Yara Sevda / 5. BÖLÜM

A
  • Kullanıcı Aşka Sıfır
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Çalışmalar
5. BÖLÜM (BÜYÜK YIKIM)

Elleri arkadan sıkı sıkı bağlanmıştı. Ağzının tamamını kapatan bant nefes almasını zorlaştırıyordu.
Kıvranıyordu çırpınıyordu bağırıyordu ama nâfileydi. Gözleri açık olduğu için etrafı süzme imkânına sahipti. Etrafına şöyle bir göz gezdirdi. Bir kamyonet kasasını andırıyordu. İçeride kendisinden başka mazot kokan bir varil ve birkaç araba lastiği vardı. Ağlamanın etkisi ile gözleri kıpkırmızı olmuştu. Genç kız gözlerinde ateş parlayan ejderhalara benziyordu.

* * *​

Beyaz sütunlar Yeşil ağaçlar Kuş sesleri… Yerin kahverengimsi hâli bir gökyüzü gibi bulutlarla çevrili. Karşısında iki kuş ona doğru bakıyor. Bir dala konup birbirlerine iyice yanaşmışlar. O kadar mutlu görünüyorlar ki bu enerji ona bile yansıyor. Yanlarına yaklaşıyor. Kuşlar ötüşüyor ve birden kâlbinde büyük bir acı hissediyor. Yer yarılıyor ve yerin altından lavlar gözüküyor. Yukarıya doğru yükselen siyah dumanlar içinde gözlerinde şimşekler çakan siluetler görüyor. O sırada siluetlerden biri boğazına yapışıyor ve sımsıkı sıkmaya başlıyor…

Sedat hışımla yatağından fırladı. Hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Uzun bir koşu maratonunu birincilikle bitirmiş yarışmacı gibiydi. Alnı boncuk boncuk ter olmuştu. Yutkundu bir daha yutkundu. Boğazı kurumuştu ve dilinde küflenmiş demir tadı hissetti. Neredeyse iki gündür hiçbir şey yememişti. Sadece yatmadan önce hararetini gidermek için dolaptaki meyve suyundan içmişti. Midesi karnına yapışmış gibiydi.

Yorganı üzerinden attı. Terliklerini giydi ve lavabodaki aynanın karşısına geçti. Dönüp masadan telefonunu aldı saate baktı. Sabahın 10’uydu. Sedat ilk kez bu kadar uzun uyumuştu. Bu zamana kadar 9’dan sonra kalktığı hiç olmamıştı. Sedat için bu bir ilkti. Peki aklında Buket varken onu düşünüp iki gündür boğazından bir lokma geçmezken nasıl olmuşta bu kadar uzun süre mışıl mışıl uyumuştu! Gerçi pek iyi uyuduğu da söylenemezdi rüyâsındaki kâbus onu çok etkilemişti. Sedat telefonu masaya tekrar bıraktığı esnada telefon çalmaya başladı. Arayan Teyzesiydi:

- Alo Sedat!

- Efendim Teyze?

- Bak gülüm sakın panik yapma yanlış bir hareket de yapma ve beni usulca dinle.

- Ne oldu Teyze? Beni korkutuyorsun!


- Annen ile Baban trafik kazası geçirdiler. Şuan ikisi de hastanede. Durumları hakkında bir şey sorma; ben de henüz doktorla görüşemedim. Biz Amasya Devlet Hastanesi’ndeyiz. Haberin olsun.

Sedat başka bir karşılık vermeden hemen telefonu kapattı ve hızlı bir şekilde giyinip dışarı çıktı. Kısa bir süre sonra İzmit otogarındaydı. Amasya’ya bir bilet aldı. Otobüs yarım saat sonra hareket edecekti.

Yolda başını cama dayamış bir şekilde dışarısını seyrediyordu. Gözlerinden süzülen yaşları camdaki yansımadan fark edebilmekteydi. Annesi ve Babasını en son iki ay önce görmüştü. O zamandan bu yana birkaç kere telefon görüşmesi ile seslerini duyabilmişti. Hıçkıra hıçkıra ağlamamak için kendini zor tutuyordu. İçine yaptığı engel midesine basınç uygulamaktaydı ve ciğerleri dâhil her yeri sanki benzin dökülüp ateşe verilmişti.

Amasya’ya bir saat kadar bir süre kalmıştı. Verilen molada oturduğu koltuktan kalkmadı. Hep dışarısını izliyordu. Verilen servisi bile almamıştı. Otobüs Amasya otogarına yanaştığında içindeki ateşin üzerine sanki bir bidon da alkol dökülmüştü. Rûhu öyle çok kavruluyordu ki neredeyse patlamış mısır misali olacaktı. Otobüsten iner inmez hemen bir taksiye atlayıp Şoföre Amasya Devlet Hastanesi’ne hızlı bir şekilde gitmesi talimatını verdi. Yaklaşık 10 dakika sonra hastanedeydi. Girişteki kıza Anne ve Babasının ismini ve soy ismini verdi. Kız önündeki bilgisayardaki ekrana bakıp kısa bir süre içinde Sedat’a ilgili koridoru gösterdi. Oda numarası vermiyordu çünkü ikisi de yoğun bakımdaydı. Asansörü kullanmadan hemen 2 no’lu kata çıktı. C koridorunun sonunda Teyzesini gördü. Gözleri bir kor gibi kızarmıştı. Yanına yanaştı ve önünde diz çöktü:

- Nedir son durum Teyze, Doktorla konuştun mu?

Teyzesi ağlamaklı bir şekilde zar zor yutkunarak cevap verdi:

- İkisinin de durumu pek iyi değilmiş. Şuan Annen yeni çıktı ameliyattan Baban ise hâlâ ameliyatta. Doktor en son hayatı tehlikelerinin devam ettiğini söyledi.

Sedat yere çömeldi ve ağlamaya başladı. Yolculuk esnasında içinde tuttuğu acıyı hastanenin koridorlarına kusuyordu. O kadar içten gür bir şekilde ağlıyordu ki ciğerleri nefes alışverişini yapmakta Sedat’ın acılarına yetişemiyordu.

Aradan çok zaman geçmemişti. Doktor Ameliyathanenin kapısında belirdi. Oturan yakınların hepsi ayağa kalktı. Sedat en baştaydı. Doktor Sedat’a bakarak konuştu:

- Böyle durumlarda sözü uzatmamak en zor seçim olsa da en uygun olanı; Babanızı kaybettik başınız sağ olsun. Anneniz ise henüz komadan çıkmadı.

Sedat yere yıkılmıştı. Dünya üzerine yıkılmıştı. Hastane koridorlarının duvarları bir tabut gibi Sedat’ın üzerine çökmüştü. Dizleri tutmuyordu. Sanki baldırlarında tonlarca ağırlıkta kum çuvalları vardı.

Yakınları Sedat’ı hastane kapısının önüne çıkardı. Sedat ağlamaktan bitap durumdaydı. Artık gözleri yaş üretmekte zorlanıyordu. Yaklaşık yarım saat sonra da Annesinin ölüm haberi geldi. Artık Sedat için hayat formatlanmıştı.

Bir hafta Sonra…

Daha ne kadar üzülecekti. Gidenler geri gelmiyordu. Elindekileri düşünmeliydi. Ölümden başka her şeye çâre vardı. Bulacaktı Buket’i bulacaktı. Hayatının aşkını bir şekilde o adamların elinden kurtarmalıydı. Günler günleri kovalıyordu ve henüz Sedat İzmit’e dönmemişti. Uzun zamandır okula da gitmiyordu. Birçok dersten ve sınavdan kalmıştı. Ama Sedat’ın aklında okulla ilgili zerre kadar düşünce yoktu.

İlkbahar yaklaşıyordu. Normalde bu insana ferahlık neşe huzur verirdi ama Sedat’ta tam tersiydi. Gönlü perişandı psikolojisinde taş üstünde taş kalmamıştı. Bir şeyler yapması gerekiyordu; hem de derhal.

Sedat aile kabristanlığını son bir kez daha ziyaret ettikten sonra yola çıktı. İstikâmet İzmit’ti. İzmit’e varınca ilk işi Ayhan baş komiseri bulmak oldu. Baş komiser ofisinde yoktu. Bugün işe gelmemişti. Kapıdaki memura Burhan Kazargil ve Kızı dosyası ile başka ilgilenen biri olup olmadığını sordu. Görevli memurun anlattıkları yenilir yutulur cinsten değildi:

- Burhan Kazargil üç gün önce öldürüldü. Ayhan baş komiser davadan alındı. Dosyaya Ankara’dan özel bir dedektif atandı. Ayhan baş komiser iki haftalık tatilde; Dönmesine daha var.

Sedat polis memurunu ağzı açık dinlemişti. Olaylar iyice sarpa sarıyordu ve işler hiç de azımsanacak boyutta değildi. Ayhan baş komiser ile henüz samimi olamamışken şimdi yeni dedektif ile nasıl temasa geçecekti. Kara kara düşünüyordu. Sonradan görevli memurdan Ayhan baş komiserin ev adresini istedi. Onunla konuşmalıydı.

* * *​

Bahçe kapısının sol tarafında bir köpek kulübesi vardı. Sedat köpeklerden pek çekinmezdi ama neyle karşılaşacağını pek kestiremiyordu. Bahçe kapısını hafifçe aralayıp içeri süzüldü. Çimlerin ortasında bir yol gidiyordu. Kapıyı arkasından kapattı.

Karşısında muhteşem bir bahçesi olan muazzam bir ev görüyordu. Âdeta bir saray yuvasıydı. Eve doğru yaklaştı. Çimler nemliydi. Köpek kulübesinden çıt çıkmıyordu. Belki de köpek yoktu. Evin kapısına vardı. Tam zile basacaktı ki sağ taraftaki çitlerin arkasından yaşlı bir kadının sesini duydu:

- Ayhan Bey evde yok evladım. Sabah çıktı bir daha dönmedi. Genelde o geç gelir.

