Ya Resulallah

Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü
Bedır savası

"Kendilerine zulmedilmesi dolayisiyla, onlara karsi savas açilma (mü'minlere savasma) izni verildi. Süphesiz Allah, onlara yardim etmeye güç yetirendir. Onlar, yalnizca: 'Rabbimiz Allah'tir' demelerinden dolayi, haksiz yere yurtlarindan sürgün edilip çikarildilar."(Hacc:39-40)

Bu vahiy, Peygamber (sav)'e Medine'ye ulastiktan kisa bir süre sonra indi. Peygamber buradaki iznin emir anlaminda oldugunu biliyordu. Yahudilerle yapilan anlasmada da, savas gerekleri belirlenmisti. Baslangiçta sadece Kureyslilerin kervanlarina baskin yapilmakla yetinildi.

Müslümanlar,Kureys'le savas halindeydiler ve muhacirler bir Kureys kervanini izliyorlardi. Su anda çok önemli bir karar asamasindaydilar. Çünkü haram aylardan sonuncusu olan Receb'in son günüydü, fakat saldirmazlarsa yarina kadar Mekke'ye ulasacaklar, böylece haram bölge ile korunacaklardi. Bir müddet kararsizliktan sonra saldirmaya karar verdiler.Ganimet Peygamber'e getirilince O, bunu kabul etmedi. Haram aylarda savasmanin yasak oldugunu söyledi.Bunun üzerine su ayet nazil oldu:

"Sana haram olan ay'i, onda savasmayi sorarlar. De ki: Onda savasmak büyük (bir günahtir). Allah katinda ise, Allah'in yolundan alikoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'a (ziyaretçilerin girmelerine) engel olmak ve halkini oradan çikarmak daha büyük (bir günahtir). Fitne ise, katilden beterdir." (Bakara:217)

Peygamber (sav) bu ayeti söyle yorumladi:"Haram aylarda savasmak yine haramdir, fakat bu durum istisnadir." O Saban ayinda önemli bir ayet daha nazil oldu:
"Biz, senin yüzünü çok defa göge dogru, saga sola çevirip- durdugunu görüyoruz. Simdi elbette seni hosnut olacagin kibleye çevirecegiz. Artik yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursaniz yüzünüzü onun yönüne çevirin."(Bakara:114)

Böylece kible tayin edilmis oldu.

Peygamber (sav), Muhacir ve Ensardan olusan 305 kisilik bir ordu kurdu.(Bu arada kizi Rukiyye hasta oldugu için damadi Osman orduya katilmamisti.) MS. 623 yilinin 17 Martinda (Hicretin 2. yili 17 Ramazan) da iki ordu karsi karsiya geldi.Orduyu düzene soktu ve elinde bir okla hem onlara moral verdi, hem de saflari düzene soktu. Kureysliler dokuz-on bin kisi kadardilar.Kat kat fazla olmalarina ragmen Allah'in yardimi görüldü ve melekler de mü'minlerin yaninda savastilar. Kafirler büyük bir hezimete ugradilar ve hala sayica çok fazla olan sekiz yüz kisilik ordulari kaçmaktan baska çikar yol bulamadilar. Savas sonunda alinan esirler de fidye karsiliginda ailelerine geri verildiler. Savas Bedir Kuyulari'nin yaninda yapildigi için bu ismi aldi.

Bu siralarda Peygamberimiz kizlari Rukiyye'yi kaybetmislerdi. Savastan bir süre sonra Peygamberimizin en küçük kizlari ve o zaman yirmi yaslarinda olan Hz. Fatima evlilik yasina gelmisti. Eshabda ona en uygun kisi Ali (ra) 'di ve Fatimayi istemesi hususunda onu tesvik ettiler. Yapilan sade bir törenle evlendiler.
 
Uhud savası

Yenilgiyi hazmedemeyen Mekkeli müsrikler bunun intikamini almak için and içmislerdi. Muhakkak acisini çikaracaklardi.Bunun için üçbin kisilik bir ordu ile medine'ye dogru yola çikti. Orduda Habisistan'li köle Vahsi de bulunuyordu. Sahibi eger Hamza'yi öldürürse onu ödüllendirecegini söylemisti. Bu konuda çok ustaydi. Bunu duyan Ebu Süfyan'in karisi Hind'de Hamza'yi öldürdügünde ona ödül vermeyi vaad etti. Müslümanlar onlarin bu düsüncelerini ögrenmekte gecikmediler ve her iki taraf da savas hazirliklarina basladilar. Bu sirada Fatima Hasan adinda bir erkek çocugu dogurmustu.

Savasin seyri, bir önceki Bedir Savasinda oldugu gibi müslümanlarin lehine ilerliyordu. Peygamber (sav), okçularina her ne surette olursa olsun asla yerlerinden arilmamalarini tembihlemisti. Bir ara öyle bir an gelmisti ki müsrikler kaçacak delik aramaya ve savas meydanini terketmeye basladilar. Okçular, ilk saflardaki arkadaslarinin ganimet kazanmak için giristikleri çabayi görebiliyorlardi. Bundan dolayi okçular da savas alanina girmek istediler. Liderleri Peygamber(sav)'in ne olursa olsun yerlerinden ayrilmamalari gerektigine dair emrini hatirlatti. Fakat onlar dinlemediler. "Savas bitti ve kâfirler kaçti" dediler.

O zamana kadar Mekke ordusunun süvarileri hiçbir ise yaramamislardi. Fakat Halid o anda karsida tarafta neler oldugunu farketti ve hemen bütün adamlarini okçularin bulundugu yere yöneltti. Bu andan itibaren savas müsriklerin lehine döndü. Öyle bir noktaya gelindi ki, artik kaçan kafirlerden bir kismi da gelip mü'minlere arkadan saldiriyorlardi. Savas nârâlari birden bire degisti ve Kureyslilerin "Ey Hubel! Ey Uzza!" sesleri alani doldurdu. Müslümanlar büyük kayip verdiler. Sag kalanlar da geri çekiliyorlardi. Müslümanlar geriye çekildikçe kalabalik da tepeye dogru yaklasiyordu. Fakat cansiperâne bir sekilde Peygamber (sav)'i korumaya çalisiyorlardi.

Savasta Peygamberimizin amcasi Hz. Hamza (ra), Vahsi tarafindan sehit edildi. Savastan sonra Vahsi meydana tekrar gelip Hz.Hamza'nin karnini yarip karacigerini çikarmisti. Bunu Hind'e götürüp verdi. Karsiliginda da Ganimetlerden Hind'e düsen payin tümünü aldi. Cigeri eline alan Hind, bir parça isirip, çigneyerek yuttu. Sonra da cesedin yanina giderek cesedi parçaladi. Diger kadinlari da bu sekilde yapmalari konusunda tesvik etti.Savasta Peygamber (sav) de yaralandi. Bu savasin müslümanlara biraktigi en önemli ders, her ne sekilde olursa olsun emirlere itaâtsizligin kazanilmak üzere olan bir savasi kaybettirecegi gerçegidir.
 
Hendek

Hayber'e yerlesen Beni Nadir yahudileri, kaybettikleri topraklari tekrar kazanmaya kararliydilar. Ümitleri, Kureys'in Peygamber (sav) üzerine düzenleyecegi son ve büyük saldirida yogunlasiyordu. Islam'in besinci yilinin sonlarina dogru -MS 627'nin baslari- bu hazirliklar, Huyay ve Hayber'deki diger birkaç yahudi liderinin Mekke'yi ziyaret etmesiyle karara baglandi. Ebu Süfyan'a "Muhammed'i ortadan kaldirmada seninleyiz" dediler.

Anlasan taraflar plan hazirlamaya koyuldular. Yahudiler, Medine'den hoslanmayan tüm Necd kabilelerini ayaklandirma görevini üzerlerine almislardi.Beni Gatafan da onlaar katilacakti.

Kureys ve müttefikleri toplam dört bin kisiyi buluyordu. Müslümanlar Uhud'da üç bin kisiydiler, simdi ise sayilari on bini bulmustu. Planlarina uygun yola çiktilar. Peygamber (sav) durumu haber aldiginda hazirlanmak için sadece bir haftasi kalmisti. Istisare toplantisi yapip nasil bir strateji izleyeceklerine karar verdiler. Toplantida Selman-i Farisi'nin önerisi kabul edilmisti. Selman önerisini söyle dile getirmisti: "Ey Allah'in Rasulü, biz Iran'dayken atlilarin saldirisindan korktugumuzda etrafimiza hendek kazardik. Simdi de etrafimiza hendek kazalim." Herkes Uhud'daki stratejiyi tekrarlamak istemedigi için Selman'in önerisini kabul etti. Hendegin yapimi toplam alti gün sürmüstü.kazilan hendeklerin derinlik ve genisliklerini Selman biliyordu.yahudiler de anlasmanin bozulmamasi taraftari olduklari için, kazma kürek ve çapalarini ödünç verdiler. Savas basladiginda müslümanlar soguk ve nemli bir hava ve kitlikla karsi karsiya gelip daha önce hiç düsünmedikleri kadar büyük bir zayifliga kapildilar.

Hendegin bitmesine az bir zaman kala Kureys ordusu yaklasmisti. Kadinlar ve çocuklar, kalelere yerlestirilmisti. Mü'minler de sehrin disinda kamp kurdular.

Ebu Süfyan müsrik ordusunun basindaydi.Düsman da sehir disinda kamp kurmustu, cesaretleri artti.Bu bir meydan muharebesi olacakti. Kendi sayilari çok fazla oldugu için onlari rahatlikla yenebilirlerdi. Fakat biraz daha yaklastiklarinda genis ve derin hendegi görünce sasirdilar. Karsiya geçmeleri imkansizdi. bu yüzden karsilikli ok yagmuru basladi. Müslümanlarin komsusu, anlasmali olduklari Beni Kurayza yahudileri onlar yardim etmisti. Müsrikler simdi onlarida kendi taraflarina geçmeleri için ikna etmeye karar verdiler. Onlarla görüsmeye giden Beni Kurayza Huyay'dan oldum olasi korkardi. Yaptigi konusmayla Sefleri Ka'b Ibn Esed'i ikna etti. O da anlasma metnini yirtti. Onlar, Kureys'in zaferinden emindiler ve müslümanlara savas açtilar. Savas hala karsilikli ok atislariyla devam ediyordu. Günler süren kusatmadan sonra hendegin endar yerindeki korumalar nöbetlerden yorgun sekildeydiler. Müsrikler bundan yararlanmak istediler. Üç kisi birikte atlarini sürdüler, tam o sirada Hz. Ali orayi korumak için geldi ve onlardan Amr'i öldürdü.Müsrikler de hendegin asilabilecegini anlayip bazi noktalara asker yigdilar.

"Ey iman edenler, Allah'in sizin üzerinizdeki nimetini hatirlayin. Hani size ordular yönelip gelmisti, böylece biz de onlarin üzerine, bir rüzgar ve sizin görmediginiz ordular göndermistik." ayetinin müjdesiyle savas Bedir gibi müslümanlarin zaferiyle sonuçlandi.

Sonra ayni 3000 kisilik Islam ordusu Analsmayi bozmus olan Beni Kurayza yahudilerine giderek kalelerini kusatti.
 
Apaçık bır zafer

Müslümanlar Mekke'ye girmek ve Kabe'yi ziyaret etmek istiyorlar, buna karsilik Kureysliler bu istegin gerçeklesmesine engel olmaya çalisiyorlardi. Kureysliler Süheyl'i ve yaninda birkaç kisiyi bir anlasma imzalamak üzere gönderdiler. Peygamber (sav)'le tartistilar. Sahabe disaridan onlarin sesinin yükselip alçalmasini dinleyerek, anlasip anlasmadiklarini anlamaya çalisiyordu. Sonunda bir anlasmaya vardilar. Kureysliler anlasma metnine besmele ve "Allah'in Rasulü" ibaresini koydurmadilar. Anlasma metni söyle devam etti:

"Onlar on yil boyunca savas yükünü kaldirdilar. Bu süre içinde insanlar güvenlikte olacak ve birbirlerine saldirmayacaklar. Su sartla ki, velisinin izni olmadan Kureys'ten Muhammed (sav)'e gelen kisiyi, Muhammed (sav) geri gönderecek; fakat Muhammed (sav)'le birlikte olanlardan biri Kureys'e siginirsa o geri gönderilmeyecek. Ihanet ve kaçamak yapilmayacak. Kim Muhammed'in tarafina geçmek isterse geçebilir, kim de Kureys'in tarafina geçmek isterse geçebilir." Her iki taraf da anlasmayi karsilikli olarak kabul ettiklerini beyan ettikten sonra, iki kabilenin reisi de imzaladi. Antlasma su cümlelerle bitiyordu: "Sen, Muhammed, bu yil bizden ayrikacaksin ve biz orada bulundugumuz sürece Mekke'ye girmeyeceksin. Fakat gelecek yil biz Mekke'den çikacagiz ve sen arkadaslarinla gireceksin. Orada üç gün kalacaksiniz, yolcu silahlarindan baska silah tasimayacaksiniz ve kiliçlariniz kininda olacak."

Anlasma müslümanlarin aleyhine görünüyordu. Bu durum müslümanlar arasinda sikintiya neden oldu. Fakat Peygamber (sav), sabretmeleri gerektigini ve kendilerine apaçik bir zaferin vadedildigini müjdeleyerek kalblerini teskin etti.
 
Hayber

Hayber, yahudilerin yasadigi ve Islâmiyet için büyük bir tehlike teskil eden bir sehir idi.Çünkü liderleri Gatafan sürekli Kureyslileri onlara karsi kiskirtiyordu ve Medine'ye düsmandi.Bu yönde bir girisimde bulunulmasi gerekliydi. Çünkü Bir süre önce gelen bir vahiydeki yakin ve ganimetleri bol zaferin Hayber'in fethi anlamina geldigine emindi.Böyle bir fetihde, bedevilere görev verilmemeliydi, çünkü vahiy onlarin maddi kaygilarla sefere katildigini söylüyordu.Bu da müslümanlarin nisbeten daha az olmasi demekti.

Bu olay duyuldugunda kimse inanamadi. Hayber'in asilmaz bir kale oldugunu herkes biliyordu.Hayber de buna inanmadi ve müttefiklerine haber vermedi.Ancak haber gelince sefleri Kinane Gatafan'a giderek dörtbin kisilik asker yardimi aldi.Böylece onbin kisi oluyorlardi.Müslümanlar ise sadece altiyüz kisiydi.

Bu sirada, Medine halki çok fakirdi. Ve birçogunun ailelerine birakacak bir seyi yoktu. Peygamber onlara: "Siz gerçekten fakirsiniz. Fakat nefsimi kudret elinde tutana yemin olsun ki, bir müddet daha yasarsaniz bolluk içinde yasayip ailelerinizi de bolluk içinde yasatacaksiniz.Bir yigin dirhem ve paraya sahip olacaksiniz ve bu sizin için hiç de iyi olmayacak."dedi.

Seferde iken orduyu durdurup güzel sesli Ibn el-Ekva (ra)'ya sarkilar söylettirdi ve kederli bir hava olustu .Sarki sonunda Peygamber ona:"Allah sana rahmet eylesin."dedi. Bu, onun sehit olacagi anlamina geliyordu.

Sehre gece karanliginda ve çok sessizce yaklasmislardi. Sabah namazini da sessizce kildilar. Günes yükseldiginde karsilarinda sessiz bir orduyla karsilasan Hayber halki çok saskindi. "Muhammed ve ordusu" diyerek sehre kaçistilar. Hz. Muhammed (sav), Allahû Ekber dedi ve zafer dolu bir sesle "Hayber harab oldu." sözlerini ekledi. Daha sonra Allah'in anlari cezalandirtacagini haber veren bir ayet okudu.

Hayber'liler surlarinin saglamligina güveniyorlardi. Oysa en zayif noktalari, birlikten yoksun olmalariydi. Karsilarindaki, küçük ama birlik içindeki orduyla savasmak onlar için bir sanssizlikti.

Müslümanlar, ilk gün küçük bir grupla en yakin kaleye saldirdilar. Bu bir taktik idi. Yaralananlar için de kampin gerisinde bulunan kadinlar görev aliyorlardi. Sabirla hareket ediyorlardi. Fakat alti gün boyunca bir degisiklik olmamisti. Son gece bir casusu yakalamislar ve o da (ailesine ve mallarina dokunulmamasi karsiliginda) kaleler hakkinda bilgi vermisti. Ilk önce en az korunan ve güçlü bir savas aletine sahip bir kaley saldirmalarini önerdi. Ertesi gün müslümanlar kaleyi ele geçirdiler. Kendi savas aletlerini buraya çikardilar. Böylece diger zayif kaleleri teker teker düsürdüler."

"Beni Gatafan nerede?" sorusu Hayber'de sikça sorulan bir soruydu.Gatfanlilar gerçekten yola çikmislardi.Bir günlük yol bitince, nerden geldigini anlayamadiklari: "Halkiniz! Halkiniz! Halkiniz!" seklindeki sesi üç kez arka arkaya duydular.Ailelerinin tehlikede olduklarini düsünerek, geri döndüler. Herseyin yerli yerinde oldugunu gördüler. Bir bakima, Düsmanin yenilmesinde paylari olamayacak kadar geç kaldiklarini düsünerek ikinci kez yola çikmayi göze alamadilar.

Hayber'deki en güçlü kalelerden biri Zübeyr Hisari denilen kaleydi. Diger kalelerden kaçanlarin çogu bu kaleye siginmislardi. Kale üç gün kusatma altinda tutuldu. Günün sonunda diger kalelerden gelen bir yahudi, onlara kaleyi sonsuza dek koruyacak kaynak bulundugunu, eger kendisi ve ailesi garanti altina alinirsa bu sirri onlara açiklamayi teklif etti. Bu sir kalenin altindan su geçiyor olmasiydi. Müslümanlar bu kaynagi engelleyerek onlari susuz biraktilar. Siddetli bir çarpismadan sonra kaleyi aldilar.

Son kale Kâmus kalmisti. Bu kale, güçlü ve zengin Kinane ailesine aitti. Yardim gelmemesi en çok onlari hayal kirikligina ugratmisti. Ondört gün direndiler. Sonra Peygamber'in Kinane'le konusma istegi üzerine görüsmeye karar verildi. Görüsmeler sonucunda, yahudilerin Hayber'i ve tüm mallarini müslümanlara birakip gitmeleri sartiyla onlara ve ailelerine birsey yapilmamasina ve esir alinmamasina karar verildi. Fakat kisa bir süre sonra hem müslümanlar hem de yahudiler mallarin büyük kisminin gizlenmis oldugunu farkettiler. Medine'den getirilen o meshur Beni Nadir serveti nerdeydi ? Peygamber (sav) bunu Kinane'ye sordu. O da mallarinin çogunu sattiklarini ve mallarinin azaldigini söyledi. Yahudiler onun yalan söyledigini biliyorlardi. Bir Peygamber karsisinda olduklarina artik inanmislardi ve onun yalan söylediginin anlasilacagindan korkuyorlardi. Kinane'nin en sevdigi adamlari ona hiçbirsey gizlememesi için yalvardilar. O ise onlari tersledi. Ertesi gün hazinenin varligi ortaya çikmisti. Kinane ve ona yardim eden kuzeni ölüm cezasina çarptirildilar. Ailesi de esir alindi.

Bundan sonra diger iki kale kendiliklerinden teslim oldular. Hayber yahudileri toplanip bir karara vardilar. Çiftçilikten iyi anladiklarini söyleyip hasat parasinin yarisini vergi olarak verip Hayber'de kalmak isteyeceklerdi. Peygamber bunu kabul etti. O sirada müslümanlarin Kuzydogudaki zengin vaha olan Fedek'e sefer düzenleyecekleri söylentisi çikti. Fedek yahudileri Hayber'e uygulanan sartlarla teslim olmak istedikleri haberini gönderdiler. Böylece Fedek de, savas ypilmadan kazanilmis oldu.
 
Mekke'nın fethı

Hudeybiye anlasmasina ragmen, Bekr kabilesinden bir grup, Huza'a kabilesi ile aralarinda varolan kan davasini sürdürüyorlardi. Huza'a kabilesinin Beni Ka'b kolu, derhal Medine'ye giderek Peygamber'den yardim istediler. Mekke anlasmayi bozmustu.

Bu defa da korktuklari için Ebû Süfyan'i elçi olarak, Peygamber'e gönderdiler.Ebu Süfyan'in kizi Ümmü Habibe Peygamber'in hanimiydi.Önce onun evine gitti. Fakat kizi ona iltifat etmedi. Sahabilere gitti. Onlar da ancak Peygamber'in izin verdigi ölçüde onu himaye edebileceklerini söylediler. Ebu Süfyan en son olarak akrabasi olan Hz.Ali'nin yanina gitti.O da:"Yaziklar olsun sana Ebu Süfyan. Allah'in Resûlü senin teklifini geri çevirmeye karar verdi. Hiç kimse onun aleyhinde oldugu bir konu hakkinda olumlu bir ricada bulunamaz." dedi.

Ebu Süfyan son olarak Mescid'e giderek yüksek sesle "Ben insanlara tek tek himaye veriyorum.Muhammed'in de beni onaylayacagini umuyorum." dedi. Peygamber (sav):"Bu senin düsüncen." dedi ve sefer hazirliklarina baslanmasini emretti. Ebu Süfyan üzüntüyle Mekke'ye geri döndü.Tehlikenin yakinligini gören Kureys, Ebu Süfyan'i tekrar gönderdi. Tekrar gittigi zaman onlar Mekkeye yaklasmislardi. Ebu Süfayn anlasmayi yenilemelerini istedi. Peygamber de anlasmayi bozanin onlar oldugunu söyledi ve onun müslüman olmasini istedi.O da müslüman oldu ve kandi evine siginanlarin güvenligi konusunda garanti alarak Mekke'ye geri döndü.

Ebu Süfyan, Mekke'ye ulasinca herkesin onun evine gelmesini, ancak bu sekilde güvencede olacaklarini anlatti. Onlar:"Allah seni kahretsin. Senin evin bizi alir mi?" dediler. Kalabalik dagilarak kimi kendi evine kimi Mescid'e girdi. Ordu sehirden fazla uzak olmayan Zu Tuva'da kamp kurdu. Bir sene önce umre için 3 günlük izin almis ve hiç kimseyle karsilasmamislardi. Simdi de o zamanki gibi bombostu. Ama artik süre sinirlamasi yoktu.

Peygamber (sav) orduyu düzenledi. Sonra sehre girdi. Kureys'ten sadece Birkaç kisi ( Ikrime, Safvan ve Süheyl), Kureys'ten ve müttefikleri Bekr ve Huday kabilelerinden küçük bir grup asker toplamislardi.

Dövüsmeye kararliydilar. Müslümanlarin ilk grubu olan Halid'in sehre girmek üzere yaklastigini görünce onlara saldirdilar. Fakat Halid'le basedemeyeceklerini anlayarak kaçtilar.

Peygamber geçitten sehre girerken çatisma çoktan sona ermisti. Sehirde ilerlerken yanindakilere:" Hiç bir eve girmeyecegim." dedi. Amcasinin kizi Ümmü Hani'nin evine giderek, gusül abdesti aldi ve sekiz rekat namaz kildi.Bir saat kadar da dinlendi. Sonra kilicini kusanarak Hz.Ebu Bekir ile birlikte Mescid'e gittiler. Kabe'nin güney-dogu kösesindeki Hacerü'l Esved'e dokundu. Yanindakiler tekbir getirmeye basladilar. Allahu Ekber sesleri, Kâbe ve tüm Mekke'de yankilaniyordu. Sonra Kâbe'yi tavaf etti. Putlara yönelerek su ayeti okudu: "Hak geldi, batil yok oldu. Kusku yok, batil yok olucudur."(Isra:81)

Sonra putlarin hepsini yüz üstü düsürdü ve Kâbe'nin anahtarini Abdu'd Dar kabilesinden Osman'a verdi. Kâbe'nin önündeyken :"Vadinde duran, kuluna yardim eden ve kabileleri bir araya getiren Allah'a hamdolsun." dedi. Oradan çikip Safa tepesine çekildi.Orada daha önce kendisine düsman olup, simdi biat etmek isteyen kadinli erkekli bir grupla karsilasti. Yüzlerce kisi vardi.
 
Huneyn savaşı ve taif kuşatması

Peygamber'in (sav), Mekke üzerine yaptigi son ve kesin harekete ragmen Havazin'liler kuvvetlerini artirmayi durdurmadilar. O'nun Mekke'yi fethetme ve tüm putlari kirma haberi de onlarin düsüncelerini degistirmeye yetmemisti. Kendi tanriçalari Lat ve bir esi olan Uzza'nin kirilmasi onlari alarma geçirmisti. Mekke'nin fethinden üç hafta sonra yaklasik yirmibin kisilik bir ordu topladilar

Peygamber (sav), Mekke'nin basina güvendigi bir adami birakarak, Kuureysli ikibin kisinin de katilmasiyla kalabaliklasan ordusuyla birlikte yola çikti. Kureyslilerin çogu Peygamber'e biat etmelerine ragmen, bir kismi hâlâ biat etmemisti. Onlar da Mekke'yi Havazinlilere karsi korumak için katilmislardi. Henüz müslüman olmamis Safvan'in verdigi 100 zirh ve silah bir o kadar da deve ile birlikte sefere devam ettiler.

Onlara karsi hazirlanan Havazin kabileleri Sakîf, Nasr, Cüsem ve Sa'd Ibn Bekr idi. Bu topluluga genç olmasina ragmen, gücü ve yöneticiligiyle ün yapan otuz yaslarinda olan Nasr'li Malik kumanda ediyordu. Malik, karsi çikilmasina ragmen kadin ve çocuklarin da ordunun arkasindan getirilmesini emretmisti. Böylelikle askerler daha gayretle çarpisacaklardi.

Malik, Mekke ordusu hakkinda bilgi almak için iç gözcü göndermisti. Fakat üçü de çok kisa süre sonra korkudan dizleri titreyerek ve konusamayacak kadar dehset içinde geri döndüler. Bir tanesi:"Ala atlar üzerinde beyaz adamlar gördük. Ve bir anda gördügünüz hale geldik."dedi. Bir digeri: "Bunlar dünya insanlari degil, sema insanlari. Tavsiyemize uyun ve geri çekilin. Çünkü adamlariniz bizim gördüklerimizi görürlerse bizim gibi olurlar."dedi. Malik:"Utanin. Siz buradaki en korkak kisilersiniz." diyerek ordunun onlari görüp etkilenmemeleri için uzak bi yere yerlestirilmelerini emretti. Malik, kendisine yapilan tavsiyeleri dinlemeyerek, karanlikta, düsman yolu üzerindeki, Huneyn vadisine dogru ilerleme emri verdi. Ordunun bir kismini düsmanlarin rahatça gözlenebilecegi vadi yataklarina, geri kalanlari da vadinin tepesindeki yolun üstüne yerlestirdi.

Peygamber (sav) o gece vadinin ucuna yakin yerde kamp kurdu.Sabah namazini kildaiktan sonra admlarina, sabirli olurlarsa davayi kazanacaklari müjdeleyerek yola çikma emri verdi. Hava o gün çok puslu oldugu için vadi yatagi hala karanlikti. Ordu vadiye dogru ilerlemeye devam ederken, Malik'in birden emir vermesiyle Havazin'li süvariler birden ve vahsice müslümanlara saldirdilar. Arkalarindaki grup da hizla geri çekilmeye basladi. Peygamber, Ebû Bekir ve yanindakiler ise güvenli bir yere sigindilar. Peygamber yüz kadar kisiyi yanina toparlayarak, onlari geçide dagitti. Bu sekilde birden bire düsman saldirisini kontrol altina aldilar.

Düsman yeni bir saldiriya hazirlaniyordu. Peygamber (sav): "Allah'im, senden va'dini yerine getirmeni istiyorum."diye dua etti. Daha sonra da bir avuç çakil tasini düsmanin yüzüne dogru firlatti. Ve görünürde hiç bir neden olmamasina ragmen savasin akisi degisti. Simdi, mü'minlerin biraz önce yasadiklari yenilgiyi düsman yasiyordu. Düsman büyük bir bozguna ugramisti. Malik önceleri cesurca dögüstü, sonra sakifilerle birlikte surlarla çevrili Taif'e çekildi.

Savas sonucunda, arka saflardaki kadin ve çocuklar esir alindi. Ganimetler ve esirler Ci'râne Vadisine gönderildi. Esirler arasinda Peygammber'in süt kizkardesi Seyma da bulunuyordu. Müslüman olarak kabilesine geri döndü. Peygamber de ordusuyla Taif'e dogru yola çikti. 20 gün kadar süren kusatmadan sonra, birkaç kisinin müslüman olmasindan baska birsey elde edememislerdi. Bunun üzerine Peygamber (sav), kusatmanin kaldirilmasi emrini verdi."Allahim, sen Sakiflilere hidayet ver." diye dua etti.
 
İslâm tarihçilerine göre Hz. Peygamberin emir ve kumandasında yirmi yedi gazve gerçekleşmiştir. Bunlar Ebvâ, Buvât, Bedrul ûlâ Sefevân, Zül Uşeyre, Bedir, Benî Kaynukâ, Sevîk, Karkaratülküdr, Gatafân, Benî Süleym, Uhud, Hamrâülesed, Benî Nadîr, Bedrul Mevid, Zâtür Rikâ, Dûmetülcendel, Müreysî Benil-Mustalik, Hendek, Benî Kurayza, Benî Lihyân, Gâbe, Hudeybiye, Hayber, Mekkenin Fethi, Huneyn, Taif ve Tebüktür. Bu gazvelerden sadece dokuzunda çarpışma meydana gelmiştir.

Bedir Savaşı (624)

Müslümanların, hicretten sonra Mekkeli müşrikler tarafından el konulan mallarına karşılık, Mekkeli müşriklere ait kervana el koymak istemeleri savaşın sebebidir. Savaş İslam ordusunun zaferiyle sonuçlanmıştır. Bu zafer İslam Ordularının ilk zaferi olmasından dolayı büyük önem taşır. Ayrıca Bedir Zaferi İslamiyet'in tanınmasında ve yayılmasında önemli bir yere sahip olmuştur. Hz. Muhammed'in ganimetin bölüşülmesi, esirler ve düşman yaralıları hakkındaki kararları İslam savaş hukukun temellerini atmıştır.

Uhud Savaşı (625)

Savaşın sebebi Mekkeli müşriklerin Bedir'de uğradıkları mağlubiyetin acısını çıkarmak ve ticaret yollarını güven altına almak için harekete geçmesidir. Savaş Müslümanların üstünlüğüyle devam ederken bazı askerlerin Hz. Muhammed'in emirlerine itaatsizlik edip tuttukları mevzileri boşaltmaları nedeniyle üstünlük müşriklerin eline geçmiş ve İslam Ordusu mağlup olmuştur. Bu savaş müşriklerin üstünlüğüyle sonuçlanmış olsa da müşrikler esasında bir kar elde edememişlerdir. Ayrıca bu savaş Mekkelilerin Müslümanları tek başlarına yok edemeyeceklerini göstermiştir. Mekkeliler, Hz. Muhammed�n etkisini ortadan kaldıramadıkları gibi Müslümanların kendilerine denk bir kuvvet olduğunu da anlamışlardır.

Kuran-ı Kerim'de Uhud Savaşıyla İlgili Olan Ayetler

* "Hani sen mü�inleri savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir." (ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ/121) *
*
* "Eğer siz (Uhud'da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir'de de düşmanınız olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez."(ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ/140) *
*
* "(Bedir'de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uhud'da) kendi başınıza geldiği için mi «Bu nasıl oluyor!» dediniz? De ki: O, kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter. " (ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ/165) *


Hendek Savaşı (627)

Uhud Savaşı Mekkeli müşriklerin galibiyetiyle sonuçlanmış olsa da müşrikler Müslümanlar karşısında kesin bir zafer elde edememişlerdi. Ayrıca ticaret yolları da Müslümanlar tarafından tehdit ediliyordu. Müslümanların karşısına tek başına çıkamayacak durumda olan müşrikler bazı Arap kabilelerinden paralı askerler kiraladılar. Bu ittifaka bölgede yaşayan Yahudiler de destek verdiler. Müslümanlar için savunma savaşı niteliğinde gerçekleşen bu savaşta savunmayı kolaylaştırmak amacıyla Selman-ı Farisi'nin tavsiyesi üzerine Medine'nin bazı önemli noktalarının etrafında hendekler kazıldı. Müşriklerin tüm girişimlerine rağmen Müslümanlar başarılı bir savunma gerçekleştirdiler. Müşriklerin kuşatması yaklaşık 1 ay sürdü. Ancak müşrikler istedikleri başarıyı elde edemeden kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldılar.

Kuran-ı Kerimde Hendek Savaşı'yla İlgili Ayetler

· Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi görmekteydi. ( Ahzab Suresi/9) *

· Onlar hem yukarınızdan hem aşağı tarafınızdan (vâdinin üstünden ve alt yanından) üzerinize yürüdükleri zaman; gözler yıldığı, yürekler gırtlağa geldiği ve siz Allah hakkında türlü türlü şeyler düşündüğünüz zaman;İşte orada iman sahipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı. ( Ahzab Suresi/10-11)*

· Ve o zaman, münafıklar ile kalplerinde hastalık (iman zayıflığı) bulunanlar: Meğer Allah ve Resûlü bize sadece kuru vaadlerde bulunmuşlar! diyorlardı. ( Ahzab Suresi/12) *

Hudeybiye Barışı (628)

Kâbe�i Ziyaret etmek isteyen Müslümanlarla Müşrikler arasında yapılmıştır. Antlaşmanın şartları şöyleydi;

* Müslümanlar bu sene Kâbe'yi ziyaret etmeden dönecekler, bir yıl sonra ziyâret edecekler.
*
* Müslümanlar Kâbe'yi ziyaret için geldiklerinde, Mekke'de üç günden çok kalmayacaklar ve yanlarında birer kılıçtan başka silah bulundurmayacaklar.
* Müslümanların Mekke'de bulunduğu günlerde, Kureyşliler Mekke dışına çıkacaklar, Müslümanlarla temâs etmeyecekler.
* Mekkelilerden biri Müslümanlara sığınırsa, Müslüman bile olsa, geri verilecek; fakat Müslümanlardan Mekkelilere sığınan olursa, geri istenmeyecek.
* Kureyş dışında kalan diğer kabileler, iki taraftan istediklerinin himayesine girmekte ve anlaşma yapmakta serbest olacaklar.
* Bu anlaşma on yıl geçerli olacak, bu müddet içinde iki taraf arasında saldırı ve savaş olmayacak.

Antlaşma şartları Müslümanların aleyhine gibi görünse de durumun böyle olmadığı çok geçmeden ortaya çıkmıştır. Bu antlaşmadan sonra Fetih Suresi indirilmiştir. Esasında ziyaretten alıkonma karşısında Müslümanlara savaş ve fetih izninin verilmeyiş sebebi, Mekke�e bulunan ve henüz imanını açığa vuramamış müminlerin varlığı idi. Müminler, Kureyşli kâfirlerden seçilip ayrılamadıkları için fetih ertelenmişti.

* Onlar, inkâr eden ve sizin Mescid-i Haram'ı ziyaretinizi ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını menedenlerdir. Eğer (Mekke'de) kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle mümin kadınları bilmeyerek çiğnemeniz sebebiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi). Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık. ( Fetih Suresi/25) *


Hayber Kalesi�in Fethi (629)

Hayber Kalesindeki Yahudilerin müşriklerle işbirliği yapmaları ve Müslümanların Şam ticaretini engellemelerinden dolayı kale Müslümanlar tarafından kuşatıldı. Hayberliler Müslümanlara direnmeden teslim oldular.


Mekke�in Fethi (630)

Savaş müşriklerin Hudeybiye Barışı'na uymamaları ve Müslümanların Kabe'de bulunan putları kaldırmak istemelerinden dolayı çıktı.Yapılan savaşta Müslümanlar müşrikleri bozguna uğrattılar. Savaş neticesinde;

* İslamiyet'in yayılmasını hızlandırmıştır.
* Müslümanların ekonomik gücü arttı.
* Kabe, putlardan temizlenmiştir.
* Arap yarımadasında siyasi birlik sağlandı.
* Mekke�in fethi bütün Arabistan�n fethini sağlayan önemli bir başlangıç oldu.



Huneyn Savaşı (630)

Mekke�eki putların kırılması İslamiyet'i kabul etmeyen Araplar arasında büyük tepkiye neden oldu. Bunun üzerine komşu kabileler, kendi putlarının kırılmasını önlemek ve Mekke�i geri almak için harekete geçtiler. Yapılan savaşı Müslümanlar kazandı. Mağlup olan Araplar Taif'e sığınmak zorunda kaldılar.

Taif Seferi (630)

Huneyn savaşında kaçan kabileler Taif şehrine sığınmışlardı. Hz. Muhammed�n bu şehri almak istemesi ile şehir kuşatıldı. Ancak bölgenin dağlık ve ağır coğrafi durumu nedeniyle kuşatma kaldırıldı. Bu bölge ahalisi 1 yıl sonra İslam dinini kabul ettiklerini duyuran bir elçi heyeti göndermişlerdir.


Tebük Seferi (630)

Bizans İmparatoru Herakleios�n Arap yarımadasına saldıracağı haberlerin gelmesi üzerine kuzey bölgesine hareket eden İslam Orduları haberlerin asılsız çıkması üzerine seferi yarıda bıraktı. Bu seferin en önemli sonucu Gassaniler'in İslamiyet� kabul etmeleridir. Ayrıca bu sefer sonucunda Tebük'teki kaleler alınmış, ileride Suriye ve Filistin'e yapılması planlanan seferler için ön hazırlıklar yapılmıştır. Bu sefer Hz. Muhammed�n son seferi olma özelliğini de taşır.

Hz. Muhammed 632 yılında Mekke�e veda haccı yapmış aynı yıl vefat etmiştir.
 
İslamda Gül

Müslümanlar gül kokusunun peygamberlerinin kokusundan geldiğini kabul ederler ve peygamberleriyle yoğun sevgi bağı olan kişilerin dahi gül koktuğuna inanırlar. İslam sanatında gül çoğunlukla peygamberi simgeler. Bu yüzden çoğu İslami eserde güle ayrı bir değer verilmiştir. Peygamber'in terinin gül gibi koktuğu rivayet edilir. Hz. Muhammed gülleri "Seyyidül ezharül Cennet=Cennet çiçeklerinin ulusu" olarak nitelendirmiştir.





Efendimiz için bir gül de siz ekleyin
 
Güzel ahlak adı altında toplanan tüm güzel vasıfları örnek insan olarak en mükemmel şekilde yaşayan insan hiç şüphesiz Peygamberimiz s.a.v.dir. O’nun ahlakı o kadar yücedir ki, Bizzat Cenab-ı Hak, O’na hitaben şöyle buyurur “Muhakkak Senin için tükenmeyen bir mükafat vardır. Çünkü Sen pek yüce bir ahlak üzerindesin” (Kalem süresi 4)

Ahlakı yüce bir insanın en büyük özelliklerinden birisi, onun güvenilir olmasıdır. Sürekli yalan söyleyen, verdiği sözleri yerine getirmeyen insanlar, diğerlerinin güvenlerini yitirirler; sevilmeyen, daima kuşku ile bakılan biri olurlar.

Asr-ı Saadet döneminde yaşayan insanlar Peygamberimizin güvenilirliği konusunda acaba ne düşünüyorlardı? Onu özü sözü doğru biri olarak mı görüyorlardı yoksa yalan söyleyen, verdiği sözde durmayan yalancı biri olarak mı?

Peygamberimizin çocukluğu, gençliği, orta yaş dönemi bütünüyle Mekke’de geçti. Abdulmuttalip’in bu yetim torununu Mekke’de bulunan herkes tanır, nasıl biri olduğunu çok iyi bilirlerdi. Orada yaşayan hemen herkesin bir lakabı vardı. Peygamberimize de bir lakap vermişlerdi: “el-Emîn” Bu kelime “İnsana güven veren, güvenilir kişi” demektir. Peygamberimiz bu lakabı fazlasıyla hak ediyordu. Çünkü ne peygamberlikle görevlendirilmeden önce ne de sonra bir kez olsun yalan söylememişti. Buna, Müslümanlığı kabul etmiş olsun olmasın herkes şahitlik ederdi. Onun peygamberliğine şiddetle karşı çıkan putperestler, insanların Hz. Muhammed’e (s.a.v.) yönelmesini önlemek amacıyla çeşitli iftiralar atmışlar, ama ona asla “O bir yalancıdır!” diyememişlerdir. Çünkü herkes Hz. Muhammed’i (s.a.v.) çok iyi tanıdığından böyle bir iftiranın tutmayacağını çok iyi biliyorlardı.

Putperestlerin baskı ve eziyetlerinden kurtulmak için bir grup Müslüman Habeşistan’a (Bugünkü Etiyopya) hicret ettiklerinde, o zaman henüz İslam’la şereflenmemiş olan Ebu Süfyan ve adamları Müslüman muhacirlerin peşinden oralara kadar gitmiş ve Habeş kralının huzuruna çıkıp, ülkesine sığınan Müslümanları kötüleyerek, onların iadesini istemişti. Sonradan Müslüman olma şerefine ulaşacak olan bu adil kral, işin gerçek yüzünü anlamak için Ebu Süfyan’a çeşitli sorular sordu. Bu sorulardan biri de şuydu:

“– Onun yalan söylediğine daha önce hiç şahit oldunuz mu?”

Ebu Süfyan doğruyu söylemek zorundaydı:

“–Hayır!” dedi. “Daha önce onun yalan söylediğini hiç görmedik.”

Peygamberimiz çok zor şartlarda dahi emaneti iade etme sorumluluğunu asla ihmal etmezdi. Evi, onu öldürmek isteyen putperestler tarafından kuşatıldığında o, Hz. Ali’ye (r.a.) şöyle diyordu:

“–Bu gece yatağımda sen yatacaksın; ben hicret ediyorum. Bende bulunan emanetleri yarın sahiplerine ver, sonra sen de yola çık!”

Hz. Peygamber’in kısa süre içinde yüzbinlerce insanın sevgisini ve bağlılığını kazanmasındaki sırlardan birisi, onun güvenilir bir insan olmasıydı. Biz de Allah’ın ve insanların sevdiği biri olmak istediğimize göre, güvenilirliğimize gölge düşürecek davranışlardan uzak durmalıyız.

Resulullah efendimiz, gençliğinden itibaren güvenilir, itimat edilir bir kimse olarak tanınmıştır. Yirmi beş yaşlarında iken Mekke'de sadece "el-Emin" diye anılıyordu. Mekkeliler kendisine kıymetli eşyalarını teslim ederlerdi. Peygamber efendimiz bu emanetleri sağlam bir şekilde iade ederdi. Emanetlere en zor anında sahip çıkardı.
Medine'ye hicret edeceği gece müşrikler, öldürmek maksadıyla onun evini kuşatmışlardı. Evini terketmeden önce, yanında bulunan emanetleri Hz. Ali'ye teslim etmiş ertesi gün sahiplerine vermesini istemiştir. En sıkıntılı zamanda bile emanetleri sahiplerine ulaştırdı.
İslâm dininin kısa zamanda kabul görmesi Resulullah efendimizin güvenilir oluşunun payı büyüktür. Şayet davranışlarıyla güven vermeyen birisi olsaydı insanlar onun etrafında toplanmazdı.
Resulullah efendimiz Eshabına daima güvenilir olmayı telkin ederdi. Emanetin zıddı olan hiyanetin çirkin bir davranış olduğunu söylerdi. Sahabiler de Resulullah efendimizi emin olarak tanımışlar ve sonsuz bir güvenle kendisine bağlanmışlardır.
Her Müslüman Resulullah gibi, güven vermesi, her kesiminde ve her alanda bunu sürdürmesi gerekir. Anne babanın çocuğa, çocuğun anne babasına; eşlerin birbirine; amirin memura, memurun amire; işçinin işverene; işverenin işçiye; satıcının müşteriye; müşterinin satıcıya güven duyduğu bir cemiyet sağlıklı bir yapıya kavuşmuş olur.
Resulullah efendimiz alışverişte güvenin bolluğa, berekete vesile olacağını bildirir. "Emanete riayet rızık, hainlik ise fakirlik getirir" buyurur. Burada emanet, sözde ve işte güven demektir. İnsanlar, sözüne ve işine güvenilmeyen kimselerle irtibat kurmaktan çekinirler.
Şayet bu kişi ticaretle uğraşıyorsa alışveriş yapmaktan, müşteri ise mal vermekten, sanatkar ise iş sipariş etmekten kaçınırlar. Dolayısıyla bu tür kişilerin mallarına ve çalışmalarına rağbet azalır, kazançları artmaz. İşte Resulullah efendimiz'in "hainlik fakrilik getirir" sözündeki incelik burada yatmaktadır. Ama tersi olursa, yani herkes birbirine güvenirse kazanç, üretim ve tüketim artar. Bu da bolluğa ve zenginliğe vesile olur.

fetvalar


 
Hz. Muhammed döneminde yapılan savaşlar ve gelişmeler

Peygamberimizin dönemindeki savaşlar,

Hz. Muhammed döneminde yapılan savaşlar,

Hz.Muhammedin dönemindeki savaşlar

BEDİR SAVAŞI

624

Taraflar: Mekkeli müşrikler X Medineli Müslümanlar

Sebep: Mekkelilerin, Müslümanların hicret sonucu Mekke de bıraktıklar mallarını yağmalaması ve

Medinelilere ekonomik baskı yapması üzerine, Hz.Muhammed'in Suriye'den Mekke'ye dönen bir Kureyş kervanını ele geçirmek istemesi.

Sonuç:

1- Müslümanların ilk büyük savaşı ve başarısıdır.

2-İslamiyet hızla yayılmaya başlamıştır.

3-Ganimetlerin 1/5 i devlet hazinesine ayrılmıştır.

4-Esir alınanlar her biri on Müslüman’a okuma yazma öğretme karşılığı serbest
bırakıldı.(Bu durum İslam’ın eğitime verdiği önemi gösterir.)

5- İslam’ın en büyük düşmanlarından Ebu Cehil öldürülmüştür.

UHUD SAVAŞI

625

Taraflar: Mekkeli müşrikler X Medineli Müslümanlar

Nedeni : Mekkelilerin, Bedir savaşında uğradıkları yenilgisinin öcünü almak ve kervan yolları güvenliğini sağlamak istemesi.

Gelişme : Medine yakınlarındaki Uhud dağı eteğinde yapılan savaşta, okçuların yerlerini terk etmeleri üzerine Müslümanlar yenilgiye uğradılar. Hz.Muhammed yaralanmış, amcası Hz.Hamza şehit olmuştur.

Sonuç :

1- Müslümanların ilk yenilgisidir.

2- Komutanın emirlerine uymanın gerekliliği ortaya çıkmıştır.

3- Peygamberimiz yaralanmış, Hz. Hazma şehit olmuştur.

4- Bazı Yahudi grupları Medine’den Hayber Kalesine sürgün edilmiştir.


HENDEK SAVAŞI

Tarih: 627

Taraflar: Mekkeli müşrikler X Medineli Müslümanlar

Sebep: Mekkelilerin çevre kabilelerle ittifak oluşturarak, Müslümanları yok etmek istemeleri.

Gelişme : Uhud savaşından ders alan Müslümanlar, savunma savaşı yapmaya karar verdiler.

İranlı bir Müslüman olan Selman-i Farisi'nin önerisiyle, Medine'nin saldırıya açık olan yerlerine, insanların geçemiyeceği genişlikte Hendek kazıldı.

Sonuç :

1- Aralarında tam bir anlaşma ve birlik bulunmayan Mekke ordusu istediğini elde
edemeyeceğini anlamış ve geri çekilmiştir.

2- Mekkelilerin saldırı gücü tükenmiş ve savunmaya çekilmişlerdir.

3- Müslümanların son savunma savaşıdır.Saldırı sırası Müslümanlara geçmiştir.

4- İslamiyet Arap Kabileleri arasında hızla yayılmaya başlamıştır.

Önemi: Hendek Savaşı, Mekkelilerin Müslümanların üzerine yaptığı son saldırı oldu. Bundan sonra Mekkeliler savunmaya çekildiler.

HUDEYBİYE ANTLAŞMASI

Tarih: 628

Taraflar: Mekkeli müşrikler X Medineli Müslümanlar

Maddeleri :

1- Müslümanlar Kabe'yi ertesi yıl ziyaret edebilecekler ve üç günden fazla kalmayacaklar

2- Mekkeli reşit olmayan bir kimse İslamiyet'i kabul edip, Hz.Muhammed'in yanına sığınırsa, velisinin isteği üzerine geri verilecek, fakat bir Müslüman Mekke'ye sığınırsa geri verilmeyecek (Bu madde daha sonra kaldırılmıştır. Çünkü Medine’ye alınmayan Müslümanlar Mekke’ye dönmediler ve Mekke ile Medine arasında kalıp Mekke kervanlarını vurmaya başladılar.)

3- Taraflardan her ikisi de istedikleri kabilelerle anlaşma yapabilecekler, fakat askeri yardım yapmayacaklar

4- İki taraf birbirleriyle on yıl savaşmayacaklardı.

Önemi :

• Mekkeliler, Müslümanların siyasî varlığını ilk kez resmen kabul ettiler.

• Barış ortamının oluşması İslamiyet'e geçişi hızlandırdı.

• Mekke'nin fethi kolaylaştı.

HAYBER’İN FETHİ

Tarih: 629

Taraflar: Müslümanlar X Yahudiler

Sebep: Medine'nin kuzeyinde, Şam ticaret yolu üzerinde bulunan Hayber, Yahudilerin elindeydi.

Yahudilerin Şam ticaret yolunun güvenliğini tehlikeye düşürmeleri.

Önemi :

• Yahudi sorunu çözümlenmiş

• Medine - Şam ticaret yolunun güvenliği Müslümanların eline geçmiştir.

• Müslüman olmayanlardan alınan topraklar devletin malı kabul edilmiştir.

MEKKE’NİN FETHİ

Tarih: 630

Taraflar: Mekkeliler X Müslümanlar

Sebep: Mekkelilerin, Hudeybiye antlaşması koşullarını, kendi taraflarında olan bir kabileyi destekleyerek bozdular.Kabe'nin putlardan temizlenmek istenmesi.

Önemi :

1-İslamiyet'in yayılmasını hızlandırmıştır.

2-Müslümanların ekonomik gücü arttı.

3-Kabe, putlardan temizlenmiştir.

4-Arap yarımadasında siyasi birlik sağlandı.

5-Mekke’nin fethi bütün Arabistan’ın fethini sağlayan önemli bir başlangıç oldu.

HUNEYN SAVAŞI ( 630 ) :

Nedeni : Mekke'nin fethi üzerine , İslamiyet’i kabul etmeyen Arap kabilelerinin, Taiflilerin de desteğiyle bir ordu hazırlayıp, Müslümanlara saldırmak istemesi.

Gelişme ve Sonuç : Mekke yakınlarındaki Huneyn vadisinde yapılan savaşı, Hz.Muhammed komutasındaki Müslümanlar kazandılar. Kaçanlar Taif' e sığındı.

TAİF'IN KUŞATILMASI (630) :

Huneyn savaşından sonra, Hz. Muhammed, Taif'i kuşatmış, ancak burasının savunmaya elverişli konumundan dolayı başarılı olamamış, kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştır.Taifliler bir yıl sonra kendileri İslamiyet'i kabul etmişlerdir.

MUTE SAVAŞI ( 629 ) :

Nedeni : Bir Müslüman elçisinin, Bizans'a bağlı Gassaniler tarafından şehit edilmesi ve Müslüman
keşif koluna saldırmaları.

Önemi : * Müslümanların Bizans'la yaptıkları ilk savaştır.

* Peygamberimizin katılmadığı ilk savaştır.

TEBÜK SEFERİ (631) :

Nedeni : Bizans İmparatoru Herakleios' un, İslamiyet’in yayılmasını engellemek amacıyla, büyük bir orduyla Arap Yarımadası üzerine sefere çıktığı haberlerinin ( söylenti ) alınması.

Önemi :

• Hz. Muhammed'in son seferidir.

• Hz.Muhammed döneminde Müslümanlar en geniş sınırlara ulaşmışlardır.

• Salgın hastalık nedeniyle ilk kez karantina uygulanmıştır.( Veba salgını)

• Gassaniler İslamiyet’i kabul etmiştir.

Hz. Muhammed, Veda Haccı'ndan sonra Medine'ye dönmüş, Bizans'a karşı yeni bir sefer hazırlığında iken hastalanarak , 8 Haziran 632 tarihinde altmış üç yaşında iken vefat etmiştir..

Alıntı

 
Her konuda rehber olan Efendimiz (sas) eşsiz nezaketi, zarifliği ve inceliği ile de herkese büyük bir örnekti.




Kur’an-ı Kerim’de, “İnsanlara yumuşak davranman da Allah'ın merhametinin eseridir. Eğer katı yürekli, kaba biri olsaydın, insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi...” (Âl-i İmran, 3/159) buyurulurken Efendimiz’in ne kadar yumuşak kalpli ve insanarla ne kadar kalıcı ilişkilerde bulunduğu anlatılmaktadır. Efendimiz’in hizmetinde bulunan yakın sahabîlerin naklettiklerine göre Peygamberimiz (sas) insanların en naziği, en zarifi ve en ince ruhlusu idi. Edep ve görgü kuralları O’nun hayâtında en ideal biçimde kendini hissettiriyordu.


Hz. Âişe validemiz, “Resulullah’tan daha güzel ahlâka sahip hiç kimse yoktur. Ashabından ve ailesinden birisi kendisine seslenince, ‘Buyurun’ diye karşılık verirdi. Bu sebeple Allah, ona, ‘Sen yüksek bir ahlâk üzeresin’ buyurmuştur.” demişti. Hz. Enes, Peygamberimiz’in (sas) eşsiz nezaketini şöyle anlatıyor: “Allah Rasûlü, kendisine bir şey soranı can kulağıyla dinler, soruyu soran yanından ayrılmadıkça, onu terk etmezdi. Resulullah ile bir kimse tokalaşırsa veya bir kimse tokalaşmak için elini uzattığında, karşısındaki kişi elini çekmeden Resulullah elini çekmezdi.



Biriyle yüz yüze gelince de, karşısındaki, yüzünü çevirip ayrılmadıkça Resulullah o kimseden yüzünü çevirmezdi. Önüne oturan kimseye hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı. Karşılaştığı kimseye önce kendisi selâm verirdi. Ashabıyla tokalaşmaya önce kendisi başlardı.” “Kendisini ziyarete gelenlere ikramda bulunurdu. Oturmaları için çok kere hırkasını sererdi. Bazen de altındaki minderi misafire verir, üzerine oturması için işaret eder, kendisi açık yere otururdu. Sahabîlerine güzel unvanlar verirdi. Hz. Ali’ye ‘Ebû Turab’, Abdurrahman b. Sahr’a da ‘Ebû Hüreyre’ gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına giden isimle çağırırdı.” “Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi.” “Namaz kılarken birisi gelip oturursa, namazı uzatmaz, kısa keserdi.



Hemen namazını bitirip onun ne istediğini sorardı. İhtiyacını gördükten sonra tekrar namazına devam ederdi.” “Medineli bir çocuk gelir, Resulullah’ın elinden tutar, istediği yere götürürdü. Resulullah, ‘gitmem’ demezdi.” “Resulullah birimize kızacak olsa, ‘Bu kardeşimiz kendisini niçin lekeliyor?’ derdi.” “Resul-i Ekrem’e on sene hizmet ettim. Vi, bana ‘Öf!’ bile demedi. Yapmakta geciktiğim veya yapmadığım bir emrinden dolayı beni azarlamadığı gibi, ailesinden azarlayan olursa, onlara da, ‘Ona dokunmayın. Bu işi yapması takdir edilmiş olsaydı yapardı’ buyururdu.” “Bir gün bir iş için bir yere gitmemi emir buyurdu. İlk önce, ‘Gitmem’ dedimse de, Allah’ın Peygamberi bana emrettiği için gitmeye karar verdim.


Huzurlarından çıktıktan sonra sokakta birkaç çocuğun oynadığını gördüm ve onları seyretmeye daldım. Derken arkadan birisi iki eliyle başımı tuttu. Döndüğümde baktım ki, kendisi. Gülüyor. Bana, ‘Enesçiğim sana söylediğim yere gittin mi?’ dedi. ‘Hayır, daha gitmedim, gideceğim’ dedim. Ben ona senelerce hizmet ettim. Vi bir defa olsun yaptığım bir iş için ‘Niçin yaptın?’ yapmadığım bir iş için ‘Niçin yapmadın?’ dediğini hatırlamıyorum. Bana hiçbir zaman kötü söz söylemedi. Fiske vurmadı. Azarlamadı, yüzünü bile asmadı.”


Peygamberimiz’in bir başka nezaketini ve güzelliğini annemiz Hazret-i Âişe anlatıyor: “Peygamber Efendimiz kendi eliyle ne bir hizmetçiye, ne de bir kadına vurmadığı gibi Allah yolunda savaşmaktan başka elini sertçe herhangi bir şeye vurduğunu da görmedim.” “Peygamber Efendimiz iki şey karşısında tercihte bulunacağı zaman-günah olmamak şartıyla o iki şeyden hangisi daha kolaysa o şey daha çok hoşuna giderdi. Fakat günah olduğu zaman bütün gücü ile o şeyden uzak dururdu.”


“Peygamber Efendimiz kendi şahsı için kimseden öç almazdı. Ancak kendisine getirilen kimse Allah’ın yasak ettiği bir şeyi işlemişse o kimseden Allah için öç alırdı.” “Peygamberimiz davetlilere ve misafirlerine karşı da nazik davranırdı. Davet edilenler arasında bazıları, kalkıp gidilmesi gerektiği halde kalkıp gitmeseler dahi Peygamberimiz onlara doğrudan gitmelerini hatırlatmaz, nazik davranarak dolaylı bir biçimde hissettirirdi.”


(Hadisler, Mehmet Paksu’nun ‘Peygamberimizin Örnek Ahlakı’ adlı eserinden alınmıştır.)

zaman
 

Bismillahirrahmanirrahim

Esselatü Vesselamü Aleyke ya Resûlullah!

Esselatü Vesselamü Aleyke ya Habiballah!

Ya Resulallah(sav) biLmemki ne cesaretLe yazmaya niyetLendim...hangi kelimelere sıgdırırım seni hangi dilde yazarım aşkını,güzelliğini,özlemini...sen bilirsin Ey Habiballah(sav),sen anlarsın beni , benim gibi gönlü yanıkları...yanık kokusu gelirmi sana kadar? o kadar yanmışızmı ki Medinene gelmeye yüzümüz olsun..yarın senin doğum günün...yarın senin dünyaya gelişinin yıl dönümü...yarın putların yıkıldığı günün yıl dönümü...yarın senin Meleklerin ellerinde dünyaya gelişinin yıl dönümü...yarın dünyanın gül kokusuyla bezenmesinin yıl dönümü...yarın dünyanın bir anlam bulmasının yıl dönümü...yarın rebiulevvelin 12 si, yarın işte yarın...yarın...

Ve yarın bir aşk başlar..AŞK... aşk'ın en anlamlısı başlar..en güzeli, en gerçeği, en yakışanı...AŞK bir insana bu kadarmı yakışır Habiballah (sav)...

Nasıl konuşurdun Ya Resulullah,(sav) nasıldı sesin, nasıl gülerdin, nasıl yürürdün,nasıl otururdun,nasıl ağlardın
sad26.gif
parmakların,ellerin,gözlerin,saçların nasıldı...sen geçerken gül kokusu nasıl dagılırdı etrafa,arkandan nasıl hayran hayran izlerdi seni ehli beytin, ashabın...sen girince mescide nasıl sevinirdi Bilalin ...seni üzenlere nasıl hiddetlenirdi Ömerin,nasıl aglardı seninle Ebubekirin,nasıl dertleşirdin Haticenle,nasıl okşardın Fatımanı.nasıl oynardın Hasan ile Huseyinle...nasıl yaşardın YaResulallah (sav) nasıl sevinir,nasıl hüzünlenirdin...yetimlik çok dokunurmuydu sana,çok ağlarmıydın babasızlığına...çokmu acırdı kalbin birisi baba dediginde...çokmu özlerdin anneni,özledikçe tek AŞKına mı sıgınırdın tek onamı dökerdin içini...bir Allah'a (cc)mı aglardın Ya Nebi...çokmu yalnız kaldın,çokmu hor görüldün,çokmu üzdüLer,çokmu ezdiler,çokmu kırıldın ya Resulum..(sav).Sen üzülme sen ki dünyalara bedelsin...Senki kainatın yaratılış sebebisin...senki teri gül kokan Resulsun(sav)..senki övülmeye en layık kişisin...sen Allah(cc)ın Habibisin..(sav).sen bütün gönüllere ilaçsın Resulum...(sav) bak yine tutuldum,kaldım öylece yazamıyorum,anlatamıyorum,yetmiyor kelimeler,yetmiyor ifadeler...


ey Rabbimin insanlığa lutfu.ey güzeller güzeli,ey aşkLarın en aşkı,en özlemlerin en özlemi,ey gönülleri yakan Resulum,(sav) ey Mekkenin bitanesi,ey Medinenin gülü, ey en güzel kelimelerin yetmedigi,
Yarın doğum günün...yarın insanlığın doğum günü....ey gül terine kurban olduğum yarın senin doğum günün...yarın bayram,yarın bayramımız...yarın yine seni anacağız, yine sana salat selam göndereceğiz kabul buyur olurmu...

Bir kez gelseydin rüyama belki dururdu kalbim...bir kez görseydm gül cemalini belki daha çok artardı hasretim...bir kez gelebilseydim Medinene belki daha çok atardı kalbim sevinçten...
Veda hutben geldi aklıma..ashabının gözü yaş doluydu,nasıl bir acıydı kalplerindeki kimbilir...

işte ayrıLık vakti...

Ve Cebrail (as) geldi yanına..dediki "Ya Muhammed(sav) Azrail (as) kapıda ve Allah (cc) buyuruyorki sor habibime dünyada kalmak istiyormu? yoksa yanıma mı gelmek istiyor eğer iznin olursa Azrail(as) alacak canını"... ilk kez ve son kez bir kuldan izin istedi bir melek...Sen müsade ettin girdi Azrail(as) en hafif en yumuşak şekilde aldı gül ruhunu bedeninden...Sevgiline kavuşma heyecanı, Dosta kavuşma mutlulugu içinde Resulum(sav) teslim etti canını asıl sahibine...bu ne güzel bir kavuşma,bu ne acı bir veda...
Nasıl yıkıldı ömerin Resulum(sav) ona kim öldü derse boynunu vururum diye haykırdı...Fatıman gülemedi bir daha...Aişen hüzünlerin en büyüğünü yaşadı...Sen ise AŞK'ına kavuşmanın sevinci içinde meleklerin kucağında yükseldin cennetin en güzel yerine...Rabbinin söz verdiği Makam_ı Mahmuta...


Ve ehli beytin geldi sırayLa yanına,sonra ashabın..en önde dostun Ebubekir öptüler seni,bir daha öptüler...sonra bir daha,bir daha...baktılar son kez yüzüne...acıyla,özlemle,hasretle.sevgiyle,AŞK'la...baktılar...baktılar...en zor ayrılık...en acı ayrılık..vasiyetin üzerine Ali geLdi son görevini yaptı...Ve Sen gittin...kavuştun Sevgiline, kavuştun AŞK'ına...geride kaldık Ya Resulum..(sav)...ardında yetim kaldık....acıyla,özlemle,aşkınla biçare kaldık..
O gittikten sonra ne oldu ey Medine, nasıl dindirdin özlemini,,,ya Aişe söyle nasıl bastırdın içindeki Resul aşkını, ya Fatıma söyle ne olur çileni, derdini, hasretini ya Bilal,ya Ömer,ya Osman,ya Ebubekir,ya Ali söyleyin ne olur
sad26.gif
...

o yokken nasıl doldurdunuz içinizdeki boşluğu..
anlatın şimdi Ey ashab içinizdeki yangını...onsuzluğun acısını...haykırın dünyaya ağlaya ağlaya gözyaşlarınız sel olup aksın...söyleyin hangi söz anlatır ey ümmeti Muhammed, hangi kalem yazar, hangi dil söyler,hangi resim anlatır bu acıyı...bu özlemi, bu sevgiyi...
...
Ey Resulum(sav) çok özledik...sevginle,hasretinle yanan kalpler seni bekliyor...çok özledik Habibim (sav) ümmetin seni çok özledi...kardeşlerin seni çok özledi...Sen yetimlerin babasısın ... yetimlerin seni çok özledi...



EYY EN GÜZEL SEVGİLİ,

GÜLLERİN EFENDİSİ...EFENDİM....

Doğum günün kutLu oLsun

Esselatü Vesselamü Aleyke ya Resûlullah!

Esselatü Vesselam Aleyke ya Habiballah!
 
Efendimizin Gençliği

Gençliği

Her bakımdan insanların en üstünü olan Muhammed aleyhisselâm, daha gençliğinde Mekke halkı arasında, diğerlerinden farklı olarak, çok sevilmiştir. Güzel ahlâkı, insanlara görülmemiş bir şekilde iyi davranması, sâkinliği, yumuşaklığı ve diğer üstün halleri, insanlar arasında fevkalâde farklılığı ile herkes O’na hayran olmuştur.

Mekke halkı, O’nda gördükleri şaşılacak derecedeki doğru sözlülük ve güvenilirlikten dolayı da O’na El-Emîn (her zaman kendisine güvenilen) dediler ve gençliğinde bu isimle meşhur oldu.

Peygamberimizin gençliği sırasında, Araplar koyu bir câhiliyyet devri yaşamakta olup, aralarında puta tapmak, içki, kumar, zinâ, fâiz ve daha birçok çirkin iş yaygınlaşmıştı.

Muhammed aleyhisselâm onların bu bozuk hallerinden son derece nefret eder, her kötülüklerinden dâimâ uzak dururdu. Bütün Mekke halkı O’nun bu hâlini bilirler ve hayret ederlerdi. Daha çocukluğunda O’nunla birlikte Kâbe’yi tavâf eden dedesi Abdülmuttalib ve amcası Ebû Tâlib, O’nun putlardan nefret ettiğini iyi bildikleri için tavâf sırasında O’nu Kâbe’nin çevresindeki putlara yaklaştırmazlar ve bozuk işlerin yapıldığı mahallerden uzak tutarlardı.

Nitekim amcası Ebû Tâlib ile ticâret için Şam’a gitmek üzere yola çıkıp Busra denilen yerde konakladıklarında, kendisinde peygamberlik alâmetleri görerek Lât ve Uzzâ putları adına yemin verip, bâzı şeyler soran râhip Bahîra’ya; “Bana Lât ve Uzzâ adına yemin vererek bir şey sorma! Vallahi, ben, o putlardan duyduğum nefreti hiçbir şeyden duymam.” demiştir. Putlardan şiddetle nefret ettiği için aslâ yanlarına yaklaşmazdı.

Çocukluğunda ve gençliğinde kendine âit koyunları güder geçimini böyle sağlardı. Bir taraftan da çok bozulmuş olan cemiyetten bu münâsebetle uzak dururdu. Bir defâsında Eshâb-ı kirâma; “Koyun gütmeyen hiçbir peygamber yoktur.” buyurmuştur. “Yâ Resûlallah, sen de güttün mü?” denince; “Evet ben de güttüm.” buyurdu.

Muhammed aleyhisselâm yirmi yaşlarında bulunduğu sıralarda Mekke’de âsâyiş tamâmen bozularak zulüm son derece yaygınlaşıp mal, can ve nâmus emniyeti kalmamıştı. Mekke’nin yerli halkından fakir olanların yanında ticâret için ve Kâbe’yi ziyâret maksadıyla gelen yabancılar da haksızlığa ve zulme uğruyorlar, haklarını almak için mürâcaat edecek bir merci bulamıyorlardı.

Bu sırada ticâret maksadıyla Mekke’ye gelen Yemenli bir tüccarın malları, Âs bin Vâil adında bir Mekkeli tarafından zorla elinden alınıp gasb edilmişti. Bu hâdise üzerine Yemenli, Ebû Kubeys Dağına çıkıp feryâd ederek hakkının alınması için kabîlelerden yardım istedi.

Artık zulmün had safhaya ulaştığını dile getiren bu tip hâdiseler üzerine Hâşim ve Zühre oğulları ve diğer kabîlelerin ileri gelenleri Abdullah bin Cedân’ın evinde toplandılar.

Yerli yabancı hiç kimseye zulüm ve haksızlık yapılmamasına, zulme mâni olmaya ve haksızlığa uğrayanların haklarını almaya karar verdiler.

Bu maksatla bir de adâlet cemiyeti kurdular. Muhammed aleyhisselâmın genç yaşta katıldığı ve kuruluşunda çok tesirli olduğu bu cemiyete, daha önceden Fadl adındaki iki kişi ile Fudayl adında biri tarafından kurulup zamanla unutulan böyle bir cemiyeti de hatırlatmak bakımından, Fâdılların yemini mânâsında Hilf-ul Fudûl Cemiyeti denildi. Bu cemiyet, zulmü önleyip Mekke’de bozulan âsâyişi yeniden kurdu. Tesiri uzun müddet devâm etti.

Muhammed aleyhisselâm kendisine peygamberlik verildikten sonra bu olayı Eshâb-ı kirâma anlatıp: “Abdullah bin Cedân’ın evinde yapılan yeminleşmede ben de bulundum.

Bence o yeminleşme kırmızı tüylü develere (servete) sâhip olmaktan daha sevimlidir.

Şimdi de böyle bir meclise çağrılsam icâbet ederim.” buyurdu.

Mekkeliler öteden beri ticâretle uğraşarak geçimlerini sağlarlardı. Muhammed aleyhisselâmın amcası Ebû Tâlib de ticâretle uğraşıyordu. Muhammed aleyhisselâm yirmi beş yaşında bulunduğu sıralarda Mekke’de geçim sıkıntısının iyice artması üzerine Mekkeliler Şam’a gitmek üzere büyük bir ticâret kervanı hazırlamıştı.

Ebû Tâlib yeğeni Muhammed aleyhisselâma bu kervana katılmasını tavsiye etti. Amcası Ebû Tâlib’in bu tavsiyesi üzerine Mekke’de üstün ahlâkı ve meziyetleriyle tanınan ve Tâhire (çok temiz) lakabıyla anılan hazret-i Hadîce’nin mallarını götürüp satmak üzere bu ticâret kâfilesine katıldı.

Bu işe büyük bir memnuniyet gösteren hazret-i Hadîce kölesi Meysere’yi de O’nun yanına yardımcı olarak vermişti. Bu sefer sırasında bir bulut devamlı üzerinde dolaşarak Muhammed aleyhisselâmı gölgeledi.

Kuş şekline giren iki melek sefer bitinceye kadar O’nunla birlikte hareket etti.

Yolda yürüyemeyecek derecede yorulup kervandan geri kalan iki deve Muhammed aleyhisselâmın ayaklarını eliyle sığamasından sonra, birden süratlenerek yola devâm ettiler.

Üç ay süren bu sefer boyunca Muhammed aleyhisselâmın daha nice hârikulâde hallerine şâhit olan kervandakiler, O’nu son derece sevip şânının çok yüce olacağını anlamışlardı.

Busra denilen yere vardıklarında, daha önce amcası Ebû Tâlib’le ticâret için geldiklerinde konakladıkları manastırın yakınında bir yerde bu seferde de konakladılar.

Gördüğü birçok alâmetten O’nun son peygamber olacağını anlayıp söyleyen râhip Bahîra ölmüş, O’nun yerine Nastura adında başka bir râhip geçmişti. Manastırın yakınına gelip konan Kureyş kervanını seyreden râhip Nastura manastırın yakınında bulunan kuru ağacın altına birinin oturmasıyla birlikte yeşermesini görerek koşup geldi. Bir elinde bulunan sahifede yazılı olanlara, bir de Muhammed aleyhisselâmın yüzüne bakıyor, baktıkça da hayrete düşüyordu.

Nastura bildiği, duyduğu ve okuduğu alâmetleri aynen görüp, Muhammed aleyhisselâmı göstererek; “Îsâ aleyhisselâma İncîl’i indiren Allah hakkı için bu zât son peygamber olacaktır. Ne olaydı ben O’nun peygamber gönderilerek emrolunduğu zamâna ulaşsaydım!” dedi. Muhammed aleyhisselâm Busra pazarında Hadîce Hâtunun mallarını satarken de O’nunla pazarlık yapan bir Yahûdî inanmadığı için; “Lât ve Uzzâya(iki put ismi) yemin et ki inanayım.” deyince Muhammed aleyhisselâmın; “Ben o putlar adına aslâ yemin etmem! Onların yanından geçerken yüzümü başka tarafa çevirerek geçerim.” demişti.

O’ndaki diğer alâmetleri de gören Yahûdî; “Söz senin sözündür. Vallahi bu zât peygamber olacak bir kimsedir ki, âlimlerimiz kitaplarda bunun vasfını bulmuşlardır.” diyerek hayranlığını açıklamıştı.

Kureyş kervanı ticâretini tamamlayıp Mekke’ye dönünce, kervanda bulunan Hadîce Hâtunun kölesi Meysere Muhammed aleyhisselâm hakkında işittiklerini ve gördüklerini Hadîce Hâtuna bir bir anlattı. Hadîce Hâtun mallarını satmak üzere teslim ettiği Muhammed aleyhisselâmın iyi kâr getirdiğini görerek çok memnun olmuştu.

Fakat o bundan ziyâde kervanı karşıladığı sırada Muhammed aleyhisselâmı gölgeleyen iki meleği görmesi ve sefer sırasında vukû bulan hârikulâde hallerin, kölesi Meysere tarafından teker teker anlatılması üzerine hemen amcasının oğlu Varaka bin Nevfel’e gitti.

Varaka bin Nevfel putlara tapmayan, okumuş ve çok bilgili, yaşlı bir Hıristiyandı. Daha önceden rüyâsında; gökten ayın inerek koynuna girip, koltuğundan çıktığını ve bütün âlemi aydınlattığını anlatan Hadîce Hâtuna Varaka bin Nevfel; “Âhir zaman peygamberi vücûda gelmiştir. Sen O’nun hanımı olursun. Senin zamânında O’na vahiy gelir.

O’nun dîni bütün âlemi doldurur. Sen O’na en önce îmân eden olursun. O peygamber Kureyş kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan olacak...” demişti. Hadîce Hâtun bu defâ kölesi Meysere’nin anlattıklarını Varaka bin Nevfel’e söyleyince, hayrete düşüp; “Bu söylediklerinden anlaşılıyor ki, şüphesiz Muhammed bu ümmetin peygamberi olacak.

Ben zâten bu ümmetten bir peygamberin çıkacağını biliyor ve O’nu bekliyordum. Bu zaman O’nun tam zamandır.” dedi. Böylece hazret-i Hadîce’nin sevgisi ve îtimâdı daha da arttı.

Muhammed aleyhisselâm 12 yaşındayken amcası Ebû Tâlib ile ticâret için Busra’ya kadar, 17 yaşındayken amcası Zübeyr ile Yemen’e ve 25 yaşındayken hazret-i Hadîce’nin mallarını satmak üzere Şam’a olmak üzere üç defâ seyâhate çıktı. Bunların dışında hiçbir yere seyahat yapmadı.
 
RASÛLULAH’A SALÂVATLAR

Okunuşu:

İnnallahe ve melâiketehu yusallûne âlennebîy ya eyyühelleziyne âmenû, sallu aleyhi ve sellimu tesliyma.

Anlamı:

Muhakkak ki Allah ve melekleri, nebîsine çok salat ederler… Ey imân edenler, siz de O’na salat edip layıkiyle selam verin…

Bilgi:

Efendimiz, Rasûlümüz, basiretimizin nûru, Allah’ın habibine salâvat getirmemiz yukarıdaki Âyet-î Kerîme ile bize emrolunuyor…

Niçin bu böyle?..

Buyuruyor ki Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem:

“İNSANLARA ŞÜKRETMEYEN HAK’KA ŞÜKRETMİŞ OLMAZ”


İşte bu açıklama, tasavvufun en derinliklerine ait bir gerçeği bizim basiretimiz önüne sermekte; şâyet biraz olsun kalp gözümüzü örten perdelerden kurtulmuş isek!..

“ALLAH MUHSİNLERE İHSÂN EDİCİDİR”

Âyetinin inceliğine vâkıf olursak, anlarız ki, herhangi bir ihsân ediciden o şeyi bize ihsân eden Allah’tır!..Ve bize o şeyi ihsân Allah’a şükür de; ancak, ihsân ettiği mahalle şükretmekle mümkündür!..Aksi halde biz, gerçek verene değil; hayâlimizde yarattığımız TANRI’ya şükretmiş oluruz!..

Allah, mutlak gerçeği bize göstermek ve idrâk ettirmek için Rasûlullâh Salla’llâhu Aleyhi ve Sellem ile bize ihsanda bulunduğuna göre; Rasûl-u Ekrem’e şükür Allah’a şükür olacaktır!..

Bu kitap, bu işin derinliklerini göstermek için yazılmadığından; görevi sadece gerçek ve tek kapı olan DUA ve ZİKİR kapısını tanıtmak olduğundan; biz dönelim mevzûumuza…

İşte bu yüzdendir ki, biz, Rasûlullâh Aleyhi’s-Selâm’a şükürle emrolunduk Kur’ân-I Kerîm Âyeti ile; yâni Rabbimiz olan âlemlerin Rabbı Allah emri ile..Ve işte, Rasûlullâh dahi, bu emir dolayısıyla, şükredilenin kim olduğunun bilgisiyle, kendisine çokça salâvat getirilmesi yolundaki aşağıda nakledeceğimiz konuşmaları yaptı çeşitli zamanlarda;

* * *


“Burnu yere sürtülsün o kişinin ki,yanında benim ismim anılır da, üzerime salât etmez!..”

* * *

“Her cimriden daha cimri olan adam yanında anıldığım zaman, bana salat etmeyendir…

* * *


“Her DUA semâya yükselmekte güçsüzdür; bana salat edince gücüne kavuşur, yükselir (icabet makamına)”

* * *

“Kim bana bir kere salât ederse, Allah ona on kere salât eder; onun on günahını siler; onu on derece yükseltir…”

* * *

“İnsanlardan bana en yakın olanı bana ençok salât getirendir…”

* * *

“Kim bana salât getirmeyi unutursa ona cennetin yolu unutturulur.”

* * *

“Kim kabrimin yanında bana salât ederse,ben onun sesini işitirim. Kim uzaktayken benim üzerime salât getirirse,o bana ulaştırılır…”

* * *

“DUA eden kimse, Nebilere ve Rasûllere salat etmedikçe,duâsı perdelidir.”

* * *

“Allahın yeryüzünde seyâhat eden melekleri vardır ki,onlar bana ümmetimden selâm tebliğ ederler…”

* * *


“Bana salât edenlere Cenâb-ı Hak sırat üzerinde bir nur halk eder…Ehli nûr ise ehli nârdan olmaz!..”

* * *

“Hangi topluluk bir yerde oturur da, Allah’ı zikretmeden, bana salât getirmeden oradan kalkıp giderlerse, üstlerine Allah’tan hasret siner!..”

* * *


“Her biriniz Allah’tan bir dilekte bulunmak istediği zaman, evvelâ O’na şanına yakışır şekilde hamd etsin, sonra Rasûlüne salât etsin, ondan sonra duâsını yapsın. Bu amacına ulaşmak için daha elverişlidir…”

* * *

“Cuma günleri benim üzerime salâtınızı çoğaltın… Zirâ, sizin salâtınız bana o gün arz olunur.”

* * *

“Her kim Cennet’te bana yakın olmak istiyorsa, o nisbette bana salât etsin!..”

* * *


“Cebrâil’le buluştum… Bana şöyle dedi: Sana müjdelerim ki, Allah; kim sana salât ederse, ben ona salât ederim; kim sana selâm verirse ben ona selâm ederim; buyurdu…”

* * *

“Sahabeden bir zât, Rasûlullâh Salla’llâhu Aleyhi ve Sellem ile şöyle konuştu:

Yâ Rasûlallâh, ben senin üzerine çokça salâvat getiriyorum… Buna zamanımın ne kadarını ayırayım?..

Dilediğin kadarını!..

Dörtte biri nasıl?..

Dilediğin kadarını yap…Artırırsan senin için daha hayırlıdır!..

Üçte biri nasıl?..

Dilediğin kadar yap…Artırrırsan senin için daha hayırlı olur!..

Yarısını ayırsam zamanımın?..

Dilediğin kadar yap…Artırırsan senin için daha hayırlı olur…

Ya zamanımın hepsini ayırırsam salâvata?..

Bu takdirde yeter, günâhların bağışlanır!..”

* * *

Salâvat okumanın ne kadar değerli olduğu hakkında, bu naklettiğimiz Hadîs-i Şerîfler umarım bir fikir vermiştir!.. Konunun önemi hakkında biraz düşünelim isterseniz…

Artık herkes, kendi anlayışına göre elbette bu husûsu değerlendirecektir… Şimdi biz gelelim, size tavsiye edeceğimiz bazı salâvatı şerîfelere…

Okunuşu:

Cezallâhu anna seyyidenâ Muhammeden ma huve ehluh

Anlamı:

Allah’ım Efendimiz Muhammed’e lâyık olduğu şekilde ihsanda bulun bizim tarafımızdan, biz onu değerlendirmekten âciziz…

Bilgi:

Bu salâvatı bize öğreten Bizâtihi Hazret-i Rasûl Aleyhi’s-selâm… Hadîs-î şerîfte buyuruyor ki:

“Her kim bu şekilde derse, yetmiş melek,bin sabah ona ecir yazar”

* * *

Okunuşu:


Allahümme salli alâ men ruhuhu mihrabül ervahi vel melâiketi vel kevni; Allahümme salli alâ men huve imamul enbiyâi vel mürseliyn; Allahumme salli alâ men huve imamu ehlil Cenneti ibâdillahil mü’miniyn.

Anlamı:

Bütün rûhların, melâikenin ve varolanların mihrabı olan o yüce rûha salat eyle Allah’ım; bütün Nebilerin ve Rasûllerin imamı olan o zâta salât eyle Allah’ım; Allahın kulu bütün Cennet ehlinin önderi olan zâta salât eyle Allah’ım…

Bilgi:


Bundan üç yüz sene evvel zamanın “GAVS”ı olan Seyyid Abdülaziz Ed Debbağ, bu manevi görevi dolayısıyla ,bütün “DİVAN” toplantılarına da katılırdı.

İşte bu toplantılardan birinde , Rasûlullah Salla’llâhu aleyhi ve Sellem’in kızı olan Hazret-i Fâtıma Radı’yallâhu Anha ile arasında cereyân eden olayı şöyle anlatıyor:

“DİVAN” toplantılarından birindeydik…Ben,Rasûlullâh Efendimiz’in sağında oturuyordum diğer arkadaşlarla beraber… Karşı tarafta da bazı kadın evliyâlar ile diğer mânâ büyükleri oturuyordu…

Derken Hazret-i Fâtıma geldi ve onların önüne oturarak , cennet lisanı ile şu salâvatı şerîfeyi okudu… Cennet lisanından her bir kelime veya cümle bir harf ile ifade edeilir…Kur’ân-i Kerîm’in bazı sûre başlarında yer alan Elif, lâm, mim, nun, ra, ta, ha, gibi harfler dahi bu cennet lisânındandır. Bu şekilde okunan bu salâvatı dinledikten sonra,yanına gidip sordum Hazret-i Fâtıma’ya…

- Nedir bu salâvatın ecri ya Fâtıma?.. Cevap verdi:

Herkim bu salâvata devam ederse, onun hakkını ödemeye yeryüzündeki bütün ağaçlar, yapraklar, taşlar ve molozlar mücevher olsa,genede yetmez!..

Bu kadar büyük ecri olacağına inanamadım!.. Hemen Rasûlullâh Salla’llahu Aleyhi ve sellem’in yanına gittim ve sordum , buyurdu ki:

Fâtıma söylemiş ya, daha ne istiyorsun!.. Aynen O’nun dediği gibi!..

Bunun üzerine ilk işim, bu salâvatı şerifeyi Arapçaya çevirmek oldu.

İşte size yukarıda nakletmiş olduğum salâvat, böyle bir toplulukta, böyle bir zevat arasında tesbit olmuştur… artık siz bu salâvatı nasıl arzu ederseniz öyle değerlendirin… Hiç olmazsa günde yüz defa okumaya çalışalım.

Okunuşu:

Allahümme salli alâ seyyidina Muhamedin ve alâ âli seyyidina Muhammed kad dâkat hiyletiy edrikniy Yâ Rasûlâllah.

Anlamı:

Allah’ım Efendim Muhammed’e ve O’nun ehline salât eyle… Çok sıkıntım var, bana yardım et yâ Rasûlallâh…

Bilgi:


Birçok sıkıntıları olan nice insan beş vakit namazdan sonra yüz yirmi beş defa bu salâvatı şerîfeye devam etmek sûretiyle sıkıntılarından azâd olmuşlar… Muhakkak ki Rasûlullâh’tan O’nun ruhâniyetinden yardım istemek çok güzel bir şey… O’na yüzümüz olmasa bile , dünyada ve âhirette O’ndan başka kime sığınıp, şefâat talep edeceğiz ki!..

Okunuşu:

Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidina Muhammedin adede halkıke ve rıdâe nefsike ve zinete arşıke ve midade kelimatik…

Anlamı:

Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e halkettiklerinin adedince, sen râzı olana kadar ve arşının ağırlığınca ve kelimelerin adedince selâm ve bereket ihsan eyle!..

Bilgi:


Bu şekilde tesbihât yapılmasını Hazret-i Rasûl Aleyhi’s-Selâm,eşine öğretmişti… Aynı kelimeler ile Rasûllulâh’a salavat yapılırsa bunun ne kadar büyük kazançlar getireceğini hiç kimse tahmin edemez… Hiç değilse günde yüz defa çekebilsek!..

Okunuşu:


Allahümme salli alâ seyyidina ve mevlâna Muhammed’in şeceretil aslin nuraniyyeti ve lem’âtil kabzatir rahmaniyyeti ve efdalil haliykatil insaniyyeti ve eşrefis suveril cismaniyyeti ve menbâil esrâril ilâhiyeti ve hazainil ulûmil ıstıfaiyyeti, sahibil kabdatil asliyyeti ver rütbetil âliyyeti, vel behcetis seniyyeti men in derecat; en nebiyyûne tahte livâihi fehüm minhü ve ileyhi ve salli ve sellim aleyhi ve alâ âlihi vesahbihi adede mâ halakte ve razakte ve emette ve ahyeyte ilâ yevmin teb’asu men efneyte ve salli ve sellim aleyhi ve aleyhim tesliymen kesiyra.

Bilgi:


Zamanının en önde gelen Evliyâullahından olan Seyyid Ahmed Bedevî Hazretlerinin tertiplemiş olduğu bu Salâvatı Şerîfenin şöyle bir olayı vardır…

Bir zâtı muhterem, Efendimiz’e salâvatları ihtivâ eden “Delâili Hayrât” nam kitabı tam ondört kere okumuş, bir gün içinde… Ve o huzûr veren yorgunluk ile uykuya dalmış!..

Rüyasında Efendimiz Aleyhi’s-Selâm’ı görmüş ve kendisine şöyle denilmiş:

“- Ondört kere Delâili okuyacağına bir kere bu salâvatı okusaydın,sana kâfi gelirdi!..”

Düşünün Delâili Hayrat kitabı yüzlerce salâvatı şerifeyi ihtiva eden bir salâvat kolleksiyonudur!.. Ve çok değerli bir eserdir… Böyle bir kolleksiyonu on dört kere okumaktan daha değerli olarak anlaşılıyor bu salâvat… Hiç olmazsa günde bir kere okusak!

Okunuşu:

Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin bahri envarike ve ma’deni esrârike, ve lisâni hüccetike ve arûsi memleketike ve imamı hazretike ve tırazi mülkike ve hazâini rahmetike ve tariyki şeriâtikel mütelezzizi bitevhidike insani aynil vücûdi ves sebebi fiy külli mevcûdin ayni â’yâni halkıkel mütekaddimi min nuri zıyâike; salâten tedûmu bidevamike ve tebkâ bibekâike, lâ münteha lehâ dûne ilmike, salâten turdıyke ve turdiyhi ve terda biha anna yâ Rabbel âlemiyn.

