Yara Sevda / 7. BÖLÜM

A
  • Kullanıcı Aşka Sıfır
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Çalışmalar
7. BÖLÜM (CURCUNA)

Sedat’ın telefonu çalıyordu. Üçüncü çalışta açtı:

- Efendim?

- ....

- Aloo..?

- ....

Karşı taraf ses vermiyordu. Birkaç alo’dan sonra telefonu kapattı. Bu kadar derdi içinde bir sapığı eksikti.

- Numara belli ise seni rahatsız edeni buluruz, dedi Ayhan Baş Komiser.

- Eyvallah abi sağol ama bununla uğraşacak durumda değilim. Kim olduğunu da inan merak etmiyorum. Benim için şuan mühim olan Buket.

Ayhan anladığını belli edercesine gözlerini kırpıştırdı. Baş komiser ve genç Buket’i arama çalışmalarını hızla sürdürüyorlardı. İzmit’te hemen her panoya, direğe Buket’in resmi basılmıştı. Hatta kalabalık caddelerde mağaza ve dükkânlara elden dağıtımlar bile yapılmıştı. Aradan neredeyse üç hafta geçmesine rağmen Buket’ten haber alınamıyordu.

Bu sefer baş komiserin telefonu çalmaya başladı. İlk çalışta açtı:

- Evet?

- Amirim Buket’in işgaline uygun bir kızın siyah bir jeepin içinde boğaz köprüsü kontrol kameralarına yakalandığı haberini aldık.

- Plaka belli mi?

- Evet. Şuan aracı takipteyiz.

- Hangi istikamet?

- Avrupa yakası

- An be an gelişmeleri bana bildirmenizi istiyorum.

- Emredersiniz.


Sedat merak içinde ‘’ne olmuş?’’ diye sordu. Baş komiser Ayhan duyduklarını anlattı. İkisinin de yüzünde bir rahatlama belirmişti. Buket’e hiç bu kadar yakın olmamışlardı.

- Hadi biz de takibe katılalım o zaman dedi Sedat final maçına çıkmak üzere olan bir çocuk heyecanıyla.

- Şuan takipten yaklaşık 2 saat uzaktayız Sedat. Ekiplere güvenmekten ve gelişmeleri beklemekten daha mantıklı bir şey yok.


Sedat ayağa kalktı ve ceketini giydi. Hışımla kapıya yöneldi. Baş komiser de ayaklanmıştı ve sinirli bir şekilde sordu:

- Nereye Sedat?

- Boş durmamaya!


Sedat dış kapıyı kapatmadan merdivenlerden iniyordu. Baş komiser arkasından seslendi. Dönüp baktığında havada kendisine doğru bir anahtarın geldiğini gördü ve bir refleks hareketi ile anahtarı havada kaptı. Baş komiser pek hoşnut olmayan ama babacan bir tavırla ‘’Vakit kaybetme öyleyse’’ deyip kapıyı kapattı. Sedat bu jestten pek memnun kalmıştı. Hemen baş komiserin arabasına atlayıp gaza bastı; İstikamet Avrupa yakasıydı.

Derince-Körfez O-4 yolunda saatte 150 km hızla ilerliyordu. Altında 2011 model bir Megane vardı. Anadolu otoyolunda arabalar arı gibi vızır zıvır geçip durmaktaydı. E-80 mevkisine girdi. Körfez gişesini hızla geride bıraktı. Solunda Marmara Denizi belirdi ve şimdi denize daha yakındı. Yine solundaki D-100 İzmit-İstanbul yoluna baktığında o yolun daha yoğun ve kalabalık olduğunu gördü. Otobanı seçmiş olması iyi bir fikirdi.

Hava parçalı bulutluydu ve denizin üzerinde sis şeklinde buharlaşan nem havaya karışmaktaydı. Sağ tarafta tepesi alev alev yanan petrol bacaları, yemekten karnı patlamak üzereymiş gibi duran dev tüpler ve beyin aksonları gibi nereye gittiği belli olmayan karman çorban borular… Arabanın havalandırmasından içeri ham petrol kokuları siniyordu. İçerisi bir an mazothane gibi kokmaya başladı. Sedat dışarıdan sirkülasyon yapan havalandırmayı kapatıp klimayı açtı. Ağır koku taze oksijenle vardiya değişiyordu.

Saat 14:30 civarıydı. Hereke’yi de geçmişti. Hızını saatte 180 km’ye çıkardı. Büyük bir viyadüyükten geçti. Dilovası köprünün ayakları altında eziliyor gibiydi. Denizden uzaklaştı. Yol sağa doğru eğiliyordu. Masmavi deniz şimdi tam arkasındaydı. Havadaki bulutlar bir kavgaya toplanıyorcasına kalabalıklaşmaya ve büyümeye başladı. Yağmur yağmak üzereydi. Tam karşısında büyük bir şimşeğin çaktığına şahit oldu. E-80 yolunda hiç durmadan ilerliyordu. Gebze’yi de geride bıraktı. Benzin ibresine baktı. Yedek depoya düşmek üzereydi. Hemen en yakın benzin istasyonundan dolum yapmalıydı. Ceplerini kontrol etti. 50 tl kadar parası vardı. Bu full depo için yeterli olmayabilirdi. Bir eliyle direksiyona hâkim olurken öte yandan da cüzdanını kontrol ediyordu. World Kredi kartını gördü. İçi rahatlamıştı. En son iki milyarlık limit yükselttiğini hatırlıyordu.

