IkRa
Üye
-
- Katılım
- Nisan 10, 2019
-
- Mesajlar
- 102
-
- Tepkime puanı
- 10
-
- Puanları
- 268
-
- Konum
- aLem-i ervaH
Cumhuriyet tarihi yalancılarının sıkça söyledikleri yalanlardan bir tanesi de Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için Anadolu'ya giderken Vahdettin'in Atatürk'e 40.000 altın verilen iddiasıdır.
Örneğin, Nihal Beygirsiz,"Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa'ya örgüt yapılması için 40.000 altın vermiştir.
Bu paranın ehemmiyetli bölümü, önceden ardından beslediği kıymetli yarış atlarını satmak suretiyle elde edilmiştir."1 demiştir.
Ancak Vahdettin'in beygir beslediğine ait en küçük tek vesika ya da malumat yoktur.
2 İyi tek binici bulunduğu da (bu beygir besleme öyküsü için) ardından kurgulanmıştır.
3 Vahdettin'in, Atatürk'e, 40.000 altın verilen iddiası, Necip Fazıl'dan, Kadir Mısıroğlu'na kadar tüm Vahdettinci yazarların dört bayan gazetesi sarıldıkları tek yalandır.
4
Vahdettin'in, Atatürk'e 40.000 altın verildiğini iddia eden Vahdettinci yazarların her şeyden evvel matematik biliminden ve fizik kurallarından habersiz oldukları anlaşılmaktadır.
Bu matematik ve Fizik cahili yazarlara Turgut Özakman,"40.000 altının sebep taşındığını"sormuştur? Tek altın 7.6 gram olduğuna göre 40.000 altın 304 bin gram, başka bir deyişle 304 kilo eder.
Doğal olarak altınların sandıklara yerleştirilmesi lazım olur.
Her sandık 50 kilo olsa, 304 kilo altın 6 sandık eder."Altı sandık dolusu altın saraydan Şişli'deki haneye, Şişli'den Galata rıhtımına, rıhtımdan motora, motordan Bandırma gemisine, gemiden Samsun rıhtımına, oradan Mıntıka Palas oteline, oradan Havza'ya, Amasya'ya, Erzincan'a, Sivas'a, Erzurum'a, Kırşehir'e, Kayseri'ye, Ankara'ya sebep taşınır? Kimler taşır? Hiç kimsenin alaka ve merakını çekmez, biri dahi 'bunlar nedir' diye sormaz mı? Örneğin Refet Paşa, K.
Karabekir Paşa, Rauf Bey, bu esrarengiz sandıklardan sebep hiç soz etmiyorlar? Mustafa Kemal sandıklarda altın olduğunu arkadaşlarına söylediyse sebep hiçbiri şu zamana kadar bu altınlar içeriğine değinmedi? Sebep gerek görüldükçe altınları harcamayıp da ona buna muhtaç oldular?"5
Atatürk ve dostlarının yanısıra üç ufak döküntü araç bulunmaktadır.
Sadece 3-4 bireyin binebildiği bu araçlara, ayrı olarak kalifiye eşyaların, tüfeklerin ve dosyaların da konulduğu düşünülecek olursa 40 ton, başka bir deyişle 6 sandık altın nereye sebep konulmuştur? 6
Bandırma vapurunu arayan İngilizler bu altınları sebep görememiştir? Bandırma vapurunda tespit edilen 23 şahıstan rastgele biri ve ardından Kurtuluş Muhabereyi süresince Atatürk'ün yanısıra yakında bulunan yüzlerce şahıstan hiçbiri sebep bu altınlardan soz etmemiştir?
Atatürk'e verildiği iddia edilen 40.000 altın yalancı tarihçiler doğrulusunda açık artırma örneği daimi artırılmış ve en nihayetinde defa uçuk tek rakama, 400.000 altına kadar çıkmıştır.
Şehzade Mahmut Şevket Efendi, 1967 seneninde Murat Sertoğlu'na verilen tek röportajda, Vahdettin'in Atatürk'e 400.000 altın verildiğini iddia etmiştir.
7
Atatürk'e Dahiliye Nezareti ödeneğinden 1000 lira ile 23 karargâh mensubunun 3 maaş maaşları, yollukları ve yüzde 50 zam verilmiştir.
8
Ayrıca farklı gereksinimler için de 25.000 lira verilmiştir.
9
Atatürk ve 23 kişilik kuruluna verilen bu paranın ne kadar yetersiz olduğunu kavramak için tek misal verelim: 1920'de Sadrazam Güvey Ferit, birkaç kişilik kuruluyla Paris Sulh Görüşmeleri'ne giderken kendine 70.000 lira verilmiştir.
10
Atatürk, Anadolu'ya atlattıktan ardından devasa para sorunu çekmiştir.
Örneğin, Erzurum'dan Sivas'a giderken yaşanan para sorunu Binbaşı Süleyman Bey'in verilen 900 lirayla çözülmüştür.