Sedat yüzünde minnettar bir ifade ile baş salladı tebessüm etti. Hiçbir şey sorma gereği hissetmiyordu. En iyisi beklemekti. Aradan 3 saat geçmişti. Baş komiserden hâlâ ses seda yoktu. Dayandığı duvardan doğruldu. Beli ağrımıştı. Karıncalanan ayaklarını hızlı bir şekilde salladı.

Güneşin bulutların arasından çıkası yoktu. Akşam olmak üzereydi. Tam bahçe kapısını açacaktı ki kapının açıldığını fark etti. Ayhan baş komiser ile yüz yüze gelmişti. Bir an korktu sonra anlamsız bir suçluluk hissine kapıldı. Üzerindeki ceket sanki demirden bir yelek gibiydi Sedat üşüyordu...

- Senin ne işin var burada?

Baş komiser Ayhan’ın yüzünde ağır bir yorgunluk ifadesi vardı. Sorgu kalıbını bile sanki istemeye istemeye sormuş gibiydi.

- Şey.. Burhan bey ölmüş sanırım. Onunla ilgili konuşacaktım. Nasıl oldu neler oldu?

- Benim görevden alındığımı da duymuşsundur o zaman. Hem sen nerelerdeydin bir haftadır? Cebin de kapalıydı!

- Annemi ve babamı kaybettim. Memleketteydim Amasya’da. Cenaze sonrasında kendimi anca toparlayıp döndüm.

- Kusura bakma genç başın sağ olsun…

- Dostlar sağ olsun komiserim.

Sedat yeniden söze girecek oldu Ayhan durdurdu:

- Neden görevden alındığımı soracaksın değil mi?

- Olayların gidişatı yüzünden mi?

- Biraz öyle biraz değil.

- Nasıl yani?

- Burhan her ne kadar karanlık işler çeviren bir iş adamı da olsa ülke de belli bir yere sahip kariyeri mevcuttu. Üstelik yukarı kesimden baya bir eşi-dostu vardı.


Sedat ‘yukarı kesim’ den kastı az çok çakmıştı. Dosyaya Ankara’dan özel birinin getirilmesi de belli ki bu yüzdendi. Olaya ya MIT ya da derin devlet el koymuştu.

- Sen kızı çok seviyorsun anlaşılan. Ayhan baş komiser bu cümleyi çakalca bir gülümseme ile kurmuştu.

Sedat cevap vermedi Başı öne eğikti düşünüyordu… Ayhan yeniden seslendi:

- Hey ufaklık! Çok durgun gördüm seni. Sanki bu dosya ile sabahtan akşama kadar ilgilenen sensin. Kaldır kafanı da bana Buket’i anlat.

Nasıl anlatabilirdi ki? Pek tanımadığını ama çok sevdiğini! İlk görüşte âşık olmasından mı başlasaydı yoksa gördüğü rüyadaki kıza benzetmesinden mi? Birlikte bir tek sinemaya çıkmışlığı olan birini nasıl bu kadar kısa sürede bu kadar çok sevdiğini kendi bile idrak edemiyordu ki karşı tarafa nasıl izah edebilirdi? ‘’Bu konuda konuşmak istemiyorum’’ deyip geçiştirdi ama Ayhan’ın inadı sürüyordu:

- Seni anlıyorum sevdiğin birini kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşamaktasın. Bu çok zor bir durumdur muhtemelen fakat her ne kadar bu dosyadan alınmış olsam da bu işin peşini bırakmayacağım. Benim de böyle bir inadım vardır. Dolayısıyla olaydaki karakterleri dosyanın işleyişi açısından iyi analiz etmem için kişiler hakkında detaylı bilgilere ihtiyacım var.

Baş komiserin evinin bahçesinden evine geçtiler. Ayhan Sedat’a nescafe ikram etti. Âşık genç Buket ile ilgili her şeyi başından itibaren baş komisere anlattı. Ayhan baş komiser genci pür dikkat dinlemiş bazı yerlerde elindeki deftere notlar almıştı. Hava kararmıştı ve Sedat müsaade istedi. Tokalaşıp ayrıldılar…

Saat: 23:14

Sedat yaklaşık yarım saattir yatağında uzanmış bir şekilde düşünüyordu. Gözleri tavanla flört hâlindeydi. Ellerini ensesine bağlamıştı. O esnada perdeyi delerek aynaya yansıyan kırmızı bir lazer ışığı gördü. Hemen fırlayıp perdeyi araladı. Dışarısı zifiri karanlıktı. Işığın geldiği yeri kestiremiyordu ama kırmızı lazer ışığını alnında hissediyordu. Ortalık kan gölü gibi kıpkırmızı olmuştu.

5. Bölümün sonu.


Z3yn3P ZeN CoLmandante
 
Son paragrafta rüya olabilir mi.? (: Aman Sedat'a bir sey olmasin. Iyi gidiyor, kaleminize saglik.
 
Geri