A
Aşka Sıfır
Ziyaretçi
Ziyaretçi
1. BÖLÜM (İLGİNÇ RÜYA)
Hışımla yatağında doğruldu. Uykudan uyandığında sırılsıklamdı. Alnı boncuk boncuk terlemişti. Gördüğü rüyanın etkisi halen bilinçaltını kurcalıyordu. Tuhaftı; nitekim Makinelerle dolu bir hayat her şey mekanik her şey çarklı. Bir tek melek yüzlü kız gerçek. Can taşıyan tek varlık o ve tabi bir de kendisi… Rüyada kıza âşıktı ama yaşamı hep mekanik üzerinde seyrettiği için bir zaman sonra kızı kaybediyordu. Ardından kızın robotunu yapıyordu fakat ne fayda!
Sedat görmüş olduğu rüyaya anlam yüklemekte zorlanıyordu. Saat sabahın yedisiydi. Yaklaşık iki saat sonra okulda olması gerekiyordu. Tekrardan uyuyup uyumama arasında kararsızdı. Rüyada görmüş olduğu kız hâlâ kafasının içinde hâreler oluşturuyordu. Yorganı üzerinden attı. Terliklerini giydi. Lavaboya yöneldi. Aynanın karşısında kendisini süzüyordu. Musluğu açtı Birkaç kez yüzüne su serpti. Traş oldu ve ocağa çay koydu. Karnı henüz acıkmamıştı. Beyaz tül perdeyi araladı ve pencereden dışarıya bir bakış attı. Gün Rutin bir kış sabahına hazırlanıyordu. Gökyüzünde hare hare gri bulutlar nazlı nazlı esen ayaz rüzgârı. Ocak ayı ortasında soğuk bir engâme…
Saat 08:00. Uykudan tamamen sıyrılmış gözler ve yerine yavaş yavaş oturan bilinç. Sedat demlenmiş çayını masaya bıraktı ve kendine bir bardak çay koydu. İzmit’te yaşıyordu. Kocaeli Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği okuyordu. Aslen Amasya'lıydı. Okulda ikinci senesiydi. Eskiden bilgisayar üzerine yoğunlaşmıştı şimdi ise okul haricinde hobi olarak mekanik aksamlar üzerinde vakit geçiriyordu.
Sedat aktif bir gençti. Seyehat etmeyi sevdiği kadar okumak ve araştırmalarla da haşır neşir oluyordu. Genelde spor giyinirdi. 1.83 boyuyla tam bir basketbolcu tipine sahipti. Beslenmesine dikkat ettiği için fazla kilosu yoktu. Saçlarını ekseri kısa tutardı ve vücudunun herhangi bir yerine takı-dövme tarzı uygulamalar kullanmazdı hemcinsleri arasında kullananlardan da nefret ederdi.
Kahvaltıdan sonra üzerini değiştirdi. Üniversite ortamında giyim serbestliği nedeniyle kafasına göre takılmak hoşuna gidiyordu ve her zamanki gibi yine spor tercihiydi. Üstüne Nike mont içine mavi yün kazak ve altına gri saten kod giyip kapıya yöneldi. Okul evden yayan yarım saat kadar sürüyordu. O yüzden evinin önünden geçen halk otobüslerini tercih ediyordu. Aracın gelmesine 10 dakikadan kısa bir süre kalmıştı. Tüm kontrollerini yapıp evden çıktı. Kapıyı kilitledi ve otobüsü beklemeye koyuldu.
Sedat yalnız yaşamayı seviyordu. O yüzden apartta kalmıyordu. Ailesinin maddi durumu da iyi olduğu için tutmuş olduğu ev kirası yüksek de olsa idare edebilmekteydi.
Otobüs kaldırıma yanaştı. Her zamanki gibi kalabalıktı. Okul yolundan geçen otobüsler sabahları ekseri Üniversite öğrencileri ile tıka basa dolu olurdu. Oturacak yer olmadığından ayakta yolculuğunu sürdürdü. Üniversiteye vardığında hava sertliğini arttırmıştı. Rüzgar elmacık kemiklerini bir bıçakla kesiyordu sanki. Güneşin bulutların arasından çıkmaya üşenir bir hâli vardı.
