Kısa bir değerlendirme yapmak isterim ;
Olayın hukuki boyutunu tartışmak yersiz. Kıymetli Prof.Dr.Muhammed Özekes'in bugün bahsettiği gibi "Hukuk devleti varsa bazı şeyler olmaz ve tartışılamaz. Bunlar oluyorsa geçmiş olsun! Durumun teknik açıklaması için çaba göstermek anlamsızdır. "
Ben bu kararın hukuka uygunluğunu hukukçu olmayan biriyle tartışmam. Zaten Yargıtay'ın vermiş olduğu kararın hukuka uygun olduğunu düşünin de ruhsatının iptali gerekir. İşin hukuki boyutunu merak eden varsa, Muhammed Özekes'in, İzzet Özgenç'in, Türkiye Barolar Birliği'nin ve bilimum iktidar kanadında milletvekili olmayan herhangi bir hukukçunun konu ile ilgili açıklamalarına bakabilir. Hatta iktidar kanadının hukukçularının açıklamalarına da bakabilir (Abdulhamit Gül vs)
Olay bir yargı kararından ya da Can Atalay'ın ihlal yaşamasından ibaret değil. Olay anayasaya karşı bir kalkışma ve bu kalkışmanın yargı eliyle yapılması.
AKP iktidara geldiği esnada "Kürsü dokunulmazlığı" "Dokunulmazlık" mevzusu çok sık tartışılıyordu o dönem başbakan seçilen Abdullah Gül, "Biz dokunulmazlıkları kaldıramayız. Eğer kaldırırsak bu kemalist yargı bizi yargı yoluyla ıslah etmeye, tasfiye etmeye çalışacak" tarzında konuşmuştu. Sene 2017 olduğunda Yargı tamamen iktidarın maşası haline geldiğinde ise gönül rahatlığı ile artık dokunulmazlıkları kaldırır oldular. Çünkü artık yargıyı ıslah etme, tasfiye etme amaçlı kullanan, gezici mahkeme heyetleri ile Selçuk Kozağaçlı, Canan Kaftancıoğlu, Selahattin Demirtaş'a aynı mahkeme üyeleri ile ceza verebilen kendileri oldu.
Bir müddettir zaten iktidarın küçük ortağı ve yargının büyük bölümünü elinde tutan MHP kanadından zaten AYM'ye dönük eleştiriler geliyordu, hatta Bahçeli kapatılmasını dahi önermişti. Yani kaynayan kurbağa deneyini uyguladılar aslında yavaş yavaş AYM 'yi kriminalize etmeye başladılar. Bugün ise artık Yargıtay eliyle işi bambaşka bir noktaya taşıdılar.
AYM ne peki? Hani olur ya meclisten bazen tüm toplumu ilgilendiren bir kanun çıkar ama "BU NE YAHU" deriz hah işte o kanunu iptal edebilecek tek mercii AYM. Olur ya hani bir gün adliyede bir iftira ile yargılanırsınız, sizi şikayet edenler rüşvet ile hakimleri bağlar da haksız yere ceza alırsınız. Ya da bir twit atarsınız da birileri rahatsız olur ve "Hakaret" iddiası ile hakaret etmediğiniz halde ceza alırsını. Hah işte AYM sizin almış olduğunuz cezadan sonra uğradığınız ihlali giderebilecek tek mercii.
Tam olarak işte buna müdahale etmek istiyorlar. Olur ya "Kentsel dönüşüm yasası" adı altında sahibi olduğun taşınmaza çökebilecekleri bir kanun çıkarırlar, AYM de "olur mu kardeşim herkesin malına çökebilecek bir kanun çıkaramazsın." der. Hah işte onu engellemeye çalışıyorlar.
Ya da olur ya sırf daha güçsüz, daha az paran var diye ihlale uğrarsın da AYM "Bu kişiye haksızlık ettiniz, hükmünü kaldırın bir de tazminat ödeyin." der. Hah işte onu engellemeye çalışıyorlar istiyorlar ki bir yere gideme "Şeriatın kestiği parmak acımaz." de otur evinde.
Gelelim nasıl bu noktaya geldiğimize ; Bir fıkra vardır. Tam bu duruma uygun ;
"Biri Türk, biri Kürt, diğeri de Ermeni olan üç arkadaş bir gün yola çıkıp yürümeye başlamışlar. Ermeni olan aynı zamanda papazmış ve üzerinde de papaz kıyafetleri varmış.
Sıcak yaz günü yolda ilerlerken susamışlar, dilleri damaklarına yapışmış. Etrafta su yokmuş ama yollarının üzerinde üzüm bağları varmış. Bakmışlar susuzluğa çare yok, şu bağlardan birisine girelim de iki salkım üzüm yiyelim demişler.
Bir süre sonra bağın sahibi Türk çıkagelmiş. Üzümlerinin yendiğini görünce çok sinirlenmiş. Pataklamak istemiş bu üç arkadaşı. Ama üçünü birden dövmesi zor tabii...
Birinin kıyafetinden papaz ve Ermeni olduğunu; diğerinin konuşmasından Kürt olduğunu; üçüncünün de Türk olduğunu çakmış hemen. İlk önce gözüne Ermeni’yi kestirmiş. “Ulan” demiş, “Bu Türk’tür benim kanımdandır. Bu Kürt’tür benim din kardeşimdir. Sana ne oluyor da benim üzümümü yiyorsun.” Sonra da bir güzel pataklamaya başlamış Ermeniyi. Türk’le Kürt bakmışlar kendilerine çıkan bir fatura yok. Arkadaşlarının yediği dayağı seyretmişler öylece.
Bağın sahibi papazı iki seksen yere serdikten sonra, bu defa Kürt’e dönmüş.“Tamam” demiş “Anladık Müslüman’sın da neden izin almadan bağıma giriyorsun? Bu adam Türk o benim kan kardeşim de, sana ne oluyor?” Ardından pata küte yere sermiş Kürt’ü de... Türk oralı olmamış.
Sıra Türk’e gelmiş.
"Behey utanmaz bunlardan biri dinimden değil hadi yapar mı yapar, Diğeri kanımdan değil hadi yapar mı yapar, Sen hem kanımdan hem dinimdensin, sen nasıl bana bunu yaparsın, nasıl malımı çalarsın?" demiş ve başlamış Türk'ü de dövmeye.
Türk de yediği yumruklarla yere düşünce Kürt’e dönmüş ve “Biz” demiş “Ermeniyi dövdürmeyecektik.”
AİHM Kavala için, Demirtaş için ihlal kararı verdiğinde(bunlar popüler olan isimler uygulanmayan daha nice AİHM kararı var), o ihlal kararlarını uygulamayıp ses çıkarmazsan, bugün AYM kararını uygulanmaz yarın Yargıtay kararı uygulanmaz, öbürgün İstinaf kararı. İlk derece mahkemeleri adamına göre yargılama yapar it izi at izine karışır ve o "Hukuk Devleti"nden geriye hiçbir şey kalmaz.
Ha 10 Kasımdan bir gün önce bu kararın verilmesi kısmına, verilen mesaja falan da hiç girmiyorum.
Sonradan hayıflanmamak adına, yaşadığımız garabetin farkına varıp tepki gösterilmeli, geri adım attırılmalı. Aksi halde yarın meclis "Ben karma eğitimi kaldırdım, tehvidi tedrisat iptal artık kızlar kız okullarına erkekler erkek okullarına " dediğinde, "Kız çocukları da ancak 5 sene okuyabilir" dediğinde çıkan bu yasaların Anayasaya uygunluğunu denetleyecek hiçbir mercii bulamayacağız.
Nitekim ktidar kanadının tamamının açıklamalarındaki vurgu "Yüce meclisin kararlarına nasıl AYM karışır" idi. "Halkın iradesi, Yüce Meclis, Halk, Vesayet" gibi süslü kelimeler niyeti gizlemeye yetmemeli.