11
Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti azaları de kendisi aralarında topladıkları 1000 lirayı Atatürk ve heyetine vermişlerdir.
12 Otomobillerin benzini Sivas-Amerikan okulunca karşılanmıştır.
13
Sivas Osmanlı Bankası Müdürü'nden 1000 lira ödünç alınmıştır.
Hacı Bektaş Dergâhı Şeyhi Cemalettin Efendi de Atatürk'ün heyetine tek oran takviye yapmıştır.
14
Atatürk ve kurulu Sivas'tan Ankara'ya hareket eder iken tam manasıyla "yoksulluk" içindedir.
Bu yoksulluğu, Mazhar Müfit Kansu,"Bütün paramız, yol için yirmi yumurta, tek okka peynir ve on ekmeğe yettiğinden bunları aldırdık."diyerek ifade etmiştir.
Ayrıca, aylarca sabahları tek bardak çay ile tek dilim ekmek yediklerini bildiren 15 Kansu,"Ekmekçilere dahi verecek paramız kalmamıştı...
Benim tek kürküm vardı.
Erzurumlu Nafiz Bey'e başvurarak sattırılmasını rica ettim.
Nafiz Bey, 'Ocak ayı içindeyiz, ne giyeceksin?' diye satmamakta ısrar ettiyse de ne olursa olsun kulağıma giremezdi.
Aç mı kalacaktık? Nihayet onu da sattık.
Kimsede satılacak bişi kalmadı.
Paşa ile bu konuda tek deva bulamayarak, 'Hele sabah olsun' diyerek odalarımıza çekildik.
Ankara'ya geldiğimiz vakit derhal tek hafta bizi belediye besledi"diyerek hayat sürdürdükleri "yoksulluğu" gözler önüne sermiştir.
16
Atatürk, Samsun'a çıktıktan yedi buçuk ay ardından Ankara'ya geldiği zaman yaşadığı "para sıkıntısından", Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi'nin Ankara tüccarından toplayıp kendine verilen 1000 lirayla bir miktar olsun kurtulmuştur.
17 Paranın geldiği gün et ve helva ziyafeti verilmesine hüküm verilmiştir.
Her vakit çorba içilmesine alışık olanlar, et yemeği gelince şaşkınlıklarını gizleyememişlerdir.
Atatürk, Ankara'da Türkiye büyük millet meclisi açılırken yeni sivil giysisi bulunmadığı için Erzurum Valisi Münir Bey'in sivil elbiselerini giymiştir.
Ancak giysi bir miktar üzerinden akar gibidir.
İstanbulin olarak bilinen uzun ceket bir miktar devasa gelmiştir, reye pantolon uzun ve iğreti durmaktadır.
En kötüsü de tek sevilmeyen ciğer rengindeki festir.
18
Atatürk'ün, yeni Türkiye'nin kuruluşlunu simgeleyen TBMM'nin açılışına, "emanet" elbiseyle katılımı yaşadığı ekonomik sıkıntının en açık kanıtlarından bir tanesidir.
Atatürk, 3 Mayıs 1920'de Kazım Karabekir'e çektiği telgrafta"Elde beş para olmadığı malum-u devletleridir.
Şimdilik içerde tek kaynak da bulunmuyor"demiştir.
Rauf Orbay anılarında, Atatürk'ün İstanbul'dan hareketinden evvel kendine,"Para mevzusunu ne yapacağız? Girişeceğimiz işlerde kuşkusuz ki paraya gereksinimiz olacak.
Fakat biliyorsun bende bir miktar para vardı, hepsini Minber (gazetesi) yuttu.
Sen de benden değişik değilsin.
Aylıklarımızla ne yapabiliriz"dediğini anlatmıştır.
Rauf Orbay bu "para meselesini" Topçuoğlu Nazmi Bey'e açmış, Nazmi Bey de hiç tereddüt etmeden Rauf Bey'e 5000 lira vermiştir.
Rauf Bey,"Biz Amasya'dan ardından her işimizi bu para ile gördük.
Bu para tamamlanınca, Sivas Kongresi'ne giderken Erzurum Müdafaa-i Hukuk Kurulu kendimize bin lira kadar para temin etmişti"diyerek para sıkıntısına ilgi çekmiştir.
20
Ayrıca Kılıç Ali de, Ali Galip olayında el koydukları 6000 altını Atatürk'e teslim etmiştir.
Atatürk, o para yokluğunda duyduğu sevinci,"Bu defa devasa tek para.
Bizimkilere öyle aniden söyleme yüreklerine iner!"diyerek ifade etmiştir.
21
Atatürk, Anadolu'da tek ara misafirlerin kahve ikram edemez derecede bedava kalmıştır.