İlk dersin boş olduğunu öğrendi. Hocaları soğuk algınlığı sebebiyle aniden ağır bir gribal enfeksiyona yakalanmıştı. Sedat dışarısı soğuk olduğu için bahçeyi seçmedi. Okulun kantininde telefonun kulaklıklarını takıp müzikle vakit geçirmeye başladı. O esnada oturduğu masanın çaprazına ikisi kız ikisi erkek bir grup öğrenci yerleşti. Kızlardan biri bu sabah rüyasında gördüğü kıza çok benziyordu. Sedat kafasını salladı ve bilinçaltının oyunlarına gelmeme gayretine büründü. Fakat tekrardan baktığında bu sefer göz gözeydiler. Bilinçaltı da değildi bu üstelik. Kız gerçekten rüyasında gördüğü kızın resmen kopyasıydı. Gözünü kızdan ürkek tavırlarla ayırmaya çalıştı. Kız da yüzünü arkadaşlarına dönmüştü. Sedat kaçamak bakışlarla kızın yüzündeki tebessümü fark ediyordu. İkinci ders vakti yaklaşmıştı. Kulaklarındaki kulaklıklarla birlikte kalkıp sınıfa yöneldi. Arkasına dönüp bakmasa da aklı o kızdaydı…
Sedat öğlen arasında karnını doyurmak için kantine geldiğinde neredeyse boş yer bulmakta zorlandı. Gözleri o kızı arıyordu fakat her bakışının eli boş dönüyordu. Bir tost bir kola alıp dışarıya çıktı. Güneş yüzünü uzun bir aradan sonra göstermişti ama ısıtmaya niyeti yoktu. Tam tostunu ısırmaya yeltenmişti ki birkaç metre ilerde o kızı gördü. Telefonla biriyle konuşuyordu. Kız olduğu yerde durmuyor sağa sola votka atıyordu. Sedat tosttan ısırık almaktan vazgeçti. Diğer elindeki kolayla birlikte tostu bankın üstüne bıraktı ve kızın telefon görüşmesinin bitmesini bekledi. Hava öğlen olmasına rağmen demir gibi soğuktu. Sedat vücud ısısını daha fazla kaybetmemek için ellerini ovuşturdu ve montunun cebine soktu. Burnu havuç gibi kırmızıya çalıyordu neredeyse.
Kız telefonu kapattıktan sonra Sedat’ı gördü. Yüzünde tanıdık gülümseme ile kendisine yaklaştı ve ‘’Merhaba’’ dedi: ‘’Ben Buket’’. Sedat tahminlerinin ötesinde gelişen olaylar sebebiyle donup kalmıştı. Hava zaten soğuktu şimdi buz kesmişti. Titrek bir ses tonuyla karşılık vermeye çalıştı: ‘’Se Sedat ben de’’Kız yüzündeki tebessümü düşürmeden ‘’Memnun oldum’’ dedi.
Tokalaştıktan sonra kız ellerini cebine soktu. Sedat ise erkekliği göz ardı ederek sıcak nefesle avuçlarını şömine misâli ısıtmaya devam etti. Lâkin havanın soğukluğu muhabbete engel değildi. Buket bunu ıspatladı:
- Hangi bölümdesin?
- Endüstri Mühendisliği
- Hım ne güzel bende Tıp.
- Ooo zor bir bölüm.
- Sevdiğim için zor gelmiyor.
- Kaçıncı sınıf?
- İki.
- Benim de..
Kızın ses tonu muazzamdı. Müşteri hizmetlerindeki bayanlara on basardı. O kadar tatlı bir sesi vardı ki Sedat parmaklarını ısıtmaktan vazgeçti. Kızın boyu Sedat’tan birkaç santim kısaydı. Saçları Sedat’ın alın hizasına geliyordu. Ayaklarında ince topuklu ayakkabılar vardı. Böyleyken bile Sedat’ın uçuş kulesi gibi uzunluğuna yetişemiyordu. Buket’in uzun saçları sarıya çalıyordu ama boyaydı. Köklerinden siyahlıktan boy gösteriyordu. Yüzünde fazla bir makyaj yoktu göz altlarına hafif kalem çekmişti. Aslında ona bile gerek yoktu. Çünkü gözleri çimen yeşili hâliyle akustiği fazlasıyla tamamlıyordu. Buket’in üstünde kahverengi deri bir mont vardı. İçine grimsi bir kot gömlek ve altına da dar bir mavi jeans giymişti. Artık ders vaktiydi. Yeniden tokalaşıp ayrıldılar…
Sedat okul çıkışında Buket’i göremedi. Nereli olduğunu nerede kaldığını merak ediyordu. Âşık mıydı? Bilmiyordu ama içinde kıpraşan kelebekler düşüncelerini bastırmaya muktedirdi. Eve döndü. Elindeki defteri bırakıp hızlıca yatağa attı kendini. Ellerini kafasının arkasında birleştirdi ve tavana odaklandı. Sabah gördüğü rüyayı unutmamıştı. Zaten unutulacak gibi değildi. Okulda rastladığı kızın benzerliği ile rüya arasında bağlantı kurmaya çalıştı. Dejavu muydu? Tesadüf mü? Yaklaşık on dört aydır o okuldaydı. O kızla bunca zaman nasıl karşılaşmamıştı? Daha önceden nasıl görememişti. Yeni mi başlamıştı? Olabilir miydi? Saçmaydı… Sedat bu düşünceler içinde debelenirken cebi çalmaya başladı. Biraz gecikmeli de olsa hemen cebinden çıkarıp ekrana baktı. Numara belliydi ama rehbere kayıtlı değildi. Görünüşte bir Vodafone numarasıydı. Telefon sağ elindeydi. Baş parmağı açma tuşuna yöneldi. Artık parmakları üşümüyordu…
1. BÖLÜMÜN SONU
Not: Hikâyede geçen kişi ve olaylar tamamen hayâl ürünü olup gerçekle uzaktan yakından ilişkisi yoktur!