En üzgün olduğu günlerden biriydi. Herkesin içinde ağlamayı sevmeyen o, gözyaşlarını tutamıyordu bu sefer. Kaçıp gitmek saklanmak istiyordu. Birden telefonu çaldı. Gel demişti ona biri. Boşver sorumluluklarını ve gel yanıma, ben seni iyileştiririm. Çantasını topladı kadın, gözyaşlarını sildi ve buluşacakları parka doğru yürümeye başladı. Hiçbir şey düşünmemişti. Kimdi onu çağıran bu adam? Neden yanında olmak istemişti? Onu tanımıyordu bile. Sadece adını biliyordu. Ama o adı asla unutmayacağını bilemezdi ki..
Daha önce hiç gitmediği parkta durdu. Bazen çevresine hiç bakmadan yürüyordu. Gerçek dünyanın içinde baloncuklar yapıp onlarla oynamayı seviyordu çünkü. O anda ise bir şey hayal etmek bir yana, ayaklarının yere bastığını bile zor hissediyordu. Telefon yeniden çaldı. Arkasına baktı, o gelmişti. Kenarında durduğu su birikintisini bir anda arkasına bırakıp boynuna atladı. Daha önce hiç konuşmadığı ve hiçbir şey paylaşmadığı o adam ona o kadar sıkı sarılmıştı ki.. ‘’Ağlama’’ dedi. ‘’ Her şey düzelecek’’. Neden olduğunu bilmiyordu ama ona inanıyordu. Gerçekten de her şey birkaç saat içinde iyiye gitmeye başladı. Artık gözyaşları kurumuştu, yüzü gülüyordu.
Zaman geçmişti aradan. Buluşuyorlardı. Saatlerce beraber zaman geçirmeye bile katlanıyorlardı. Bu katlanmaktı. Katlanıyorlardı çünkü böyle bir şey ikisi içinde çok zordu. Kimse onlara gerçekten katlanmamıştı ki. Her şey kadının rüyalarında gördüğü gibi oluyordu bazen. Havada duran bir yağmur bulutu vardı. Sanki dokunsalar ağlamaya başlayacaktı. Adam korkuyordu, dokunamıyordu. Tekrar aynı şeyleri yaşamaktan, üzülmekten, iç dünyasını göstermekten korkuyordu. Kimi zaman uzaktan izliyordu sadece kadını, tepki bile vermiyordu. Bazen her şeye sırtını dönüyor, hep güneş varmış gibi davranıyordu. Kadın anlamıyordu. Anlamak istiyor, arada gidip o yağmur bulutuyla konuşuyordu. Çünkü biliyordu ki adamın tüm sırları, duyguları ve gözyaşları o bulutta saklıydı. Adam işini sağlama almış, bulutu korkutmuştu. İki kadeh içki vermiş ve ağzını kapalı tutmasını söylemişti. Ama adam bilmiyordu. Yalnızca kendinden kaçtığını, kırdığı her şeyi o kadının görebildiğini farkında değildi.
Bir gün fark etmeye başladı. Ne yaparsa yapsın kadın gitmemiş ona yüzünü çevirmemişti. Bu onu daha çok korkutuyordu. Rüşvet verdiği yağmur bulutunun tüm huysuzluklarına ve mızmızlanmalarına rağmen sıkıca sarılmıştı buluta. Onu yargılamıyordu, ayıplamıyordu. Arada ıslansa bile şemsiyesini açıp gülümsüyordu. Adam bir karar verdi. Böyle gitmezdi. Kaçması, uzaklaşması gerekiyordu. Kim bilir yoksa korktuğu şey başına gelebilirdi. Ve gitmeye karar verdi. Başka kadınlara gitti. Başka şehirlere gitti. Başka yerlerde uyudu. Başka tenlere uydu. Ama beraber uyandıkları sabah gibi değildi hiçbiri. Daha karanlık ve yavandı. Kadın tüm bunları biliyordu. Sadece bekledi. Biliyordu çünkü adamı iyi tanıyordu. Başkasına sarılıp uyuyamazdı o, huyu değildi. Hem yağmur bulutu da hala onunlaydı daha ne isterdi ki?
Ve geri geldi adam. Hem de sadece bedeniyle değil ruhunu da getirmişti bu sefer. Yine içmişti. İçindekiler dökülmüş, yağmur bulutu da biraz rahatlamıştı. Artık eskisi kadar huysuzlanmıyordu. Hatta kendiliğinden bile sarıldığı oluyordu kadına. Ve bu duygu kadın için inanılmazdı. Sahte olup olmadığını bilmiyordu. Sarılma uzunluğu ile ölçmeye çalışıyordu işte..