Kurtuluş Savaşı'nın hangi ekonomik güçlüklerle kazanıldığını görmek isteyenlerin Atatürk'ün, Sakarya Muhabereyi evvel 8 Ağustos 1921 tarihinde yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri'ne bakmalarını öneriyorum: Atatürk, ordunun greksinimlerini karşılamak için, çarıktan çoraba, iç çamaşırdan iğne ipliğe, ekmekten çiviye kadar tümşeyleri halktan istemiştir.
22
Siz tüm bu gerçekleri tek yana bırakarak utanıp sıkılmadan hangi 40.000 altından soz ediyorsunuz? Siz bu milletle dalga mı geçiyorsunuz?
Turgut Özakman'ın dediği gibi,"İstanbul'dan o kadar altınla yola çıktılarsa sebep oradan buradan takviye alabilmek mecburiyetinde kalmışlar? Mustafa Kemal ne yaptı o kırk bin veyahut surat binlerce altını? Sakın Samsun'daki otelin bodrumuna veyahut Havza'daki termal hamamın havuzunun altına gömmüş olmasın! Definecilere duyurulur!"23
Atatürk Anadolu'ya giderken kendine yanlızca 1000 lira verenler, Atatürk'ü yok edip Ulusal harekete nihai vermek için kurdukları Kuvayı İnzibatiye'ye tamı t***** 1.250.850 lira ödenek ayırmışlardır.
24
Vahdettin'in İngilizlere sığınması
Vahdettinci yazarlarca, "Kurtuluş Muhabereyi kahramanı" olarak gösterilen Padişah Vahdettin, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından derince tek eleme kapılmış, Türk ulusunun kazandığı bu zaferden fena durumda rahatsız meydana gelmiştir.
Bu öyle tek rahatsızlıktır ki, Padişah Vahdettin, uygulanan bütün önerilere rağmen Mustafa Kemal Atatürk'e "kutlama telgrafı" göndermeye karşı çıkmıştır.
25
İngiliz Yüksek Komiseri Rombald, 26 Eylül 1922 tarihinde Londra'ya gönderdiği tek yazıda,"Padişah, Mustafa Kemal'e tek tebrik telgrafı göndermeye zorlandığını fakat bunu reddettiğini endirekt biçimde bilgime sunmuştur"demiştir.
26 Fakat yakınlarının ısrarı üstüne, "son savaşta" yaşamlarını kaybetmiş olanların ruhuna Fatiha okumak emeliyle 15 Eylül 1922'de Fatih Sultan Mehmet Camii'nde uygulanan dini törene katılmıştır.
27
TBMM, 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Ateşkes Antlaşması'nı imzalayarak, net zaferi perçinlemiş, dahası İstanbul, Boğazlar ve D.Trakya'yı muhabere yapmadan kurtarmıştır.
Barış görüşmelerinin İsviçre'nin Lozan kentinde yapılmasın hüküm verilmiştir.
O zamanlarda Sadrazam Tevfik Paşa'nın meşru hükümet olarak Türkiye'yi Lozan'da İstanbul Hükümeti'nin delegasyon edeceğini belirtmesi üstüne harekete geride bıraktığımız Türkiye büyük millet meclisi 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırmıştır.haberguncel.blogspot.com
Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından ardından Sadrazam Güvey Ferit, 22 Ekim 1922'de İngiliz polislerinin koruması altında Orient Ekspresi ile Avrupa'ya kaçarak Fransa'nın Nice kazasına yerleşmiş ve İstanbul'un kurtarıldığı 6 Ekim 1922'de orada ölmüştür.
Sadrazam Tevfik Paşa, 5 Kasım 1922'de görevinden çekilerek idaresi İstanbul'da tespit edilen Türkiye büyük millet meclisi temsilcisi Refet Paşa'ya bırakmıştır.
Damat Ferit'in ve işbirlikçilerin kaçarak İngilizlere sığınması, saltanatın kaldırılması, Tevfik Paşa'nın istifa ederek İstanbul'u Türkiye büyük millet meclisi temsilcisi Refet Paşa'ya bırakması, İzmit'te Ali Kemal'in linç edilmesi, İstanbul'da tramvaylara"Kahrolsun Vahdettin"yazılması ve gibi ilerlemeler Padişah Vahdettin'i korkutmaya başlamıştır.
28
"Büyük zafer İstanbul'da devasa şenliklerle kutlanıyordu.
Halk gündüzleri meydanlara toplanıyor, her kısımda heyecanlı nutuklar söyleniyordu.
Padişaha karşı yer yer en ağır sözler sarf ediliyor, hakaretler yağdırılıyordu.
Aynı gün kalabalık tek küme Yıldız Sarayını önüne gelerek padişahlık aleyhine gösteriler yapmıştı.
Mevlit gecesi ise tramvayların üstüne tebeşirle, 'Kahrolsun Vahdettin' sözleri yazılıyordu.
