imported_Sahra
Üye
-
- Katılım
- Nisan 9, 2013
-
- Mesajlar
- 879
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 266
-
- Yaş
- 34
Yalnızlık Günlüğü
Günlük Dizisi - 2
Gökhan ERTOSUN
...Seni özlüyorum. Aynı şarkının türkçesini, yunancasını ve sencesini dinleyip duruyorum. Nasıl sigara tükettiriyorlar bana bir bilsen. Ben sigaramın dumanını üflerken üç farklı dilde seni yakıyorum, kendimi yakıyorum, her şeyi yakıyorum. Üç farklı dilde aşk için ölüyor bir şeyler. Aşk o zaman aşk oluyor....
1.Gün
“-Pardon, dedi adam. Size elveda demek istiyorum. Elimde değil gitmem gerekiyor. Kendimi edebi hissedeceğim böylece. Gizemli olacağım yani. Devrik cümleler kuracağım sizi düşünerek. Saçlarınızın dalgalanışını yazacağım küçük not kağıtlarına. Siz bilmeyeceksiniz. Eğer sizi çok özlediğimi öğrenirseniz, büyünün bozulacağına inandıracağım kendimi. ‘Don Kişotlar ölmez diye bağıracağım yani.’
-Bu beni gururlandırır, dedi kadın. Bende pencerenin önünde beklerim sizi. Kimsecikler giremez sizsiz kalan dünyama, sizsizlikten başka… Şarkılar dinlerim ama, sizi ve sizsizliğin acısını anlatan. Belki şiirlerde yazarım (size) göstermekten utanacağım. Yeter ki yel değirmenlerini (ah pardon) kötü kalpli devleri yeniniz bana olan aşkınızı onurlandırmak için..
-Sizi seviyorum, dedi adam utanarak. Yüzü kızarmıştı.
-Sizi seviyorum, dedi kadın utarak. Elleri terliyordu.
Adam sessizce kapıdan çıktı. Bahçe çitlerinin beyaz boyasına takıldı gözleri. ‘Sana olan aşkım gibi’ dedi. Pencereden yaşlı gözlerle kendisine bakan sevgilisine döndü ve başıyla saygı dolu bir selam verdi. Yolun karşısına geçti. Önünde duran araca bindi.
-Gidelim Sanço, dedi.
Şoför anlamadı. Bir eli direksiyonda bir eli viteste omzunun üzerinden adama döndü;
-Ne diyon hemşerim? dedi sinir olduğunu belli eder bir ses tonuyla.”
Evde kaldım. Kendimi hapsettim. Bira şişesi koleksiyonu yapıyorum yani. Kukalar gibi diziyorum şişeleri karşı duvarın dibine. Elimde nereden evime girdiği belli olmayan patlak bir plastik top. (Sanırım çocukluğumun mahalle arası tek kale maçlarından kaçtı)
Hesapta herkese mektup yazacaktım. Boşu boşuna para verdim o kadar zarfa. Önce tanıdığım, adresini bildiğim ve kapısına postacıyı gönderebileceğim herkesin bir listesi yaptım. Sonra hepsine ayrı ayrı mektuplar yazmaya karar verdim. İlk mektubu yazdıktan sonra başka mektuplar yazmaya üşenerek isimleri değiştirmek suretiyle aynı mektubu hepsine yollamaya karar verdim. Bütün mektuplarda Don Kişot olduğumu ima ediyordum. Ben, diyordum, delirdim de inceden. Arayın beni. Ne oldu, iyi misin? diye sorun. Hatta kapıma gelin. Aynı düğünlerde oynamam için yalvardığınız gibi, dışarı çıkmam için yalvarın. Geçer bunlar deyin. Aşk maşk hikaye, çivi çiviyi söker, deyin. Ben naz yapayım. Sonra kıramayayım sizi. Kapıdan adımımı attığım an bitsin her şey. Büyü bozulsun. Ben pencerede kalan Don Kişot’a başımla saygı dolu bir selam vereyim. Minibüse binelim evimin karşısından. Şöföre ‘Gidelim Sanço’ dediğimi hayal edeyim. Ama demeyeyim. Size döneyim ve ‘Biliyor musun ben Şöföre; Gidelim Sanço, diyebilecek cesarette olsaydım şu an burada değil pencerede olurdum’ diyeyim. Siz anlamayın. Ben güleyim korkaklığıma.
