Wine bowl of your father

Konu sahibi son olarak 1 gün önce görüldü
İnsan bakımından ne kadar zengin bir ülkeyiz. Çeşit çeşit insanlar, metroda giderken gözüme çarpıyor hep. Kimisi Samsung Galxy S4'üyle Candy Crush oynuyor, kimisi Samsung Galxy S5'iyle Candy Crush oynuyor, kimisi Sony Xperia'sıyla Candy Crush oynuyor, kimi LG G3'ü ile Candy Crush oynuyor. Hele en sevdiklerim altın renkli Iphone 6s 32 GB (2800TL) ile Candy Crush oynayanlar. Asıl heycan verici olan ise Samsung Galxy S6 Edge ile ne zaman oynayacakları.
 
İşten yorgun argın çıkıp minübüse bindim. O ara güzelmi güzel bir kızla göz göze geldim. Cüzdanımdaki 200 TL lere bakarken yine göz göze geldik. Çok güzeldi tıpkı frozen filmindeki Elsa'ya benziyordu. Nasıl muhabbet açabilirim derken aklıma bir hinlik geldi. "Pardon ben ilk defa minübüse biniyorum acaba bunun ritüeli nedir" diye sordum. Hafiften gülümsedi ve "nereye gidecekseniz ona göre ücret vereceksiniz" dedi. Cüzdanımda 200 lük banknotlardan başka bir şey yoktu. Şimdi bunu şöföre versem biliyordum küfür edecek ama başka çarem yoktu. Sürekli şöförle göz göze geliyorduk aynadan. 200 TL yi uzattım ve şöförden beklenen iğneleyici mesaj geldi "kardeş bozuk yok mu?" "Malesef yok, hepsi 200 lük" dedim. Şoför yine imali bakış ve ses tonuyla "madem hepsi 200 lük git taksiye bin" diyince güzel kız "buyrun beyfendinin ücretini buradan alın" dedi. O an mutlumu olsam utansam mı bilemedim. Ama bir şekilde muhabbet etmeye başlamıştık. Adeta her kelimesiyle, her mimiğiyle, her cümlesinin sonundaki bitiriş tonlamasıyla beni kendine aşık etmeye zorluyordu. Birden ne olduysa kaşlarını çattı ve omzuma vurmaya başladı. Ne olduğunu anlayamamıştım. Yanlış bir şey mi yaptım diye düşünürken kalın bir ses tonuyla "hooop hemşerim kalk geldik" dedi. O an gözlerimi açtım ve hayal dünyama elveda dedim. Daha sonra içimden "zaten o kız bana bakmazdı kesin 200 lük banknotları görünce bana yanaştı" diyerek hayalimdeki kıza bile diss attım.
 
Yaşlanıyorum da o yüzden mi diyorum bazen. Değil galiba. Çocukken de çok istediğim bir şey olmadığında aynı şeyi yapardım. Ağlardım…

“İsteyenler ağlarlar. Gönlünden geçirenler, hayalini kuranlar, uykusu kaçanlar, aşkından yananlar, yarasından nefesi kesilenler ağlarlar. Bunca hale düşüp de güç yetiremeyenler ağlarlar.”

Biraz önce okudum Tarık abinin dergideki yazısını. Yarısında gözlerim doldu. Oturduğum yerde, insanlar sağdan soldan vızır vızır geçerken, içimi ve sümüğümü çeke çeke ağlamaya başladım. Kimse oralı olmadı, görmedi. Eğer biri görseydi ve sorsaydı neden ağlıyorsun diye, diyecektim ki ona ; “ağlıyorum çünkü çok özledim, ağlıyorum çünkü o benden çok uzakta, ağlıyorum çünkü annem yaşlanıyor, ağlıyorum çünkü kimse beni anlamıyor, ağlıyorum çünkü her gün hepimizi acıdan gebertecek kadar çocuk öldürülüyor, ağlıyorum çünkü hepiniz yalancısınız… Ağlıyorum işte. Sen niye ağlamıyorsun?”

Kimse görmedi. Sormadı kimse bir şey. Bir süre ağladım öyle. Geçti sonra. Yan masaya bir anneyle bebek geldi. Bebek bana ben bebeğe gülümsedik…

Ağlamak gülümsemeye sonsuzluk kadar uzakken bir taraftan da ne kadar yakın. Tıpkı yaşamla ölüm gibi. Tıpkı özlemekle kavuşmak gibi. Tıpkı benimle ‘o’ gibi..

Ali Lidar


Sana duygusalli siir kopy past yaptim
Hayrini gör :D
 
Zirilyonda bir başa gelecek olaylar silsilesinde bu gün. Gün geçmiyorki enteresan bir olay yaşamıyayım. Malum ramazan izin günü evde yatış oh mis herşey buraya kadar normal. İftardan sonra şöyle bi hava alayım diyorum atlıyorum arabaya cuğaramı içe içe sokağın birinden geçerken çat diye bi ses ananı avradını kucağımda bim poşeti içinde çöp bildiğin çöp poşeti yani. Neyseki cuğaramı teğet geçti çektim el firenini indim aşşa hani sayıp sövücem ama Ramazan yani gem vurmam lazım şöyle kaldırdım kafamı elimde çöp poşetiyle anam tatlı bi kız ya kusura bakmayın çok özür dilerim felan bi dk geliyorum dedi girdi balkondan içeri. Yani aslında tam sırası orda madur ayağına yatıp her türlü muhabbet kurarsın ama gel görki altımda dandirik bi şort üstünde çamaşır suyu lekeli tişörtüm ve ayağımda annemin çiçekli terlikleri.... Attım çöpü kızın atamadığı çöpe bastım kaçtım. Biri benim basiretimi iyi bağlamış helal olsun diyorum her defasında
 
3AogOr.jpg
 
Ben buraya post atmışım, hatırladım şimdi. :D
 
Bir tüketicinin serüveni;
Part-I

geçenlerde ekran kartım bozuldu götürdüm teknik servise. 20 gün teknik serviste yattı. Bu sırada sürekli Asus ile ben görüşüyorum kartın durumu nedir diye. Sonra artık aramalarıma dayanamadılar tabi bi el atıverdiler muhteremler. Asus bana kartınız yapılamıyor değişim yada iade raporu göndereceğiz dediler. 1.5 sene önce doler 2.3 TL iken almışım ben kartı 700 küsür liraya şimdi olmuş kart 1300 lira.

Part-II

Gittim bilgisayarı aldığım yere aynı karttan üretilmiyor para iadesi yapacağız dediler. Durumu gayet beyefendi bir şekilde kuralları belirterek anlattım. Piyasanın durumunu anlattım. Ufak bir brifing verdim açıkçası ama ne fayda. Tüketici haklarını aradım orayada gayet güzel bir şekilde ifade ettim üretici zarar ederse para iadesi yapabilirmiş miş. Dedim ben bunu doler olarak ödedim o da öylemi ödeyecek? Yok TL olarak ödeyecek. Peki dedim burası tüketici hakları değil mi ben mi yanlış aradım resmen satıcıdan yanasınız şu anda. İsterseniz hakem heyetine gidebilirsiniz dediler (hakem heyeti sonucu 3-6 ay arası).

Part-III

Neyse parayı alalım bari dedik bu arada bizim salak muhasebeci Allahtan iade faturası keseceğine gerçek faturayı vermiş. İşte her şerde vardır bir hayırın güzel bir örneği. Tabi bu sırada sürekli Kadıköye git gel gına geldi. Dedimki kim la bu kartın ithalatçısı. Araştırdım buldum taaa seri numarasından söylemiyo kekolar ithalatçıyıda biliyolar çünkü başına ekşiyeceğimi. Aradım ithalatçı firmayı dedim abi böyle böyle ben orta gelirli bir vatandaşım tutupta üstüne 1000 TL verip ekran kartı alamam. Allem ettim kallem ettim teknik müdürüne kadar görüştüm ve en sonunda emelime ulaştım. Benim ekran kartım rx 470 iken bana rx570 verdiler. piyasa değeri 1700 civarı. Yani demek istediğim hakkınızı sonuna kadar arayın. Maalesef ülkemiz hak konusunda çok çok ilerideyken böyle geriye düştük. Son olarak şunu eklemeden geçemiyeceğim hak yiyen bok yesin xd
 
İnsan oğlu içinden çıkılamaz bir babasının şarap çanağı. Şöyle forum üzerinden gidersek siyasi konular, futbol, geyik vs. hep üstünlük kurmak hep bir aşağı görmeye dayandırmışız. Siyasi partiler kısmında benim babam senin babanı döver polemiği, futbolda o hakemi ona satmışlar bu takım en birinci başka iyisi yok, geyik yaparken bile benim espirim en iyisi en mükemmel benim. Bir de insanların söylemleri var. Şöyle forumda vakit geçiren arkadaşlar illaki konuya vakıf olurlar. Eğer bir insan diğerine yapmaması gereken bir şey söylüyorsa emin olun onu ilk önce kendisi yapıyor. Farzı misal yani forikzempıl, insanların eşitliklerini savunan arkadaş direk kendi görüşünden farklı birini gördüğünde yaftalayabiliyor, hemide ne yaftalama. Bu aslında şundan kaynaklanıyor, kendinden farklı insanları gördüklerinde kendilerinin farklı gözükme tabuları kabarıyor ve direk saldırı pozisyonuna geçiyorlar. Aslında bu da global yaşantının bize dayatmış olduğu farklı olan her zaman "sevilir, sayılır ve takip edilen insan modeli olarak kabul görür" mantalitesi.

Giriş gelişme sonuca bağlayacaktım ama direk sonuca çalım atayım o da gol olur inş xd Güzel insanlar, çevrenize baktığınızda yaşamın yapı taşı olan ölüm diye bir gerçek var bunu unutmadan insanlara yaklaşın. Belki burada klavyeden söylediğiniz şeyler size önemsiz gelebilir ama gelmesin. Böyle davranışlara devam ederseniz gerçek hayatınızda da farkında olmadan karşınızdaki farklı gördüğünüz insanlara bunu yapmaya başlarsınız. Diliniz, dininiz, ırkınız ne olursa olsun hepimiz fosil olacağız. Arkanızda güzel anılar bırakmak mı yoksa içinde olduğunuz anıları bile anmaya gerek duymayan insanlar mı bırakmak istersiniz? Yani adınızla mı ananızla mı anılmak bu cümleye cuk oturuyor. Sevin, sevilin, ve sayın. Çooook uzun yazacaktım da neyse dedim içime attım hepsini.

öptüm kib bye
 
Hayatımda halen hatırladıkça utandığım bir anımdan biraz hikayeleştirerek bahsetmek istiyorum. Lise çağıma geldiğimde ailenin ileri gelen büyükleri toplanıp bu çocuk İstanbulda okursa kaçan ipinin ucunu asla yakalayamayacağız kararıyla beni K.Maraş'a gönderdiler. O yaşıma kadar bu kadar doğuya gitmemiş ben kararın onanmasıyla birlikte evden kaçma operasyonlarına başladım. E tabi gençliğin getirmiş olduğu hesapsızlıklar evden kaçma süremi maksimum 3 güne kadar sürdürebilmeme vesile oldu. Bu kararı yıkmak için aileme karşı elimden gelen bütün şirinlikleri yapsam da yaz tatili bitiminde kendimi K.Maraş'ta dedemlerin evinde buldum.

Dedem rahmetli çok enteresan bir insandı. Zamanında yemediği bok kalmamış K.Maraş'ta nam salmış, orada ilk kumarhaneyi açmış , tablacı ehmet olarak millete korku salmış çoluk çocuğa karışınca da hacca gidip kötü namını düzeltip hacı ehmet olarak anılmaya başlamış. Yaşam tarzı bana tamamen zıt olan bu insanlarla yaşamaya çalışmak hayatımda verdiğim en büyük mücadelerden biriydi. Her gün kaçma girişimlerim hüsranla son bulurken yavaştan bu süreci kabullenmeye başladım. Okula başladığımda İstanbul beyefendisi Türkçem ile insanların dikkatini direk üzerime çekmiştim. Küçük yerlerde yaşayanlar bilirler biraz da yaşı olanlar .p dolmuşta yanınıza bir kız oturduysa o sizin artık alın yazınız, namusunuz, gelecekteki çocuklarınızın anasıdır. Her okul çıkışında bir güruh beni dövmek için sıra beklerken ben okuldan insanlara nasıl gözükmeden kaçmanın yollarınıbuldum. Resmen kendimi bir pirısın birek kafasında yetiştirmiştim. Bunun sebebi de kantinde neden bilmem kimin kız arkadaşının arkasında sıraya girmişim? Halbuki kızın bile habaeri yok birinin sevgilisi olduğundan xd Neyse daha fazla hikayeleştirmeden sonuç bölümü ile bağlayayım.