Saraydaki görevlilerin, memurların fazlası korkudan gelmiyordu."29
Padişah Vahdettin Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasına ve saltanatın kaldırılmasına rağmen önceleri hâlâ İngilizlerden "yardım" beklemekte, İngilizlerin Kemalistleri etkisizleştireceğini düşünmekte ve hâlâ tacını ve tahtını koruyacağını zannetmektedir.
Ancak bir müddet ardından tacını ve tahtını tek kıyıya bırakarak "canının" derdine düşmüştür.
Son İhanet
Vahdettin, 6 Kasım 1922'de İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold ve Baştercüman Ryan'ı kabul ederek onlarla uzun tek müzakere yapmıştır.
Vahdettin, bu uzun müzakerenin nihayetinde İngiliz makamlarının yakın tek tehlike durumunda şahsını savunmak için tümşeyleri yapacaklarına değin 1920'de verdikleri sözü hatırlatmıştır.
Kendisini, güvenilir tek yere götürüp götüremeyeceklerini, götüreceklerse Mısır'a mı, Kıbrıs'a mı götüreceklerini sormuştur.
Rumboldi Mısır'a gitmesinin olanaksız olduğunu fakat geçici olarak 10-15 kişiyle beraber her yere gidebileceğini söylemiştir.
30
Vahdettin, bu görüşmede, Bolşevik olarak tanımladığı Kemalistlerin tek azınlık oluşturduklarını, bunun tek Kemalist vuruş olduğunu ve İtilaf devletlerini de ilgilendirdiğini öne sürerek, İtilaf devletlerinin Ankara hükümetinin meşruluğunu tanıyıp tanımayacaklarını, sulh sonuçlanıncaya kadar Ankara Hükümeti'nin İstanbul'la alakalı iddialarını kabul edip etmeyeceklerini ve İstanbul'u sıkıyönetim altına alıp almayacaklarını sormuştur.
31
Bu suale Rumbold, İstanbul Hükümeti'nin ortadan kalkmış bulunduğu, İtilafların konferansta tek "güçle" görüşmeleri gerektiği; bunun da fakat Ankara idaresi olacağı yanıtını vermiştir.
Bu sırada İngilizler tek kere henüz Padişah Vahdettin'i kullanmayı denemişlerdir.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Ronald Lindsay, 6 Kasım1922 kaleme aldığı tek yazıda şu şekilde demiştir:
"Fırsattan faydalanarak Padişaha Kıbrıs'ta politik barınak önersek ya da ona görevinden istifa etmemesini telkin ederek, İslam ülkelerinin gözünde saygınlığımızı yükseltme olanağını incelemekte fayda olabilir.
Halifenin, İngiltere doğrulusunda Türkiye'deki ulusçulara ve cumhuriyetçilere karşı savunması, Hindistan ve diğeri İslam ülkelerinde tek tesirli olabilir."
İngiltere Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Crowe, bu teklifi şu şekilde yorumlamıştır:"Padişaha politik barınak verme teklifi ilgiyle araştırmalıdır.
Ona barınak olarak belki Hindistan'ı öne rebiliriz; fakat bu denli tek tavsiye Hindistan'da Halifeye karşı tek soğukluk yaratabilir."
L.
Curzon da bu konuya baş yormuştur:"Padişaha politik barınak veririm; fakat ona bu nerede verilebilir? Lütfen bu konuyu tartışınız."33
Bu yazışmalardan açıkça gördüğünüz gibi İngiltere, kaçacak delik arayan, kullanılmaya defa uygun tek halde tespit edilen Padişah Vahdettin'i, henüz doğrusu Vahdettin'in "Halifelik" yetkilerini kullanmak istemiştir.
Halifenin, bilhassa Hindistan'daki Müslümanların ayaklanmalarının bastırılmasında işe yarayacağını düşünen İngiliz yetkililer, tek ara ciddi ciddi Vahdettin'i Hindistan'a götürmeyi düşünmüşlerdir.
Ama yeniden karşılarına Mustafa Kemal Atatürk çıkmıştır; zira bir miktar incelediklerinde Hindistanlı Müslümanların halifeden defa Atatürk'e bağlı olduklarını görmüşlerdir.
Kurtuluş Savaşı'ndaki kahramanlığından kaynaklı Mustafa Kemal Hindistan'da, "Allah'ın kılıcı!", "İslamın nihai mücahidi!" gibi adlarla anılmakta ve devasa hürmet görmektedir.
34
Bu gerçeği, Hindistan Kral Naibi, 10 Kasım 1922'de Hindistan Bakanlığı'na tek saklı telgrafla şu şekilde bildirmiştir:"Padişahın halifeliği dışında, kendi Hindistan'da tek az tanınmıştır ve Türkiye'nin işgali esnasında, onun İngilizlerin aleti olmasından kuşkulanılmaktadır.
Dolayısıyla, genel eğilime göre onun tahttan indirilmiş olması Hindistan'da ilgisizlikle karşılanmıştır.