Ve birinci gün bitsin.
Perde!...
2.Gün
“Uyandı. Beyninin içine çimento dökülmüş gibi hissetti. Yataktan kalkıp kalkmamak arasında kaldı. Karşıdaki duvarın dibindeki hamam böceği ile göz göze geldi. Böcekten korktuğunu hissetti.Böcek anladı kendisine bakan gözlerdeki korkuyu ve maça bir-sıfır ve önde başladığını. Sekiz nala yatağa doğru koşmaya başladı. Adam donuk ve korkulu gözlerle böceğe bakıyordu. Böceğin yatağa ulaşmasına yarım metre kalmıştı ki adam beklenmedik bir hareketle yatağın dibindeki geceden kalmış, dibinde kurumuş bira bulunan bardağı böceğin üzerine kapattı. Böcek görünmeyen bir engele çarptı, çarptı, çarptı. Antenleri yamulana, maçı kaybettiğini anlayana kadar çarptı. Sonra durdu… Bardağın kapladığı alanın tam ortasında öylece beklemeye başladı.
Bardak kalkınca, ya hayatına yeni bir başlangıç yapacaktı yada tepesine gelen terliğin gölgesinde hayatının son iki saniyesini yaşayacaktı.”
Seni özlüyorum. Aynı şarkının türkçesini, yunancasını ve sencesini dinleyip duruyorum. Nasıl sigara tükettiriyorlar bana bir bilsen. Ben sigaramın dumanını üflerken üç farklı dilde seni yakıyorum, kendimi yakıyorum, her şeyi yakıyorum. Üç farklı dilde aşk için ölüyor bir şeyler. Aşk o zaman aşk oluyor.
Yazmak affettirmiyor hiçbir şeyi. Yazmak yarım bırakıyor aksine. Tüm devrik cümlelerimi düzeltsem, sana GEÇTİ desem. Hatta bunu büyük harflerle yazsam inanman için. Elimden gelenin en iyisi bu desem. Çırpınsam!!! Yarım kaldığımı hisseder misin?
Masadan kalkıyorum. Yazdıklarıma bakıyorum bir metre uzaktan. Acıyorum kendime. Tam adımını attığım anda ayağımı masaya vuruyorum. Çok acıyor. Küfür ediyorum masaya… Sana… Şarkıya… Pişman oluyorum kül tablasındaki sigara cesetlerine bakarken. Cep telefonumu alıp kısacık bir mesaj yazıyorum.
“Sevgili Sevgilim;
Lütfen dön.”
Gönder(e)miyorum mesajı. Hayır saklamıyorum parantezlere işte. Gönderemiyorum!.. Olmuyor. Numaranı ezbere bilen parmaklarım yapamıyor. Kapının dibinde bu mesajı beklediğini hayal ediyorum. Hoşuma gidiyor senin bana dair bir şeyleri bekliyor oluşun. Sonra şarkının yine Türkçe’si çalmaya başlıyor. (Bak yine canım acıyor) (Saklıyorum işte acımı)
Yatak odasındaki hamam böceğine gidiyorum. Sabah bıraktığım gibi kımıldamadan duruyor ters çevrilmiş bardağın içinde.
-Bak Hamamböceği, diyorum. Artık bir öykü kahramanısın. Ve bu öyküdeki rolün ters çevrilmiş bir bardak içinde sonsuz özgürlüğü veya ölümü beklemek kımıldamadan. Sen şimdiye kadar ki rolünü hiçbir şey yapmadan bekleyerek gayet başarılı bir şekilde tamamladın. Teşekkür ederim. Bardağı kaldırıyorum. Böcek bardağa giren temiz hava ile rahat bir nefes alıyor. Parasını ödüyorum ve figüranlar kahvesine geri dönüyor, bir öyküdeki görevini daha başarıyla tamamladığına inanarak. Ölen ise böcek anteni değen bardak oluyor. Bir böceğin antenlerine kurban gidiyor.
