını emdiği bir ceylan gibi
Eriyip gidersin öğlenin karanlığında.
Düşersin kimseler kaldırmaya çalışmaz
Düşersin yaraların kabuk tutmaz.

"Neden hala" dersin "sevgisiz olmaz"
Sevsin seni kuşlar
Kediler
Çiçekler
Dağlar sevsin seni
Annen baban kardeşlerin
Mahallendeki delin sevsin...
Uğruna can versin milyonlarca kişi
Güzelliğin dillerden dillere geçsin
Namın nesillerden nesillere...

Sevdam ahire gitsin
Bilmesin hiç kimse
Dostun, dostum
Arkadaşın, arkadaşım.
Bilmesin pelüş oyuncağın.
Sen bilme,
Kalbin bilmesin
Beynin silip atsın beni,
Gözlerin bilmesin
Görmesin rüyalarda
Hayal bile etmesin
Benzetmesin kimseyi bana.
Kulakların işitmesin beni
Duymasın sesimi
Şiirlerimi duymasın
Kimse adımı fısıldamasın
Benli şarkıları dinleme...

Kaldıramazsın
Sevdam ağır gelir sana...
Ağlayamazsın
Gülemezsin
Bir daha asla sevemezsin...
Bırak
Bırak beni kendi halime
Beni başka türlü öldüremezsin.

Sonra birkaç damla yaş oluverir
Akar giderim gözünden
Bir çırpıda kalbinden silemezsin belki ama
Bir çırpıda gözünden silinirim.
Gözyaşın, yaşım
İhtiyar etti ağlamaların...

Bak yine süzülüyorum
Sil hadi, sil hadi durma
Daha fazla vurma sırtıma hançeri
Hadi bir kerede sil yaşını
Bir kerede vur
Bir kerede öldür
Bir kerede
Yaşatma beni
Yaşatırsan paylaşırsın acımı,
Bak bir damla dudaklarına süzülmüş
Söyle sevdiğim
Sevdiği uğruna dökülen yaşın tadı acı mı?

Varsın varsın sevdalar da bana kalsın
Ve dertleri, kederleri
Bir trenin vagonlarıyla sırtıma çıksın...
Hamalı olayım ıstırapların
Kefem yüklü olsun lanetlerle
Beddualar kamburum olsun,
Ama sev deme bana,
Sevmelerim ağırdır benim kaldıramazsın
Kaldırırım diyerek beni kandıramazsın.
Sevmelerim ağırdır benim ağır
Taşıyamaz yüreğin bedenin halsiz kalır...
Kalırsa benden geriye
Kimseye yüklemediğim
Sana kıyamadığım sevdam kalır...

Sevmelerim sancılıdır
Acı verir
Ağlamak istersin ağlayamazsın
Gülmek zaten haddine değil
Aheste kürek çekersin boşa
Bir kıyıya varamazsın...

Sevmelerim ağırdır benim
Sevdiğim sen kaldıramazsın...
SELMAN URLUCA​
 
Tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak...
evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...
sokağa fırlayacaksın...
sokaklar da dar gelecek...
tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksin...
birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
"önemli olan sağlık."
"yaşamak güzel."
"boş ver, her şey unutulur."
sen hiçbirini duymayacaksın...
gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
isteyecek kadar çok seveceksin...
hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
"ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını
kaldırıp "ne dedin?" diye sormayacaksın...
yalnız kalmak isteyeceksin...
hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
ikisi de yetmeyecek...
geçmişi düşüneceksin...
neredeyse dakika dakika...
ama kötüleri atlayarak...
onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
gittiğin yerlere gitmek...
bu sana hiç iyi gelmeyecek...
ama bile bile yapacaksın...
biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın...
aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin...
hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin...
aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
herkesi ona benzetip...
kimseyi onun yerine koyamayacaksın...
hiçbir şey oyalamayacak seni...
ilaçlara sığınacaksın...
birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan...
sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...
uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
sabahı iple çekeceksin...
bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin...
ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak
isteyeceksin...
nafile...
düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...
her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin...
telefonun çalmasını bekleyeceksin...
aramayacağını bile bile...
her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...
ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...
yüreğin burkulacak...
canın yanacak...
bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...
defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret
edeceksin...
yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
ama bir umut...
onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
bu umut seni gitmekten alıkoyacak...
gel gitler içinde yaşayacaksın...
buna yaşamak denirse...
razı mısın bütün bunlara...?
hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
o halde aşık olabilirsin ...
 
Kahraman Tazeoğlu Bukre Kitabı Önsöz

Yazdıklarımda, çaresizliğinize çareler arıyorsunuz; oysa ben çaresizliğimi yazıyorum, siz onları çare sanıyorsunuz. Aşk bir miras değildir ve kimseden kimseye kalmaz. Hayat verilmemiş bir sözü tutmaktır. Kimi yazar kimi yaşar. Yani demem o ki; öyle bir söz yazarsın ki bütün bir hayat anlatır, öyle bir hayat yaşarsın ki bütün sözler anlamsız kalır.
 
Geri