AÖF 4. Sınıf Vergi hukuku ders notları tüm ünite

Konu sahibi son olarak 3072 gün önce görüldü
Vergi hukuku ders notları tüm ünite


ÜNİTE 1


VERGİ HUKUKUNUN GENEL ESASLARI
I. VERGİ HUKUKUNUN KAPSAMI VE VERGİ HUKUKU KAVRAMI
A- VERGİ HUKUKUNUN KAPSAMI

1. Vergi: Devletin, egemenlik gücüne dayanarak kamu harcamalarını karşılamak üzere kişilerden doğrudan bir karşılığa dayanmaksızın aldığı paralardır
Vergi kavramının temel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
Verginin temelinde devletin egemenlik gücü yatmaktadır. Bunun doğal sonucu da verginin zora dayanarak alınmasıdır.
önceki zamanlarda vergi, aynî olarak da alınmaktaydı. Ancak günümüzde vergi, sadece para ile ödenmektedir. Bu bakımdan vergi parasal bir edimdir.
Vergi, kamunun yaptığı belirli bir işin karşılığı değildir. Yani vergi karşılıksızdır.
Verginin geri ödenmesi söz konusu değildir. Bu niteliği ile vergi, kamu borçlarından ayrılır.

Devletin vergi dışında yine egemenlik gücüne dayanarak aldığı borç, resim ve benzeri mali mükellefiyetlerde bulunmaktadır.
UYARI: Kamu gelirlerinden vergide devletin egemenlik gücü diğerlerine kıyasla daha fazla ön plana çıkar.
Harçlar: Bazı kamu kuruluşlarının, sunmuş oldukları kamusal hizmetler dolayısıyla, bu hizmetlerden yararlananlardan, yararlanma karşılığı olarak aldıkları paradır

Harçların özellikleri şunlardır:

♦ Harçlar, kamu kuruluşlarının verdiği hizmet dolayısıyla alınır. Harcı, vergiden ayıran en önemli özellik, verginin karşılıksız olmasına rağmen, harcın belirli bir hizmetin karşılığı olmasıdır.
♦ Verilmiş olan hizmet karşılığında harç alınabilmesi için, hizmetin kamusal hizmet olması gerekir. Ticari ve sınai bir hizmetin karşılığı olarak alınan bedeller harç olarak kabul edilmez.
♦ Harçlar da, vergiler gibi zora dayanır. Bu özelliği dolayısıyla harçlar vergilere benzer.
Resim: Bir iş veya faaliyetin yapılmasına kamu kuruluşlarınca izin verilmesi karşılığında talep edilen bedeldir.
Resmin özellikleri şunlardır:
♦ Resim de harç gibi, yapılan kamusal bir hizmetin karşılığıdır. Bu yönüyle harçlar ile resimler birbirine benzer.
♦ Resimlerin alınmasında da kamusal bir güç yatmaktadır.Bu yönüyle resimler, vergi ve harçlara benzemektedir


♦ Bir iş veya faaliyetin yapılmasına izin verilımeslnde, işlemin, kamusal nitelikte bir işlem olması gerekir. Bu yönüyle resimlef ile harçlar benzerlik içerisindedir. Dar anlamıyla ele alındığı takdirde vergi hukukunun kapsamının, sadece vergiler ile ilgili hukuki düzenlemeleri kapsadığı ileri sürülebilir. Ancak,harç, resim ve benzeri mali mükellefiyetlikler, vergi kavramı dışında kalain mali mükellefiyetlikler olmasına karşın, bu algılar da bir tür vergi benzeri gelir olarak nitelendirilebilir. Çünkü, bunların tümünün temelinde devletin egemenlik gücüne dayanan zor kullanma esası yatmaktadır.

N0T: Dolayısıyla vergi, harç, resim, paraf'iskal gelirler geniş anlamda vergi hukukunun kapsamında yer alır.

B- VERGİ HUKUKU KAVRAMI
Bir ülkenin mali sisteminin unsurları şunlarıdir:
♦ Kamu gelirleri
♦ Kamu harcamaları
♦ Kamu gelir ve harcamalarının denkleştirilmesi
Mali sistemin bütününü meydana getiren hukuk kurallarına mali hukuk adı verilir. Ülkemizde uzun süre vergi ve benzeri'gelirlerle ilgili Hukuka, mali hükuk adî" verilmiştir.
NOT: Mali hukuk, bir üst kavram olup, kamu gelir ve giderleriyle, bunları denkleştirilmesine ve bütçelenmesine ilişkin kuralları kapsar. Dolayısıyla örneğin mali hukuk vergi hukukundan daha geniş kapsamlıdır.

Vergi sistemi, bir ülkede uygulanan vergilerin, pilimsel kurallar çerçevesinde değerlendirilmesi ve çeşitli yönlerden analize tabi tutulmasıdır.
Vergi hukuku kavramı, son zamanlarda tam anlamıyla berraklaşmaya gitmektedir. Mali hukuk kavramı, kamu gelir ve giderleriyle punların denkleştirilmesine ilişkin hukuki kuralların tümünü ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır. Kamu harcamalarına hukuki yöriden yaklaşım ise, kamu harcamaları ile kamu gelir ve giderlerinin denkleştirilmesinin birlikte ele alınmasıyla, bütçe hukuku olarak ifade edilmektedir. Vergi ve vergi benzeri gelirlerin hukuku da, vergi hukuku olarak adlandırılmaktadır.

II. VERGİ HUKUKUNUN HUKUK BÜTÜNÜ İÇİNPEKİ YERİ VE BAĞIMSIZLIĞI SORUNU
A- HUKUKUN SINIFLANDIRILMASI

Esas olarak bu sınıflamanın tarihi Roma Hukuku'na kadar uzanır. Özel hukuk, kamu hukuku sınıflamasında ileri sürülen teoriler şunlardır:
♦ Çıkarlar Teorisi: Toplum çıkarlarını koruyan kurallar kamu hukuku, kişilerin çıkarlarım koruyan kurallar da özel hukuk içinde yer alır.
♦ Süjeler Teorisi: Özel hukuk alanındaki ilişkilerde eşitlik söz konusu olup, kamu hukuku alanında ise astlık-üstlük anlayşı bulunmaktadır. Başka bir anlatımla kamu hukukunda, tek yanlı kuralların arkasında, zorlayıcı güç ya da devlet otoritesi bulunmaktadır.
iki teori de eleştiri konusu yapılmıştır. Esas olarak kamu hukuku özel hukuk ayırımında kıstas, kamu hukukunda egemenlik veya astlık-üstlük olmakta, özel hukukta ise kişilerin irade serbestisi ön planda tutulmaktadır.Yani kamu hukuku ilkeleri, zorlayıcı ve emredici olduğu halde; özel hukuk kuralları, tamamlayıcı veya yorumlayıcı niteliktedir. '