Gülüyorum. Nasıl delirdiğimi göremediğin için.
3.Gün
Öykünün ana karakteri bütün gün boyunca uyumuştur. Rüyasında kendisini Don Kişot olarak gören kahramanımız, sevgilisi kurtarmak için dev bir hamamböceği ile savaşmış ve sevgilisini onurlandıracak kesin bir zafer kazanmıştır. Daha sonra yunan tanrılarının büyülü şarkıları ile efsunlanmış ve bu şarkıları sevdiğine iletmek için tüm çektiği çileleri boşverip tüm yolu geri dönmüştür. Rüya bu ya. Sevdiğini pencere kıyısında göremeyen kahramanız derin bir mateme bürünerek kendini ve cebindeki şarkıyı lanetlemiştir. Bundan sonra kimse ne şarkıdan nede kahramanımızın dediklerinden bir şey anlamamıştır. Üçüncü günün sonunda kan ter içinde uyanan kahramanımız sevdiği kadını aramaya karar vermiştir. Lakin tüm bunları nasıl anlatacağını bilmemektedir.
4.Gün
-Sigarı bıraktım, dedim nargilenin elma kokulu dumanını üflerken. Her mimiğini, her hareketini takip etmeye çalışıyordum.
-Başka? Diye sordu. Sesi duygusuzdu.
“Başka…
Başka senin için kafayı yedim ben üç günde. Bu söylememi istiyorsun değil mi? Doymuyorsun.
Başka, başka ne yaptın bensiz?
Bensiz nasıl süründün?
Bensiz…
Acı çekmiş olmamamı bekliyorsun. Çektiğimi biliyorsun. Çekmese aramaz diyorsun. Bunu söylememi istiyorsun. Sensiz geçirdiğim üç günde sigarayı bırakmış olmam yetmiyor sana. Sensiz öldüm, geberdim dememi istiyorsun. Zaten ilk ben arayan olmakla kaybettim değil mi?”
O gün, orada tek bir kelime ile bitiyor her şey…
Başka…
Günlük Dizisi - 2
Gökhan ERTOSUN
...Seni özlüyorum. Aynı şarkının türkçesini, yunancasını ve sencesini dinleyip duruyorum. Nasıl sigara tükettiriyorlar bana bir bilsen. Ben sigaramın dumanını üflerken üç farklı dilde seni yakıyorum, kendimi yakıyorum, her şeyi yakıyorum. Üç farklı dilde aşk için ölüyor bir şeyler. Aşk o zaman aşk oluyor....
1.Gün
“-Pardon, dedi adam. Size elveda demek istiyorum. Elimde değil gitmem gerekiyor. Kendimi edebi hissedeceğim böylece. Gizemli olacağım yani. Devrik cümleler kuracağım sizi düşünerek. Saçlarınızın dalgalanışını yazacağım küçük not kağıtlarına. Siz bilmeyeceksiniz. Eğer sizi çok özlediğimi öğrenirseniz, büyünün bozulacağına inandıracağım kendimi. ‘Don Kişotlar ölmez diye bağıracağım yani.’
-Bu beni gururlandırır, dedi kadın. Bende pencerenin önünde beklerim sizi. Kimsecikler giremez sizsiz kalan dünyama, sizsizlikten başka… Şarkılar dinlerim ama, sizi ve sizsizliğin acısını anlatan. Belki şiirlerde yazarım (size) göstermekten utanacağım. Yeter ki yel değirmenlerini (ah pardon) kötü kalpli devleri yeniniz bana olan aşkınızı onurlandırmak için..
-Sizi seviyorum, dedi adam utanarak. Yüzü kızarmıştı.
-Sizi seviyorum, dedi kadın utarak. Elleri terliyordu.
Adam sessizce kapıdan çıktı. Bahçe çitlerinin beyaz boyasına takıldı gözleri. ‘Sana olan aşkım gibi’ dedi. Pencereden yaşlı gözlerle kendisine bakan sevgilisine döndü ve başıyla saygı dolu bir selam verdi. Yolun karşısına geçti. Önünde duran araca bindi.
-Gidelim Sanço, dedi.
Şoför anlamadı. Bir eli direksiyonda bir eli viteste omzunun üzerinden adama döndü;
-Ne diyon hemşerim? dedi sinir olduğunu belli eder bir ses tonuyla.”
Evde kaldım. Kendimi hapsettim. Bira şişesi koleksiyonu yapıyorum yani. Kukalar gibi diziyorum şişeleri karşı duvarın dibine. Elimde nereden evime girdiği belli olmayan patlak bir plastik top. (Sanırım çocukluğumun mahalle arası tek kale maçlarından kaçtı)
Hesapta herkese mektup yazacaktım. Boşu boşuna para verdim o kadar zarfa. Önce tanıdığım, adresini bildiğim ve kapısına postacıyı gönderebileceğim herkesin bir listesi yaptım. Sonra hepsine ayrı ayrı mektuplar yazmaya karar verdim. İlk mektubu yazdıktan sonra başka mektuplar yazmaya üşenerek isimleri değiştirmek suretiyle aynı mektubu hepsine yollamaya karar verdim. Bütün mektuplarda Don Kişot olduğumu ima ediyordum. Ben, diyordum, delirdim de inceden. Arayın beni. Ne oldu, iyi misin? diye sorun. Hatta kapıma gelin. Aynı düğünlerde oynamam için yalvardığınız gibi, dışarı çıkmam için yalvarın. Geçer bunlar deyin. Aşk maşk hikaye, çivi çiviyi söker, deyin. Ben naz yapayım. Sonra kıramayayım sizi. Kapıdan adımımı attığım an bitsin her şey. Büyü bozulsun. Ben pencerede kalan Don Kişot’a başımla saygı dolu bir selam vereyim. Minibüse binelim evimin karşısından. Şöföre ‘Gidelim Sanço’ dediğimi hayal edeyim. Ama demeyeyim. Size döneyim ve ‘Biliyor musun ben Şöföre; Gidelim Sanço, diyebilecek cesarette olsaydım şu an burada değil pencerede olurdum’ diyeyim. Siz anlamayın. Ben güleyim korkaklığıma.
Ve birinci gün bitsin.
Perde!...
2.Gün
“Uyandı. Beyninin içine çimento dökülmüş gibi hissetti. Yataktan kalkıp kalkmamak arasında kaldı. Karşıdaki duvarın dibindeki hamam böceği ile göz göze geldi. Böcekten korktuğunu hissetti.Böcek anladı kendisine bakan gözlerdeki korkuyu ve maça bir-sıfır ve önde başladığını. Sekiz nala yatağa doğru koşmaya başladı. Adam donuk ve korkulu gözlerle böceğe bakıyordu. Böceğin yatağa ulaşmasına yarım metre kalmıştı ki adam beklenmedik bir hareketle yatağın dibindeki geceden kalmış, dibinde kurumuş bira bulunan bardağı böceğin üzerine kapattı. Böcek görünmeyen bir engele çarptı, çarptı, çarptı. Antenleri yamulana, maçı kaybettiğini anlayana kadar çarptı. Sonra durdu… Bardağın kapladığı alanın tam ortasında öylece beklemeye başladı.
Bardak kalkınca, ya hayatına yeni bir başlangıç yapacaktı yada tepesine gelen terliğin gölgesinde hayatının son iki saniyesini yaşayacaktı.”
Seni özlüyorum. Aynı şarkının türkçesini, yunancasını ve sencesini dinleyip duruyorum. Nasıl sigara tükettiriyorlar bana bir bilsen. Ben sigaramın dumanını üflerken üç farklı dilde seni yakıyorum, kendimi yakıyorum, her şeyi yakıyorum. Üç farklı dilde aşk için ölüyor bir şeyler. Aşk o zaman aşk oluyor.
Yazmak affettirmiyor hiçbir şeyi. Yazmak yarım bırakıyor aksine. Tüm devrik cümlelerimi düzeltsem, sana GEÇTİ desem. Hatta bunu büyük harflerle yazsam inanman için. Elimden gelenin en iyisi bu desem. Çırpınsam!!! Yarım kaldığımı hisseder misin?
