folie a deux
Bronz Üye
-
- Katılım
- Mayıs 3, 2019
-
- Mesajlar
- 2,602
-
- Tepkime puanı
- 1,695
-
- Puanları
- 349
(I)
Ardıma bakıyorum, yaşadığımız bir anlık yanılgının, ertesi sabahına uyanmak zorunda kalan iyilik melekleri gibi(!)
Her yanımızdan fışkırıyor çaresizlik.
Medeni cesaretimizin alnından öpeyim!
Nasıl da utanmazlığımızı giyinmişiz bu suskunluğun ortasında.
İnan bana,
Yan yana gelip, hiçbir şey olarak ayrılmak ‘tesadüf eseri yolda çarpıştığın omuza pardon’ demeye benziyor biraz.
Acınası, tatminkar.
Mecburi kabülünden başka sual edemiyoruz işte anla!
Dünyan,
Etrafına dikenli teller örülmüş yasak topraklara benziyor, dokundukça teninin mayınlarına, parçalarım uçuşuyor topraklarında,
buna da sevin!
Sevgilim sen,
Kırmızı dudaklarının kestiği jilet gibi her gülüşünle içimi deşiyorsun adeta.
Ki bilsen,
Bu yangın, kaç cennet koklayıp geldi ayaklarının dibine, kaç sırat aşağı düştü de geldi yüzsüzlüğüm sana
-yine-
Tesiri olmayan cümleleri mesken edindim, büzüştü dudağımı kasıp kavuran yangının
Biliyorsun
Sonrası malumun ilanı, soyuna sopuna dövünüp duracağım!
(II)
Korkarım..
Yıllar yılı, açığa vurulmanın gölgesinde gezinen, esarete boyun eğen, yalnızlığı; tutkuya tercih eden,
ki ben bir zümre bile değilken nazarında, büsbütün bir hiç, anlamsız, boşluk olarak dururken yamacında,
içine girdiği kalıbın bile şeklini alamazken sana olan hissiyatlarım, belki görmen umuduyla dile boyun eğen cümlelerim ve yoğuramadığın anlamlar yankılanırken sahipsizliğin içinde,
İşte ben; dediğin gibi hiç kimse veya sıradan bir kimse.
Senin için herkes gibi olan
-artık ne isem-
Haykıra haykıra patlatıyorum kulaklarını. Kalbimden, olmayan kalbindeki kendime, debelendiğim kayboluşun ardındaki çıkmaz sokaklarına.
Bir yüzyıl geçirmiş de gelmiş gibi yorgun, bitkin, ağır kanamalı hastanım senin.
Beni böyle sıradanlaştırıp daha fazla öldürme.
-
İki birleşim.
Arşiv - Rüzgar.
Ardıma bakıyorum, yaşadığımız bir anlık yanılgının, ertesi sabahına uyanmak zorunda kalan iyilik melekleri gibi(!)
Her yanımızdan fışkırıyor çaresizlik.
Medeni cesaretimizin alnından öpeyim!
Nasıl da utanmazlığımızı giyinmişiz bu suskunluğun ortasında.
İnan bana,
Yan yana gelip, hiçbir şey olarak ayrılmak ‘tesadüf eseri yolda çarpıştığın omuza pardon’ demeye benziyor biraz.
Acınası, tatminkar.
Mecburi kabülünden başka sual edemiyoruz işte anla!
Dünyan,
Etrafına dikenli teller örülmüş yasak topraklara benziyor, dokundukça teninin mayınlarına, parçalarım uçuşuyor topraklarında,
buna da sevin!
Sevgilim sen,
Kırmızı dudaklarının kestiği jilet gibi her gülüşünle içimi deşiyorsun adeta.
Ki bilsen,
Bu yangın, kaç cennet koklayıp geldi ayaklarının dibine, kaç sırat aşağı düştü de geldi yüzsüzlüğüm sana
-yine-
Tesiri olmayan cümleleri mesken edindim, büzüştü dudağımı kasıp kavuran yangının
Biliyorsun
Sonrası malumun ilanı, soyuna sopuna dövünüp duracağım!
(II)
Korkarım..
Yıllar yılı, açığa vurulmanın gölgesinde gezinen, esarete boyun eğen, yalnızlığı; tutkuya tercih eden,
ki ben bir zümre bile değilken nazarında, büsbütün bir hiç, anlamsız, boşluk olarak dururken yamacında,
içine girdiği kalıbın bile şeklini alamazken sana olan hissiyatlarım, belki görmen umuduyla dile boyun eğen cümlelerim ve yoğuramadığın anlamlar yankılanırken sahipsizliğin içinde,
İşte ben; dediğin gibi hiç kimse veya sıradan bir kimse.
Senin için herkes gibi olan
-artık ne isem-
Haykıra haykıra patlatıyorum kulaklarını. Kalbimden, olmayan kalbindeki kendime, debelendiğim kayboluşun ardındaki çıkmaz sokaklarına.
Bir yüzyıl geçirmiş de gelmiş gibi yorgun, bitkin, ağır kanamalı hastanım senin.
Beni böyle sıradanlaştırıp daha fazla öldürme.
-
İki birleşim.
Arşiv - Rüzgar.
Son düzenleme: