Vatanımız ve şehitlerimiz

Konu sahibi son olarak 2618 gün önce görüldü
A.GAFFAR OKKAN

1952 yılında Sakarya'nın Hendek İlçesi'nde doğdu. Ankara Polis Enstitüsü'ne girdi ve 1970 yılında görevine başladı. Ege Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olan Okkan, İzmir, Eskişehir, Urfa ve 1993'de Mehmet Ağar'ın Emniyet Genel Müdürlüğü döneminde Kars'ta görev yaptıktan sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne atandı.

Evli ve iki çocuk babası olan Gaffar Okkan, 24 Ocak 2001 günü, Diyarbakır' da Terör Örgütü Hizbullah tarafından kurulan bir pusuda kendisi ile birlekte 5 Polis Memuruda şehit edilmiştir. Şehidimize Allah’tan rahmet yakınlarına da başsağlığı dileriz.

M.NURİ KOCABIYIK

M.Nuri KOCABIYIK Sakarya’nın Merkez Ekinli köyünde dünyaya geldi. Liseyi Bitirdikten sonra Gazi Üniversitesine gitti. Üniversiteden sonra Polis Akademisi Özel Sınıf olarak okudu. Daha önce Tekirdağ/Çorlu, Adıyaman ve Adana illerinde görev yaptı. Evli ve iki çocuk babası.

08.08.1996 tarihinde görevde iken yasadışı örgüt militanlarınca şehit edilmiştir. Şehidimize Allah’tan rahmet yakınlarına da başsağlığı dileriz.

MAHMUT ÖZMEN

Mahmut ÖZMEN 1947 yılında Sakarya’nın Çaybaşı Fuadiye köyünde dünyaya geldi. Sanat Okulu mezunu, evlenmemiştir. Görev yaptığı iller İstanbul Emniyet Müdürlüğü, görmüş olduğu kurs genel hizmet kursu.

14.06.1978 tarihinde görevli bulunduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğünde ateşli silahla vurulmak sureti ile şehit edilmiştir. Şehidimize Allah’tan rahmet yakınlarına da başsağlığı dileriz.

SÜLEYMAN ŞAHİN

Süleyman ŞAHİN 15.02.1950 yılında Trabzon/ Çaykara ilçesinin Çambaşı köyünde dünyaya geldi. Ortaokul mezunu, evli ve iki çocuk babası. Görev yaptığı iller İstanbul Emniyet Müdürlüğü. Görmüş olduğu kurs Hizmet içi eğitim kursu.

23.09.1977 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli iken, Ambulans şöförü olarak Ankara iline cenaze götürmüş olup, dönüşte Ambulansın otobüsle çarpışması neticesinde vefat ederek şehit olmuştur. Şehidimize Allah’tan rahmet yakınlarına da başsağlığı dileriz

OSMAN ÇAM

Osman ÇAM 01.01.1961 yılında Trabzon/Yomra ilçesinin Tandırlı köyünde dünyaya geldi. Ortaokul mezunu ve evli iki çocuk babası. Görev yaptığı iller Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Siirt Emniyet Müdürlüğü. Özel Harekat Kursu gördü.

14.01.1990 tarihinde Siirt Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürlüğü Personeli olarak mezarlık yakınlarında arama görevi yapmakta iken üzerinde bulunan el bombasının patlaması neticesi şehit olmuştur. Şehidimize Allah’tan rahmet yakınlarına da başsağlığı dileriz.

PEYAMİ ALTUN

Peyami ALTUN 02.06.1961 yılında Sakarya/Pamukova ilçesinin Gökgöz köyünde doğmuştur. Dört yıllık açık öğretim fakültesi mezunu, evlenmemiştir. Çalıştığı İller Zonguldak /Karadeniz Ereğlisi ve Şırnak/Silopi’dir.

25.11.1990 tarihinde Şırnak ili Silopi ilçesinde görevden evine giderken kimliği belirsiz şahıslarca ateşli silahlarla açılan ateş sonucu şehit edilmiştir. Şehidimize Allah’tan rahmet yakınlarına da başsağlığı dileriz.