Masadan kalkıyorum. Yazdıklarıma bakıyorum bir metre uzaktan. Acıyorum kendime. Tam adımını attığım anda ayağımı masaya vuruyorum. Çok acıyor. Küfür ediyorum masaya… Sana… Şarkıya… Pişman oluyorum kül tablasındaki sigara cesetlerine bakarken. Cep telefonumu alıp kısacık bir mesaj yazıyorum.
“Sevgili Sevgilim;
Lütfen dön.”
Gönder(e)miyorum mesajı. Hayır saklamıyorum parantezlere işte. Gönderemiyorum!.. Olmuyor. Numaranı ezbere bilen parmaklarım yapamıyor. Kapının dibinde bu mesajı beklediğini hayal ediyorum. Hoşuma gidiyor senin bana dair bir şeyleri bekliyor oluşun. Sonra şarkının yine Türkçe’si çalmaya başlıyor. (Bak yine canım acıyor) (Saklıyorum işte acımı)
Yatak odasındaki hamam böceğine gidiyorum. Sabah bıraktığım gibi kımıldamadan duruyor ters çevrilmiş bardağın içinde.
-Bak Hamamböceği, diyorum. Artık bir öykü kahramanısın. Ve bu öyküdeki rolün ters çevrilmiş bir bardak içinde sonsuz özgürlüğü veya ölümü beklemek kımıldamadan. Sen şimdiye kadar ki rolünü hiçbir şey yapmadan bekleyerek gayet başarılı bir şekilde tamamladın. Teşekkür ederim. Bardağı kaldırıyorum. Böcek bardağa giren temiz hava ile rahat bir nefes alıyor. Parasını ödüyorum ve figüranlar kahvesine geri dönüyor, bir öyküdeki görevini daha başarıyla tamamladığına inanarak. Ölen ise böcek anteni değen bardak oluyor. Bir böceğin antenlerine kurban gidiyor.
Gülüyorum. Nasıl delirdiğimi göremediğin için.
3.Gün
Öykünün ana karakteri bütün gün boyunca uyumuştur. Rüyasında kendisini Don Kişot olarak gören kahramanımız, sevgilisi kurtarmak için dev bir hamamböceği ile savaşmış ve sevgilisini onurlandıracak kesin bir zafer kazanmıştır. Daha sonra yunan tanrılarının büyülü şarkıları ile efsunlanmış ve bu şarkıları sevdiğine iletmek için tüm çektiği çileleri boşverip tüm yolu geri dönmüştür. Rüya bu ya. Sevdiğini pencere kıyısında göremeyen kahramanız derin bir mateme bürünerek kendini ve cebindeki şarkıyı lanetlemiştir. Bundan sonra kimse ne şarkıdan nede kahramanımızın dediklerinden bir şey anlamamıştır. Üçüncü günün sonunda kan ter içinde uyanan kahramanımız sevdiği kadını aramaya karar vermiştir. Lakin tüm bunları nasıl anlatacağını bilmemektedir.
4.Gün
-Sigarı bıraktım, dedim nargilenin elma kokulu dumanını üflerken. Her mimiğini, her hareketini takip etmeye çalışıyordum.
-Başka? Diye sordu. Sesi duygusuzdu.
“Başka…
Başka senin için kafayı yedim ben üç günde. Bu söylememi istiyorsun değil mi? Doymuyorsun.
Başka, başka ne yaptın bensiz?
Bensiz nasıl süründün?
Bensiz…
Acı çekmiş olmamamı bekliyorsun. Çektiğimi biliyorsun. Çekmese aramaz diyorsun. Bunu söylememi istiyorsun. Sensiz geçirdiğim üç günde sigarayı bırakmış olmam yetmiyor sana. Sensiz öldüm, geberdim dememi istiyorsun. Zaten ilk ben arayan olmakla kaybettim değil mi?”
O gün, orada tek bir kelime ile bitiyor her şey…
Başka…