Yalanlarına mektup - 1

Konu sahibi son olarak 151 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Zaman geçtikçe, toprağa düşen tohum misali filizleniyor insan.
Ne olduğun, hangi meyvenin yanağına gül döşediğinin bir önemi yok aslında.
Tüm olanlar, seninle ilgili tüm detaylar bir sade’lik barındırıyor, hepsi bu.
Etrafındaki karmaşadan kaçtıkça ve bu karmaşa depremler etkisi yaratınca, daha bir sıkı sarılıyorsun köklerine.
Hürüm ve kimse yıkamaz beni diye düşünüyorsun, ama öyle değil.
Herkes ama herkes kendi içinde, bünyesinde hatta hücrelerine kadar bir yalana sığdırır kendisini.
Tek inanan, sonsuz inanmışlık.
Tüm yalnızlığın, sessizliğin, kimsesizliğin ana unsuru bu.
Kaçtığın geçmiş, geçmişindeki kirleniş, tuzak ve tutsaklıklar seni aslında bir korkağa dönüştürüyor her ne kadar kendi içinde savaş versen de, kazanamayacağını biliyorsun.
Neydik biz?
Hangi ara bu kadar yalancı olduk?
Niye biz iken, hiç olduk?
Sonuna çengel artığın her cümle, bir neşter edasıyla darbe indirse dahi, gerçeklerden kaçmak, başka yol arayamamak, sadece kaybedişin göstergesi.
Etrafına baktığında, yüzüne gülen herkese bir giz bırakmak, benimsenmek veya sevildiğini düşünmek zaten en iyi ödül senin için.
Bir yalnızlık hiç bu kadar kafiyeli değildi ve bu kadar iyi perçinlenmemişti, şimdi mükemmeldin.
Hem kaybettim diye ağlayacak, hem de her ağlayışın sana yeni bir omuz, liman doğuracaktı ve şimdi iyiydin, eksiksizdin.

Kendi doğasına, kırıp attığı yumurta kabuğuna aykırı olarak, bir hiç olacaktın sürekli.
Ne o gösteriş, ne de çaba.
Hiçbir şey, ardında bıraktığın o boşluğu, tablolarındaki yarım gülüşü örtmeye yetmeyecek.
Kaybedeceksin.
Eninde sonunda, bir baş kaldırışın girdabında boğulacak kendine dair gizlediğin, kaçmaya hatta kaçırmaya çalıştığın herşey.
Hiçtin.
Galon galon içip, tane tane döküleceksin.
İnan bana, tezlere konu olacak tüm kişiliksiz yanın.
Market reyonlarına kadar düşeceksin, ucuza verilecek gizlediğin tüm hislerin, kimliğin.
Nasıl kapış kapış gideceksin bir bilsen!
Hiç bu kadar acıtmamıştı diyeceksin.
Çünkü hiç bu kadar acımamış olacaktı.
Sonra bir film şeridi gözlerin perdesinde, ayyuka çıkan tüm yalanlar, söylediğin toz pembe kadın, bilmediğine ikna etmeye çalıştığın insanlardaki kırıklık ve onlardaki sade zayıflık..
Belki bu kadarıyla yetinirsin belki birkaç tükeniş, birazda mayalanmış küfür.
Kalbinin ortasında bir destansı acı, pişmanlık..
Birgün biri gelip motor, kayıt, kestik! diyecek sana ve sana dair herşeye.
O gün anlayacaksın.
Aslında bütün olayın, inanmışlıkla alakalı olduğuna, önce kendini yalana attığına, sonra sana inanları kuyuya nasıl saldığına birbir dile geleceksin, istemsizce.
Anlayacaksın.
Kurduğun hayallerin içinde, kırdığım yerden kırıldım demenin hezimiyetini, sana yaşattığı soluksuz pişkinliği.
Anlayacaksın.
İnan bana, sana inananlar gibi sen de birgün inandığın yerden vurulacaksın.

Rüzgar.
Düz yazı (hikaye) serisi 1. bölüm.
 
Kayıp giderken her şey avuçlarından
Kaybettiklerini bir bir yüzüne vuracak zaman,
Yeterince mücadele etmediğin için yitirdiğin şeylerin hesabına çekileceksin o gün,
Yalancı gülüşlerini yitirmiş olacaksın,
buzdan kalbin erimiş ve yıkılmışlığını kabullenmiş olacak o gurur duyduğun yenilmezliğin.
Üzülmen için bile çok geç olacak..
 
Zaman, kayıp giderken avuç içinin köşesinden,
İnan bana;
Tam da acının kuruduğu yerden öp diye yalvaracaksın.
Ama nafile.
Bir daha mavi olup, gökyüzüne yürüyemeyeceksin.
Yada başka bir adamın, gri günahı da olamayacaksın.
Yalnızsın..
Ve sana, sana dair herşeye,
Çok geç demek için bile
Çok geç olacak.

Tamamlanmış olsun bu Yazgı
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri