Yara Sevda / 6. BÖLÜM

A
  • Kullanıcı Aşka Sıfır
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Çalışmalar
6. BÖLÜM (KAÇIŞ)

Buket kendine geldiğinde baldırlarında hafif bir sıcaklık hissetti. Başını aşağıya doğru eğdiğinde sarı bir yılanın bacağına dolanmış bir şekilde yavaş yavaş bacak arasına doğru ilerlediğini gördü. Demir bir sandalyede oturuyordu. Elleri arkadan, ayakları önden bağlanmıştı. Ağzı da bantlıydı. Hiçbir şekilde hareket edemediği gibi ses de çıkaramıyordu. Yılan ile vajinası arasında artık santimler kalmıştı. Yılan dilini iki de bir dışarı çıkarıyor tıslamaları sanki Buket’in kafasının içinde yankılanıyordu. Elbiseleri terden su gibi olmuştu. Bu genç yaşta, üstelik bir yılan tarafından ölmek hiç istemiyordu.

Bir anda arkasında sıcak bir nefes hissetti. Kafasını çevirip bakamıyordu. Sonradan arkadan bir el apış arasında gezinen yılanın kafasını kavradı ve yukarı çekti. Şimdi Buket papatya sarısı yılan ile yüz yüzeydi. Arkasından beliren kadın yılanı karşı masadaki cam kutunun içine özenle yerleştirdi. Yılan o kadar cüsseliydi ki Kırka altmış ebadındaki mekânı bir anda doldurmuştu.

Karşısındaki kadın 1.80 boylarındaydı. Saçları yılının rengiyle aynıydı. Kirpiklerine bile altın sarısı rimel çekmişti. Üzerinde parlak siyah naylona benzer göğüs dekoltesi olan gıcır gıcır bir elbise vardı. Altına sivri topuklu ayakkabılar giymişti. Sıkmış olduğu parfüm ile de son derece seksi duruyordu. Kadının yüzünde bir gülümseme belirdi. Sonra Buket’in yüzüne doğru eğildi ve kocaman bir dondurmayı yalıyor gibi Buket’in çenesinden ta alnının ortasına kadar dil sıyırdı. Kadın erotik filmlerdeki seksi hemşireleri andırıyordu. Muhtemelen de lezbiyendi.

Buket’in korkusu ve heyecanı biraz olsun dinmiş gibiydi. En azından karşısında bir yılan değil hemcinsi vardı. Kadının cinsiyet seçimi ile düşüncelerini az çok kestirebiliyordu. Kadına arzuladığı erkeğe bakıyormuş gibi gözlerini kısık bir şekilde bakış attı. Kadın Buket’in ağzındaki bandı usulca çıkardı ve dudaklarına yapıştı. Buket de dili ile karşılık veriyor ve onun suyuna gidiyordu.

- Immm.. sen de iş var tatlım. Bayadır sen gibisine rastlamamıştım.

- Ellerimi çözersen daha fazlasına sahip olursun. Özgürlüğü severim!

Kadın Buket’in ellerini hafifçe çözdü. Ve arkadan boynuna bir öpücük kondurdu. Kadının nefesi neredeyse buharlaşmış su kadar sıcaktı. Buket sandalyeden doğruldu ve ellerini ovuşturdu. Ayağa kalkmıştı. Ayakları çıplaktı ve üzerinde de sadece ince bir bluz vardı. Kadına doğru yaklaştı. Aralarındaki boy farkı on santimi buluyordu. Buket kadını hafif bir şekilde itip duvara yasladı ve bir bacağını kadının bacakları arasına soktu. İki eli ile kadının başını kavradı ve kulaklarını okşamaya başladı. Sonrasında âni bir hareket ile kadının başını duvara vurmaya başladı. Öyle hızlı ve sert şekilde vuruyordu iki duvar kadının kanı ile boyandı. Yere yığılan kadın hareketsiz bir şekilde duruyordu. Çatlayan kafatasından sızan kanlar yerde nehir gibi kıvranarak akmaya başlamıştı.