1. Özel Hukuk: Bireylerin ve kurumların kendi aralarındaki eşitlik esasına dayalı ilişkilerin incelendiği hukuk alanına genel olarak özel hukuk denir. Özel hukukta kişisel haklar ve eşitlik ilkesi bu hukuk alanının temelini oluşturur .Bu ilkelerin sonucunda da ortaya sözleşme serbestisi, mülkiyet hakkının kabulu ve miras haklarının benimsenmesi gibi kişilere ilişkin düzenlemeler ortaya çıkar

Özel hukukun dalları şunlardır:

Medeni Hukuk, Ticaret Hukuku , Devletler Özel Hukuku

2. Kamu Hukuku: Kamu hukuku, devletin teşkilatını ve teşkilatın işleyişi ile devletin kişiler ve diğer devletlerle olan ilişkilerini düzenler.

NOT: Kamu hukukunun karakteristik niteliği, egemenlik ve astlık- üstlük ilişkisidir.Kamu hukukunda, hukuk kuralları zorlayıcı ve emredici niteliktedir.

Kamu hukukunun dalları şunlardır:
Anayasa Hukuku ,İdare Hukuku , Ceza Hukuku, Genel Kamu Hukuku , Uluslararası Hukuk , Yargılama Hukuku , İcra iflas Hukuku
Karma nitelik taşıyan hukuk dallan şunlardır: iş Hukuku 2, Deniz Hukuku , Hava Hukuku Toprak Hukuku

Yeni meydana gelen hukuk dallan şunlardır: Maden Hukuku, Bankacılık Hukuku, Petrol Hukuku , Uzay Hukuku

B- VERGİ HUKUKUNUN BAĞIMSIZLIĞI SORUNU
Bir hukuk dalının bağımsızlığı, o hukuk dalının kendine özgü kurallarının bulunmasıdır. Ancak söz konusu olan bağımsızlık, o hukuk dalının hiçbir biçimde hukuk bütünü dışına çıkması anlamına gelmez. Çünkü her hukuk dalı, hukuk bütününün bir parçasını oluşturur. Bu nedenle de vergi hukuku, hukuk bütünü içinde yer alıp,diğer hukuk dalları ile birtakım ilişkiler içerisindedir.
♦ Vergi Hukukunun Bağımsız Bir Hukuk Dalı Olmadığı Görüşünü Savunanlar
♦ Vergi hukukunun, özel hukukun içinde yer aldığını savunanlar; özel hukukun birçok kavram ve kuralının vergi hukuku için de geçerli olduğunu, bu bakımdan vergi hukukunun özel hukuk içinde yer alması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
♦ Bu hukuk dalının özel hukuk değil, kamu hukuku içinde yer alması gerektiğini savunmuşlardır. Bu düşünceyi taşıyanlar, kamu hukukçularıdır.
Bunlar, özel hukukta taraflar arasında eşitlik ilkesinin esas olduğunu, oysaki kamu hukukunda, kişiler arasında bir astlık-üstlük ilkesini kabul etmenin zorunlu bulunduğunu, vergi hukukunun temelinde de egemenlik ilkesinin yer aldığı, bu esas neden dolayısıyla vergi hukukunun, kamu hukukunun bir parçası olması gerektiğini ileri sürmektedirler.
2. Vergi Hukukunun Bağımsız Bir Hukuk Dalı Olduğu Görüşünü Savunanlar: Vergi hukuku, özel hukuk ve kamu hukukunun birçok ilke ve kavramlarından yararlanmakta esas olan kaidesini idare hukukuna dayandırmakta ve kendine özgü ilke ve kuralları olması dolayısıyla da bağımsız bir hukuk dalı olma niteliğini kazanmış bulunmaktadır


NOT: Vergi hukukunun belirtilen şekilde kendine özgü ilke kural ve kavramları olduğu gibi ,
gerek özel hukukun ve gerek kamu hukukunun bir çok kavramı vergi hukukunda değişik bir şekilde ele alınır. Örneğin; gayrimenkul kavramı, vergi hukukunda, medeni hukuktan daha geniş bir biçimde kabul edilmiştir.


III. VERGİ HUKUKUNUN DİĞER BİLİM DALLARI İLE İLİŞKİSİ
A- HUKUK İLE İLİŞKİSİ

1. Kamu Hukuku Dalları İle İlişkisi
♦ Anayasa Hukuku ile İlişkisi: Hukuk bilimi içerisinde, vergi hukukunun en fazla ilişkili olduğu hukuk dallarından biri anayasa hukukudur. Modern devlet anlayışında, vergilendirme yetkisinin temeli, anayasalara dayandırılmaktadır. Günümüzde anayasalar vergilendirme ile ilgili temel ilkeleri de düzenlemektedir. Vergilendirme yetkisinin kime ait ve ne kapsamda olacağı bu yetkinin ne ölçüde idareye devredilebileceği, verginin kanunilik ve eşitlik gibi ilkeleri, modern anayasaların vazgeçilmez esaslarıdır.Bu nedenle, çıkarılan vergi kanunlarının ve vergi uygulamalarıyla ilgili getirilen düzenlemelerin, anayasaya uygun olmaları bir zorunluluktur.
NOT: Dolayısıyla vergi hukuku ile anayasa arasında, hiyerarşik bir ilişki bulunmaktadır.
♦ İdare Hukuku İle İlişkisi: Vergi işlemi idari bir işlemdir. Verginin temel işlemleri olan tarh, tahakkuk ve tebliğ işlemleri birer idari işlemdir. Bu işlemlerde taraflar, özefhukukta olduğu gibi eşit değildir. Yani vergiye ilişkin işlemlerde, idare hukukunun esasları uygulanır, idari işlemler için geçerli olan sebep, konu, yetki, şekil ve amaç unsurları, vergi işlemleri için de geçerlidir.
/ UYARI: Vergi yönetimi de; idare hukuku esasları içerisinde faaliyetini " sürdürmektedir.
♦ Ceza Hukuku İle İlişkisi: Suç sayılan fiilleri tespit eden ve bunlara uygulanacak cezaları belirleyen hukuk dalına ceza hukuku denir. Vergi hukukunun bölümlerinden biri olan, vergi ceza hukuku, gerek ceza hukukunun ve gerek vergi hukukunun ilkeleri doğrultusunda düzenlenmiştir.
NOT: Vergi suç ve cezaları Vergi Usul Kanununda düzenlenmiştir.
Ceza hukuku ayrımı şunlardır:
1- Maddi ceza hukuku: Suçlar ile cezalardan ve güvenlik önlemlerinden söz eder. Genel bölüm, suç ve cezalara ilişkin genel hükümleri içinde toplar. Özel bölüm de ise suçlar ayrı ayrı düzenlenir. - Şekli ceza hukuku: Suçların ve suçu işleyenlerin ortaya çıkarılması ve bunlara verilecek cezaların uygulanmasında izlenecek kuralları belirler. ♦ Uluslararası Hukuk ile İlişkisi: Devletlerarası ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından meydana gelir. Bu hukuk dalının kaynakları, uluslararası antlaşmalar, örf ve adet ile genel hukuk ilkeleridir.



