Ve Günlerden Perşembeydi
İsmet abi,çalıştığımız fabrikanın bakım atölyesinde görevliydi.
Son derecedüzgün,dürüst,saygılı,çalışkan,hayatı ve insanları seven,yüzünde tebessümü hiç eksik olmayan,kendi halinde,o ender rastlanılan insanlardan biriydi.Sohbeti muhabbeti hoş,şen şakrak bir insandı.Henüz üç yıllık evli ve yirmi günlükte bir bebekleri vardı.Onun deyimiyle “baba takılıyordu” artık.
Bizler,sıradan bir perşembe gününün,çok sevdiğimiz bir abimizin hayatını altüst edip nasıl değiştireceğini,onun için bu günün en zor,en acı ve hiçte sıradan olmayan bir gün olacağını düşünemezdik.
Hiç birimizin de aklına gelmezdi.Nerden bilebilirdik ki;adı perşembe olan bugünün öğlen vaktinde,İsmet abinin “canımdan can” dediği,o çok sevdiği biricik eşinin ölüm haberini alacağını…Ah perşembe ahh..!
Hiç birimizin de aklına gelmezdi.Nerden bilebilirdik ki;adı perşembe olan bugünün öğlen vaktinde,İsmet abinin “canımdan can” dediği,o çok sevdiği biricik eşinin ölüm haberini alacağını…Ah perşembe ahh..!
Her birimiz ayrı bölümlerde çalıştığımız için işletme içinde görüşemiyor,konuşamıyorduk.Aramızda anlaşır,işlerimizi ayarlar,yemek molasında denk gelmeye çalışırdık.Aynı masaya oturur,o anlatırdı biz dinlerdik,biz anlatırdık o dinlerdi.
Doyumsuz bir lezzette hoş muhabbetlerimiz olurdu.Birgün yine böyle bir yemek molası sırasında sohbet ederken konu evlilikten açılmıştı.Taze evlilerden sayılırdı ya kendisi,hemen konuya dalmış,eşiyle nasıl evlendiğini o kendine has üslubuyla anlatmaya başlamıştı.
Doyumsuz bir lezzette hoş muhabbetlerimiz olurdu.Birgün yine böyle bir yemek molası sırasında sohbet ederken konu evlilikten açılmıştı.Taze evlilerden sayılırdı ya kendisi,hemen konuya dalmış,eşiyle nasıl evlendiğini o kendine has üslubuyla anlatmaya başlamıştı.
“Hayatımın baharını bulmuşum arkadaşlar.Hazır bulmuşken sıkı tutayım dedim ve kaçırıverdim anasını satayım.Helal valla bana,pek te iyi etmişim”
Kaçırmadan önce eşine de sormuş hani;
“Kız bak;anandan da istedim seni,babandan da.Vermiyorlar işte ben ne edem.Bense senin hayatımın baharı olmanı,seninle bütün mevsimleri yaşamayı,seninle bir ömür tüketmeyi istiyorum.
Kaçıram diyom seni kız,ne diyon bu işe?Kaçarmın benle?Söyle bakam bana.Ama bak baştan diyem sana;öyle kaçtım geldim diye benim yanımda,karabulut havasında sağnak yağış takılmayacan ona göre.Eh,arada olanına bişey demem artık.Anlaştık mı kız?”
Kaçıram diyom seni kız,ne diyon bu işe?Kaçarmın benle?Söyle bakam bana.Ama bak baştan diyem sana;öyle kaçtım geldim diye benim yanımda,karabulut havasında sağnak yağış takılmayacan ona göre.Eh,arada olanına bişey demem artık.Anlaştık mı kız?”
Söylediğine göre eşi de onun tatlı dillerine dayanamamış,o anda hemencecik kabul edivermiş“tamam”demiş.İsmet abiydi bu,illa havasını da kesecekti ya bize;
“Eee” dedi. “Bulmuş ben gibi en yakışaklısından nasıl tamam demesin dimi arkadaşlar” Sanki o günü tekrar yaşıyormuşçasına tatlı bir heyecana kapılmıştı bizlere anlatırken.Yüzündeki canlılığı,gözlerindeki ışıltıyı görmeliydiniz.O kadar sıcaktı ki…
Hani o baba takılıyordu ya artık.Tam yirmi günlük bir erkek babasıydı.Ona göre “erkek adamın erkek evladı olurmuş” Biz ona;
“Eh be İsmet abi,kız evladı olanlar erkek adamdan sayılmıyor mu?” diyince de cevap hemen hazırdı zaten;
“Ya şaka takılıyorum arkadaşlar.Elbette hayır.Siz beni ciddiye almayın bu konuda.Hem boş duracak değiliz ya,hazır baba takılmaya alışmışken sıra kız da.Nasipse o da olur inşallah”
O,çok mutluydu.Tam istediği gibi bir eşi birde çocuğu vardı artık.Onun bu mutluluğu pozitif bir enerjiye dönüşür,çevresindeki herkese de bu enerjisini yansıtırdı.Bir arada olduğumuz zamanlarda sohbet muhabbet koyu olur,zaman nasıl geçerdi anlamazdık bile.Her zaman neşeli,her zaman canlıydı.