Beraber izledikleri bir dizide bir başka adam bir başka kadına eğer beraber olurlarsa mutsuz olacaklarını söylemişti. Kadın ise mutsuzluğa bile vardı onunla. Zaten ikisi de mutsuzdu ki. Ama o sadece bir diziydi ve gerçek hayat çok daha güzeldi. Kadın, adamla olduğu her dakika mutluydu. Adamına kendisine güvenmediği kadar güveniyordu ona. Başarabilirlerdi. Sadece hikayenin sonu gelecekmiş gibi davranmaktan vazgeçmeleri gerekiyordu. Evet en başlarda kadın da ümitsizdi. Mutsuzdu ve yağmurlar kabullenmişti. Ama artık görüyordu. Aynaya baktığında gözlerinin içinin güldüğünü fark edebiliyor, ona sarıldığında hissedebiliyordu çocukça sevinçlerini.
Hayatta en zor şey yara almış bir erkeği iyileştirmeye çalışmaktı. Bunun bilincindeydi kadın ve devam ediyordu. Çünkü, bir şey beklemeden sevmek böyle bir şeydi. Yapay değildi en azından. Podyumda boy gösterir gibi sahte değildi bu. Gerçekti, tamamen gerçek. Adam kadına inanmamıştı başta. Zaman zaman ona kızmış, yağmur bulutunu bile elinden almaya kalkmıştı. Kadın ise savaşmıştı. Çekip gitmeyi de denemişti ama dayanamamıştı. Onu öylece bırakamazdı. Onsuz uyuyamazdı.
Adam uzaktaydı. Kadın uzaktaydı. Kadın özlüyordu ve onunla olsun istiyordu. Ama adam hala o kadar çok korkuyordu ki kendinden bile kaçmaya çalışıyordu inatla. Başaramayacaktı. Çünkü düşündüğünün aksine, o yağmur bulutunun içinde kadına yetecek kadar kendisinden vardı. Kadın güveniyordu ona. Sonuçta bir zamanlar gözyaşlarını o silmemiş miydi? Yanında çocuk gibi ağladığında sarılmamış mıydı? Tamamdı o zaman. Beklemeye değerdi. Beraber uyudukları yatağa uzandı, yağmur bulutuna sıkıca sarıldı ve onu göreceği rüyalara dalmak için uyuyakaldı..
Daha önce hiç gitmediği parkta durdu. Bazen çevresine hiç bakmadan yürüyordu. Gerçek dünyanın içinde baloncuklar yapıp onlarla oynamayı seviyordu çünkü. O anda ise bir şey hayal etmek bir yana, ayaklarının yere bastığını bile zor hissediyordu. Telefon yeniden çaldı. Arkasına baktı, o gelmişti. Kenarında durduğu su birikintisini bir anda arkasına bırakıp boynuna atladı. Daha önce hiç konuşmadığı ve hiçbir şey paylaşmadığı o adam ona o kadar sıkı sarılmıştı ki.. ‘’Ağlama’’ dedi. ‘’ Her şey düzelecek’’. Neden olduğunu bilmiyordu ama ona inanıyordu. Gerçekten de her şey birkaç saat içinde iyiye gitmeye başladı. Artık gözyaşları kurumuştu, yüzü gülüyordu.
Zaman geçmişti aradan. Buluşuyorlardı. Saatlerce beraber zaman geçirmeye bile katlanıyorlardı. Bu katlanmaktı. Katlanıyorlardı çünkü böyle bir şey ikisi içinde çok zordu. Kimse onlara gerçekten katlanmamıştı ki. Her şey kadının rüyalarında gördüğü gibi oluyordu bazen. Havada duran bir yağmur bulutu vardı. Sanki dokunsalar ağlamaya başlayacaktı. Adam korkuyordu, dokunamıyordu. Tekrar aynı şeyleri yaşamaktan, üzülmekten, iç dünyasını göstermekten korkuyordu. Kimi zaman uzaktan izliyordu sadece kadını, tepki bile vermiyordu. Bazen her şeye sırtını dönüyor, hep güneş varmış gibi davranıyordu. Kadın anlamıyordu. Anlamak istiyor, arada gidip o yağmur bulutuyla konuşuyordu. Çünkü biliyordu ki adamın tüm sırları, duyguları ve gözyaşları o bulutta saklıydı. Adam işini sağlama almış, bulutu korkutmuştu. İki kadeh içki vermiş ve ağzını kapalı tutmasını söylemişti. Ama adam bilmiyordu. Yalnızca kendinden kaçtığını, kırdığı her şeyi o kadının görebildiğini farkında değildi.
