A
Aşka Sıfır
Ziyaretçi
Ziyaretçi
3. BÖLÜM (İYİ GÜNLER)
Sedat dün gece hiç uyuyamamıştı. Aklı hep Buket’teydi. Başına bir iş gelmiş olabilir miydi? Ya da boş yere hüsnü kuruntu mu yapıyordu? Bu düşünceler içinde okulun kapısına varmıştı. Kafasını kaldırdığında Buket’i gördü. Tam okulun kapısından girmek üzereydi. Hızlı bir şekilde yanına varıp seslendi: ‘’Buket!’’. Güzel kız yüzünü Sedat’a döndü ve gülümsedi: ‘’Günaydın’’. Kız öyle güzel gülümsüyordu ki sanki günü aydınlatan güneş değil onun yüzüydü. Sedat’ın içi yumuşadı ama henüz telaşı üzerinden gitmemişti. Sormadan edemeyecekti ve üstü kapalı olaya girdi:
- Dün okulda yoktun sanırım göremedim de.
- Evet dedi kız, yüzündeki tebessümle. Sonra devam etti; Canım sıkılıyordu derslere de hiç girme arzum yoktu ben de biraz şehir turu atmaya karar verdim.
Demek jeep onlarındı. Şoförü vardı. Zengin olmalıydılar.
- Ne oldu beni merak mı ettin? dedi kız yüzündeki tebessüm ukâlâca bir tavır almıştı.
Sedat bir şey söylemedi. O da tebessüm etmekle yetindi ve başını öne eğdi. İçindeki duyguları nasıl söyleyebilirdi? Hem bu söylemekle anlatılamazdı ki yaşanmalıydı. Bu kadar kısa sürede –ilk görüşte- âşık olmak ender rastlanan durumlardandı bu duruma inanmayanlar çok olabilirdi. İçini tamamen açamazdı. Arkadaş olarak takılmalı sonra durumun gidişatına göre hareket etmeliydi. Evet evet şimdi zamanı değildi.
Yanlarına bir genç yaklaştı. Sedat’ın boylarında ama ondan biraz sıskaydı. Buket’e dönüp:
- Bir problem var mı tatlım? Rahatsızlık felan?
Çocuk çok samimi bir şekilde sormuştu bu soruyu. Cümlesindeki ‘’tatlım’’ takısı Sedat’ın kafasına takılmıştı. Sevgili olabilir miydi? Belki de kanka derecesinde bir erkek arkadaşıydı. Uzun süredir tanıştıkları için hitaplardaki bu yakınlık olabilirdi. Zaten Buket geniş bir aile kızına benziyordu. Zenginliğine artık kanaat getirmişti. Bu tür ailelerin çocukları özellikle kızları çok serbest ve rahat takılırlardı. Tabi istisnaların kâideleri bozmayacağını da unutmuyordu.
Buket sözlü cevap vermeden kafasını ‘hayır’ anlamında sallayarak durumu bildirdi. Çocuk yanlarında fazla durmadan uzaklaştı. Belki okulun fedâilerinden biriydi. Bacı-kardeş ayağına edep dışı veya arzu dışı durumlara müdahale etmekle kendini görevlendirmiş bir kahraman olabilirdi. Bu durum Sedat’ı biraz kızdırmıştı. Sedat normalde kavgacı bir tip değildi ve zaten ilkokuldan bu yana hiç kavga etmemişti. Ama bu durumda Buket’in sevgilisi olmayı ve çocuğun ağzının payını vermeyi çok istemişti.
Buket biraz somurtkan bir şekilde konuşmaya başladı. Yüzündeki tebessüm yanaklarından havaya karışmış gibiydi:
- Batuhan. Güya iyilik yapmayı seven bir tip Her olaya burnunu sokar. Namus vs. olayları bu okulda ondan sorulur. Ülkü ocaklarının başıdır kendisi. Geçen seneden tanışıyoruz. Pek bir zararını görmedim ama bu hâl ve hareketlerine kıl oluyorum. Elimde olsa hayâlarını ortadan ikiye ayırır onu yarı yarıya joker hakkından bir ömür men ederdim.