Bugünde aynı tempoyla,aynı istekle,aynı canlılıkla fabrikaya gelmiş,işlerimize koyulmuş,çalışmaya başlamıştık.Ve günlerden perşembeydi.Tam öğlen vaktiydi.Fabrikaya gelen bir telefon ve o telefonda verilen haber;
“Fabrikanızda çalışan İsmet Gürgenli’nin eşi kötü bir kaza sonucu balkondan düşerek hayatını kaybetmiştir.Durumdan kendisinin haberdar edilmesini ve gereğinin yapılmasını rica ederim”
Arayan kişi İsmet abinin bacanağıymış.Olaydan haberdar olduğumuzda çok üzülmüş,inanmak istememiştik.Haber kulaktan kulağa derken bütün fabrika çalışanları arasında yayılmaya başlamıştı bile.
Acı haber ya!Tez ulaşır ya!İşte öyle…İsmet abininse henüz haberi yoktu;o bugün biraz erken gitmişti yemeğe.Elbette ona haber veren biri olacaktı.
Ya müdürümüz çağırtacaktı yanına,ya da işletme şefimiz.
Biz hemen yemekhaneye gittik.
Hiçbir şeyden haberimiz yokmuş gibi tabaklarımıza yemeklerimizi koydurup her zaman ki gibi aynı masaya,onun yanına oturduk.O,çoktan yemeğini bitirmiş,kendine bir çay almıştı bile.
Hiçbirimizden çıt çıkmıyor,yüzümüz gülmüyordu.İsmet abi yolunda gitmeyen bir şey olduğunu farketmişti hemen.
Acı haber ya!Tez ulaşır ya!İşte öyle…İsmet abininse henüz haberi yoktu;o bugün biraz erken gitmişti yemeğe.Elbette ona haber veren biri olacaktı.
Ya müdürümüz çağırtacaktı yanına,ya da işletme şefimiz.
Biz hemen yemekhaneye gittik.
Hiçbir şeyden haberimiz yokmuş gibi tabaklarımıza yemeklerimizi koydurup her zaman ki gibi aynı masaya,onun yanına oturduk.O,çoktan yemeğini bitirmiş,kendine bir çay almıştı bile.
Hiçbirimizden çıt çıkmıyor,yüzümüz gülmüyordu.İsmet abi yolunda gitmeyen bir şey olduğunu farketmişti hemen.
“Hayırdır arkadaşlar,ne bu sessizlik.Yüzünüzden düşen bin parça,bir sorun mu var yoksa?”
Onun bu sorusu karşısında ne diyeceğimizi şaşırmıştık.Birimiz;
“Yok bir şey abi ne olsun ki”
Diğerimiz;
“İşler bugün fazla ya ondan olsa gerek,yorgunluk işte abi”
Ondan bir şeyleri saklamaya çalıştığımızın farkındaydı,akıllı adamdı ve kolay inanmazdı.Bunun üzerine diğer bir arkadaşımız hemen lafa girdi ve;
“Aman be abi,ne diye öküzün altında buzağı ararsın ki.Hava bugün çok sıcak,içeride de bunaltıcı bir nem var,mahvoluyoruz zaten.Sende bilmezmiş gibi soruyorsun birde.Makinelerden çıkan gürültüyü hiç hesaba katmıyorum bile”
Bense tek kelime bile edememiştim.Çokta inanmamıştı zaten.Şöyle bir yüzlerimize baktı ve sadece ;
“Hımm demek öyle” dedi.Tam bu sırada yemekhanenin kapısı açılmış,idari binada görevli olan bir arkadaş girmişti içeri.İsmet abi ise çayına şekerini yenice katmış karıştırıyordu.