Bilindiği üzere, verginin temel özelliği, devletin egemenlik gücüne dayanmasıdır. Ancak devletler, çifte vergilendirmeyi önlemek ve ülkelerinin ekonomik bakımdan gelişmelerine katkıda bulunmak için, karşılıklı olarak sahip oldukları söz konusu egemenlik güçlerinden, uluslararası antlaşmalar ile vazgeçmektedirler. Uluslararası vergi anlaşmalarının uygulanması ve uygulamadan doğan uyuşmazlıkların çözümünde, genel hukuk ilkeleri ile yeni yeni gelişen uluslararası hukuka ilişkin örf ve adet kuralları, büyük rol oynamaktadır.

♦ Yargılama ve İcra Hukuku ile İlişkisi: Yargılamayı düzenleyen hukuk kurallarının tümüne yargılama hukuku denir. Kesinleşmiş hüküm ve borçların yerine getirilmemesi durumunda, bunların hangi yollarla tahsil edilebileceğini düzenleyen hukuk kuralları ise icra hukukunu meydana getirir.
Özel hukukta, bir hakkın veya bir hukuki durumun ihlal edilmesi veya taraflarca kabul edilmemesi halinde, ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümlenmesi için izlenecek usul kurallarının tümü hukuk yargılama usulu hukuku diye adlandırılır. Türkiye'de, hukuk yargılama usulü hukukunun en önemli kaynağı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunudur

Türkiye'de ceza yargılama hukukunun ana kaynağı da Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunudur.
Özel hukukta, borçlunun borcunu yerine getirmemesi halinde, alacaklının alacağını hangi yollardan talep edebileceğini ve elde edilebileceğini gösteren hukuk dalı, icra hukuku olarak adlandırılır. Türkiye'de icra hukukunun esas kaynağını da İcra ve İflas Kanunu meydana getirmektedir. Vergi uygulamalarından ortaya çıkan uyuşmazlıkların hangi yargı kolu içinde nasıl çözümlenebileceğini gösteren hukuk dalı ise, vergi yargılama hukuku veya vergi yargı hukuku olarak adlandırılmaktadır. Türkiye'de vergi uyuşmazlıklarının Çözûmüne İdari yargı düzeni içinde yer verilmiştir. Bu bakımdan vergi yargısı,idari yargının bir parçasıdır.

2. Özel Hukuk ile İlişkisi: Özel hukuk, eşit hak ve yetkilere sahip olan kişi veya topluluklar arasındaki hukuki ilişkileri düzenler. Özel hukukun başlıca dalları şunlardır:
♦ Medeni hukuk
♦ Ticaret hukuku
♦ Uluslararası özel hukuk

NOT: Özel hukukta yer alan gerçek-tüzel kisi ayrımı, ehliyet, ikametgah, mal rejimi ve rüşt gibi birçok kavram vergi hukuku kavramları"arasında da yer almaktadır

Özel hukukun vergi hukukuna üstünlüğünün olup olmadığı ve vergi kanunlarının yorumlanması konusundaki görüşler şunlardır:
♦ Özel hukuk vergi hukuku ilişkilerinde, özel hukuka üstünlük tanınmalıdır.
♦ Vergi hukukunun bağımsızlığı savunulmalı ve vergi hukukuna öncelik tanınmalıdır.
♦ Vergi hukukunun özel düzenlemeleri ve ilkelerine öncelik tanınarak, özel hukuk ilke ve kavramlarına geçerlik tanımak gerekmektedir.
B- KAMU MALİYESİ İLE İLİŞKİSİ
Kamu maliyesi, devletin gelir, gider ve gelir gider denkliği ile ilgili konuları inceleyen bilim dalı olarak ifade edilebilir.
Vergi kanunları yürürlüğe konulurken de, vergi teorisinde yer alan kavramlara sıkı sıkıya sadık kalmak zaruri bulunmaktadır. Kanunlarda, istisna yerine muafiyet, muafiyet yerine istisna kavramlarına yer vermek, ilk bakışta sakıncalı görülmeyebilir. Ancak vergi uygulamalarında ve vergi uyuşmazlıklarının çözümünde bu tür kavramların önemi çok büyüktür.Çünkü muafiyet mükellefle istisna ise verginin konusu ile ilgili kavramlardır. Muafiyet aslında vergi mükellefi olması gereken kişinin , kanunun açık hükmüyle vergi dışı bırakılmasıdır. İstisna; ilke olarak vergiye tabi olması gereken bir vergi konusunun, kanunun açık hükmüyle vergi dışı bırakılmasıdır


C- MUHASEBE İLE İLİŞKİSİ
Muhasebe, işletmelerdeki ekonomik olayları parasal olarak izleyen, onları sınıflandıran, özetleyen ve ulaşılan sonuçlan yorumlayarak raporlayan bir dal olarak ifade edilebilir.
Gelir ve kurumlar vergisinde vergi bilançosunun çıkarılması ve vergilemenin bu bilançoya göre yapılması gerekmektedir. Vergi bilançosunun çıkarılmasında, birçok vergi kuralı uygulamaya sokulmaktadır. Hangi harcamaların gider olarak yazılacağı, işletmenin aktif ve pasifinde yer alan değerlerin, hangi değerleme esaslarına göre değerlendirileceği, amortismanların hangi ölçüler içinde muhasebeleştirileceği ve karşılıkların nasıl ve hangi oranlarda ayrılarak muhasebe kayıtlarına intikal ettirileceği gibi, birçok muhasebe işlemlerinde, vergi kanunlarında yer alan hükümler muhasebeye yardımcı olmaktadır. Öte yandan, vergi bilançosu çıkarmak suretiyle vergilendirmenin yapılabilmesinde de, vergilendirmeye en büyük desteği, muhasebe sağlamaktadır.