Sedat bir kahkaha kopardı. Öyle gülmüştü ki buna en başta kendi mahcup olmuştu. Çünkü kızın yüzünde şaşkınlık ifâdesi belirmişti ama sonrandan Sedat işi toparladı:
- Valla kusura bakma. Öyle hoşuma gitti ki şu son sözün. Bayıldım esprili atarına. Güzel olduğun kadar komik bir kızsın da.
- Teşekkür ederim o senin güzelliğin dedi kız şımarık bir edayla.
Arkasından Sedat’ı şaşırtacak bir teklif sundu:
- Sinemaya gidelim mi? Ya şu Komedi Dükkânı'ında oynayan adamın filmi çıktı ‘’Kimsin Sen?’’ Baya oldu ama ne zamandır bir türlü gitmek nasip olmadı. Çok da güzel diyorlar. Kız arkadaşlarım pek sevmediği için bir program ayarlayamadım. Bu akşam işin yoksa gidebiliriz.
Sedat sinemaya pek gitmezdi ve komedi filmlerini de pek sevmezdi ama teklif büyük yerdendi hatta emir! Yüzündeki şaşkınlık ifâdesi sıcak bir tebessüme dönüştü ‘’tamam’’ dedi ‘’gideriz’’.
- Okey öyleyse! Akşam saat 7’de okulun önünde buluşalım.
Hava kararmak üzereydi. Hayatın Sedat’a jesti büyük olmuştu! Sunulan bu şansı iyi değerlendirmeliydi. İşler tahmininden de kolay ilerleyecek gibiydi. Ortadaki maddi fark sorunu pek engel gibi gelmiyordu Sedat’a. Zira Buket bu tür farklılıkları konu edecek tipte bir kız değildi. Peki ne yapmalıydı şimdi? Akşama sinemada teklif mi etmeliydi? Yoksa çok erken miydi daha? Ya da işler zaten tıkırında gidiyordu belki kız ilerde ona teklif ederdi. Yok canım daha neler! Neticede Sedat kararsız kalmıştı. Yine de içindeki ses sabırlı davranmasının kendisine yarar sağlayacağını söylüyordu.
Buluşma saatine çok az bir zaman kalmıştı. Sedat kirli sakalını kesmedi. Duş aldı elbiselerini değiştirdi ve yarım şişe parfümü vücuduna boca etti. Aynanın karşına geçti ve kendine şöyle bir baktı. Aşk onu seçmişti!
Evinden çıkarken evin önündeki yoldan camları açık siyah bir Passat geçti. Arabanın içindeki herifler geçen iki üç saniye içinde Sedat’ı şöyle bir süzmüştü. Sedat bir anlam veremedi zaten üzerinde de durmadı. Onu bekleyen daha mühim biri vardı. Hemen buluşma noktasına gidip Buket’i beklemeye koyuldu. Buket bir iki dakika gecikme ile buluşma yerindeydi. Ne de olsa kızdı. Hazırlanmaları kısa sürmezdi. Üzerine ince orman yeşili bir bluz altına siyah bir kot giymişti. İki dirhem bir çekirdekti. Pek ağır bir makyaj yapmamış ve her zaman ki gibi göz hatlarını vurgulamamıştı. Saçları ise enfes gözüküyordu. En az Sedat kadar parfüm harcamış gibiydi. Sedat da epey yakışıklı bir geçti. İkiliye uzaktan bakıldığında Titanic filmindeki iki âşığı hayâl etmek içten bile değildi.
İki genç sinemanın yolunu tuttular. Hava soğuktu ama Sedat’ın hiç üşüyesi yoktu. Bu gece onun gecesiydi çünkü. Sinemaya vardılar. Tenha bir ortam mevcuttu. Vizyonda dört film vardı ama pek kalabalık göze çarpmıyordu. İkili ‘’Kimsin Sen?’’ filmine bilet aldı ve yerlerine yerleştiler.