OLGUN KÜPÇÜ

Olgun KÜPÇÜ 01.06.1971 Sakarya/Akyazı ilçesinde Dünyaya geldi. Lise mezunu, evli çocuksuz. Ankara ve Tunceli Emniyet Müdürlüklerinde çalıştı.

13.06.1998 tarihinde saat14.45 sularında görevli bulunduğu Tunceli Özel Harekat Şube Müdürlüğüne ait K-4 pusu Noktasına Batman köyünün doğu istikametinden uzak mevkiden ateş edilmesi neticesi pusu noktasında bulunan iki polis memuru şehit olmuş, bu sırada pusu noktasına ait termal kameraya ayar yaptıktan sonra Şehir merkezine seyir halinde olan 62 A 0156 plakalı araca yakında bulunan ağaçlık bölgeden yasa dışı örgüt militanlarınca ateş açılması sonucu bir komiser yardımcısı ve bir Polis Memuru ile yanlarında bulunan Polis Memuru Olgun KÜPÇÜ yaralanarak şehit olmuşlardır. Şehidimize Allah’tan rahmet yakınlarına da başsağlığı dileriz.
 
Adı Soyadı: Atilla AYDOĞDU (1967–17.9.1994)
Doğum Yeri: Antalya
Baba Adı: Hasan
Ana Adı: Rukiye
Medeni Hali: Bekâr
Mezun Olduğu Okul: Ankara Üni. Eğitim Bilimleri Fak. Eğitim Yönetimi Planlaması Bölümü mezunu
Görevi: Tunceli İli Nazimiye Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Öğretmeni iken, 17.9.1994 tarihinde şehit edilmiştir.
Adı, Malatya merkezde bir anaokuluna verilmiştir.

Adı Soyadı: Aydın YILMAZ (5.1.1971–22.4.1996)
Doğum Yeri: Edirne İli Meriç İlçesi
Baba Adı: Ali
Ana Adı: Zöhre
Medeni Hali: Bekâr
Mezun Olduğu Okul: Çanakkale Eğitim Yüksek Okulu Sınıf Öğretmenliği Bölümü mezunu.
Görevi: Kahramanmaraş İli Ekinözü İlçesi Altunyaprak Köyü İlkokulu öğretmeni iken, 22.4.1990 tarihinde şehit edilmiştir.

Adı Soyadı: Ayhan KURAL (1969–16.9.1993)
Doğum Yeri: Amasya ili Merzifon ilçesi
Baba Adı: Ali
Ana Adı: Gülbeyaz
Medeni Hali: Güllü hanımla evli.
Mezun Olduğu Okul: Ondokuz Mayıs Üni. Eğitim Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu.
Görevi: İlk kez Tunceli ili Pülümür ilçesi Gazi Lisesi öğretmeni olarak atanmış, bu görevde iken 16.9.1993 tarihinde şehit edilmiştir.

Adı Soyadı: Aynur SARI (1971–22.6.1996)
Doğum Yeri: Ankara
Baba Adı: İsmail
Ana Adı: Kezban
Medeni Hali: Murat ile evli, Uğur isimli bir oğlu var.
Mezun Olduğu Okul: Selçuk Üni. Eğitim Fak. Kız Sanat Eğitimi Yüksek Okulu El Sanatları Nakış Bölümü mezunu.
Görevi: Diyarbakır İli Ergani Kız Meslek Lisesi'nde altı yıllık öğretmen iken, 22.06.1996 tarihinde eşi Murat ve tek çocuğu Uğur'la birlikte şehit edilmiştir.
Adı, Diyarbakır ili Ergani ilçesinde bir ilköğretim okuluna verilmiştir.