IV. VERGİ HUKUKUNUN BÖLÜMLENDİRİLMESİ VE KISIMLARI
A- VERGİ HUKUKUNUN BÖLÜMLENDİRİLMESİ

Maddi vergi hukuku kurallarına göre, vergi alacaklısı olan devlet ile verginin mükellefi veya sorumlusu olan kişiler hukuki ilişkiler doğurur.
NOT: Maddi vergi hukuku; kişileri belirli bir verginin borçlusu durumuna sokan kurallar bütünüdür.Vergi alacağının doğması, vergi alacağının sona ermesi gibi konular maddi vergi hukuku içine girer

Verginin, tarh, tahakkuk ve tahsili, vergi uyuşmazlıklarının idari ve yargısal alanda çözülmesi ve vergilerin cebri icra yolu ile tahsil edilmesi gibi işlemler,şekli vergi hukuku alanına girer. Şekli vergi hukuku, vergi düzenlemeleri dolayısıyla devlet ile kişiler arasında ortaya çıkan hukuki ilişkinin usulüne ve gerçekleştirilmesine ilişkin kurallar bütünüdür. Bugüne kadar, vergi alanında yapılan çalışmalar ve yürürlüğe konan vergi kanunlarında, maddi hukuk-şekli hukuk ayrımına uyulmaya çalışılmıştır. Ancak bu yöntem, vergi hukukunda pek başarılı olmamıştır.
Bazı yazarlar, vergi hukuku alanında, genel vergi hukuku-özel vergi hukuku ayrımı yapılmasının daha doğru olacağını savunmuşlardır.Bu ayrıma göre genel vergi hukuku, tüm vergilerde uygulanacak vergilerin temel ilke ve kurallarını, vergi borcu ve vergi ilişkisinin niteliğini, vergi borcunun doğmasını, sona ermesini ve vergi uyuşmazlıklarının çözümü ile vergi borcunun zorunlu tahsilini düzenler. Buna karşılık özel vergi hukuku ise, tek tek vergileri ele alarak inceler.

B- VERGİ HUKUKUNUN KISIMLARI
Vergi hukuku, vergileme hukuku, vergiler hukuku, vergi ceza hukuku, vergi yargılama hukuku ve vergi icra hukuku olarak beş kısma ayrılır.
♦ Vergileme hukuku, verginin taraflarını, vergi alacağının saptanmasını, diğer bir anlatımla; vergiyi doğuran olayı, verginin tarhı, tebliği ve tahakkukunu, vergi alacağının ortadan kalkmasını, verginin denetimini, süreleri, mücbir sebepleri (zorlayıcı nedenleri) ve değerleme ile amortismanlar gibi vergi uygulaması ile ilgili diğer kuralları kendisine konu edinir.

Vergiler hukuku, vergileri kapsamına alır. Yani bu kısım, gelir üzerinden alınan vergiler olarak gelir ve kurumlar vergisini, servet ve servet transferi vergileri olarak emlâk, motorlu taşıtlar, veraset ve intikal vergilerini, harcamalar üzerinden alınan vergiler olarak da katma değer ve diğer harcama vergilerini bünyesinde toplar.

Vergi ceza hukuku, vergi suç ve cezalarından oluşur. Bu kısımda vergi suçları ve cezaları teorik olarak ele alınır ve bu teorik çerçeveden hareketle, pozitif vergi ceza hukuku düzenlemeleri ayrıntılı bir şekilde incelenir. Vergi yargılama hukuku, vergi uygulamaları nedeniyle vergi idaresi ile mükellef veya vergi sorumluları arasında çıkan uyuşmazlıklarla uğraşır. Vergi yargısı, vergi yargı kuruluşları ile vergi yargılama usulünü birlikte ele alarak inceler.

Vergi icra hukuku, vergilerin, zamanında ve tam olarak ödenmemesi halinde, hangi yollardan ve hangi usuller içerisinde tahsil edileceğini gösterir.

 
ÜNİTE 2
VERGİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI


I. VERGİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI
A- YASAMA ORGANI TARAFINDAN ÇIKARTILAN KAYNAKLAR

1. Anayasa: Verginin, bir yurttaş sorumluluğa anlamında ödenmesi zorunlu bir mükelleflik haline gelmesi tarihsel bir süreç sonucunda gerçekleşmiştir.

NOT: 1215 tarihinde ingiltere'de, Magna Carta'nın ortaya konmasından itibaren vergiler, ülkelerin anayasalarında da yer almaya başlamıştır.

Türk Vergi Hukukunun Anayasal Temelleri: 1982 Anayasası'nda vergiler ile ilgili olarak yer alan hükümleri başlıca iki bölüme ayırarak ele almak mümkündür.
Bu konuda doğrudan doğruya hüküm altına alınmış genellik, mali güce
göre vergi verme ve kanunilik ilkeleri meydana getirilmektedir.
Vergileri dolaylı olarak ilgilendiren hükümler oluşturulmaktadır

