Yalanın Ömrü

Konu sahibi son olarak 1007 gün önce görüldü
Yalanın Ömrü

Aylar ne de ivedi geçmişti.
Okulun başlamasıyla birinci devresinin bitmesi arasında adeta defa fark yok gibiydi.
Sayılı günler su gibi akıp gidiyordu.
Haluk bu okula bu yıl gelmişti.
Kısa vakitte sınıfındaki öğrencilerle dostluk kurmuştu.
Yapı haysiyetiyle konuşmayı defa severdi.
Büyük hayaller peşinde koşar, tek devasa gibi şunları şunları yapacağım diye ileriye yönelik tasarılar yapardı.
Belkide bunda hayal dünyasının defa ilerlemiş olmasının hissesi defa büyüktü.
Bu okula ilk başladığı vakitler sınıfındaki tüm arkadaşlarına kendisini olmasından devasa göstermeye çalışmıştı.
Babasının defa devasa tek iş kişiyi olduğunu, parasal imkanlarının defa iyi bulunduğu izlenimini vermişti.
Esasında kimse kimsenin parasal imkanlarına bakmıyordu.
İnsanın şahsiyeti önemliydi ama o birazda aşağılık kompleksine girerek, kendini ve ailesinin parasal imkanlarını mübalağalı tek şeklinde anlatmıştı.
Birinci devresinin ortalarıydı, yazılı sınavları başlamıştı.
Koca katagoride erkek talebe olarak sekiz kişiydiler.
Sınıfın en etkin öğrencisi olan Cem, tek öneride bulunmuştu.
“Arkadaşlar, dilerseniz imtihan akşamları sırayla birbirimizin hanelerinde ders çalışalım.
Böylece henüz içten tek diyalog kurmuş oluruz.†Bu öneri tüm arkadaşlarını hoşnut etmişti.
Cem oldukça başarılı kibar tek insandı.
Maddi vaziyetleri iyi olduğu halde kimseye avantaj taslamadığı gibi arkadaşlarına takviye etmeyi de defa severdi.
Hiçbir vakit parasal şeyler onun nazarında avantaj nedeni değildi.
O, birlikte bulunduğu insanların tabii hareket etmesine ilgi eder, gururlu kişileri ise hiç sevmezdi.Haluk’un yalan söylediğini keşfetmişti ama bu davranışını yüzüne vurup, onu rencide etmek istemiyordu.
O, bu hareketin hatalı olduğunu kendi anlayıp terk etsin istiyordu.
Birkaç kez Cem’den ödünç para alan Haluk, adına iade etmemişti.
Hatırlattığı vakit ise, ya verildiğini dile getiriyor ya da getireceğini,unuttuğunu bahane ediyor idi.
Diğer sınıflardan hem de öğretmenlerinden dahi para aldığı oluyordu.
Bu hareketi ve aşırı yeme içmeye düşkünlüğü,onun şahsiyetini ele vermişti.
Onun bu tür bişi yaptığını belirleme eden kankaları tek tek yanından bölünüyor çok muhatap olmamaya çalışıyorlardı.
Hatta sınıf öğretmeni böyle davranışların tek kişilik sorunu olduğunu, yalan ifade eden kişiyi ne kulların ne de Allah’ın seveceğini kesinlikle yalanın meydana çıkacağını ve o bireyin yalancı olarak damga yiyeceğini anlatmasına karşın Haluk bu huyundan vazgeçemiyordu.
Çünkü gururu buna izin etmiyordu.
Bazen söylemiş bulunduğu yalanlar onu öyle zor halde bırakıyordu ki,o yalanı desteklemek için tek yalan henüz bulması gerekiyordu.
Kısacası yalan yalanı doğuruyordu.
Bu durumdan ailesi de şikayetçiydi fakat tek çözüm yolu bulamıyorlardı.
Bazen sınıf öğretmenine vaziyeti açıklama ediyorlardı ama onlar da tek deva bulamıyorlardı.
Bir gün sınıf öğretmeni Cem’i yanına çağırmıştı:
-Cem, seninle bişi paylaşmak istiyorum fakat lütfen bu aramızda kalsın gerçekleşir mu?
-Tabi öğretmenim endişeniz olmasın, emredin.
-Arkadaşın Haluk’un hoş olmayan tek huyu var bunu biliyorsun.
Çözümü ile ilgili bana yardımcı olmanı istiyorum.Fakat onun gururunu rencide etmeden ,onu kırmadan tek şeyler yapman gerekmektedir.
-Memnuniyetle öğretmenim,ben onun mevzusunu defa iyi biliyorum.
Becerebilirsem tek bölüm tasarılarım var, onları yaşama geçirebilirsem eksiklikleri yaptığını kırmadan gösterebileceğim.
Bu hususta Fazıl ile Hasan da bana takviye ediyorlar.
-Bu hususta iyi tek tasari yaptığınıza inanıyorum.
Ben size güveniyorum başaracaksınız.
Cem kendiliğinden Haluk’a takviye etmeye soz vermişti, şimdi sınıf öğretmeninin de bu hususta dayanağı vardı.
İçi bir miktar rahatlamıştı.
Kısa vakitte Hasan ve Fazıl’la da görüşerek soz birliğine varmışlardı.
Bu sorunun çözümünün yanlızca onlarla olması olası değildi.
Haluk’un ailesi de onlara yardımcı olmalıydı.
Bütün tasari ve uygulamalar hazırlanmıştı, iş yanlızca bu tasarıları tatbik etmeye kalıyordu.
Cem ve kankaları sınavlar süreyi tek araya gelerek ders çalışmayı anane durumuna getirmişlerdi.
Her imtihanda birisinin evinde toplanır ders çalışırlardı.
Erkek talebelerin adedi defa olmadığı tek fire verilmezdi.
Sırasıyla herkesin evinde ders çalışılmıştı.
Şimdi sıra Haluk’ta idi.
O arkadaşlarını haneye almamak için oldukça mazeretler uydurmuştu ama kankaları mutlaka senin evinde de ders çalışacağız diye ısrar ediyorlardı.
Bundan kaçış yoktu.
Haluk kara kara düşünüyordu.
Ailesiyle ilgili çizmiş bulunduğu tablo defa farklıydı, meğer ki vaziyetleri hiçte iyi değildi.
Nasıl etmeli de açık vermeden bugünü atlatmalı diye derince düşüncelere dalıyor ama tek türlü bu işin içinden çıkamıyordu.
Arkadaşlarının evini ziyaret ve ders çalışma konusundaki kararlılığı tek kaçış yolunun olmadığını meydana çıkarmıştı.
Cem’in annesiyle görüştüğünden de haberi yoktu.
Haluk dostlarının geleceğini annesine söylediğinde, memnuniyetle kabul edeceğini açıklamıştı.
Arkadaşlarının gelme saati yaklaştıkça samimi içe eriyordu.
Onlara ne tür olanaklara mevcut olduğunu, kalifiye odası, bilgisayarı hem de kalifiye televizyonu ve çalışma masası olduğunu söylemişti.
Kardeşiyle birlikte kaldığı, çokta kalifiye olanaklara sahip bulunmadığı meydana çıkacaktı.
Cem defa uyanık tek çocuktu, yanına iki adet CD alarak gelmişti.
Haluk’un o, gece sabaha kadar gözlerine uyku girmemişti.
Kendi kendisine niye yalan söylediğini, şimdi ise hepsinin meydana çıkacağını, asal artık utangaç olacağını düşündükçe ciddi rahatsız olmaya başlamıştı.
En devasa korkusu ise; dostlarının kendini terk edeceğiydi.
Bu sorunun halli için tek çözüm yolu bulmalıydı.
Kafasında bir ton tasari yapıyordu.
Bunlardan biri şuydu; herhangi bişiyi bahane edip kankaları haneye alma fikrinden vazgeçecekti.
Bunun olması olanaksız diye düşündü.
Bir sürü tasari yapıyordu ama her planı minimum tek iki yalanının meydana çıkmasına neden oluyordu.
Beklenen saat gelip çatmıştı.
Arkadaşları Haluk’lara gelmişlerdi.
Onun yüzünde her durumuyla neşesizlik ve belirsizlik vardı.
Bu durumunu belirlenmiş etmemeye işlevini gerçekleştirmesine karşın gözlerden kaçmıyordu.
Evleri yalın, her şey orta halli, gösterişsiz tek haneydi.
Durumları ise, içler acısı denecek kadar vardı.
Haluk’un validesi vaziyetleri bildiğinden kaynaklı tek hazırlık ta yapmamıştı.
Evde olan şeyleri ikram etmişti.
Gelenlerden hiç biri onun yalanını yüzüne vurmamıştı.
Onun hal ve hareketlerinden yalan söylediğinin meydana çıktığı belirlenmiş oluyordu.
Kendine şu şekilde soz vermişti; artık ne olursa olsun yalana ve aldatmaya hiçbir zaman tenezzül etmeyecekti.
Birkaç gün ardından da dostlarından özür dileyerek helalleşmişti.
Haluk artık çok farklı tek insan olmuştu.
Onun yeni durumunu görenler müthiş anlamda sevinmişlerdi.
En devasa mutluluğu yaşayanlar ise, ana babası ve kardeşiydi.

CEMALETTİN YAZICI
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Geri