Adı Soyadı: Ayşe KONAKÇI (1969–26.10.1993)
Doğum Yeri: Denizli İli Tavas İlçesi
Baba Adı: Hüdaverdi
Ana Adı: Safiye
Medeni Hali: Kendisi gibi şehit edilen öğretmen Numan beyle evli, Mahinur adında bir kızı vardır
Mezun Olduğu Okul: Selçuk Üni. Eğitim Fak. Kız Sanat Eğitimi Yüksek Okulu Ev Ekonomisi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Öğretmenliği Bölümü mezunu
Görevi: Ekim 1991'de Gaziantep İli Etiler İlköğretim Okulu Anasınıfı öğretmenliğine. Ekim 1992'de Diyarbakır İli Bismil İlçesi Babahaki Köyü İlköğretim Okulu öğretmenliğine atanmış, bu görevde iken 26.10.1993 tarihinde eşi ile birlikte şehit edilmiştir.
Adı, Denizli İli Tavas İlçesi Ulukent'te bir İlköğretim okuluna verilmiştir.

Adı Soyadı: Aysun KARALAR

Görevi: Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesine bağlı Ortadirek Köyü İlköğretim Okulu'nda, öğrenciler tarafından yakılan sobaya dökülen tinerin alev alması sonucu çıkan yangında, alevler arasında kalan öğrencisini kurtarmak isterken hayatını kaybetti. 24.12.2003
Adı, Ağrı ili Merkez ilçede bir ilköğretim okuluna, internet ortamında bir sitenin kütüphanesine 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi dersliklerine ismi verilmiştir.

Adı Soyadı: A. Nurettin SOYER (1964–22.10.1993)
Doğum Yeri: Bartın İli
Baba Adı: Hüseyin
Ana Adı: Güner Zeliha
Medeni Hali: Öğretmen Nurhayat hanımla evli olan A.Nurettin SOYER'in Gözde adında bir çocuğu vardır.
Mezun Olduğu Okul: Erzurum Atatürk Üni. Fen–Edebiyat Fak. Almanca Bölümü mezunu.
Görevi: Diyarbakır Lice Kutlu Köyü İl¬kokulu öğretmeni iken, 22.10.1993 tarihinde Diyarbakır İli Lice İlçesi Ki¬ralan Köyünde şehit edilmiştir
Adı, Diyarbakır ili Lice ilçesinde bir anaokuluna verilmiştir.


Allah sizlerden razı olsun, mekânınız cennet olsun, ruhunuz şad olsun.

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın! Bilakis onlar diridirler Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiç bir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.”
(Al-i İmran 169)

"Allah yolunda öldürülenlere (şehitlere) "Ölüler" demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz onu hissedemez, anlayamazsınız."
(Bakara: 154)

''Cennete giren hiç bir kimse yoktur ki, bütün dünyaya malik olacak olsa dahi tekrar dünyaya dönmeyi arzu etsin. Yalnız şehitlerdir ki, kendilerine yapılan hürmet ve kerameti yahut şehitliğin faziletini gördüklerinden dünyaya dönüp de tekrar on defa şehid olmayı arzu ederler.”
(Buhari ve Müslim)
 
Oktay Yıldırım
Güneydoğu Gazisi Emekli Astsubay
ŞEMDİNLİ'Yİ BİLEN VAR MI?

Şemdinli'yi bileniniz var mı? Hiç gitmişliğiniz, Otuz iki virajları aşıp, Kaymakam çeşmenin soğuk suyunu hiç içmişliğiniz var mı? Her sabah uyandığınızda size merhaba diyen Efkâr tepeyi, Gomane tepeyi gezdiniz mi karış, karış?

Mayına basan aracın içinden, tam on dört metre uzağa fırlayan bir arkadaşınız oldu mu sizin? "Yenge vallahi az önce yanımda oturuyordu, şimdi dışarı çıktı" diye yalan söylediniz mi karısına? Dükkânına girip alışveriş yaptınız mı bir esnafın?

Gomane tepenin zirvesinden, içinde eşinizin, çocuğunuzun bulunduğu lojmana doğru yanarak gidip evinizin duvarında patlayan RPG-7'leri izlediniz mi siz?

Ama yine de bulunduğunuz görev yerini terk etmeden, acaba öldüler mi, yaralandılar mı, diye sabaha kadar hiçbir haber alamadan beklediniz mi?

"Ben bu insanlar rahat uyusun diye buradayım, ama neden benim aileme saldırıyorlar" diye düşündünüz mü hiç.

Evinizin roketlendiği mahalleden ve hatta roketin atıldığı, makineli tüfeğin yanı başında çalıştığı evin sakinlerinden, "vallahi biz bir şey görmedik" dediklerini duydunuz mu kulaklarınızla?

Her şeye rağmen deyip görevinize devam ettiniz mi? O patlamalardan dolayı yıllardır psikolojik tedavi gören bir çocuğunuz veya çocuğu bu yüzden tedavi gören bir tanıdığınız oldu mu? Hiç böyle bir baba'nın veya Anne'nin yüz ifadesini gördünüz mü?

Tabancanızı evinizde bırakıp " bir şey olursa, eve girmeye çalışırlarsa gerekeni yap, son iki mermiyi de kendinize ayır, ellerine sağ geçme" diyerek her defasında eşinizle helalleşip çıktınız mı evden, yada böyle bir tanıdığınız oldu mu?

Sürekli telsiz anonslarını dinlediği için, ilk kurduğu cümle " atışlar normal" olan bir çocuğunuz oldu mu sizin?

Lojman'ın emniyetini sağlayan silahlı nöbetçilerin yanında mı oynadı çocuklarınız ve uzaktan dahi gelse, her silah sesinde o çocukların evlere, mevzilere nasıl koşturduğunu, koşarken düşenlerin nasıl yerlerde sürüklendiğini, nasıl hıçkırarak ağladıklarını gördünüz mü hiç?

Bu gün yaşanan olayların, ilk olduğunu mu sanıyorsunuz?

Bunları yapmadı ve yaşamadıysanız eğer, orası hakkında bildiklerinizin hiç bir kıymeti yoktur efendiler. Affedersiniz bu kadar net konuşmak istemezdim ama ne yazık ki sabrım tükendi artık. Siz oturduğunuz ceylan derisi koltuklarda belki farkında değilsiniz, belki de umurunuzda değil ama orada görev yapan insanların öncelik sıralarında, ailelerinden önce vatanları geliyor, yeminleri geliyor. İşte bu yüzden mevzilerini terk edip ailelerinin yanına koşmuyorlar. Biz de onun için koşmadık zamanında görevimizi bırakarak. Yüreğimiz titreyerek bekledik ama görevimizin başında, dağda, hudutta bekledik efendiler, görevimiz bitene kadar bekledik.

Bu insanlar tüm bunlara vatanları için, üstüne el koyup yemin ettikleri bayrakları için katlanıyorlar, sizin başınızın üzerindeki, ama nasıl sağlandığını bile bilmediğiniz "egemenlik örtüsü"'nün bekası için katlanıyorlar.

Peki, onlar bu şartlar altında görev yaparken siz veya sizden öncekiler bu fedakârlıklara liyakat gösterebilmek için, geçmişte ne yaptınız, Şimdi ne yapıyorsunuz?

Anıtlaştırılan terörist mezarlarının hesabını mı soruyorsunuz?

O cenaze araçlarının görevlendirme emrinde kimlerin imzasının olduğunu mu araştırdınız?

Başbakana güç gösterisi yaparak "uçaklardan ve validen hoşlanmadık, ayrıca dağdakilerden vazgeçmeyiz" diyenlere mi hesap sordunuz yoksa?

Ya bütün kutsal değerlerimize söverek ayaklanan kalabalıklar, onlara devlet'in varlığını mı hissettirdiniz?

Baldırı çıplak peşmergelerden tutun da, Danimarkalısından, Hollandalısından, Rum'undan duyduğunuz her türlü hakaret ve aşağılamaya cevap mı verdiniz?

Roj TV muhabirlerinin nasıl olup ta olaylardan 3 dakika sonra canlı yayın yaptığını mı buldunuz? Bir el bombasının nasıl olup ta o kadar hasar meydana getirdiğini mi, Almanya ile yapılan telefon konuşmasını mı, o kalabalığın nasıl bir anda örgütlendiğini mi, araştırdınız?

Arabası parçalanarak yakıldıktan sonra, ********ce ve insafsızca dövülerek komaya sokulan uzman çavuşu mu, evi kurşunlanan polisi mi, okulunda tartaklanıp kovalanan asker çocuklarını mı, araştırdınız?