Anayasa'da Kabul Edilen Vergi İlkeleri: Vergi ödevi, Anayasa'nın Siyasi Haklar ve Ödevler başlıklı bölümünde düzenlenmiştir. Genellik ilkesi, kural olarak ayrım yapılmaksızın herkesin vergi mükellefi olmasını ifade eder. Yani bu ilkeyle herkese, sınıf, ırk, cins, vb. konularda bir ayrım gözetilmeksizin, vergi mükellefi olması esası getirilmektedir.
Anayasa ile kabul edilmiş bulunan mali güce göre ödeme ilkesi ise vergide eşitlik ilkesinin diğer bir ifadesidir. Durumları eşit olan kimselerin eşit miktarda vergi ödemeleri, yatay adalet kavramı ile ifade edilir. Yani, gelir, servet ve kişisel durumları aynı olanlar için, vergi miktarı da eşit olacaktır. Durumları farklı olanların, farklı miktarda vergi ödemeleri ise, dikey adalet olarak adlandırılır. ödeme gücü olarak, gelir kabul edildiğinde, diğer durumların aynı olmasına rağmen, geliri daha fazla olan kişinin daha çok vergi ödemesi, buna örnek olarak gösterilebilir.
Verginin mali güce göre alınmasını sağlayan bazı teknikler bulunmaktadır. Bunlar, en az geçim indirimi, gelirleri ayırma ilkesi ve artan orantılık gibi tekniklerdir. Verginin mali güce göre alınması ilkesi, uyulması zorunlu bir anayasa hükmüdür. Bir ülkede uygulanan vergi politikalarıyla, gelir dağılımı etkilenerek vergi adaleti sağlanmaya çalışılır. 1982 Anayasası, alınacak vergi tedbirleriyle, sosyal amaca yönelik bir maliye politikası uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır.
Anayasanın 73. maddesinin üçüncü fıkrası, "Vergi, resim,harç ve benzeri mali mükelleflikler kanunla konulur, değiştirilir ve kaldırılır" diyerek, üçüncü vergi ilkesi olarak kanunilik ilkesini benimsemiştir.
Anayasa bu hükmüyle, vergilemede keyfi ve takdiri uygulamayı önlemek istemektedir.


Verginin kanuniliği ilkesi, genel bir ifade tarzı değildir. Verginin kanuniliği ilkesi, vergilendirmeye ilişkin temel unsurların kanunla düzenlenmesini gerektirir. Verginin mükellefi, konusu, vergiyi doğuran olayın ne olduğu muafiyet ve istisnaları, matrahın tespiti, diğer indirimleri tarifesi ve ödenmesi gibi, her hususun kanunla düzenlenmesi gerektiği belirtilmektedir

Kanunilik ilkesine, vergiyle beraber, harç, resim ve benzeri mali mükelleflikler de dahildir.
Anayasa, vergilerle ilgili olarak kanunilik ilkesini.öyle benimsemiştir ki, ilke olarak kanun hükmünde kararnamelerle dahi yeni vergi getirilemeyeceğini, vergilerin değiştirilemeyeceğini ve kaldırılamayacağını kabul etmiştir. Bunun tek istisnası sıkı yönetim ve olağanüstü hallerdir

Anayasa'nın 73. maddesinin dördüncü fıkrası, bu ilkeye bir istisna getirmiştir. Söz konusu fıkra, "Vergi, resim, harç ve benzeri mali mükellefliklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi Bakanlar Kurulu'na verilebilir hük¬münü taşımaktadır. Bakanlar Kurulu da, kendisine verilmiş olan bu yetkiyi başka bir organa devredemez.

UYARI: Bakanlar Kurulu'na tanınmış olan yetki; vergilerin muaflık, istisna, indirim ve oranlarıyla
sınırlandırılmıştır.

Öte yandan böyle bir yetkinin Bakanlar Kurulu tarafından kullanılabilmesi için, kanunda belirtilmiş olan alt ve üst sınırlar konulmamış ise, Bakanlar Kurulu'nun, kendisine verilmiş olan yetkiyi kullanma hakkı olmayacaktır. 2. Kanunlar: Anayasa'nın yetkili kıldığı organlar tarafından çıkarılan, yazılı, genel, sürekli ve soyut hukuk kurallarıdır. Demokratik ülkelerde kanun yapma yetkisine haiz organlar parlamentolardır. Kanunlar, vergi hukukunun da asli kaynaklarıdır. Kanunların özellikleri şunlardır:

♦ Kanunların ilk özelliği yazılı olmalarıdır. Bu nitelik, hukukun diğer birkaynağı oian örf ve adetten, kanunları ayırır.
♦ istisnai durumlar bir yana bırakıldığında, kanunların diğer bir özelliği, genel olmalarıdır. Kanunlar aynı durumdaki kişi ve olayları kapsar.
♦ Kanunlar, ilke olarak sürekli olurlar. Ancak istisnai olarak, bazı kanunlar belirli bir süre için çıkarılabilir. Bunun tipik örneği bütçe kanunlarıdır. Bütçe kanunları yıllıktır.
Kanunsuz vergi alınamaz hatta çıkarılan kanunlar, Anayasada belirtilmiş olan ilkelere aykırı olamaz.
Vergi kanunları, vergilerin temel kavramlarını mutlaka belirtmelidir. Bunlar; verginin konusu, mükellefi, vergiyi doğuran olay, matrah,tarife veya oran ve tahsil şekilleri gibi vergilerin esas kavramlarıdır. Bu unsurlardan birinin olmaması, o vergi kanununun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesini gündeme getirebilir

Vergilere ilişkin yazılı düzenlemeler, ya müstakil bir kanunda çıkartılır ya da diğer bazı kanunlar içinde vergilere ilişkin düzenlemelere yer verilir. Gelirler üzerinden alınan vergilerle ilgili olarak ülkemizde başlıca;
♦ 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu
♦ 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu Servet ve servet vergileriyle ilgili olarak;
♦ 1319 sayılı Emlâk Vergisi Kanunu
♦ 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu
♦ 7338 sayılı Veraset ve intikal Vergisi Kanunu, Harcama vergileriyle ilgili olarak;
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu,

♦ 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu,
♦ 4458 sayılı Gümrük Vergisi Kanunu
♦ 468 sayılı Damga Vergisi Kanunu Diğer vergisi, resim ve harçlar olarak da;
♦ 213 sayılı Vergi Usul Kanunu,
♦ 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun,
♦ 493 sayılı Harçlar Kanunu sayılabilir.
Uluslararası Vergi Anlaşmaları: Anayasa'nın 90. maddesinin birinci fıkrası, "Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve ulusrarası kuruluşlarla yapılacak anlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin anlaşmaların onaylanmasını bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır" dermektedir

UYARI: Burada şuna dikkat edilmesi gerekmektedir. TBMM'nin anlaşmayı değil, anlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulması gerekmektedir

Ancak, ekonomik ticari veya teknik ilişkileri düzelmeyen ve süresi bir yılı aşmayan anlaşmalar, Devlet maliyesi bakımından bir yük getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı ülkelerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayınlanarak yürürlüğe konabilir. Bu durumda yapılan anlaşmalar iki ay içinde sadece TBMM'nin bilgisine sunulur. Aynı şekilde uluslararası bir anlaşmaya dayanan uygulama anlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanarak ekonomik, ticari, teknik ve idari anlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisi'nfe onaylanmasına gerek yoktur. Usulüne uygun bir şekilde yürürlüğe sokulan anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Ana/asa Mahkemesine dava açılamaz.