Mustafa Kemal ise vatanının kurtarıcısı ve İslamın şampiyonu olarak görülmektedir."35
Kurtuluş için Atatürk'e tek "kutlama telgrafı" çekmeyen Vahdettin, iyice sıkışınca Atatürk'le ilişki kurmak istemiş fakat etkin olamamıştır.36
Örneğin, Nihal Beygirsiz,"Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa'ya örgüt yapılması için 40.000 altın vermiştir.
Bu paranın ehemmiyetli bölümü, önceden ardından beslediği kıymetli yarış atlarını satmak suretiyle elde edilmiştir."1 demiştir.
Ancak Vahdettin'in beygir beslediğine ait en küçük tek vesika ya da malumat yoktur.
2 İyi tek binici bulunduğu da (bu beygir besleme öyküsü için) ardından kurgulanmıştır.
3 Vahdettin'in, Atatürk'e, 40.000 altın verilen iddiası, Necip Fazıl'dan, Kadir Mısıroğlu'na kadar tüm Vahdettinci yazarların dört bayan gazetesi sarıldıkları tek yalandır.
4
Vahdettin'in, Atatürk'e 40.000 altın verildiğini iddia eden Vahdettinci yazarların her şeyden evvel matematik biliminden ve fizik kurallarından habersiz oldukları anlaşılmaktadır.
Bu matematik ve Fizik cahili yazarlara Turgut Özakman,"40.000 altının sebep taşındığını"sormuştur? Tek altın 7.6 gram olduğuna göre 40.000 altın 304 bin gram, başka bir deyişle 304 kilo eder.
Doğal olarak altınların sandıklara yerleştirilmesi lazım olur.
Her sandık 50 kilo olsa, 304 kilo altın 6 sandık eder."Altı sandık dolusu altın saraydan Şişli'deki haneye, Şişli'den Galata rıhtımına, rıhtımdan motora, motordan Bandırma gemisine, gemiden Samsun rıhtımına, oradan Mıntıka Palas oteline, oradan Havza'ya, Amasya'ya, Erzincan'a, Sivas'a, Erzurum'a, Kırşehir'e, Kayseri'ye, Ankara'ya sebep taşınır? Kimler taşır? Hiç kimsenin alaka ve merakını çekmez, biri dahi 'bunlar nedir' diye sormaz mı? Örneğin Refet Paşa, K.
Karabekir Paşa, Rauf Bey, bu esrarengiz sandıklardan sebep hiç soz etmiyorlar? Mustafa Kemal sandıklarda altın olduğunu arkadaşlarına söylediyse sebep hiçbiri şu zamana kadar bu altınlar içeriğine değinmedi? Sebep gerek görüldükçe altınları harcamayıp da ona buna muhtaç oldular?"5
Atatürk ve dostlarının yanısıra üç ufak döküntü araç bulunmaktadır.
Sadece 3-4 bireyin binebildiği bu araçlara, ayrı olarak kalifiye eşyaların, tüfeklerin ve dosyaların da konulduğu düşünülecek olursa 40 ton, başka bir deyişle 6 sandık altın nereye sebep konulmuştur? 6
Bandırma vapurunu arayan İngilizler bu altınları sebep görememiştir? Bandırma vapurunda tespit edilen 23 şahıstan rastgele biri ve ardından Kurtuluş Muhabereyi süresince Atatürk'ün yanısıra yakında bulunan yüzlerce şahıstan hiçbiri sebep bu altınlardan soz etmemiştir?
Atatürk'e verildiği iddia edilen 40.000 altın yalancı tarihçiler doğrulusunda açık artırma örneği daimi artırılmış ve en nihayetinde defa uçuk tek rakama, 400.000 altına kadar çıkmıştır.
Şehzade Mahmut Şevket Efendi, 1967 seneninde Murat Sertoğlu'na verilen tek röportajda, Vahdettin'in Atatürk'e 400.000 altın verildiğini iddia etmiştir.
7
Atatürk'e Dahiliye Nezareti ödeneğinden 1000 lira ile 23 karargâh mensubunun 3 maaş maaşları, yollukları ve yüzde 50 zam verilmiştir.
8
Ayrıca farklı gereksinimler için de 25.000 lira verilmiştir.
9
Atatürk ve 23 kişilik kuruluna verilen bu paranın ne kadar yetersiz olduğunu kavramak için tek misal verelim: 1920'de Sadrazam Güvey Ferit, birkaç kişilik kuruluyla Paris Sulh Görüşmeleri'ne giderken kendine 70.000 lira verilmiştir.
10
Atatürk, Anadolu'ya atlattıktan ardından devasa para sorunu çekmiştir.
Örneğin, Erzurum'dan Sivas'a giderken yaşanan para sorunu Binbaşı Süleyman Bey'in verilen 900 lirayla çözülmüştür.
11
Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti azaları de kendisi aralarında topladıkları 1000 lirayı Atatürk ve heyetine vermişlerdir.
12 Otomobillerin benzini Sivas-Amerikan okulunca karşılanmıştır.
13
Sivas Osmanlı Bankası Müdürü'nden 1000 lira ödünç alınmıştır.
Hacı Bektaş Dergâhı Şeyhi Cemalettin Efendi de Atatürk'ün heyetine tek oran takviye yapmıştır.
14
Atatürk ve kurulu Sivas'tan Ankara'ya hareket eder iken tam manasıyla "yoksulluk" içindedir.
Bu yoksulluğu, Mazhar Müfit Kansu,"Bütün paramız, yol için yirmi yumurta, tek okka peynir ve on ekmeğe yettiğinden bunları aldırdık."diyerek ifade etmiştir.
Ayrıca, aylarca sabahları tek bardak çay ile tek dilim ekmek yediklerini bildiren 15 Kansu,"Ekmekçilere dahi verecek paramız kalmamıştı...
Benim tek kürküm vardı.
Erzurumlu Nafiz Bey'e başvurarak sattırılmasını rica ettim.
Nafiz Bey, 'Ocak ayı içindeyiz, ne giyeceksin?' diye satmamakta ısrar ettiyse de ne olursa olsun kulağıma giremezdi.
Aç mı kalacaktık? Nihayet onu da sattık.
Kimsede satılacak bişi kalmadı.
Paşa ile bu konuda tek deva bulamayarak, 'Hele sabah olsun' diyerek odalarımıza çekildik.
Ankara'ya geldiğimiz vakit derhal tek hafta bizi belediye besledi"diyerek hayat sürdürdükleri "yoksulluğu" gözler önüne sermiştir.
16
Atatürk, Samsun'a çıktıktan yedi buçuk ay ardından Ankara'ya geldiği zaman yaşadığı "para sıkıntısından", Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi'nin Ankara tüccarından toplayıp kendine verilen 1000 lirayla bir miktar olsun kurtulmuştur.
17 Paranın geldiği gün et ve helva ziyafeti verilmesine hüküm verilmiştir.
Her vakit çorba içilmesine alışık olanlar, et yemeği gelince şaşkınlıklarını gizleyememişlerdir.
Atatürk, Ankara'da Türkiye büyük millet meclisi açılırken yeni sivil giysisi bulunmadığı için Erzurum Valisi Münir Bey'in sivil elbiselerini giymiştir.
Ancak giysi bir miktar üzerinden akar gibidir.
İstanbulin olarak bilinen uzun ceket bir miktar devasa gelmiştir, reye pantolon uzun ve iğreti durmaktadır.
En kötüsü de tek sevilmeyen ciğer rengindeki festir.
18
Atatürk'ün, yeni Türkiye'nin kuruluşlunu simgeleyen TBMM'nin açılışına, "emanet" elbiseyle katılımı yaşadığı ekonomik sıkıntının en açık kanıtlarından bir tanesidir.
Atatürk, 3 Mayıs 1920'de Kazım Karabekir'e çektiği telgrafta"Elde beş para olmadığı malum-u devletleridir.
Şimdilik içerde tek kaynak da bulunmuyor"demiştir.
Rauf Orbay anılarında, Atatürk'ün İstanbul'dan hareketinden evvel kendine,"Para mevzusunu ne yapacağız? Girişeceğimiz işlerde kuşkusuz ki paraya gereksinimiz olacak.
Fakat biliyorsun bende bir miktar para vardı, hepsini Minber (gazetesi) yuttu.
Sen de benden değişik değilsin.
Aylıklarımızla ne yapabiliriz"dediğini anlatmıştır.
Rauf Orbay bu "para meselesini" Topçuoğlu Nazmi Bey'e açmış, Nazmi Bey de hiç tereddüt etmeden Rauf Bey'e 5000 lira vermiştir.
Rauf Bey,"Biz Amasya'dan ardından her işimizi bu para ile gördük.
Bu para tamamlanınca, Sivas Kongresi'ne giderken Erzurum Müdafaa-i Hukuk Kurulu kendimize bin lira kadar para temin etmişti"diyerek para sıkıntısına ilgi çekmiştir.
20
Ayrıca Kılıç Ali de, Ali Galip olayında el koydukları 6000 altını Atatürk'e teslim etmiştir.
Atatürk, o para yokluğunda duyduğu sevinci,"Bu defa devasa tek para.
Bizimkilere öyle aniden söyleme yüreklerine iner!"diyerek ifade etmiştir.
21
Atatürk, Anadolu'da tek ara misafirlerin kahve ikram edemez derecede bedava kalmıştır.
Kurtuluş Savaşı'nın hangi ekonomik güçlüklerle kazanıldığını görmek isteyenlerin Atatürk'ün, Sakarya Muhabereyi evvel 8 Ağustos 1921 tarihinde yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri'ne bakmalarını öneriyorum: Atatürk, ordunun greksinimlerini karşılamak için, çarıktan çoraba, iç çamaşırdan iğne ipliğe, ekmekten çiviye kadar tümşeyleri halktan istemiştir.