Yağmur aniden bastırdı. Zeytin iriliğindeki damlalar camlarda pare pare oluyordu. Gökyüzü neredeyse gece gibi simsiyah olmuştu. Yağış şiddetini arttıracak gibiydi. Son sürat çalışan sil geçlerin kâfi gelme ihtimali zor gözüküyordu.

Yüz metre ileride Shell istasyonu vardı. Hızını yavaşlattı. Dikiz aynasını kontrol etmesi bile zordu. Yağmur damlaları dışarıdaki bütün aynaları ve camları esir almıştı. Sola yanaşmak için arkasını görmeliydi ve eğilerek dikkatlice arkayı dikizledi. Gri bir A serisi Mercedes birkaç metre arkasındaydı. Sedat’ı solamaya niyeti yoktu. Bu havada hız yapmak da pek akıl işi değildi. Sedat sağa sinyalini çaktı ve hızını elliye düşürdü. Arkadaki araç da sağa sinyal çakmıştı. Belli ki ikisi de benzin istasyonuna gireceklerdi. İstasyona yanaştı ve ceketinin arkasını kaldırıp dışarı çıktı. Benzinci hemen ilgilendi. Sedat benzinciye depoyu fullemesini işaret etti. Bu yağmurda dışarı çıkmayacaktı ama kendi deposunu boşaltması gerekiyordu. Tuvaletlere yöneldiğinde emanet arabayı kontrol etmek için arkasına baktı. Gri Mercedes araba yıkama cihazının yanına park etmişti. Benzin almaya niyeti yoktu. Bu havada da arabaya yıkamaya gerek yoktu. Mercedes’in üzerinde pek durmadan içeri girdi ve ihtiyacını giderdi. Baş komiserin aracına döndüğünde Mercedes ortalıklarda gözükmüyordu. Ücreti ödeyip arabasına bindi. Tam hareket edecekken emniyet kemerini takma girişiminde bulundu ama emniyet kemeri arkadan boşa bağlanmıştı. Bunca yoldaki hızında emniyet kemerini takmadan hareket ettiğinin farkına vardı. Kemer kendi kendine takılı olduğu için de uyarı sesi almamıştı. Yağışlı havada bu hızda emniyet kemersiz yolculukla fark etmeden de olsa epey bir riski üzerine almıştı. Hemen emniyet kemerini takılı olduğu yerden çıkarıp üzerinden geçirdi ve yerine taktı. Ehliyeti olmamasına ve arabalarla pek ilgilenmemesine rağmen bu ilk şoförlüğü değildi. Bir arkadaşının yeni aldığı arabasına deneme turu atmak için binmişti. İleride lazım olur düşüncesiyle de arada bir park alanlarında manevralar yapardı. Bu kadar az ve eski pratiklerine rağmen iyi bir sürüş çıkarmıştı. Arabayı çalıştırıp yola devam etti…

Sultanbeyli Ataşehir Üsküdar… Boğaz Köprüsü ufukta gözükmüştü. Yağmur şiddetini azaltmış olsa da hafif hafif ama sık şekilde çilemeye devam ediyordu. Buket’i kaçıranlar şuan neredeydi acaba? Nereye varmışlardı? Takipteki ekiplerde son durum neydi? Kızı kurtarmış olabilirler miydi? Takip sona ermiş olabilir miydi? Ya da aracın içindeki kız gerçekten Buket’miydi!?

Bu düşünceler esnasında cebi çalmaya başladı. Ekrana baktı; Arayan Baş komiser Ayhan’dı. Hemen açtı:

- Efendim abi? dedi, Bir hafta içinde baya bir samimi olmuşlardı.

- Neredesin?

- Şuan Boğaz Köprüsü'ne varmak üzereyim.

- Sana kötü bir haberim var evlat.


Sedat ‘nedir’ demeye korktu. Baş komiser yine de cevapladı:

- Bizim ekipler kızın izini kaybetmişler. Yani yine elde var sıfır.

Sedat o kadar sinirlenmişti ki cevap vermeye tenezzül etmeden telefonu kapattı ve birkaç kez direksiyona vurdu. Kaygan zeminde arabanın dengesini kaybetmek üzereyken hemen toparladı. Sinir geçmemişti ve telefonu arka koltuğa fırlattı. Şimdi ne yapabilirdi ki? Hedefi olmayan bir gemi gibi rehbersiz ortada kalmıştı.

* * *

Buket gözlerini araladığında tavanda gazete baskısı gibi hareket eden lambaları gördü. Elleri kolları yine bağlıydı ama bu sefer sedye tarzı bir şeyin üzerinde taşınıyordu. Aklına bir anda Sedat geldi. Yeni tanışmış olduğu çocuğa tutulmuştu. Buket bu zamana kadar birçok erkekle çıkmıştı ama hiçbiri uzun sürmemişti. Çeşitli sebeplerden ötürü ilişkilerine son vermişti ve genç kız bu zamana kadar gerçek aşkı hiç bulamamıştı. Sedat’ta farklı bir şey vardı onu kendine çeken farklı bir enerji. Sedat yakışıklı bir çocuktu ama Buket’i elektriklendiren soyut bir şeydi.

Bir kapıdan geçtiler. Buket gözlerini yummuştu. Uyandığını hissettirmeme gayretindeydi. Kendisini dört adam taşıyordu. Sanki bir tabutun içindeydi. Adamların konuşmalarına kulak verse de bir sonuca varamıyordu; Adamlar Türk değildi.

* * *

Sedat onca yolu boş yere kat etmiş olduğuna değil Buket’i kurtaramadığına yanıyordu. İçindeki büyük bir huzursuzluk geri dönmüştü. İzmit’e yaklaşmaktaydı. Hava kararmak üzereydi. Gökyüzündeki bulutlar seyrelmiş Güneş kavuşmak için an sayıyordu.

Sedat’ın durgunluğunu yeniden dikiz aynasında beliren Mercedes giderdi. Kendisi takip ediliyordu ve bundan artık adı gibi emindi. Takip edildiğinin farkında değilmiş gibi normal hızında ilerlemekteydi. Nasılsa güvenli bir yere gidiyordu; Baş komiserin evine.

Takipteki araç mesafeyi kapatmaya başlamıştı. Sedat’ın içindeki kelebekler bu sefer korku için kanat çırpmaktaydılar. Mercedes’in camları siyah olduğu için içinde kaç kişi olduğunu bilmiyordu. Araç iyice yaklaştı. Artık aralarında bir metreden az mesafe kalmıştı. Neredeyse tampon tampona değecekti.

Sedat hızını arttırmanın mantıklı bir karar olduğunu düşündü. Ne de olsa bu mesafeden takip edildiğini fark etmemiş olmak imkânsızdı. Araçtakiler de o kadar saf olamazlardı. Saatteki hızını 100 km’den 130’a çıkardı. Gözleri hep dikiz aynasındaydı. Arkadaki aracın istikrarlı takibi mesafenin uzamamasını sağlıyordu.

Sedat otoyol kavşağından diğer yola ayrıldı. İzmit Şehir merkezine çok yaklaşmıştı. Takipteki araç da aynı yola geçti. Amansız takip sürüyordu. Eski İstanbul Caddesinde ilerlemekteydiler. Baş komiserin evi İzmit Kent Sitesi'ndeydi. Hedefe yaklaşık birkaç km yol kalmıştı. O sırada Sedat’ın aklına aracın plakasını almak geldi ama aynaları kontrol ettiğinde aracı göremedi. Takipteki aracın yerine başka araçlar seyrediyordu. İçinden küfrü bastı. Takibin bitmediğinden emindi en azından başka bir zaman yine takipte olacaklardı. Plakayı daha önceden almadığına pişman olmuştu.

Sedat Ayhan baş komiserin evine geldi. Durumu baş komisere anlattı. Ayhan gence sakin davranması için tembihlerde bulundu ve birlikte akşam yemeği yediler. Gece olmuştu ve Sedat’ın kâlbindeki ateş tam mesaiye devam ediyordu.

* * *

Genç kız gri çarşaflı bir yatağa yatırıldı. Buket hayatında böyle renkte bir çarşafı ilk kez görüyordu. Uyanık olduğunu artık belli etmişti. Sakin hareketler sergiliyordu tâ ki kolları bileklerinden yatağa özel kelepçelerle bağlanana kadar. Buket çığlıklar atıyor ayaklarını savuruyordu ama iki dev adam şimdi ayaklarından da tutmuş ve ayak bilekleri de kol bilekleri ile aynı kaderi paylaşmıştı. Ağzını da bantlamışlardı. Genç kız şimdi tamamen çâresizdi. Yanına bir bayan yaklaştı. Orta boylarda kumral tenli, saçları kahverengiye çalan bir tipi vardı. Gözleri tatarlar gibi çekikti. Zayıftı ve üzerine bol bir hemşire gömleği giymişti. Elbisesinin içinde hayâlet gibi duruyordu. İlk başta karşılaştığı kadın ile kıyasladığında şimdikinin daha cesur ve câni bir hâli vardı.

Hayâlet hemşirenin elinde bir şırınga belirdi. İçinde sarımsı bir sıvı vardı. Buket şırınganın içindeki sıvının ne maddesi ya da ilacı olduğunu bilmiyordu. Bildiği tek şey korktuğuydu.

7. BÖLÜMÜN SONU
 
Yara Sevda isimli yazı dizisi çalışmam, sizlerden yeterli ilgi görmediği için tarafımdan sonlandırılmıştır.

Bilgilerinize önemle arz edilir.
 
Bitmesine üzüldüm, cünkü forumda kendimize ait olan calismalar cok fazla yok. Bitirmekte haklisiniz, yeterli ilgi olmadigi sürece verdiginiz emek bosa gidiyor. Yine de kalemine, yüregine saglik.
 
Geri