NOT: Bu bilgilere göre, Türkiye'de usulüne uydun olarak yürürlüğe konan bir uluslararası vergi anlaşması, pozitif hukuk affından kanun hükmünde


B- YÜRÜTME ORGANI TARAFINDAN ÇIKARTILAN KAYNAKLAR
1. Kanun Hükmünde Kararnameler: Anayasanın 91. maddesiyle Bakanlar Kurulu'na, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiştir

UYARI: Anayasa'da belirtilmiş olan bazı terfel haklar, kişi hakları ve * ödevleri ile siyasi haklar ve ödevler, sıkı yönetim ve olağanüstü haller dışında kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.

Vergiler de, bu sayılan haklar ve ödevler içinde yer almıştır. Bu nedenle vergilere ilişkin olarak kanun hükmünde kararname çıkılması sıkıyönetim, olağanüstü hal ve savaş durumunda mümkündür.
Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin, bir yetki kanununa dayanması gerekir. Yetki kanunu, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin, amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir. Kanun hükmünde kararnameler, Resmi Gazete'de yayımlanır ve yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulur. Kanun hükmünde kararnamelerin, TBMM tarafından, sürenin bitmesinden önce onaylanması gerekir.
Olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerirfte çıkarılan kanun hükmünde kararnameler hakkında Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz

2. Bakanlar Kurulu Kararları: Anayasa'nın 73. maddesin son fıkrası, "vergi, resim, harç ve benzeri mali mükellefliklerin; muaflık, istısnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi Bakanlar Kurulu'na verilebilir diyerek söz konusu alanlarla sınırlı kalmak üzere Bakanlar Kurulu'na bazı düzenlemeler yapma yetkisi verilmiştir

Böyle bir yetkinin Bakanlar Kurulu'na verilme nedeni; özellikle enflasyonist ortamlarda, para değerinin düşmesi dolayısıyla, muaflık ve istisnaların bir anlamı kalmamasını ve vergi oranlarının mükelleflere aşırı yük getirmesini önlemektedir.
Kanun hükmünde kararname çıkarılması, bir yetki kanununu gerekli kıldığı halde, Bakanlar Kurulu kararı çıkarmada, böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır.
Bakanlar Kurulunca çıkarılan kararlar, uyulması zorunlu kaynaklardır, örneğin, gelir vergisi stopaj oranlarıyla ilgili Bakanlar Kurulu kararları bunlardan biridir. Tüzükler: Kanunlar soyut metinlerdir. Bu nedenle, kanunlarda ayrıntılı hükümlere yer verilmemesi gerekir. Ancak, soyut nitelikteki genel düzenlemelerin somut olaylara uygulanabilmesi için, Kanunlara oranla somut olaylara daha yakın ve kanunların uygulama şekillerini gösteren, diğer bazı düzenlemelere de ihtiyaç bulunmaktadır. Tüzükler bu tür bir hukuk kaynağıdır.

Tüzükleri kanunlardan ayıran en önemli fark, kanun yapma yetkisinin yasama organına ait olmasına karşılık, tüzük çıkarma yetkisinin yürütme organına ait olmasıdır.

Tüzüklerin özellikleri şunlardır:

♦ Her tüzük bir kanuna dayanmak zorundadır. Çünkü tüzük ya kanunun uygulama şeklini gösterecek veya kanunun emrettiği diğer işleri belirleyecektir.
♦ Tüzükler dayandığı kanuna aykırı olmamalıdır. Zira hiyerarşi bakımından, kanunla tüzük arasında bir derece farkı bulunmaktadır.
♦ Tüzüklerin Bakanlar Kurulunca hazırlanmış, Danıştay'ın incelemesinden geçirilmiş, Cumhurbaşkanı'nca imzalanarak Resmi Gazete'de yayımlanmış olması gerekir. Bu tüzüklerin şekil şartıdır
Yönetmelikler :Yönetmelikler, vergi hukukunun yardımcı kaynaklarıdır. Yönetmeliklerin özellikleri şunlardır:
♦ Yönetmelikler, idarenin uygulama alanında sahip olduğu düzenleyici işlemleri belirleyecektir.
♦ Yönetmelik çıkarma yetkisi, Bakanlar Kurulu, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilere verilmiştir.
♦ Yönetmelikler, sözü edilen kuruluşların görev alanlarını ilgilendiren kanun ve tüzüklerin uygulama alanını göstermek için düzenlenir.
♦ Yönetmelikler, uygulama alanlarını düzenledikleri kanun ve tüzüklere aykırı hüküm getiremezler
♦ İlgililere ulaşması amacıyla, kamuyu ilgilendiren yönetmelikler, Resmi Gazete'de yayımlanır.
Vergi hukuku alanında, yönetmeliklere sıkça rastlanmasının nedeni. tüzükler gibi, çıkarılmasının bazı formalitelere tabi olmamasıdır.

Tüzükler çıkarılırken Danıştay'ın görüşünün alınması gerekir. Oysa yönetmeliklerin çıkarılmasında böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır. Vergi mahkemeleri, kanununa aykırı yönetmelik hükümlerini dikkate almaksızın karar verebilirler.
Vergi hukuku alanında yönetmelikler, daha çok Bakanlar Kurulu ve Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılmaktadır.
Genel Tebliğler: Bağlayıcı tür genel tebliğler, kanunların vermiş olduğu yetkiye dayanılarak Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılır. Amortisman oranlarının tespitine ilişkin olarak çıkarılan tebliğler buna örnek verilebilir.
Danıştay'da iptal ettirilebilirler. Doğal olarak bunlar iptal edildikleri takdirde bağlayıcı kaynak olma niteliklerini kaybederler.
Bağlayıcı olmayan genel tebliğler, Maliye Bakanlığı tarafından, yorumlayıcı ve yol gösterici olması amacıyla çıkarılan tebliğlerdir. Bunlar, yeni yürürlüğe sokulan vergi hukukuna ilişkin bir düzenlemenin nasıl uygulanması gerektiğini Bakanlık teşkilatına ileten , emir niteliğindeki açıklamalardır

Bu tür genel tebliğler, sadece Bakanlığı bağlar. Doğal olarak vergi uygulamalarında mükellefler de, bu tür tebliğlerden yararlanırlar. Ancak sözü edilen genel tebliğler, vergi yargı kuruluşlarını bağlamaz.
Muktezalar (Özelgeler), Sirkülerler, Genelgeler ve Genel Yazılar: Mukteza (özelge); vergi yönetimi tarafından mükelleflerin tereddüde düştükleri konularda aydınlatılmaları amacıyla talep üzerine verilen görüşlere denir. Muktezalar bağlayıcı kaynak değildir. Ancak, muktezaya göre uygulama yapan mükelleflere, ceza gerekse dahi vergi cezası kesilemez.
Maliye Bakanlığı, genel tebliğlerin dışında, bazı özel durumlar için kendi teşkilatına yönelik açıklamalar da yapabilir. Bakanlık teşkilatına yapılan bu tür açıklamalar, genelgeler ile genel yazılardır. Bunlar sadece vergi dairelerini bağlar.
NOT: Muktezalar, Resmi Gazete'de yayımlanmazlar.

