E
EsRa
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Yâr yardı yüreğimi, ben; sen kanadım… Ne Leyla’ya Mecnun kalabildim senin varlığında, nede kendimi atabilecek bir kuyu bulabildim yokluğunda… Ben ne dağlar delecek kadar aşıktım, nede uğruna ölünecek kadar maşuk… Kalbimin çöllerini aşamasada Mecnun,gözlerimin kuytularında boğulsada aşk ve yalan kadar sadık olamasamda yalan hayata, ben; sen kadar zifir yazgımla bir sana sadık kalabildim bu hayatta birde ölüme… Züleyha’lığa Mecnun Firavunlar “gayri sadık” damgası vurup kendi hayatımın gözlerinden düşürürken beni; ben senin gözlerinde ne çok büyüdüğümün bilincinde değildim elbet… Ebedi aşksızlığa müebbet kararı vurulsada tek celsede boynuma,ben; kendi hükmümü kendim yazdım alnıma… Yusuf’un gözleriyle dirilmek adına, atıp kendimi kör kuyulara, müebbet suskunluğu urgan yaptım boynuma… Uzak kentlerin baykuş çığlıklarına gizledim sessizliğimi… Sen, karanlığını yakan zılgıtlarıma aldırış bile etmezken kör kuyularda körelen susuşlarım sadece kendi gözlerimde yankı buldu… Sen, seninle körelttiğim gözlerime martı leşleri sundun, günaydınları hiç olmayan sabahlarımı aydınlatmak adına… Üstelik yâr dedin ölü kuşlarını astığın yalancı sabahlara… Koynunda yediverenler yeşertmek adına beni martı leşlerine terkettin ve gittin… Ben yarsız kaldım… Yani yarasız… Yani sensiz…..