Bilgi:

Ruhâniyet kazanmak isteyenlere bu salâvat ehemniyetle tavsiye ederiz. Zirâ, bu salâvatı şerîfeye Batın âleminin sultanı Hazret-i Âli efendimiz devam ediyordu ve değerinin yetmiş bin salâvata denk olduğunu kendileri söylemişlerdi… İlim, hikmet şehrinin kapısı olarak tavsif edilen Zâtın devam etmekte olduğu salâvatın değerini ne kadar idrak edebiliriz, bilmiyorum…

Okunuşu:

Allahümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidina Muhammedinilleziy tenhalü bihil ukadu ve tenfericü bihil kürebü ve tukda bihil havâicü ve tunalü bihir reğaibu ve hüsnül havâtimi ve yüsteskâl ğamamü bivechihil keriym ve alâ âlihi ve sahbihi fiy külli lemhatin ve nefesin biadedi külli ma’lumin lek.

Bilgi:


Halkımız arasında çok bilinen bu salâvâtı şerîfeyi yeni öğrenmek isteyenler için buraya dahil ettim. Zor işleri, dertleri olanlar toplanıp aralarında okunma sayısını taksim etmek sûretiyle toplam 4444 kere bu salâtı okuyarak çare niyâz ederler. Çok tecrübe edilmiş ve mûrada nail olunmuştur.

Okunuşu:


Allahümme rabbe hazihid da’vetit tâmmeti, ves salâtil kâimeti, âti Muhammedanil vesiylete vel faziylete ved derecater refiy’ate veb’ashu makamen mahmuda, elleziy veattehu inneke lâ tuhliful miy’ad…

Bilgi:

Resûlullâh Salla’llâhu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki:

“Her kim konuşmadan ezanı dinler ve

kelimelerini tekrarlar, sonra da ardından bu duâyı okursa, âhirette o kişiye şefâatim farz olur”

Muhakkak ki her mü’min, hele hele büyük günâh sahipleri şefâati Rasûlullah’a çok ihtiyaç duyacaklar…Öğrenip de devam etsek ezan okundukça!..

Okunuşu:

Allahumme salli alâ Muhammedin ve Ademe ve Nuhin ve İbrahiyme ve Musa ve İsa ve ma beynehum minen nebiyyiyne vel mürseliyn, salâvâtullâhi ve selâmuhu âleyhim ecmaıyn.

Bilgi:

Rasûlullâh Salla’llâhu Aleyhi ve Sellem’in öğrettiği bu salâvatı Hazret-i ÂişeRadı’yallâhu Anha naklediyor:“Her kim gece uyumadan evvel bu salâvatı okursa, yeryüzüne gelmiş geçmiş ne kadar Nebi ve Rasûl varsa, hepsi de ona şefâatçi olurlar âhırette.”

Kim gelmiş geçmiş bütün Nebi ve Rasûllerin şefâatini istemez ki…Öyle ise, geceleri yatmadanönce bir kerecik okuyuverelim…
 
Peygamberimizin Mucizeleri Nelerdir Madde Madde

Peygamberimizin Mucizeleri Nelerdir Maddeler Halinde

Peygamberimizin Mucizeleri Hakkında


Muhammed aleyhisselamın hak Peygamber olduğunu bildiren şahitler pek çoktur Ümmetinin Evliyasında hâsıl olan kerametler hep Onun mucizeleridir; çünkü kerametler Ona tâbi olanlarda Onun izinde gidenlerde hâsıl olmaktadır

Muhammed aleyhisselamın mucizeleri zaman bakımından üçe ayrılmıştır:

Birincisi mübarek ruhu yaratıldığından başlayarak Peygamberliğinin bildirildiği (bi’set) zamanına kadar olanlardır

İkincisi bi’setten vefatına kadar olan zaman içindekilerdir

Üçüncüsü vefatından kıyamete kadar olmuş ve olacak şeylerdir

Bunlardan birincilere (İrhas) yani başlangıçlar denir Her biri de ayrıca görerek veya görmeyip akıl ile anlaşılan mucizeler olmak üzere ikiye ayrılırlar Bütün bu mucizeler o kadar çoktur ki saymak mümkün olmamıştır

1- Muhammed aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü Kur’an-ı Kerimdir

2- En büyük mucizelerinden birisi de Mirac mucizesidir

3- Meşhur mucizelerinin en büyüklerinden birisi de Ay’ı ikiye ayırmasıdır

Bu mucize başka hiçbir Peygambere nasip olmamıştır Muhammed aleyhisselam elli iki yaşında iken Mekke’de Kureyş kâfirlerinin elebaşıları yanına gelip (Peygamber isen Ay’ı ikiye ayır) dediler Muhammed aleyhisselam herkesin ve hele tanıdıklarının akrabasının iman etmelerini çok istiyordu Mübarek ellerini kaldırıp dua etti

Bu mucize ile ilgili âyet-i kerimenin meali şöyle:

(Kıyamet yaklaştı Ay yarıldı Onlar bir mucize görünce hemen yüz çevirirler ve Eskiden beri devam ede gelen bir sihir derler

Muhammed aleyhisselam bazı gazalarında susuz kalındığı zaman mübarek elini bir kaptaki suya sokmuş parmakları arasından su akarak suyun bulunduğu kap devamlı taşmıştır

Hayber gazasında önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında (Ya Resulallah beni yeme ben zehirliyim) sesi işitildi

Medine’de mescid-i nebevide dikili bir hurma kütüğü vardı Resulullah hutbe okurken bu direğe dayanırdı Buna Hannane denirdi Minber yapılınca Hannane’nin yanına gitmedi.

Ondan ağlama seslerini bütün cemaat işittiler Minberden inip Hannane’ye sarıldı Sesi kesildi (Eğer sarılmasaydım benim ayrılığımdan kıyamete kadar ağlardı) buyurdu Peygamberimizin Mucizeleri Nelerdir Madde Madde

Mübarek eline aldığı çakıl taşlarının ve tuttuğu yemek parçalarının arı sesi gibi Allahü teâlâyı tesbih ettikleri çok görülmüştür
 
YA RESULALLAH!

Ya Rasûlallah!

Modern zamanların kuyularına düştük. Ne Yusuf rahmeti yağıyor üzerimize, ne kervan geçiyor buralardan. Elif elif sözlerini ruh kuyularınıza ip diye kim sarkıtsın? "Dosdoğru" hayatını, hayatımıza ışık diye kim sunsun?

Sokaklarımızdan günah akıyor ya Rasûlallah. Bu günahlar, insanlarımızın gönlünü kararttı; bunun için yüzler gülemiyor, endişeli ve korkak. Sen'in nezaketine, mütebessim yüzüne ne kadar muhtacız.

Arkadaş arkadaşa, insan insana konuşurken bile savaş hâlindeyiz. Hapsedilen ruhumuzun fiziksel çırpınışlarını yaşıyoruz. Aslında bu yaşadıklarımız, kendimizin kendimize isyanıdır, hepimiz, kendi acılarımızı başkalarında test etmeye kalkışmışız.

Herkes fiziksel kıyameti beklerken, yoksa biz ruhsal kıyametimizin sürecine mi girmişiz? Bu kopan, dağılan, savrulan ruhumuzun, kişiliğimizin, kimliğimizin hâli nedir? Herkesin "nefsî nefsî" diyecek olduğu günlerin geleceğini Sen'den duymuştuk.

Şimdi "ben"lik imparatorluk kurmuş ya Rasûlallah.

Evde kurmuş, okulda kurmuş, çevrede kurmuş; devletlerde kurmuş, tüm dünya "ben"in baskısı altında inliyor. Kıyamet, kendilerine yabancılaşan insanlara Allah'ın son hatırlatması gibi geliyor bana.

Şimdi herkes yabancı. "Dost"un sözlüklerden bile adı silinmiş.

Sen'in şefkatine ne kadar muhtacız! Fakirler Sana gelir, Sen'de huzur bulurdu. Çocuklar Sen'i görünce gülümserdi. Kadınlar, Sen'de, mutluluklarının sırrına ulaşırdı. Hayvanlar bile Sen'i gördüklerinde dayanamaz, alabildiğine çölün özgürlüğüne koşarlardı.

Hele yetim ve öksüzlere karşı davranışın! "Müslümanlar içindeki en güzel ev, iyi davranılan bir yetimin olduğu evdir. Müslümanlar içindeki en kötü ev de, kötü davranılan bir yetimin olduğu evdir" buyurdun. Sana inanan bütün yetimler, Sen'i gördüklerinde içleri kaynar, gözleri boşalırdı.

Ben, bunu şundan biliyorum. Bir zamanlar, yetim ve öksüz çocukların barındığı bir mekândaydım. Hepsi birer problem durumuna gelmiş olan o çocuklara Sen'in adını sormuştum.

Aralarından biri ayağa kalktı ve "Evet, biliyorum; O, peygamberimizdir" demişti. Ben de eklemiştim: "Peki; O, bugün yaşasaydı, sizin aranızda, burada olacağını da biliyor musunuz?" On beş, on altı yaşlarında biri, ürkek ve az duyulur bir sesle: "Nedenmiş o?" diye sormuştu. Ben de: "Çünkü O da yetim ve öksüzdü!"

Bir anda herkesin başının yere düştüğünü ve soru soran çocuğun gözlerinden boncuk gibi yaşlar aktığını görmüştüm.

Biz Sen'i anlatamadık ya Rasûlallah. Sen'in hayat anlayışını hayatımız kılamadık. O kadar çok konuştuk ki, harekete geçmeye mecalimiz kalmadı.

İntikam hırsı içimizi kavuruyor. Hased, kor ateş gibi yüreğimizi yakıyor. Cimrilik, ruhumuzu lime lime ediyor. Bencillik kalbimizi kanatıyor.

Şatafat, debdebe, görkemli hayat zihinlerimizde ilahlaşmış durumda. Kibrimizden yanımızdan geçilmiyor.

Hayâ sıyrılmış inmiş yüzümüzden. İkiyüzlülüğü hayat felsefesi edinmiş bulunuyoruz. Yalanı ve riyakârlığı başarının yolu diye benimsemişiz.

Ticaretimiz, yalnızca cepleri boşaltmıyor, ruhları da sürüklüyor ardından. Yeryüzünün adaletini Bush'a teslim ettik.

Sözünü yerine getirenlere "enayi" gözüyle bakılıyor. "Takva"nın adı bile kalkmış aramızdan. Ölçülü davranmak, azimli olmak, cesaretli olmak gibi kavramlar tamamen anlam kaybına uğramış durumda.

Aslında ümitsizlik ifadeleri değil bunlar. Her gecenin ardından bir gündüz gelmez mi? Ahlâkî yapımız en koyu gecesini yaşıyor. İnanıyorum ki, bu gecenin ardından Muhammedî sabahlar doğacaktır.

Yine kuşlar cıvıldaşacak, taze gelinler odalarının ışıklarını namaz için yakacaklar. Mert delikanlılar, "Allahu Ekber" sadâlarıyla camilere koşacaktır.

Ya Rasûlallah!

Nezaketine muhtacız. Şefkatini arıyoruz. Sevgini ve merhametini umuyoruz.

Affediciliğini bekliyoruz. Cömertliğini, dünya ile katılaşmış kalbimize nefes nefes üflemeni diliyoruz.

Kızınız Fatıma'yı, yanınıza geldiğinde onu ayakta karşılayıp alnından öperdin. Onu çok severdin.

Lâkin Fatıma annemiz büyük bir yokluk içinde yaşadı. Un öğüten bir değirmen üzerinde çalışır, kuyudan su getirirdi. Avuç içleri un öğütmekten aşınmış ve su kırbası taşımaktan çökmüştü.

Sana gelerek bir hizmetçi kadın istedi. Bunun üzerine sen Ya Rasûlallah: "Ben hâlâ ashab-ı Suffe (kimsesiz insanlar) için bir şey yapamıyorum.

Bu mesele çözülmeden olmaz kızım" demiştin, Fatıma anamıza. Şimdiki dünyayı düşünüyorum, yine gözlerim kararıyor.

İki gün üst üste doyacak kadar evinde bir arpa ekmeği bulundurmadın. "Benim dünyada işim ne, Ben bir ağacın gölgesinde bir an dinlenen, daha sonra kalkıp ayrılacak olan bir yolcu gibiyim" buyurdun.

Ya Rasûlallah, her şeye rağmen, bizi ümmetin olarak kabul buyurur musun? Yaralı paralı yüreğimizle Sen'i hissedebiliyor, Sen'in ipine tutunmak için çırpınıyoruz.


 
Geri