Film ortalarıydı moladan birkaç dakika sonrası. Sedat düşünüyordu; Sevdiği hatta âşık olduğu kız ile yan yana film izliyorlardı üstelik platonik bir şekilde çıkma teklifi etmeden. Gerçekten enteresan bir sahneydi. Sevgilisi olsa elini omzuna atar elini tutar yanaşırdı ama şuan iki arkadaş modundaydılar. Bu da iyiydi üstelik kısa zamanda emek sarf etmeden aşk konusunda çok yol almıştı. Sedat’taki bal arıda yoktu.
Filmin sonlarına yaklaşmışlardı. Buket resmen gülmekten kopmuştu. Sedat aşk modunda olduğu için pek filmle ilgilenememişti. Zaten bu tür de sevmiyordu. Aklında yine aynı düşünceler zuhur etti; Sinema çıkışı çıkma teklifi etse miydi? Şimdi etmezse sonradan pişman olur muydu? Elinden kaçan fırsat için pişmanlık da fayda vermeyecekti.
İkili sinema çıkışındaydı. Baştaki tenhalık yoktu. Sonradan baya bir insan gelmişti. Kalabalık yavaş yavaş boşalıyordu. O esnada Buket’in telefonu çalmaya başladı. İlk çalışta açtı. Birkaç saniye sonra yüzü asıldı. Sedat dışarıdaki soğuğu hisseder oldu. Zira Buket’in yüzündeki gülücükler içini ısıtıyordu. Buket kısa süren görüşmeden sonra telefonu kapattı ve Sedat’a döndü:
- Kusura bakma erken ayrılmam lazım. Seninle biraz daha vakit geçirirdik ama şimdi gitmeliyim.
- Ne oldu? diye sordu Sedat En az Buket kadar telaşlanmış bir tavırla.
- Babam. Babamı gözaltına almışlar. Şuan karakoldaymış. Gitmem gerekiyor sonra görüşürüz.
Çimen gözlü kız karanlığın içinde bir taksiye atlayarak kayboldu. Sedat donup kalmıştı. Önceki yaşadıkları sonrasında bu final kendisinde don etkisi oluşturmuştu. Kimdi babası? Neden gözaltına alınmıştı? Ne iş yapardı?
Genç delikanlı evine vardı. Sınavlar yaklaşıyordu ama aklında ne ders çalışmak ne de okul vardı. İçi Buket ile tutuşmakla kalmayıp şimdi onun yaşadığı olumsuzlukları yüreği ile paylaşıyordu. Onun kadar telaş etmiş onun kadar üzülmüştü.
Üstünü değiştirdi rahat bir şeyler giydi ve yatağına uzandı. Cebi çalıyordu arayan Buket’ti. Hemen açtı telefonu. Duydukları karşısında tüyleri diken diken olmuştu:
- Sedat kurtar beni. Siyah bir Passat’ın içindeyim. Gebze yolunda… ….
Telefon Sedat’ın elinden yatağa düştü. Zaten iletişim âni bir şekilde kesilmişti. Şok olmuştu! Buket’in sesini ilk kez bu kadar kötü ve korku içinde duymuştu. Acaba ona bir şey yapmışlar mıydı? Siyah Passat! Yüzleri asık adamlar! Evinin önünden de geçmişti! Kimdi bu adamlar ne istiyorlardı? Daha da önemlisi Buket’e ne yapacaklardı
Gece bir mezar kadar soğuktu. Sedat evin kapısının önünde kafasını gökyüzüne kaldırmış bir şekilde duruyordu. Gökyüzünde hiç bulut yoktu ve yıldızlarla süslenmiş siyah bir tuvaleti andırıyordu. Dışarısı o kadar ayazdı ki Gözlerinin yanından akan yaşlardan neredeyse buhar çıkacaktı. Sedat'ın telefonu yatağın üzerinde yeniden çalmaya başlamıştı ama Sedat bunu duyacak ne hâlde ne de mesâfedeydi.
3. BÖLÜMÜN SONU