Bütün bu eylemleri kimin planladığını yada organizasyonu kimin veya kimlerin yaptığını mı, o gün halkı sürüsünü idare eden bir çoban maharetiyle kimlerin idare ettiğini mi araştırdınız?

Hayır, bunların hiçbirisini yapmadınız. Siz ne yaptınız peki?

Sizin farkında bile olmadığınız değerler için orada görev yapan bir astsubay ve bir uzman çavuş bulup, sonra bütün aydıncıklar, sağduyucular, mozaikçiler, üst kimliği, yan kimliği, alt kimliği olanlar ve hatta kimliksizler, sonra dalkavuklar, sendikacılar, susurluk paranoidleri, Soroscular, hülasa ne idüğü belirsiz, ne kadar adam varsa etrafınızda, bila istisna topunuz bir koro nizamında toplanıp, koroyu kimin yönettiğine bile bakmadan-ki ben bundan emin değilim- " Vurun Kahpeye" konseri verdiniz.

Yanlış şarkıyı çalıyordunuz ama çaldınız, sesler, akortlar, notalar hep bozuktu ama yinede çaldınız, orkestra şefi, "müzik" demişti nasılsa.

Şimdi yapılan araştırmalar neticesinde şu anda bile kuvvetle muhtemel olan sonuç çıkarsa ki bu sonuç, olayların altından terör örgütü ve onunla beraber bazı gizli servislerin çıkmasından doğacak sonuçtur, o vakit ne yapacaksınız?

Allanıp pullanıp önüne çıkarak tek, tek arzı endam ettiğiniz o basına (!) bu defa ne söyleyeceksiniz? Acaba yapacağınız hangi açıklama ile durumu kurtarmaya çalışacaksınız?

Bir açıklamanız var mı efendiler? Daha doğrusu bir "B" planınız var mı?

Ama bana sorarsanız, sizin kafalarınızı böyle şeylerle yormanıza gerek de yok zaten. Zira sizin adınıza orkestra şefi düşünür, besteler, önünüze koyar ve size de yine icra-i sanat etmek kalır ki bu, yani başkalarının bestelerini okumak zaten sizin en iyi yaptığınız şey değil midir? Ne demişler "gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım".

Yapın efendiler; vazifenizi yapın, hem de gözünüz kapalı yapın. Açarsanız gözünüzü belki Türk Bayrağına sarılı tabutları görürsünüz, ağlayan ailelerini, yetim çocuklarını görürsünüz de vicdanınız depreşir, vazifeniz yarım kalır. Sonra ne der Avrupalı, değil mi?

Hatta bakın ne diyeceğim, asın gitsin o astsubayla uzman çavuş'u, Şemdinli'yi, Yüksekova'yı, Hakkâri'yi de belediye başkanlarına teslim edin, seçilmiştir nihayet atanmış değil. Öyle Vali'ye filan da gerek yok canım, boşa zahmet. Tayin et, beğenmediler değiştir, ne lüzum var efendim. Bir belediye başkanı yeter de artar bile.

Siz de bu arada sanatsal sergiler açın, fotoğraf çekin, resim yapın, medeniyetleri buluşturun, dinlere diyalog kurdurun.

Değil mi ki ateş düştüğü yeri yakar. Ateş sizin yüreğinize mi düştü sanki? Bölen bölsün, satan satsın, Avşar'ı da ayırsınlar, Yörüğü de ayırsınlar, dadaşı da, sarışını da, esmeri de.

Şehirleri, köyleri, mahalleleri hatta ev ev ayırsınlar Türk Milletini, size ne gam efendiler. Siz fotoğraf çekmeye devam edin. Fakat unutmayın ki bir gün sizin de bir fotoğrafınızı çeken çıkar elbet. Ama o fotoğraf hangi salonlarda, nasıl teşhir edilir bilemem. Malum ya yaşlı tarih fotoğrafları çekilip, tozlu sayfalarında bir yerlere asılmış liderlerin, fotoğrafları ile doludur.

"VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN"

Oktay Yıldırım kimdir ?