22
Siz tüm bu gerçekleri tek yana bırakarak utanıp sıkılmadan hangi 40.000 altından soz ediyorsunuz? Siz bu milletle dalga mı geçiyorsunuz?
Turgut Özakman'ın dediği gibi,"İstanbul'dan o kadar altınla yola çıktılarsa sebep oradan buradan takviye alabilmek mecburiyetinde kalmışlar? Mustafa Kemal ne yaptı o kırk bin veyahut surat binlerce altını? Sakın Samsun'daki otelin bodrumuna veyahut Havza'daki termal hamamın havuzunun altına gömmüş olmasın! Definecilere duyurulur!"23
Atatürk Anadolu'ya giderken kendine yanlızca 1000 lira verenler, Atatürk'ü yok edip Ulusal harekete nihai vermek için kurdukları Kuvayı İnzibatiye'ye tamı t***** 1.250.850 lira ödenek ayırmışlardır.
24
Vahdettin'in İngilizlere sığınması
Vahdettinci yazarlarca, "Kurtuluş Muhabereyi kahramanı" olarak gösterilen Padişah Vahdettin, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından derince tek eleme kapılmış, Türk ulusunun kazandığı bu zaferden fena durumda rahatsız meydana gelmiştir.
Bu öyle tek rahatsızlıktır ki, Padişah Vahdettin, uygulanan bütün önerilere rağmen Mustafa Kemal Atatürk'e "kutlama telgrafı" göndermeye karşı çıkmıştır.
25
İngiliz Yüksek Komiseri Rombald, 26 Eylül 1922 tarihinde Londra'ya gönderdiği tek yazıda,"Padişah, Mustafa Kemal'e tek tebrik telgrafı göndermeye zorlandığını fakat bunu reddettiğini endirekt biçimde bilgime sunmuştur"demiştir.
26 Fakat yakınlarının ısrarı üstüne, "son savaşta" yaşamlarını kaybetmiş olanların ruhuna Fatiha okumak emeliyle 15 Eylül 1922'de Fatih Sultan Mehmet Camii'nde uygulanan dini törene katılmıştır.
27
TBMM, 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Ateşkes Antlaşması'nı imzalayarak, net zaferi perçinlemiş, dahası İstanbul, Boğazlar ve D.Trakya'yı muhabere yapmadan kurtarmıştır.
Barış görüşmelerinin İsviçre'nin Lozan kentinde yapılmasın hüküm verilmiştir.
O zamanlarda Sadrazam Tevfik Paşa'nın meşru hükümet olarak Türkiye'yi Lozan'da İstanbul Hükümeti'nin delegasyon edeceğini belirtmesi üstüne harekete geride bıraktığımız Türkiye büyük millet meclisi 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırmıştır.haberguncel.blogspot.com
Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından ardından Sadrazam Güvey Ferit, 22 Ekim 1922'de İngiliz polislerinin koruması altında Orient Ekspresi ile Avrupa'ya kaçarak Fransa'nın Nice kazasına yerleşmiş ve İstanbul'un kurtarıldığı 6 Ekim 1922'de orada ölmüştür.
Sadrazam Tevfik Paşa, 5 Kasım 1922'de görevinden çekilerek idaresi İstanbul'da tespit edilen Türkiye büyük millet meclisi temsilcisi Refet Paşa'ya bırakmıştır.
Damat Ferit'in ve işbirlikçilerin kaçarak İngilizlere sığınması, saltanatın kaldırılması, Tevfik Paşa'nın istifa ederek İstanbul'u Türkiye büyük millet meclisi temsilcisi Refet Paşa'ya bırakması, İzmit'te Ali Kemal'in linç edilmesi, İstanbul'da tramvaylara"Kahrolsun Vahdettin"yazılması ve gibi ilerlemeler Padişah Vahdettin'i korkutmaya başlamıştır.
28
"Büyük zafer İstanbul'da devasa şenliklerle kutlanıyordu.
Halk gündüzleri meydanlara toplanıyor, her kısımda heyecanlı nutuklar söyleniyordu.
Padişaha karşı yer yer en ağır sözler sarf ediliyor, hakaretler yağdırılıyordu.
Aynı gün kalabalık tek küme Yıldız Sarayını önüne gelerek padişahlık aleyhine gösteriler yapmıştı.
Mevlit gecesi ise tramvayların üstüne tebeşirle, 'Kahrolsun Vahdettin' sözleri yazılıyordu.
Saraydaki görevlilerin, memurların fazlası korkudan gelmiyordu."29
Padişah Vahdettin Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasına ve saltanatın kaldırılmasına rağmen önceleri hâlâ İngilizlerden "yardım" beklemekte, İngilizlerin Kemalistleri etkisizleştireceğini düşünmekte ve hâlâ tacını ve tahtını koruyacağını zannetmektedir.
Ancak bir müddet ardından tacını ve tahtını tek kıyıya bırakarak "canının" derdine düşmüştür.
Son İhanet
Vahdettin, 6 Kasım 1922'de İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold ve Baştercüman Ryan'ı kabul ederek onlarla uzun tek müzakere yapmıştır.
Vahdettin, bu uzun müzakerenin nihayetinde İngiliz makamlarının yakın tek tehlike durumunda şahsını savunmak için tümşeyleri yapacaklarına değin 1920'de verdikleri sözü hatırlatmıştır.
Kendisini, güvenilir tek yere götürüp götüremeyeceklerini, götüreceklerse Mısır'a mı, Kıbrıs'a mı götüreceklerini sormuştur.
Rumboldi Mısır'a gitmesinin olanaksız olduğunu fakat geçici olarak 10-15 kişiyle beraber her yere gidebileceğini söylemiştir.
30
Vahdettin, bu görüşmede, Bolşevik olarak tanımladığı Kemalistlerin tek azınlık oluşturduklarını, bunun tek Kemalist vuruş olduğunu ve İtilaf devletlerini de ilgilendirdiğini öne sürerek, İtilaf devletlerinin Ankara hükümetinin meşruluğunu tanıyıp tanımayacaklarını, sulh sonuçlanıncaya kadar Ankara Hükümeti'nin İstanbul'la alakalı iddialarını kabul edip etmeyeceklerini ve İstanbul'u sıkıyönetim altına alıp almayacaklarını sormuştur.
31
Bu suale Rumbold, İstanbul Hükümeti'nin ortadan kalkmış bulunduğu, İtilafların konferansta tek "güçle" görüşmeleri gerektiği; bunun da fakat Ankara idaresi olacağı yanıtını vermiştir.
Bu sırada İngilizler tek kere henüz Padişah Vahdettin'i kullanmayı denemişlerdir.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Ronald Lindsay, 6 Kasım1922 kaleme aldığı tek yazıda şu şekilde demiştir:
"Fırsattan faydalanarak Padişaha Kıbrıs'ta politik barınak önersek ya da ona görevinden istifa etmemesini telkin ederek, İslam ülkelerinin gözünde saygınlığımızı yükseltme olanağını incelemekte fayda olabilir.
Halifenin, İngiltere doğrulusunda Türkiye'deki ulusçulara ve cumhuriyetçilere karşı savunması, Hindistan ve diğeri İslam ülkelerinde tek tesirli olabilir."
İngiltere Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Crowe, bu teklifi şu şekilde yorumlamıştır:"Padişaha politik barınak verme teklifi ilgiyle araştırmalıdır.
Ona barınak olarak belki Hindistan'ı öne rebiliriz; fakat bu denli tek tavsiye Hindistan'da Halifeye karşı tek soğukluk yaratabilir."
L.
Curzon da bu konuya baş yormuştur:"Padişaha politik barınak veririm; fakat ona bu nerede verilebilir? Lütfen bu konuyu tartışınız."33
Bu yazışmalardan açıkça gördüğünüz gibi İngiltere, kaçacak delik arayan, kullanılmaya defa uygun tek halde tespit edilen Padişah Vahdettin'i, henüz doğrusu Vahdettin'in "Halifelik" yetkilerini kullanmak istemiştir.
Halifenin, bilhassa Hindistan'daki Müslümanların ayaklanmalarının bastırılmasında işe yarayacağını düşünen İngiliz yetkililer, tek ara ciddi ciddi Vahdettin'i Hindistan'a götürmeyi düşünmüşlerdir.
Ama yeniden karşılarına Mustafa Kemal Atatürk çıkmıştır; zira bir miktar incelediklerinde Hindistanlı Müslümanların halifeden defa Atatürk'e bağlı olduklarını görmüşlerdir.
Kurtuluş Savaşı'ndaki kahramanlığından kaynaklı Mustafa Kemal Hindistan'da, "Allah'ın kılıcı!", "İslamın nihai mücahidi!" gibi adlarla anılmakta ve devasa hürmet görmektedir.
34
Bu gerçeği, Hindistan Kral Naibi, 10 Kasım 1922'de Hindistan Bakanlığı'na tek saklı telgrafla şu şekilde bildirmiştir:"Padişahın halifeliği dışında, kendi Hindistan'da tek az tanınmıştır ve Türkiye'nin işgali esnasında, onun İngilizlerin aleti olmasından kuşkulanılmaktadır.
Dolayısıyla, genel eğilime göre onun tahttan indirilmiş olması Hindistan'da ilgisizlikle karşılanmıştır.
Mustafa Kemal ise vatanının kurtarıcısı ve İslamın şampiyonu olarak görülmektedir."35
Kurtuluş için Atatürk'e tek "kutlama telgrafı" çekmeyen Vahdettin, iyice sıkışınca Atatürk'le ilişki kurmak istemiş fakat etkin olamamıştır.36
Son düzenleme: