"Ah" dedi bir anda. Oturduğum yerden irkilerek yanına koştum. "Ne oldu" diye sormadan boynuma atladı. "Ne oldu" dedim "neren acıyor?" "Nerem acımıyor ki" diye yanıt verdi. Sustum, sustuk. Aklımı aldım baş ucuma koydum. Bıraktım bir anlığına da olsa düşünmeyi ve gelen sesi dinlemeye başladım. "Ah" diyordu her gelen ses tonu, farklı tınılarda sadece "ah". Biraz daha dinledim, dahada derinlere kulak verdim. "Ah zaman nede çabuk geçti, ah bu güzelliğinde sonu geldi, ah bu günde olmadı...." Ne kadar çok "ah" vardı içinde.
Yavaşça omzumdan çekerken başını bir yandan da göz yaşlarını akıtıyordu her bir ahın üzerine. "Neden bu kadar yalnızsın" dedi, "neden yalnız olayım sen varsın ya" dedim. Kaşları bir anda çatıldı "yalnızlık benim adım senin adın mı?" diyerek sinirli bir şekilde çekildi kollarımdan. "Dur hele" demeye kalmadı "ah Cihat ah" diyerek akrep ve yelkovanın peşine takılıp gidiverdi. Şimdi ise ben sana diyorum "ah be yalnızlık ah... Sana alışmak bir sancı, senden vazgeçmek başka bir sancı. Ama hangisi doğum öncesi güzel sancı orası hep muamma"