Buket kadının üzerini aradı. Ne bir silah ne de kesici âlet yoktu. Kutunun içindeki yılana baktı. Yılan hareketsiz bir şekilde duruyordu. Oradan kurtulması için elinde bir silah olmalıydı. Yılanı koz olarak kullanması kendisi açısından da imkânsız gibi duruyordu. Sonra yılanı kutusuyla birlikte alıp gitmeyi düşündü. Kapı kapalıydı. Üzerine kilitlenmiş olsa kadının üzerinde anahtar bulurdu. Kapıyı açma teşebbüsleri ne kadar zorlasa da sonuç vermedi. Kapı kilitliydi. Elindeki yılanı kutusu ile birlikte tekrardan masaya bıraktı. Anahtar kadında olmalıydı ama neresinde!?

Yavaşça kadına yaklaştı. Odadaki lamba arada bir söner gibi olup tekrardan yanmaktaydı. Buket’in karnı gurulduyordu gözleri kamaşıyordu ve ağzında kükürt tadı vardı. Kadının üzerini bir kez daha kontrol etti. Anahtar bir türlü çıkmıyordu. Kadının topuklu çizmelerini ayaklarından çıkardı. İçlerine baktı yine yoktu. Sonradan aklına kadının sütyenine bakmak geldi. Elini kadının sütyenine soktu. Anahtar iki memesinin tam arasında sıkışmış bir şekilde duruyordu. Hemen anahtarı kavrayıp camsız kapıya yöneldi ve zorlanmadan kapıyı açtı. Etrafı kolaçan etti. Sağında ve solunda dar ve uzun koridorlar vardı. Soldakinin sonunda bir kapı belli oluyordu. Diğeri karanlıktı. Kapı tarafını seçti ve yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Sonradan elinin boşluğunu hissetti. Geri döndü ve yılanlı kutuyu aldı.

* * *​

Sedat korku dolu bir o kadar da sinirli bir şekilde dışarı çıktı. Etrafı şöyle bir kolaçan etti. Sokağın ilerisinde birkaç çocuğun gülüşerek kaçıştıklarını gördü. Muhtemelen evine tutulan lazer o çocuklardan gelmekteydi. Yeniden evine girdi. Düşünceleri bir anda dağılmıştı. Dikkatini toplayamıyordu. Sonrasında sol tarafında bir acı hissetti. Kalbine kramplar giriyordu. Göğüs çeperinin duvarına Buket yumruklarını vurmaktaydı sanki.

* * *​

Buket koridorun sonundaki kapıya yaklaştığında kapının arkasından sesler geldiğini duydu. Genç kız elindeki kutuyu yanına çekip kapıya iyice yanaştı ve kulak kabarttı:

- Oğlum pavyondaki kadınlarla her şeyi yapamıyorsun. Üstelik bir yığın paran gitmekte. Hem bilirsin ki ben içmiyorum.

- Ya akraba sen de âlemsin he. Biliyorsun patron bu aralar pek boş bırakmıyor beni. Yoksa ben senin istediğin ortamı oluştururdum bu hafta sonu.

- Tamam kanka anlıyorum seni. O zaman bir fırsatını bulduğunda hemen ara beni. Bak bensiz kaytarırsan senin kıza bütün bildiklerimi anlatırım.

- Tamam len tamam söz; ararım.

Buket kapıyı açıp açmamakta kararsızdı. Bu belirsizlik içinde ânında aldığı kararlar boğulup gidiyordu. Sonunda kararını verdi ve kapıya bütün gücüyle tekme attı. Menteşelerinden kurtulan kapı askeri geminin arkası gibi açılıp yere serildi. Konuşan iki adam ne olduğunu anlamaya fırsat bulamadan üzerlerinde uzun bir yılanı buldular. Bir tanesi geriye doğru tökezleyip yere yuvarlandı. Öteki de arkadaşına takılıp yere düşmüştü. Yılan ise sonradan düşenin üzerine çöreklenmişti. Cam kutu kırılmadan birkaç metre ileriye fırladı. Keyfi bozulan yılan adamın boynundan ısırdı. Adam büyük bir çığlık attı. O esnada Buket adamların üzerinden zıpladı. Başta düşen adam Buket’in ayağına çelme takıp genç kızı düşürdü. Genç kız adama çıplak ayağı ile bir tekme savurdu. Topuğu adamın burnu ile ağzının orta bir yerine gelmişti. Adam bir feryat koparıp yüzünü tuttu. Adamın avucu kısa sürede kanla dolmuştu. Buket’in topuğunun kenarı da çizilmişti. Onun da ayağından çok hafif bir şekilde kan sızıyordu. Adamın dişi çizmiş olmalıydı. Buket bütün gücünü toparlayıp ayağa kalktı yalnız bu sefer yerdeki fayansların kayganlığı sebebiyle yere düştü. Çıplak ayaklarını yerde sabitlemekte zorlanıyordu. Yere düştüğü esnada cam kutu ile yüz yüze gelmişti. O sırada arkasında bir yük hissetti. Burnu dağılan adam intikam için dönmüştü. Kızın üzerindeki elbiseyi arkasından çekerek yırttı. Buket’in arkası tamamen çıplak kalmıştı. İçindeki beyaz çamaşırı adamın kanıyla renk değiştirmek üzereydi. Adam kızın iç çamaşırını da çıkarmaya yeltendi. Belli ki dağılan burnunun hesabını kızın namusundan soracaktı. Adam Buket’i bu sefer belinden kavradı ve kendine doğru çekti. Buket geriye doğru dirsek savuruyordu ama hepsi boşa gitmekteydi. Sonra adamın hayâlarına bir darbe indirdi. Adam kızı bırakıp yere doğru eğildi. Buket bir de dizi ile adamın yüzüne nişan aldı. Öyle bir sert vurmuştu ki adamın burnundan fışkıran kanlar tavana sıçradı. Artık adamın geriye dönüş mecali kalmamıştı. Öteki ise yerde sessizce yatıyordu. Yılanın zehiri çoktan kanına karışmış olmalıydı.

Buket vakit kaybetmeden önündeki diğer kapıyı da açtı. Mutfak gibi bir yerdi. Etrafta demir kâseler tencereler raflarda dizili bıçaklar tezgâha sıralanmış çinko bardaklar vardı. Genç kızın gözleri etrafta bir kapı daha aradı. Asıl çıkışı bulmalıydı. Sonrasında sağ tarafta yuvarlak camlı iki kollu bir kapı fark etti. Kapı kalın bir alüminyumla kaplıydı. Kilitliydi. Buket etrafına bir kez daha göz gezdirdi. Kapının çaprazında bir havalandırma ızgarası vardı. Âniden kafasında paralanan cam parçaları ile yere yığıldı. Ensesinde bir sıcaklık hissetti. Alnından da burnuna doğru ılık bir sıvı akıyordu. Karşısında yüzü kanlar içinde bir adam durmaktaydı. Yılanın taşındığı cam kutu Buket’in başında parçalanmıştı. Adam kızın ön tarafında kalan elbisesini de yırttı. Zaten üzerinde bayrak gibi dalgalanan elbise artık tarihe karışmıştı. Buket yüzünü yana doğru çevirdi ve adamın kanlı yüzünden uzak durmaya çalıştı. Yüzüne damlayan kanlar kendi başından akanlarla karışıyordu. Yerde bir cam parçası gördü. Çatıdan sarkan buz şekline benzeyen cam parçasına ulaşmak için gayret sarf ediyordu. Bu sırada adamın boynuna kondurduğu salya sümük dil darbelerine müsaade etmekteydi. Kolunu biraz daha gerdirdi. Koltuk altından bir yanma hissetti. Liftlerini zorlamıştı. Cam parçasına ulaşmak üzereydi. Yoksa vampir yüzlü adam önce namusunu sonra canını alacaktı.

Buket cam parçasına ulaştı ve parmak üzeri ile zar zor kavradığı cam parçasını iki eli ile birlikte tutup adamın sırtına saplamaya başladı. Her saplayışta adamın sırtından kanlar fışkırıyordu. Son darbeyi adamın ensesine indirmişti ve cam parçasını sapladığı yerden çıkaramadı. Üzerinde hareketsiz kalan adamı zorlukla kenara doğru itti. Ensesinden giren cam parçası gırtlağını yarıp boğazından çıkmıştı. Genç kız az kalsın kendini şişlemek üzere olduğunu sonradan da olsa anlamıştı. Kan gölünün ortasında ayağa kalktı. Ayak tabanları ve el avuçları yapış yapış kan olmuştu. Üzerinde sadece iç çamaşırları vardı. Üzerine giyecek bir şeyler bulmalıydı. Yerde kanlar içinde yatan adamın ceketini çıkardı. Üstü tamamdı. Etrafına bakındı. Odada hiç pencere yoktu. Aklına yılanlı kız geldi. Hemen onun bulunduğu odaya gitti. Kızın üzerindekileri çıkarıp kendi üzerine giydi. Buradan bir çıkış bulmalıydı. Işıklar söndü ve her yer karanlığa gömüldü.