Bardağını eline aldı,çayından bir yudum içecekti ki,bu arkadaş masamıza geldi.Biz anlamıştık arkadaşın masamıza gelişindeki nedeni ama bişey diyemiyorduk.Ağzımızı bıçak açmıyordu.Ona nasıl söyleyebilirdik ki…Gelen arkadaş İsmet abiye;
Bardağını eline aldı,çayından bir yudum içecekti ki,bu arkadaş masamıza geldi.Biz anlamıştık arkadaşın masamıza gelişindeki nedeni ama bişey diyemiyorduk.Ağzımızı bıçak açmıyordu.Ona nasıl söyleyebilirdik ki…Gelen arkadaş İsmet abiye;
“İsmet,hemen idari binaya gitmen gerekiyor.Seni müdür çağırıyor,çok acilmiş”
İsmet abi söylenerek yerinden kalktı ve gülerek;
“Yahu bir bardak çay bile içemedim,az beş dakika sonra geleydin ya arkadaşım,tamda zamanını buldun,ne bu sizden çektiğim,yemekte bile rahat yok” dedi.
O da İsmet abiye(aslında olaydan haberi olmasına rağmen ona belli etmemeye çalışarak,zorda olsa gülümseyip şakaya vurdurarak)
“Ne yapayım İsmet bilseydim çayını içmediğini az beş dakika daha geç gelirdim.Neyse bu seferlik beni affet arkadaşım,bir daha olmaz.Anlaştık mı?Ama biliyorsun emir demiri kesiyor işte”
İsmet abi de ona;
“Tamam anlaştık,bu seferlik affettim ama bir daha olmasın.Hadi bakalım bekletmeyelim müdürümüzü” dedi ve birlikte çıktılar yemekhaneden.Aslında İsmet abi belli etmemeye çalışsa da oldukça şaşırmıştı.
Öyle ya,durduk yerde müdür neden çağırtmıştı onu,hem de acil olarak…Tahmin etmek zor değildi onun kafasında oluşan bin türlü “acaba” ları (acaba bir sorun mu var,acaba iş mi aksadı,acaba ters bir hareketim mi oldu,acaba şu mu…acaba bu mu….vs)Ama eminim ki aklına bile getirmemişti;ailesinden biriyle ilgili kötü bir haber alacağını.Hele ki eşinin ölüm haberini…
Öyle ya,durduk yerde müdür neden çağırtmıştı onu,hem de acil olarak…Tahmin etmek zor değildi onun kafasında oluşan bin türlü “acaba” ları (acaba bir sorun mu var,acaba iş mi aksadı,acaba ters bir hareketim mi oldu,acaba şu mu…acaba bu mu….vs)Ama eminim ki aklına bile getirmemişti;ailesinden biriyle ilgili kötü bir haber alacağını.Hele ki eşinin ölüm haberini…
Tıkanmıştık hepimizde,boğazımızdan bir lokma yemeğin geçmesi mümkün değildi.
Tabaklarımızı bırakıp yemekhaneden çıktık ve bakım atölyesine gittik.Atölyede onun gelmesini beklemeye başladık (Müdürün bu acı haberi ona verdiği andan itibaren onun nasıl sarsılacağını,nasıl yıkılacağını,nasıl acı çekeceğini biliyorduk.
Bizler düşünmüştük ki; o eve gitmek üzere,üzerini değişmek için bakım atölyesine geldiğinde,hani dedik yanında olursak belki…)Off…Hayat ne kadar acımasızdı böyle..!Çok sürmeyen bir bekleyişin ardından İsmet abi atölyeye gelmişti.
Yüzünde ki ifadeyi anlamak,anlayabilmek çok zordu.“Erkek adam güçlü olur” edasının altında gizlemeye çalıştığı;içine akıttığı gözyaşlarını,boğazında düğümlenen hıçkırıklarını,yüreğinin cayır cayır yanışını,acısının sızısını hissedebiliyorduk.
Kolay değildi tabi “canımdan can” dediği,çok sevdiği,hayatının baharının,eşinin ölüm haberini almıştı…Evet,İsmet abi atölyeye gelmişti ve biz onun yanındaydık ama ona verebileceğimiz teselli ne olabilirdi ki.
Başsağlığı dilemek,Allah’tan rahmet dilemek,sabır dilemek,geride kalanlara ömür dilemek,onun içindeki yangını azaltıp,acısını dindirebilir miydi? “Abi,unutma biz senin yanındayız,bir isteğin olursa hemen haberdar et yapalım” diyemiyorduk bile.