Oktay Yıldırım, Astsubay rütbesiyle Orduya katılmış, Güneydoğu'da yıllarca çarpışmış yiğit ve kahraman bir Türk evladıdır. Kendisi de güneydoğu gazilerinden olan ve üsteğmen rütbesinde iken ordudan ayrılan Hakan Evrensel'in "Yer Eksi İki" adlı romanında anlattığı gerçek kahramanlardan biridir.

Görevi gereği yerinden ayrılmadan saatlerce buzlu suda kaldığından ayaklarından sakatlanmış ve zorunlu olarak malulen emekli edilmiştir.

Kendisiyle ilgili bilgiyi de Hakan Evrensel vermiştir; Oktay Yıldırım, övünmeyi ve yaptıklarını anlatmayı sevmeyen yüksek bir karaktere sahiptir.

Halen yürüme güçlüğü çekmektedir.
 
Türkiye'mizde 1984 tarihinden Mart 2001 tarihi itibariyle Vatanın bölünmezliği uğruna canlarını verip, Gökteki Hilal ile Yıldızı Bayrak, Toprağı da Vatan yaparak kara toprağın bağrında sıra dağlar gibi yatan şehitlerimiz; Sizler gençliğinizi yaşamadınız. Vatan savunmasını, Milli Misaki, Cumhuriyeti, canınızdan üstün tuttunuz. Oysa sizlerin olağanüstü yetenekleri vardı. Türk milleti için büyük değerler üretebilirdiniz. Vatan sevgisini yine ilk sıraya aldınız. Vatanı bölmek isteyenlerin üzerine nasıl saldırdığınızı, Cudi, Kabar, Namaz dağlarında, Kuzey Irak'ta nasıl aslanlar gibi savaştığınızı, sözde kürt devletinin kuruluşunu nasıl engellediğinizi, ne zaman şehit olacağınızı, silah arkadaşlarınız ve komutanlarınız anlattı. O zaman " Ne Büyüksün ki Kanın Kurtarıyor Tevhidi, Bedrin arslanları ancak sizler kadar şanlı idi." mısraları geldi aklımıza !
Yemen şehidi Mehmet, Ahmet, Osman, Mustafa, Bekir.... amcalarınızın kahramanlığını, Çanakkale Şehitleri Ömer, Yahya, Faruk, Mahmut amcalarınızın vatan sevgisini nasıl nesilden nesile anlatarak ruhlarını şad ediyorsak, siz şehitlerimizin kahramanlığını, vatan severliğini de nesilden nesile anlatarak sizleri unutmayacağımız gibi unutturmayacağız da!

Sizler Vatanın bölünmezliği uğruna şehit oldunuz. Vatan Haini Bölücü başı yakalandı. Yargılandı. Bu yargılama işi dünyanın gözü önünde yapıldı. Yargılanması sırasında bölücü başı vatan haini suçunu kabul ederek tüm şehit çocuklarından, ana ve babalarından özür diledi. İdam cezasına mahkum oldu.

Cezası kesinleşen vatan haini bölücü başının bu cezası sizler şehit olmadan sizlerin yanında olduğunu "Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez" diyerek iktidarda olanlar engelledi engellemeye de devam ediyorlar! Sizlerin ana, baba, eşleriniz ve çocuklarınız olararak bölücü başının idam edildiğini müjdeliyemiyoruz, sizlerden özür diliyoruz.

Sizlerin yeri çok güzel, Şehitliğin her kişiye nasip olmayacağını biliyoruz. Ama yokluğunuza dayanmak çok zor. Sizleri çocuklarınız, ana, baba ve eşleriniz rüyasında görüyor. Sizlere sarılıyor, ama uyandığında göz yaşından başka bir şey kalmıyor. İnsan engellerinin hepsini aştık da kader engelini aşamadık. Kader bu!

Biz şehit ailelerine ağlarken gülmek yakışmaz, bizler ne zaman güleriz, biliyormusunuz? Üç liderin engellediği idam dosyası meclise gelir, adalet ne zaman yerini bulur da, vatan haini çocuk katili, tetörist başı idam edilirse o zaman !!!

Şehit aileleri derneği açıklaması
 
Geri