* * *​

- Kahve?

- Yok sağ ol ben almayayım. Bu kadar yeter.


Ayhan kendine bir kahve daha doldurmuştu. Saat gecenin yarısıydı. Baş komiser ve genç kaçırılan kız ve öldürülen babası ile ilgili dosya üzerinde birlikte çalışma kararı almışlardı. Sedat zeki bir üniversite öğrencisiydi. Ayhan gencin gözlerindeki cevheri görmüştü. Kıza olan hassasiyetini de göz önünde bulundurarak kendisine yardımı dokunacağını düşünüyordu. Dosyanın yerine atanan dedektiften önce bu olayı çözüp herkesi mat etme niyetindeydi.

Ayhan kahvesini yudumlarken Sedat bir soru yöneltti:

- Sence Buket’i neden kaçırmış olabilirler?

- Neden kaçırdıklarından çok nereye kaçırdıkları mühim olan; Kaçırdıkları yeri bulamazsak neden kaçırdıklarını bulmamızın bir önemi kalmaz. Ben bu tarz olaylarla sık karşılaşmadım. Ekseri cinayet dosyaları ile ilgilenmekteyim. Yalnız sağdan soldan birkaç tecrübem oldu.

- Nasıl yani?

- Türkiye’deki kaçırılma durumlarında ekseri fidye olayı ön plandadır ve kaçırılan kurbanlar ekseri eski fabrika vb. tarzdaki mekânlarda tutulurlar. İzmit’in yakınlarında bu tarzda olan birçok yer var. Lâkin yakınlarda değiller.


- Nereden biliyorsun? dedi Sedat parmaklarını çıtlatıyordu.

- Her ne kadar dosyadan alınmış da olsam çevrem geniş ve sağ olsunlar teşkilattan sevenlerim çok. Kaçırılması olası her mekânı didik didik ettirdim ama bir sonuç çıkmadı.

- Ne olacak peki şimdi?

- Bilmiyorum ama pes etmeyeceğim.


Baş komiserin pes etmeyecek olması Sedat’ı içten içe sevindirmişti. Neticede o da pes etmeye niyetli değildi. Daha da iyisi bu yolda yalnız değildi.

Sedat o gece baş komiserin evinde kaldı. Sabah erkenden kalkıp çalışmalara devam edeceklerdi. Genç sevdiği kız uğuruna okulunu da yakmış ve istikbâlini tehlikeye sokmuştu.

Sofya / Bulgaristan

Rüzgârla dans eden bambu ağaçları şarıl şarıl akan minyatür bir şelâle Kulübesinde havlayan köpek ve ortalıkta dolanan takım elbiseli adamlar...

Tekerlekli sandalyenin gölgesi parmaklıklara vuruyordu. Odaya ahşap kokusu hâkimdi. Duvarlar dahil her yer meşe laminantlarla kaplıydı. Tekerlekli sandalyede oturanın elinde cep telefonu vardı. Parmaklarının arasında çevirip duruyordu. Başparmağını dokunmatik ekranda gezdirmeye başladı. Sonrasında arama listesine girdi ve ilk numaraya tuşladı. Ekrandaki Vodafone ibâresi kaybolmuştu.


6. Bölümün sonu.
 
Elestirilere acik oldugunuzu düsünerek ve affiniza siginarak söylüyorum bu bölüm bana pek hitap etmedi. Tutucu, bagnazca diyebilirsiniz ama okudugum kitap ve izledigim filmler de erotik terimler olmasindan hoslanmiyorum. Tabi ki bunun olmasi gerektigini savunanlar olacaktir, onlarin görüslerine de saygi duyuyorum.
 
Geri