C- YARGI ORGANINDAN DOĞAN KAYNAKLAR
Anayasa Mahkemesi Kararları: Yürürlüğe konulan uluslararası vergi anlaşmaları aleyhine Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Diğer taraftan, olağanüstü haller,sıkı yönetim ve savaş durumlarında çıkarılacak vergilere ilişkin kanun hükmündeki kararnameler de Anayasa Mahkemesi'nde dava konusu yapılamaz. Bu istisnai durumlar dışında Anayasa Mahkemesi'nin kararlan, vergi hukukunun önemli ve asli kaynaklarından birini meydana getirir.
Anayasa'nın 148. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileri sözü edilen maddede saptanmış ilkeler doğrultusunda, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve T.B.M.M. iç tüzüğünün anayasaya uygunluğunu denetlemektir. Kanunların, anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla dava açma yetkisi sınır-landırılmıştır. Bu yetkiye sahip kişi ve kuruluşlar arasında; Cumhurbaşkanı, siyasi parti meclisi grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az beşte biri tutarındaki üyeler yer almaktadır. Mahkemeler de, görmekte oldukları davalarla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi'ne dava açabilirler. Mahkeme kararlan kesin olup, yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar.

Anayasa Mahkemesi'nin kararları Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girer. ilke olarak kararlar yayımlandıkları tarihte yürürlüğe girer. Anayasa Mahkemesi kararlan geçmişe etkili değildir. (Yani mahkeme kararlan geriye yürümez)

UYARI: Anayasa Mahkemesi yürürlükteki bir vergi kanununu iptal ederek yürürlükten kaldırma yetkisine sahiptir.

Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararları: Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu, Danıştay dava dairelerinin veya dava daireleri genel kurullarının, kendi kararları ya da ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında uyuşmazlık tespit etmeleri veya birleşmiş içtihatların değiştirilmesinin gerekli görülmesi durumunda, ilgili mevzuat hükümlerine göre, içtihadın birleştirilmesine veya değiştirilmesine karar verir.
İçtihadı birleştirme kararları, Danıştay daireleri ile diğer idare ve vergi mahkemeleri için uyulması zorunlu kaynak niteliğindedir.
Diğer Yargı Kararları: Yardımcı nitelikteki kararlardır. Örnek olarak, Danıştay Dava Daireleri Kurulu kararlarını, daire kararlarını, bölge idare mahkemesi ve vergi mahkemesi kararlarını gösterebiliriz. Bunlar sadece ilgilileri bağlar, vergi idaresinin aynı durumdaki olay ve kişilerde bu kararlara uyma zorunluluğu bulunmamaktadır.

Diğer mahkemelerin ve hatta aynı mahkemenin de, başka bir olayda söz konusu karara uyması zorunlu değildir

D- DİĞER KAYNAKLAR
Doktrin (Bilimsel içtihatlar): Doktrin, hukuk öğretisi tarafından ortaya konan bilimsel görüş ve düşünceleri ifade eder. Hukuk düşünürleri, olması gereken hukuku belirlerken, yabancı ülkelerdeki teori ve uygulamalarla görüşlerini desteklemeye çalışırlar.
Bu tür kaynakların bağlayıcı niteliklerinin olmaması ve vergi idare ve yargı kuruluşlarının, düzenleme ve yorumlarını yazılı metinlerden ayırmamaları nedeniyle doktrinler, vergi hukuku alanında önemli rol oynamamaktadır.
Örf ve adet: Örf ve adet, topluluk içerisinde kabul gören ve uyulması zorunlu sayılan geleneklerdir. Örf ve adet hukuku yazılı hukuk kaynağı değildir. Bir geleneğin toplumda örf ve adet hukuku haline gelebilmesi için, süreklilik, genel inanç ve devlet yaptırımı gibi koşulların mevcut olması gerekir. Örf ve adet hukuku, daha çok, özel hukuk için geçerlidir

II. VERGİ KANUNLARININ UYGULANMASI

A- VERGİ KANUNLARININ YER BAKIMINDAN UYGULANMASI


Mülkilik ilkesine göre, ülke sınırları içinde yerli veya yabancı olsun herkes için, o ülkenin kanunları geçerlidir. Şahsilik ilkesi ise, konuya tabilik esasından bakmaktır. Buna göre, kişi hangi ülkede bulunursa bulunsun, bağlı bulunduğu ülkenin kanunlarına tabidir.

Vergi, egemenlik gücüne dayanılarak alındığına ve egemenlik gücü de ülke sınırları içinde geçerli olduğuna göre, ilke olarak vergi kanunlarının uygulanmasında, mülkilik kuralı geçerlidir. Mülkilik ilkesi, daha çok gayrimenkuller üzerinden alınan vergilerde, gayri şahsi nitelikte bulunan tüketim vergileri ile harçresimlerde geçerlidir. Şahsilik (kişisellik) ilkesi ise, genellikle gelir vergisi gibi şahsi vergilerde geçerlidir. İlke olarak kişi, şahsi bir vergi türü olan gelir vergilerinde, gelirini, hangi ülke sınırları içinde elde etmiş olursa olsun, tabiiyetinde bulunduğu ülkenin vergi kurallarına tabidir.

Bazı vergilerde hem mülkilik hem de şahsilik ilkesi birlikte uygulanır. Bu tür vergilere veraset ve intikal vergisi örnek olarak verilebilir.

Devletler çifte vergilendirmeyi önlemek ve ekonomik bakımdan ülkeye yararlı gördükleri bazı tedbirleri almak için, bazı girişimlerde bulunabilirler. Serbest bölge veya limanlar, ülke sınırları içerisinde bulunmakla birlikte, vergilendirme açısından o ülkenin vergi mevzuatına tabi tutulmazlar. Diğer yandan, karşılıklı yapılan vergi anlaşmalarıyla devletler, bazı işlemlerden veya bazı kişilerden vergi almaktan vazgeçerler. Yani böylece devletler, sahip oldukları egemenlik haklarını kullanmazlar.

B- VERGİ KANUNLARININ ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI

Hukukta, ilke olarak kanunlar, yürürlükte bulundukları süre içinde uygulanır. Yürürlük tarihinden önceki süreler için kanunların uygulanmaması genel kuraldır. Bu kurala kanunların makabline şamil olmaması, yani geriye yürümemesi kuralı denir. Kanunlar, ilke olarak, yürürlüğe girdikleri tarihten sonra gerçekleşen olaylara uygulanırlar.

Vergi kanunları genellikle, Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer. Bazı durumlarda da yayımlanan kanunda yürürlük tarihi, ileri bir tarih olarak tespit edilmiş olabilir. Eğer, yayımlanan kanunda yürürlükle ilgili olarak herhangi bir hüküm bulunmuyorsa ki bu duruma çok ender rastlanır, o takdirde kanun, yayımlanmasından 45 gün sonra yürürlüğe girer.

Burada, sonuçlanmış olaylara kanunların uygulanması ile halen devam eden olaylara yeni düzenlemenin uygulanmasını birbirinden ayırmak gerekir. Birinci durum, yeni kanuni düzenlemelerin, vergiyi doğuran sonuçlanmış olaylar için uygulanmasıdır

Örneğin 2002 yılında yürürlüğe sokulan bir hükümle, 2001 yılında kapsam dışı bırakılmış bazı gelirler, o yılın geliri olarak vergilendirilmek istenmektedir. İkinci durum ise, vergiyi doğuran olay henüz devam ederken yapılan bir değişikliğim geçmişe uygulanmasıdır. 2002 yılının ortasında gelir vergisi oranlarının yükseltilmesi halinde, yükselen oranların tüm 2002 yılı geliri için geçerli olması buna örnek olarak gösterilebilir. Esasen bu gibi durumlarda, değişiklik tarihine kadarki olaylar için, eski; değişiklik tarihinden sonraki olaylar için, yeni oranların uygulanması doğrudur.

Bilindiği üzere usul kanunlarının, ilgililerin lehine olan yemi hükümleri, ilke olarak geriye yürütülmektedir. Aynı kuralın, vergilere ilişkin usul hükümleri için de geçerli olması gerekir. Yani yeni düzenleme mükellefin lehine ise, o hükmün; aleyhine ise, eski hükmün uygulanması gerekir.

Vergi kanunları da, diğer kanunlar gibi, bir kanunla yürürlükten kaldırılır. Yürürlükten kaldırma bir hüküm ile açık olarak yapılabileceği gibi bazenı de kapalı bir yürürlükten kaldırma ifadesi kullanılarak da yapılabilir

iki genel veya iki özel kanunun çatışması halinde, daha sonraı çıkan kanun uygulanır. Ancak kanunlardan birisinin özel, diğerinin genel olması halinde; genel kanun özel kanundan önce yürürlüğe girmiş ise, özel kanun kendi kapsamı bakımından genel kanunu yürürlükten kaldırır. Özel kanun, genel kanundan önce yürürlüğe girmiş ise, bu gibi durumlarda kanun koyucunun iradesine bakmak gerekir.

Kanunların yürürlükten kalkmasının diğer bir yolu ise, Anayasa Mahkemesi'nin kanunu veya kanunun bazı maddelerini iptal etme yolu ile kanunu yürürlükten kaldırmasıdır. Süre ile ilgili çıkarılan kanunlarda da sürenin dolması ile kanun kendiliğinden yürürlükten kalkmış olur.

C- VERGİ KANUNLARININ ANLAM BAKIMINDAN UYGULANMASI (YORUM)

1.Yorum Konusunda Genel Bilgiler: Yorum denildiğinde, hukuk kurallarının veya kanunların gerçek anlamının araştırılması ve araştırma sonucunda da hükme, lafza ve ruha göre bir anlam kazandırılması anlaşılmalıdır.

Hukuki düzenlemeler, genel ve soyutturlar. Hukuki uyuşmazlıklarda yargıçlar, karar vermekle mükellef kişilerdir. Yargıçlar, hukuki düzenleme ile konuyu yorum yoluyla bağdaştırarak bir sonuca ulaşmaya çalışırlar. Bunuın için hukukta yorum gerekli ve kaçınılmaz bir hukuki müessesedir.

Klasik yorum görüşünde, kanun koyucunun görüşünden hareket edilir. Kanun koyucunun iradesi, görüşün esasını meydana getirir. Yoırum yapılırken, kanun tasarı ve taslaklarının hazırlık çalışmaları, bu çalışmaların görüşülmesi sırasında ileri sürülen görüş ve teklifler, ayrıntılı olarak ele alınır. Bu tür yorum, şekilci bir yorumdur. Çağdaş yorum görüşünde, yorumun amaç doğrultusunda yapılması gerektiği savunulur.

2.Yorum Türleri
♦ Yasama Yorumu; Yasama yorumu somut olayları açıklığa kavuşturmak için değil, genel olarak yapılır. Yasama yorumunun en belirgin özelliği kanun gücünde bağlayıcı olmasıdır. Diğer bir özelliği ise, yorumlanan metnin, yürürlük tarihinden itibaren geçerli olmasıdır. Yani geçmişte de etkili olmasıdır. 1924 Anayasası yasama yorumuna imkan tanımaktaydı. Oysaki 1961 ve 1982 Anayasaları, Türk hukukunda yasama yorumunu kabul etmemişlerdir.

♦ Yargısal Yorum: Yargı organlarınca, yargılama faaliyeti sırasında yapılan yorumdur. Yasama yorumunun genel nitelikli olmasına karşın, yargı yorumu özel nitelik arz eder. Yargı yorumu özel nitelikte olduğundan genel bağlayıcılığı yoktur.

♦ İdari Yorum: Vergi idaresince vergi kanunlarının uygulanması sırasında yapılan yorumdur, idare tarafından yapılan vergi yorumunu iki şekilde düşünmek mümkündür. Bunlardan ilki, genel düzenleyici işlemler
 
Geri