Eşini geri mi getirecektik sanki…Üzgündük,çok üzülmüştük ama elimizden gelen bir şeyde yoktu.Hepimizde merak içindeydik;olay nasıl meydana gelmişti de İsmet abinin eşi düşerek hayatını kaybetmişti.Ona sormaya dilimiz varmıyordu.
Bizim sormamıza da gerek kalmamıştı,kendiliğinden anlatmaya başlamıştı zaten.İçinde sıkışıp kalan acısını her ne kadar bastırmaya çalışsa da, bizlerle paylaşmak ona güç verecekti belki de.
İsmet abi soyunma dolabının arkasında bir yandan üzerini değişiyor bir yandan da ona anlatılan kadarı ile olayın meydana gelişinin nasıl olduğunu zorda olsa anlatmaya çalışıyordu.
Arada bir “güçlü olmak zorundayım arkadaşlar” diyordu ama sesindeki kısıklık,sesindeki boğukluk ve sesindeki titreklik…Bırakmıştı artık kendini,daha fazla tutamamıştı.İsmet abi ağlıyordu…Tabi bizde…Hem ağlamış,hem anlatmıştı,paylaşmıştı bizlerle.
Sonra gitti İsmet abi.Sağolsun müdürümüz fabrikanın arabasıyla göndermişti onu evine.
Tabaklarımızı bırakıp yemekhaneden çıktık ve bakım atölyesine gittik.Atölyede onun gelmesini beklemeye başladık (Müdürün bu acı haberi ona verdiği andan itibaren onun nasıl sarsılacağını,nasıl yıkılacağını,nasıl acı çekeceğini biliyorduk.
Bizler düşünmüştük ki; o eve gitmek üzere,üzerini değişmek için bakım atölyesine geldiğinde,hani dedik yanında olursak belki…)Off…Hayat ne kadar acımasızdı böyle..!Çok sürmeyen bir bekleyişin ardından İsmet abi atölyeye gelmişti.
Yüzünde ki ifadeyi anlamak,anlayabilmek çok zordu.“Erkek adam güçlü olur” edasının altında gizlemeye çalıştığı;içine akıttığı gözyaşlarını,boğazında düğümlenen hıçkırıklarını,yüreğinin cayır cayır yanışını,acısının sızısını hissedebiliyorduk.
Kolay değildi tabi “canımdan can” dediği,çok sevdiği,hayatının baharının,eşinin ölüm haberini almıştı…Evet,İsmet abi atölyeye gelmişti ve biz onun yanındaydık ama ona verebileceğimiz teselli ne olabilirdi ki.
Başsağlığı dilemek,Allah’tan rahmet dilemek,sabır dilemek,geride kalanlara ömür dilemek,onun içindeki yangını azaltıp,acısını dindirebilir miydi? “Abi,unutma biz senin yanındayız,bir isteğin olursa hemen haberdar et yapalım” diyemiyorduk bile.
Eşini geri mi getirecektik sanki…Üzgündük,çok üzülmüştük ama elimizden gelen bir şeyde yoktu.Hepimizde merak içindeydik;olay nasıl meydana gelmişti de İsmet abinin eşi düşerek hayatını kaybetmişti.Ona sormaya dilimiz varmıyordu.
Bizim sormamıza da gerek kalmamıştı,kendiliğinden anlatmaya başlamıştı zaten.İçinde sıkışıp kalan acısını her ne kadar bastırmaya çalışsa da, bizlerle paylaşmak ona güç verecekti belki de.
İsmet abi soyunma dolabının arkasında bir yandan üzerini değişiyor bir yandan da ona anlatılan kadarı ile olayın meydana gelişinin nasıl olduğunu zorda olsa anlatmaya çalışıyordu.
Arada bir “güçlü olmak zorundayım arkadaşlar” diyordu ama sesindeki kısıklık,sesindeki boğukluk ve sesindeki titreklik…Bırakmıştı artık kendini,daha fazla tutamamıştı.İsmet abi ağlıyordu…Tabi bizde…Hem ağlamış,hem anlatmıştı,paylaşmıştı bizlerle.
Sonra gitti İsmet abi.Sağolsun müdürümüz fabrikanın arabasıyla göndermişti onu evine.
İsmet abinin evi dört katlı bir binanın ikinci katındaydı.Onun gitmeden önce bize anlatışına göre olay gerçekten de kötü bir kaza sonucu meydana gelmişti.
Eşi,yirmi gün önce dünyaya gözlerini açmış olan,o dünya tatlısı oğullarının çamaşırlarını yıkamış,asmak içinde balkona çıkmıştı.
Ön taraftaki ipe bir sıra dizmiş,tam arka taraftaki ipe kalanları asacakmıştı ki,birden dengesini kaybedip balkondan aşağı,beton zemin üzerine düşmüş.
Onun düştüğünü gören komşuları hemen yardıma koşuyor,hemen ambulans çağrılıyor ama nafile.Gelen ambulanstaki doktor gereken müdahaleyi yapmış yapmaya fakat onun için çok geçmiş artık.
Çünkü İsmet abinin eşi,başının üzerine düşmüş ,hemen oracıkta can vermişti…Bir anda,bir solukta,bir can gitmişti.Kafamı kaldırıp o balkonun demir korumalıklarına baktığım anda,daha haftanın başında İsmet abiyle olan bir konuşmamız gelmişti aklıma.
Eşinin,balkondaki demir korumalığın yetersiz kalışından dolayı duyduğu endişesinden bahsetmişti bana.Eşi ona;
Eşi,yirmi gün önce dünyaya gözlerini açmış olan,o dünya tatlısı oğullarının çamaşırlarını yıkamış,asmak içinde balkona çıkmıştı.
Ön taraftaki ipe bir sıra dizmiş,tam arka taraftaki ipe kalanları asacakmıştı ki,birden dengesini kaybedip balkondan aşağı,beton zemin üzerine düşmüş.
Onun düştüğünü gören komşuları hemen yardıma koşuyor,hemen ambulans çağrılıyor ama nafile.Gelen ambulanstaki doktor gereken müdahaleyi yapmış yapmaya fakat onun için çok geçmiş artık.
Çünkü İsmet abinin eşi,başının üzerine düşmüş ,hemen oracıkta can vermişti…Bir anda,bir solukta,bir can gitmişti.Kafamı kaldırıp o balkonun demir korumalıklarına baktığım anda,daha haftanın başında İsmet abiyle olan bir konuşmamız gelmişti aklıma.
Eşinin,balkondaki demir korumalığın yetersiz kalışından dolayı duyduğu endişesinden bahsetmişti bana.Eşi ona;
“İsmet,bu balkondaki korumalık çok alçakta kalıyor,bir şey olacak diye aklım çıkıyor,çamaşır asarken yüreğim ağzıma geliyor,çok korkuyorum düşeceğim diye.Bir an önce bir ek yaptırıp yükseltelim bu korumalığı” demişti.
O gün konuştuğumuzda İsmet abi,aynı endişeyi kendisinin de taşıdığını dile getirmişti.Ve daha dün sırf bu sorunu halletmek için sabahtan iki saatliğine izin alıp gitmişti fabrikadan.Döndüğünde sormuştum kendisine;
“Ne yaptın abi,buldun mu bir yer,hallettin mi işini?”
O da bana,bir demirciyle anlaştığını,cuma günü evlerine gelip takacaklarını söylemişti.Hatta,
“Bundan sonra gözüm arkada kalmaz benimde.Hanımda rahat bir nefes alır,korkuyor garibim balkonda çamaşır asarken.Şimdi birde oğlan var ya,bezleri yetiyor zaten,epey çok oluyor.
Aslında bende korkmuyor değilim.Bina yapılırken balkonun demir korumalıklarını çok alçakta tutmuşlar.Hadi büyükler neyse de,çoluk çocuğu da mı düşünmemiş bunlar yahu” diyerek,binayı yapanlara çok kızdığını da belirtmişti.Hemen ardından da;
Aslında bende korkmuyor değilim.Bina yapılırken balkonun demir korumalıklarını çok alçakta tutmuşlar.Hadi büyükler neyse de,çoluk çocuğu da mı düşünmemiş bunlar yahu” diyerek,binayı yapanlara çok kızdığını da belirtmişti.Hemen ardından da;
“Neyse yaa,cuma günü gelip takacaklar ya,hanımda bende kurtulacaz bu dertten” demişti.
Off İsmet abimOfff…Artık cumaya gelseler de,gelip taksalarda,o demir korumalık yükselse de,iş işten geçti artık…
Çünkü bugün perşembe ve……….
Başın Sağolsun Abim,
Başın Sağolsun……