Womenareheroes

Konu sahibi son olarak 2947 gün önce görüldü
Uğur getirsin,en sevdiğimle başlayayım.

[YOUTUBE]MKk1u5RMTn4[/YOUTUBE]
 
Ne de güzel bir yazı.
*

İnsan bazı anlar olur, çok iyi tanıdığı bir kişiye bile sormadan edemez:
Kimsin sen?
Öyle anlar gelir ki, bu sorunun yanıtını beklemeden, art arda sormak ister...
Böyle bir dönemdeyiz...
Kimsin sen?
Bir sömürge valisi olsan; ülkeyi bu kadar germek olmaz dersin, yazık olur dersin... Zira sömürge valisinin de yerine göre bir dengesi vardır. Halkı karşısına almak istemez. Hele toplumun belli bir kesimini düşman belleyip yandaşlarını onların üzerine salmanın sürdürülemez bir şey olduğunu düşünür. Üstelik en sakin anda bile bir kıvılcımın kendisi aleyhine bir kampanyaya döneceğini bilir, ona göre hareket eder.
Demek ki değilsin...
İçimizden biri gibi görünüp başka bir ülkenin çıkarları uğruna hüküm sürüyor olsan; bunun anlaşılmaması için bin dereden su getirirsin. Tarihte olduğu gibi hizmet ettiğin ülkeyle görüntüde düşman gibi olursun, ama perde gerisinden onların istediği her şeyi verirsin. Hatta başka düşmanlar yaratır hedef saptırırsın...
Bu da değilsin...

***

Gözünü iktidar hırsı bürümüş bir politikacı olsan; ülkenin bütün makamlarını ele geçirdikten sonra bir durursun. Bundan sonra yeni güçler elde etmek için değil, eldeki gücü korumak için mücadele etmeli, diye düşünürsün.
Bunun yerine tam tersini yapıyorsun; kendi iktidarına karşı da mücadeleye girişiyorsun.
Yıllarca milli irade, milli irade diye tutturdun, şimdi de milli iradeyi yok sayarak ayakta kalmak istiyorsun.
Bu, politikacı hırsıyla ifade edilecek bir hal değil...
Ülkenin bütün değerlerini yıkmaya yemin etmiş bir başka davanın adamı olsan; hangi davanın adamı olduğun belli olur. O zaman sana en çok karşı çıkanlar bile, helal olsun der, kendi bildiği davanın yolunda gözünü kırpmadan ilerliyor. On yıl önce dava yoldaşlarım dediklerinle bugün kanlı bıçaklısın.
Tamam ortada yıkılmadık değer bırakmadın ama yerine ne koyacağın da belli değil... Bu gidişle anayasanın adını bile “banayasa” diye değiştireceksin. Çünkü ne zaman ne istediğin belli değil. O günkü keyfine göre anayasa oluşacak...
Demek ki bir davan da yok...

***

O halde kimsin?
İktidarı zengin olma aracı olarak gören bir kişi olsan; hazineye göz dikersin, mala mülke göz dikersin, bir yerde sınırı olur. Tamam bu tür hırslarda sınır aramak da olmaz, ama belli bir noktadan sonra mal mülk edinmekten de bıkarsın. Ama... Memleketin satılan her değerinden pay almak... Yapılan her ihalenin içine kendi adamlarını sokmak... Devletin yardım kuruluşlarının yanına, devlet hazinesini kullanıp kendi sülalene ait yardım kuruluşları oluşturmak...
Bunlar neyle tarif edilebilir?
Osmanlı’da Lale devri vardı, sende sülale devri!
Demek ki salt zenginlik hırsıyla da tarif etmek zor...
Diktatörlüğe heveslenip kendi devletini kurmaya girişsen, bunun bile bir kanunu, bir kuralı olur. Herkes bilir ki, bu dönem şu kanunlar geçerli olacak. Diktatörler uymaları gereken bir kural olduğunu halka inandırır ki, iktidarlarını sürdürebilsin... Diktatörler yönetime el koyar, sana bu yetmiyor, seçime de el koyuyorsun.
Bu tarif de oturmuyor...
Padişahlığa heveslensen; ne olursa olsun halka rağmen bir şey yapamayacağını bilirsin. Değme kudretli padişahlar vardır ki, kendisini en güçlü hissettiği anda o dönemin kuralları içinde tahtını kaybetmiştir.
Bu da değilse kimsin?
Yoksa hepsi misin?
Bu gidişle dünyayı zapt etsen de kendini zapt edemeyeceksin!

Mustafa Balbay/Cumhuriyet
 
1kJrBG.jpg
 
Ruhu büyük bir güçle kendine çeken bir şey görülürse duyulursa,
zaman bir çırpıda akıp gider.
Çünkü zamanı algılayan yeti başka,
ruhu içeren yeti başkadır.
Biri bağımsız,öteki bağımlıdır.

Dante Alighieri
 
"Yıllarca didin,çabala uğraş dur ve sonunda ödül:ölüm!

Acaba bu yaşam çizgisi ters yüz edilemez mi?
Önce öleceksiniz, sonra yaşlılığınızı yaşayacaksınız,işinizle uğraşıp dururken,birden bire,bir altın saat ödülü ile kovulup,gençliğinize getirileceksiniz.

40 yıllık çalışma sonunda,genç emekli olmanın zevkini yaşayacaksınız.
Bundan sonra gel keyfim gel,partiler,eğlenceler.
Ardından,ilkokula gidip sorumsuz yaştan bebekliğe geçeceksiniz.Oradan,ana rahmine girip,9 ay yüzeceksiniz.En güzeli de,yaşamınız bir orgazmla sona erecek.
Böylesi daha iyi değil mi?"

George Carlin
 
Latte ilk misafirin olabilir miyim?:cici:Güzel seçimlerini keyifle okuyup dinleyeceğim.:hi:

ZV9Ooz.jpg




 
Bana tutku verecek herhangi bir şeye ya da kimseye artık rastlamayacağımı biliyorum.Birisini sevmeye kalkışmak,önemli bir işe girişmek gibidir,bilirsin.Enerji,kendini veriş,körlük ister.Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır.Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan.Bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapamayacağımı biliyorum.

Jean Paul Sartre
 
Ahmet Taner Kışlalı ismini görmek ne kadar mutlu etti sevgili Latte.
Bu ülkenin aydını nasıl da öngörülü idi.Mekanı cennet olsun.Yüreğine sağlık.:sana:
 
Hayatımın en güzel yorgunluklarından birini daha yaşıyorum.
Bence ben,bu şarkıyı hak ettim.

[YOUTUBE]lwgquUb8sC0[/YOUTUBE]
 
Evliliğin lüzumsuzluğunu,ne de güzel anlatmış:cici:
**
Ben yoruldum, insanlar yorulmadı sormaktan. Neden evlenmiyor muşum?! Kocalar kapıda sıraya dizildi de biz mi seçemedik? Düzgün bir adam karşımıza çıktı da biz mi istemedik? Aşık olduk da bekarlık kurumunun bize ihtiyacı var diye biz mi kaçtık?

Herkes evlenmek zorunda sanki…

Sevip aşık olmadığın biriyle evlenmektense evlenme daha iyi…

Kısmet demekten dilim damağım kurudu. Olmayacak dualara amin demekten dudaklarım yoruldu. O yüzden evlenmedim.

Yukarı tükürsem ıssız adam, aşağı tükürsem dingil! Hangisiyle evlenelim?

Zaten evlenince de hayatımıza kuş mu konuyormuş sanki? Kamberliğin bana verdiği yetkiye dayanarak şunu söyleyebilirim ki, hazırlıkları da dahil olmak üzere total olarak kocaman bir fiyasko evlilik. Hangimiz gümüş makasa pul yapıştırıp kurdele sarmak istiyor? Nişan tepsisi almak için kaç saatinizi sokaklarda geçirmek istersiniz? O kadar dandirik ki her şey; buzdolabı seçmek bile problem. Bütün sülalenin parmağı her işinizin içinde maşallah! Gelinliğiniz hakkında bile her kafadan çıkan milyonlarca konuşma baloncuğu… Biri ak diyor öbürü kara! Aman da herkesin gönlü olsun derken, iki gönül bir olunca seyran olacak samanlık dar geliyor insana.

Düğün olayını hiç anlamış değilim keza. Neden bir adamla aynı evde yaşamaya başlıyorum diye Dayımla karşılıklı Ankara havası oynuyoruz ki? Üstelik üzerimde beyaz ve ters bir mantar kostümüyle! Bir de boyumdan büyük bir pastayı kılıçla kesiyoruz yanımdaki penguen kostümlü kocamla! Sebep?

Peki ya mutlu sondan sonra?

Bulaşığı, yalaşığı gırla evin içinde… Oje bile süremiyor insan. Sürsen bile yemek yaparken, bulaşık yıkarken bozuluyor zaten. Bütün gün işte çalış, aksam eve gel yemek yap, ortalığı toparla, bulaşıkları yıka… Aman tanrım yarın kaynanam geliyor sendromu da cabası… Hepi topu bir Pazar günümüz var o da ütüye kurban gidiyor. Bir de evin içinde dolaşan erkeksinin kılı tüyü pisliği… Sinirleri kulak memesi kıvamında cılklaşan kadın çemkirmeye başlıyor. Ardından kavgalar gürültüler ve ta tam! Hadi bakalım ben annemin evine gidiyorum Hüseyin!

Ondan sonra adliyenin önü boşanma kuyruğu…

İşte bu yüzden evlenmiyorum teyzelerim amcalarım. Henüz bu yaşanacak, anlat anlat bitmeyecek sıkıntıları bana pembe gösterecek biriyle tanışmadım da ondan evlenmiyorum. Sırf sarılıp uyumak için bu kadar yükü taşıyabileceğimi düşündürmedi kimse de o yüzden hala yalnız yaşıyorum.

Bir gün biri gelir, al bu da senin aptal cesaretin hadi evlenelim der ve beni ikna edebilecek kadar aşık ederse, ben de evlenirim belki. İşte o zaman gelini öpebilirsiniz.

Ama şimdilik ojelerim bozulmasın diye evlenmiyorum.

Fakat darısı başınıza İNŞALLAH!

Alıntı
 
''Çünkü yeryüzünde savaş vardı,insanlar sebebini bilmeden,düşünmeden ölüyor,öldürülüyorlardı.Savaş kelimesi dünyanın her yerinde en çok kullanılan söz olmuştu.''
''Önce ekmekler bozuldu,sonra her şey.''

Oktay Akbal
 
Geri