Bir gün fark etmeye başladı. Ne yaparsa yapsın kadın gitmemiş ona yüzünü çevirmemişti. Bu onu daha çok korkutuyordu. Rüşvet verdiği yağmur bulutunun tüm huysuzluklarına ve mızmızlanmalarına rağmen sıkıca sarılmıştı buluta. Onu yargılamıyordu, ayıplamıyordu. Arada ıslansa bile şemsiyesini açıp gülümsüyordu. Adam bir karar verdi. Böyle gitmezdi. Kaçması, uzaklaşması gerekiyordu. Kim bilir yoksa korktuğu şey başına gelebilirdi. Ve gitmeye karar verdi. Başka kadınlara gitti. Başka şehirlere gitti. Başka yerlerde uyudu. Başka tenlere uydu. Ama beraber uyandıkları sabah gibi değildi hiçbiri. Daha karanlık ve yavandı. Kadın tüm bunları biliyordu. Sadece bekledi. Biliyordu çünkü adamı iyi tanıyordu. Başkasına sarılıp uyuyamazdı o, huyu değildi. Hem yağmur bulutu da hala onunlaydı daha ne isterdi ki?
Ve geri geldi adam. Hem de sadece bedeniyle değil ruhunu da getirmişti bu sefer. Yine içmişti. İçindekiler dökülmüş, yağmur bulutu da biraz rahatlamıştı. Artık eskisi kadar huysuzlanmıyordu. Hatta kendiliğinden bile sarıldığı oluyordu kadına. Ve bu duygu kadın için inanılmazdı. Sahte olup olmadığını bilmiyordu. Sarılma uzunluğu ile ölçmeye çalışıyordu işte..
Beraber izledikleri bir dizide bir başka adam bir başka kadına eğer beraber olurlarsa mutsuz olacaklarını söylemişti. Kadın ise mutsuzluğa bile vardı onunla. Zaten ikisi de mutsuzdu ki. Ama o sadece bir diziydi ve gerçek hayat çok daha güzeldi. Kadın, adamla olduğu her dakika mutluydu. Adamına kendisine güvenmediği kadar güveniyordu ona. Başarabilirlerdi. Sadece hikayenin sonu gelecekmiş gibi davranmaktan vazgeçmeleri gerekiyordu. Evet en başlarda kadın da ümitsizdi. Mutsuzdu ve yağmurlar kabullenmişti. Ama artık görüyordu. Aynaya baktığında gözlerinin içinin güldüğünü fark edebiliyor, ona sarıldığında hissedebiliyordu çocukça sevinçlerini.
Hayatta en zor şey yara almış bir erkeği iyileştirmeye çalışmaktı. Bunun bilincindeydi kadın ve devam ediyordu. Çünkü, bir şey beklemeden sevmek böyle bir şeydi. Yapay değildi en azından. Podyumda boy gösterir gibi sahte değildi bu. Gerçekti, tamamen gerçek. Adam kadına inanmamıştı başta. Zaman zaman ona kızmış, yağmur bulutunu bile elinden almaya kalkmıştı. Kadın ise savaşmıştı. Çekip gitmeyi de denemişti ama dayanamamıştı. Onu öylece bırakamazdı. Onsuz uyuyamazdı.
Adam uzaktaydı. Kadın uzaktaydı. Kadın özlüyordu ve onunla olsun istiyordu. Ama adam hala o kadar çok korkuyordu ki kendinden bile kaçmaya çalışıyordu inatla. Başaramayacaktı. Çünkü düşündüğünün aksine, o yağmur bulutunun içinde kadına yetecek kadar kendisinden vardı. Kadın güveniyordu ona. Sonuçta bir zamanlar gözyaşlarını o silmemiş miydi? Yanında çocuk gibi ağladığında sarılmamış mıydı? Tamamdı o zaman. Beklemeye değerdi. Beraber uyudukları yatağa uzandı, yağmur bulutuna sıkıca sarıldı ve onu göreceği rüyalara dalmak için uyuyakaldı..