O sıralar sigara merakım var her genç gibi ama normal değil. Millet paket alırken ben nerde enteresan bir sigara var nerede tütün var onlarla ilgileniyorum. Red Kit'e özenip sarma sigara içiyorum. Okulun voleybol takımında da Esen diye sicim gibi esmer bi kız var. Artık insanlarla dedemin eski namı sayesinde iyi geçinmeye başladığımdan kızlarla kafede oturabiliyorum. Sohbet muhabbet derken Esen "bana da bir sigara sarar mısın?" diyerek resmen hayallerimi üzerine hindistan cevizi serpiştirerek onları daha güzel hale getirmişti. Sigarayı öyle özenle sarıyorum ki tütün uzunluğu arasında en ufak bir aşağı yukarı boşluk bile yok. Bu arada sohbet muhabbet devam ediyor. Benim okula geldiğim ilk zamanlarda milletin nasıl toplanıp beni dövmek için sıra beklediğinden felan bahsedilip dalga geçiyorlar. E tabi tablacı ehmetin torunu olduğum ortaya çıktığında milletin nasıl it gibi tırsıp benden aman dilemeleri felan derken ben sigarayı sardım son kısmına geldiğimde Esen'le göz göze gelip "sen mi yalarsın ben mi yalayayım" cümlesiyle ortalık bir anda buz kesti. O sırada resmen o uçan sinek bile sanki havada asılı kalıp bana "yoğ amuğagoyim" der gibi bakıyodu. Elimde sigara karşımda Esen ve bütün ahali suratıma bakarken ecel terlerinin asıl döküldüğünü sayıyordum. Hani yabacnı filimlerde olur o ağır çekim sahne bir anda müziğin tekrar hızlanmasıyla kahkahaya boğıulur insanlar hah işte öyle bir şey olmadı Esen kızardı bozardı kalktı gitti ardından diğer kızlar gitti kalan erkekler tamamen bu muhabbet üzerine sürdürecekleri 1 aylık taşak muhabbetinin başlangıcını yaptılar. Ve ben Esen'le hiç sevgili olamadım xd Her sigara sarışımda halen aklıma gelir. Keşke soyadını hatırlasaydım da bi şekilde bi yerlerden ulaşıp acaba halen benim gibi hatırlıyor mu diye sorabilseydim xd
 
İşten çıkmışım yorgun argın indim servisten eve doğru gidiyorum. Ufak bi kız çocuğu okul elbiseleriyle yanımdan yürüyor. Bahçe kapısına kadar geldik meğersem bizim alt komşunun kızıymış. Beraber bindik asansöre. Kulağında kulaklık tamamen cool bi görüntü hiç bana bakmıyor kafası yerde. 3. kata geldik kafasını şöyle bi kaldırdı sen Ayşe ablanın oğlumusun dedi, evet dedim. Hangisisin şu hep bilgisayarda oyun oynayan mısın dedi. Yüzümde gülümseme var la o yaştaki çocuktan az sonra duyacağım şeyleri duymayı beklemiyorum çünkü evet dedim. Sen neden evlenmiyorsun dedi yüzümdeki gülümseme yavaş yavaş gitmeye başladı. Lütfen oyun oynarken bağırma çünkü uyuyamıyoruz dedi. Ulan ne diyeceğimi şaşırdım tamam özür dilerim dedim. İneceği kata geldik şöyle göz ucuyla resmen aşşağılayarak baktı bana kulaklıklarını taktı ve indi asansörden. Mal gibi kaldım ortada kalan 2 katta asansörde resmen hayatımı sorgulattı kız bana. O gün bu gündür gördüğümde yolumu değiştiriyorum.
 
Geri