IkRa
Üye
-
- Katılım
- Nisan 10, 2019
-
- Mesajlar
- 102
-
- Tepkime puanı
- 10
-
- Puanları
- 268
-
- Konum
- aLem-i ervaH
Kurtuluş Savaşı'nın devasa onurunu Atatürk'e layık görmeyen şaşkınlar, 1929 seneninden ardından tarihi "eğip bükerek", belgeleri çarpıtarak ve beyinleri yıkayarak "Kurtuluş Savaşı'nı Vahdettin'in başlattığını" iddia etmişlerdir.
Her şey gerçekte tescilli tek Atatürk düşmanı olan Mevlanzade Rıfat'ın başının altından çıkmıştır.
1929 seneninde kaleme aldığı Türkiye İnkılabı'nın İç Suratı isimli kitabında, "VI.
Mehmet Vahdettin Han, Anadolu'da Ulusal tek kuvvet hazırlamayı düşünmüş ve bu gücü oluşturmak için yakınında bulunanların telkini ile yaverlerinden Mustafa Kemal Paşa'yı geniş tek yetki ve kalifiye tek talimatla galip devletlerin İstanbul'da tespit edilen temsilcilerinin bilgisi dışında saklıca Anadolu'ya iletmistir." demiştir.
1 Turgut Özakman'ın haklı olarak "yalan, hatalı ve martaval yığını" olarak adlandırdığı bu kitabı kaynak olarak kullanan Necip Fazıl, Kadir Mısıroğlu, Nihal Beygirsiz, Hasan Hüseyin Ceylan, Vehbi Vakkasoğlu gibi Vahdettinci yazarlar, Türk toplumunun gözünün içerisine baka baka yalan söylemişlerdir.
Tarihi yine yazan Vahdettinci yazarlar, "Kurtuluş Savaşı'nı Vahdettin başlattı" diyebilmek için Vahdettin'in sözüm ona saklı tek planı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Ocak'ta Amerikan Tobacco Company, Londra'ya gönderdiği tek raporda "Bütün Müslümanların ve bilhassa köylülerin silahlandırıldığını" bildirmiştir.
Bunun üstüne Forcign Office, "Bu vaziyetin gemi ya da silah gönderilerek düzeltilmesi için ihtiyaç duyulan tedbirin alınıp alınamayacağını" sormuştur.Bu suale Webb, 13 Ocak'ta,"Normal şartlara dönüş için tüm kazanın tamamen silahsızlandırılması gerekmektedir.
Bu da fakat devasa tek askeri kuvvetle yapılabilir" şeklinde yanıt vermiştir.
10
Bunun üstüne İngilizler, 9 Mart 1919'da Samsun'a 200 kişilik ufak tek askeri birlik çıkarmışlar, 50 kişilik tek müfrezeyi de Merzifon'a göndermişlerdir.
11
Ayrıca Teğmen Perring ve Yüzbaşı Hurst de araştırmalarda bulunmak için noktaya gönderilmiştir.
12
İngilizlerin Samsun'a asker çıkarmaları mevki halkının tepkisini çekmiş, 17/18 Mart 1919 gecesi Makineli Tüfek Bölüğü'ne bağlı Teğmen Hamdi Bey, askerleriyle beraber dağa çıkmıştır.
13
Teğmen Hamdi Bey'in maç etmek için dağa çıkması İngilizler yönünden bardağı taşıran nihai damla olmuş, İngiliz yetkililer, hükümetin tek lâhza evvel alanda asayişi sağlamasını, ters durumda ortaya ileriki olayların neticenine katlanması gerekeceğini belirtmiştir.
İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, 21 Nisan 1919'da Osmanlı Harbiye Nazırlığı'na tek nota vermiştir.
Notanın muhtevası şöyledir:
1- Erzurum, Erzincan, Bayburt ve Sivas yörelerindeki ordunun terhis ve silahlarının toplanması işi defa aheste gitmektedir.
2- Bu yörelerde, Kars'ta bulunduğu gibi baştan kafaya şuralar heyetmiştir.
3- Bu şuralar, ordunun kontrolü altında asker toplamaktadır.
Bu ilerlemeler o alanda yaşam sürdüren halkı rahatsız etmektedir.
4- Bu ilerlemeler, Ermenistan ile ilgili verilecek karara karşı koymak için İttihatçı-Jön Türklerce örgütlenmektedir.
14
Bu İngiliz notasının nihayetinde Amiral Calthorp'e, "Gereken birçok önlemin şipşak alınmasını, ilgililere buyruk ve talimat verilmesini, yok ise işin ciddiyet kazanacağını" bildirmiştir.
15
Amiral Calthorpe, Sadrazam Güvey Ferit'e gönderdiği resmi yazıyla yetinmemiş, Padişah Vahdettin'le de görüşerek, "Karadeniz'deki karışıkların bastırılması konusunda" ona da net uyarılarda yer almıştır.
Calthorpe, Vahdettin'e, "Yüksek yetkiler sahip askeri tek kurulun, ilk haftalarında becerili tek generalle şipşak misyon adına gittikçe, o bölgedeki 9.
Ordu'yu disiplin altına almasını" söylemiştir.
16
Aynı hafta içerisinde, 25 Nisan 1919 Cuma günü, İngiliz Komiser Vekili Amiral Webb de Sadrazam Güvey Ferit'i ziyaret ederek aynısı arzuları tekrarlamıştır.
17
Damat Ferit, İngiliz yetkililere, bu meselenin en kısa vakitte çözüleceğini bildirmiştir.
18
O zamanlarda Osmanlı idaresinin en fazla ilgi ettiği nokta Paris Sulh Konferansı'nda Osmanlının aleyhine kullanılabilecek tek vaziyetin oluşmamasıdır.
Bu bakımdan bilhassa İngilizlerin hoşnut olması defa ehemmiyetlidir.
Bu gaye ile İngilizlerin 21 Nisan tarihli notasına makul olarak Karadeniz ve Doğu Anadolu yerlerinde asayişi sağlayacak önlemler alınmalıdır.
Zaman kaybetmeden kuvvetli tek komutan noktaya gönderilerek, asayiş sağlanmalı ve Paris Sulh Konferansı evvel İngilizler hoşnut edilmelidir.
Sadrazam Güvey Ferit ve Padişah Vahdettin işte bu düşünceler içerisinde Atatürk'ü 9.
Ordu Müfettişi olarak Anadolu'ya göndermişlerdir.
Atatürk'e verilen misyon ve yetkiler şunlardır:
1- Bölgedeki asayişin düzeltilmesi, asayişsizlik sebeplerinin saptanması.
2- Silah ve cephanenin biran evvel toplattırılıp savunma altına alınması.
3- Şuralar varsa ve asker topluyorsa, bunun mutlaka engellenmesi.
4- Şuraların kapatılması.
Görüldüğü gibi Padişah Vahdettin, Vahdettinci yazarların iddia ettiği gibi "durup dururken tek misyon buluş edip Atatürk'ü Anadolu'ya göndermiş" değildir; Vahdettin direk doğruya İngilizlerin "notası" ve "isteği" üstüne harekete geçmiştir.
Görev ve yetkilerden de anlaşılacağı gibi Atatürk'ten dilenen ve beklenilen Anadolu'da tek direniş başlatmak değil, tam tersine başlayarak olan direnişleri tesirsiz duruma getirmektir.
Atatürk'e geniş yetkiler verildiği doğrudur.
Ancak Vahdettinci yazarların, Vahdettin'in, Atatürk'e bu geniş yetkileri, "gizlice tüm yurtta direnişi örgütlemesi" emeliyle verilen iddiaları yalandır.
Çünkü bu yetkilerin geniş olmasının iki sebebi bulunmaktadır.
Birincisi, 21 Nisan 1919 tarihli İngiliz notasında yanlızca Karadeniz bölgesinden değil doğu bölgelerinden de soz edilmektedir.
Yani yetkilerin geniş tutulmasının birinci sebebi, doğudan
İngiliz notasıdır.
İkincisi de bu yetkileri Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'yla yaptığı müzakere nihayetinde özellikle Atatürk genişletmiştir.
19
Atatürk'e mülki (idari) yetkiler verilmesinin sebebi ise, yeniden İngiliz notasında belirti edilen "şuralara" nihai verebilmesi içindir.
Atatürk'ün, bu sivil örgütlere nihai verebilmesi için, askerler dışında sivillere de buyruk verebilmesi lazım olur.
Ayrıca Atatürk'ün Batı'ya veyahut İç bölgelere değil de Karadeniz'e, doğuya gönderilmesi, onu gönderenlerin tamamiyle İngiliz arzuları tarafında hareket ettiklerini kanıtlamaktadır.
20
Peki fakat Vahdettin sebep bu misyon için Atatürk'ü seçmiştir? Sebep Atatürk gönderilmiştir?
Öncelikle Atatürk'ü seçen Vahdettin değildir, kendisinin de özellikle itiraf ettiği gibi, Atatürk'ü hükümet bu vazifeye getirmiş, Vahdettin yanlızca bu atamayı onaylamıştır.
Vahdettin bu atamayı sebep onayladı? sualine yanıt vermeden evvel, Güvey Ferit Hükümeti sebep bu göreve
Atatürk'ü sebep seçti? sualine yanıt verelim
Bu hususta Atatürk'ün çabaları belirleyici meydana gelmiştir.
İşgal İstanbul'unda yer aldığı 6 maaş müddette Atatürk'ün kafasının tek köşesinde hep Anadolu'ya geçerek "direniş" başlatma kanaati bulunmaktadır.
Bu gaye ile İttihatçı yer altı örgütleriyle ilişki kurarak "Anadolu'ya saklı geçiş planı" üstünde çalışmıştır.
Mim Mim Grubu'ndan Topkapılı Cambaz Mehmet, Karakol Cemiyeti'nden Yenibahçeli Şükrü Bey ve Yahya Pilot gibi şahıslarla İstanbul'da saklı müzakereler yaparak "Gebze Kocaeli yolunun" muayene edilmesini istemiştir.
Yaveri Cevat Abbas Gürer, Atatürk'ün Gebze-Koacaeli yolu üstünden saklıca Anadolu'ya geçmeyi düşündüğünü, bu hususta birçok çalışmaları yaptığını belirtmiştir.
21
Bir taraftan Anadolu'ya "gizli geçiş planı" üstünde gayret gösteren Atatürk, diğer yandan itimat ettiği arkadaşlarıyla Şişli'deki evde müzakereler yaparak tek "kurtuluş planı" hazırlamıştır.
İşte bu müzakereler esnasında hükümetteki ve genelkurmaydaki nüfuzlu arkadaşlarını döneme sokarak müfettişlik vazifesini almayı başarmıştır.
Şöyle ki, Atatürk yakın dostlarından Ali Fuat Cebesoy'un babası İsmail Fazıl Paşa vasıtasıyla Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) Mehmet Ali Bey'le tanışmış, ve birkaç kere Şişli'deki evde Mehmet Ali Bey'le fikir alışverişi yapıp nabzını yoklamıştır.
Daha ardından da Bahriye Nazırı (Denizcilik Bakanı) Avni Paşa'yla diyalog kurmuştur.
Sonra da yaveri Cevat Abbas vasıtasıyla Harbiye Nazırı Şakir Paşa'yla ilişki kurmuştur.
Ayrıca henüz evvel farklı cephelerde beraber maç ettiği Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'yla irtibata geçmiştir.
İşte Atatürk, hükümetteki bu tanıdıklarını kullanarak Güvey Ferit'e ulaşmıştır.
İngilizlerin hükümete ültimatom verilen zamanlarda Güvey Ferit, "Acaba Anadolu'ya bazı göndersek?" diye düşünürken döneme giren Mehmet Ali Bey'in, Güvey Ferit'e telkinleri ardından ve Avni Paşa, Şakir Paşa ve Kazım İnanç Paşa'nın onayıyla, misyon Atatürk'e verilmiştir.
Ancak Güvey Ferit defa temkinlidir, evvel Atatürk'le birkaç müzakere yapan, hem de onu İngilizlere dahi sormuş, hükümete ve padişaha bağlılığına kanı kazancınca Atatürk'ü 9.
Ordu Müfettişliği görevine getirmiştir.
22
Bu sırada Atatürk, genelkurmaydaki itimat ettiği kankaları Kazım Paşa ve Fevzi Paşa'dan takviye istemiştir.
Örneğin Fevzi Paşa, İngilizlere, bu karışıkları fakat Atatürk'ün önleyebileceği ile ilgili telkinlerde bu-lunmuştur.
23
Atatürk'ün İstanbul'da kaldığı 6 ay süresince seyrettiği "stratejik İngiliz politikası" da buna eklenince, Atatürk'ün Anadolu'ya gönderilmesine İngilizler de itiraz etmemiş, hem de ona vize dahi vermişlerdir.
Atatürk aynı zamanda genelkurmayda Fevzi Paşa ve Cevat Paşa'yla saklı tek "üçlü görüşme" yaparak, Anadolu direnişi ile ilgili onlarla anlaşmıştır.
29 Nisan 1919 Salı günü Atatürk'e 9.
Ordu Müfettişliği vazifiyeti verilmiştir.
Atatürk genelkurmaya çağrıldığında görevin ayrıntılarını öğrenmek için Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'yla görüşerek yetkilerini bir miktar henüz genişletmeyi başarmıştır.
Yetki belgesini cebine koyup Kazım İnanç Paşa'nın yanından çıkarkenki hislerini 1926 seneninde Falih Rıfkı Atay'a, "Tarih bana öyle uygun şartlar hazırlamış ki, kendimi onların kucağında hissettiğim vakit ne kadar bahtiyarlık işittim, tanım edemem.
Bakanlıktan çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı anımsıyorum.
Kafes açılmış, önümde geniş tek alem, kanatlarını çırparak uçuşa hazırlanan tek kuş gibi idim" diyerek anlatmıştır.
24
Harbiye Bakanlığı, Atatürk'ün Anadolu'ya atanması kararını 30 Nisan 1919'da Padişah Vahdettin'e arz etmiştir.
25 "Atatürk'ün 9.
Ordu Mü-fettişliği'ne Tayini Ile ilgili İrade" aynısı gün saraydan çıkmıştır.
26
Atatürk'ün Samsun'a gönderilmesiyle alakalı kararname 4 Mayıs 1919 Piyasa günü Parlamentosu Vükela (Bakanlar Kurlu)'da görüşülüp kabul edilmiştir.
Şimdi de "Vahdettin Atatürk'ün bu vazifeye getirilmesini sebep kabul etti?" sualine yanıt verelim.
Bu vaziyetin belirlenmiş başlı nedenlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:
1- İngilizlerin defa önemsedikleri bu zor vazifiyeti Atatürk'ün adına getirebileceğini düşünmesi: Vahdettin, askerlik geçmişindeki başarılardan kaynaklı Anadolu'da tanınmış Atatürk'ün bu vazifiyeti basitçe adına getireceğini düşünmüştür.
Paris Sulh Konferansı arifesinde işini talihe bırakmak istemeyen Vahdettin, İngilizlerin defa ehemmiyet verdikleri bu vazifiyeti Atatürk'e vermeyi doğru bulmuştur.
2- Atatürk'ü tanıması ve ona güvenmesi: Vahdettin, 1917 Almanya gezisinden ardından Atatürk'ü tanımaktadır.
Atatürk o tarihten ardından hep tek şeklinde Vahdettin'in yanısıra meydana gelmiştir.
Bir ara Padişahın "Fahri yaverliğini" yapmıştır."Bir fahri yaveri hazreti şehriyarinin efendisine karşı başkaldırı yapabilmesi her ikisi için de (Vadettin ve Güvey Ferit) tasavvur edilmeyecek tek şeydi".
[27]
Ayrıca, Atatürk, 13 Kasım 1918'-de İstanbul'a geldikten ardından tam 8 kere Padişah Vahdettin'le görüşmüştür.
Hatta tek ara Vahdettin'in kızı Sabiha Sultan'la izdivaç etmesi ana başlıklara gelmiştir.
[28]
Bu nedenle az defa padişahın güvenini kazanmıştır.
3- Atatürk'ün İttihatçı Olmaması: 21 Nisan tarihli İngiliz ültimatomunda, doğudaki Ermeni karşıtı olayların, Ermeni karşıtı İttihatçı Jön Türklerce örgütlendiği belirtilmiştir.
Bu
nedenle bu vazifeye getirilecek bireyin İttihatçı olmaması gerekmektedir.
Ayrıca Padişah Vahdettin de İttihatçılara ve Enver Paşa'ya düşmandır.
İşte bu noktada Atatürk'ün İttihatçı olmaması ve Enver Paşa'ya karşı olması, bu vazifeye getirilmesinde tesirli meydana gelmiştir.
4- Alman karşıtlığı: Tek Alman karşıtı olan Padişah Vahdettin, Atatürk'ün de Almanya'ya sıcak bakmadığını bilmektedir.
Özellikle katıksız tek İngiliz yanlısı olan Güvey Ferit yönünden Atatürk'ün Alman karşıtlığı oldukça önemli tek haldir.
29
5- Atatürk'ün İstanbul'dan uzaklaştırılmak istenmesi: Atatürk, 1926 seneninde Falih Rıfkı Atay'a, Anadolu'ya gönderilmesinin nedenlerinden birinin de İstanbul'dan uzaklaştırılmak olduğunu belirtmiştir: "Vahdettin kabinlerinde benim için iki tam ters düşünce vardı:
Biri beni lehlerine kazanmaya çalışanlar, öteki hiçbir surette güvenilmemesi gerekliliğini iddia edenler!
Aylarca münakaşalardan ardından hangi düşünce hak kazanmış bilir misiniz: Mustafa Kemal'e güvenilmez! İstanbul'da bazı menfi telkinler, belki hazırlıklar yapıyor.
Bu kişiyi İstanbul'dan uzaklaştırmak lazımdır.
Mustafa Kemal'i Anadolu dağlarına atmalı ve orada çürütmeli! Nihayet bu hüküm üstünde mutabık kalmışlar.
Bunu işiten yakın arkadaşlarım, beni kutlama ettiler.
Beni İstanbul'dan çıkarmakla ağır tek yükten kurtulacaklarını zannedenler, uygun tek neden aramakla meşgul idiler.
Nihayet bu neden, işgal kuvvetleri zabitlerinin raporları ile dolu tek dosya durumunda ellerine geldi." 30
Atatürk'ün işgal İstanbul'undaki altı maaş dönemdeki kesif temasları ve saklı çalışmaları, hem de hükümete ve padişaha karşı "darbe" hazırlıkları, bazı çevreleri rahatsız etmiş olabilir.
Bu halde İstanbul Hükümeti'nin ve İngilizlerin Atatürk'ü tutuklayacakları düşünülebilir.
Ancak, kamuoyunca tanınıp defa sevilen Çanakkale kahramanı tek subayı tutuklamanın hem İngilizlerin hatta İstanbul Hükümeti'nin kafasını ağrıtacağı muhakkaktır.
Bu halde uygulanabilecek en akilane iş onu İstanbul'dan uzaklaştırmaktır.
31
Padişah Vahdettin ve Sadrazam Güvey Ferit, Atatürk'ü Anadolu'ya göndererek tek taşla iki kuş vurmayı planlamışlardır.
Şöyle ki; Padişah ve Sadrazam, hem İngilizlerin verilen ültimatom tarafında tek lâhza evvel Anadolu'daki karışıklıkları önlemek, (Burada Atatürk'ün askerlikteki şöhretinden istifade etmek istemişlerdir) hatta İstanbul'da "her işe burnunu sokan" bu paşadan kurtulmak istemişlerdir.
32
6 - Güvey Ferit'in sözünden çıkmaması: Vahdettin'in bu görevlendirmeyi kabul etmesinin gözden kaçan nedenlerinden bir tanesi de, Padişahın sanki Güvey Ferit'in kuklası vaziyetine gelmiş olması, onun her dediğini kabul etmesidir.
Dolayısıyla Güvey Ferit, Atatürk'ü bu vazifeye atayınca Vahdettin buna itiraz etmeyi düşünmemiştir.
Atatürk Nutuk'ta bu "Samsun'a gidiş" içeriğine şu şekilde açıklık getirmiştir: "Onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler, ne pahasına olursa olsun benim İstanbul'dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe 'Samsun ve dolaylarındaki güvenlik olaylarını yerinde görüp önlem alabilmek emeliyle Samsun'a kadar gitmem idi.
Ben bu görevin adına getirilmesinin tek makam ve yetkili olmaya bağlı yer aldığını ileri sürdüm.
Bunda hiçbir mahzur görmediler.
O tarihte genelkurmayda tespit edilen ve benim maksadımı tek dereceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm.
Müfettişlik vazifesini buldular.
Yetki hususu konusunda buyruğu de ben kendim yazdırdım.
Hatta Harbiye Nazırı olan Şakir Paşa, bu talimatı okuduktan ardından imzalamaya çekinmiş, anlaşılır, anlaşılmaz tek biçimde mührünü basmıştır."
Görüldüğü gibi evvel İngilizler, tek notayla Hükümetten ve Padişahtan Karadeniz'deki ve Doğu Anadolu'daki karışıklıklann tek lâhza evvel önlenmesi istemişler, Ardından Sadrazam Güvey Ferit bu tarafta tek müfettiş arar iken, Atatürk'ün şahsi teşebbüsleri ardından etkileşim kurduğu İçişleri Bakanı Mehmet Ali Bey gibi kimi hükümet azaları döneme girerek bu müfettişin Atatürk olma ihtimalini belirtip Güvey Ferit'i ikna etmişler ve böylelikle bu misyon Atatürk'e verilmiştir.
Ve en son da bu görevlendirmeyi, yukarıdaki nedenlerden kaynaklı, Padişah Vahdettin de onaylamıştır.
Paşa, Paşa Devleti kurtarabilirsin
"Vahdettin, Atatürk'ü Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için Anadolu'ya gönderdi" diyen Vahdettinci yazarların kendilerince en kuvvetli delili, Atatürk'ün Vahdettin'le yaptığı nihai görüşmede, Vahdettin'in Atatürk'e, "Paşa Paşa devleti kurtarabilirisin!" demiş olmasıdır.
İstanbul'da kaldığı altı ay süresince çoğu kere Padişah Vahdettin'le görüşen Atatürk, Samsun'a hareket etmeden tek gün evvel, 15 Mayıs 1919 tarihinde Yıldız Sarayı'na gittikçe Padişah Vahdettin'le görüşmüştür.
Atatürk, bu müzakerenin ayrıntılarını 1926 seneninde Falih Rıfkı Atay'a anlatmıştır:
Şimdi Atatürk'e kulak verelim: "Yıldız Sarayı'nın küçük tek salonunda Vahdettin'le sanki diz mısra denecek kadar yakın oturduk.
Sağına dirseğini dayamış bulunduğu tek masa, üzerinde tek kitap var.
Salonun Boğaziçi'ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz görünüm şu: Birbirine paralel hatlar üstünde düşman zırhlıları! Bordolarındaki toplar adeta Yıldız Sarayı'na doğrulmuş! Manzarayı görmek için başımız sağa sola çevirmek yeterliydi.
Vahdettin, unutamayacağım şu kelimelerle konuşmaya başladı:
'Paşa, Paşa! Şuana kadar devlete defa görev ettin.
Bunların hepsi bundan sonra bu kitaba girmiştir.
(Elini demin bahsettiğim kitabın üzerine bastı ve ek etti.) tarihe geçmiştir.' (O vakit bunun tek tarih kitabı olduğunu anladım.
Dikkatle ve sükunla dinliyordum).
'Bunları unutun' diye konuştu.
'Asıl şimdi yapacağın görev hepsinden ehemmiyetli olabilir; Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin!" 33
İşte, Vahdettin'in, ağzından dökülen, "Paşa Paşa devleti kurtarabilirsin" tümcesini, "Vahdettin'in Atatürk'ü saklı tek planla Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için Anadolu'ya gönderdiği" biçiminde yorumlayanlar bulunmaktadır.
Evet, gerçekte Vahdettin'i tanımasam ve Kurtuluş Muhabereyi esnasında Anadolu'daki Ulusal hareketi yok etmek için yaptıklarını, ayrı olarak İngilizlerle sebep saklıca anlaştığını bilmesem, ben de bu sözleri "Vahdettin'in, Atatürk'ü, Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için Anadolu'ya gönderdiği" biçiminde yorumlayabilirdim.
Ancak tüm bu gerçekleri bilen biri olarak bu kadar iyi niyetli olamayacağım.
Vahdettin'in bu sözlerini, Vahdettin'i "Kurtuluş Muhabereyi kahramanı" ilan etmek için kullananlar, Atatürk'ün, Vahdettin'in bu sözleri ile ilgili yorumunu nedense görmezden gelmişlerdir.
Atatürk'ün, Vahdettin'in bu sözleri ile ilgili yorumunu ve müzakerenin ileri aşamalarını yeniden Atatürk'ün hatıralarından takip edelim:
"Bu nihai sözlerden hayrete düştüm.
Acaba Vahdettin benimle içten mi konuşuyor? O Vahdettin ki, yabancı hükümetlerin yüzüncü derece aletleri ile ilişki arayarak devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu.
Bütün yaptıklarından pişman mıydı? Aldatıldığını mı anlamıştı? Ama bu tür tek tahminle farklı bahislere girişmeyi tehlikeli buldum.
Kendisine kolay cevap verir verdim:
'Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim.Elimden gelen hizmette kabahat etmeyeceğime güven buyurunuz.'
Söylerken kafamdaki bulmacayı da halletmeye uğraşıyordum.
Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında tüm his ve fikirlerini, eğilimlerini, sahtekarlıklarını tanıdığım adamdan sebep yüksek ve asil tek hareket bekleyebilirdim?
Memleketi kurtarmak lazımdır.
İstersem bunu yapabilirmişim! Sebep derhal karar veririm:
Vahdettin demek istiyordu ki, hiçbir kuvvetimiz yoktur.
Tek dayanak noktamız, İstanbul'a hakim olanların politikanına uymaktır.
Benim memuriyetim, onların şikayet ettikleri sorunları halletmektir.
Eğer onları hoşnut ede-bilirsem, memleketi ve halkı bu politikanın doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu politikaya karşı gelen Türkleri tutuklarsam Vahdettin'in arzularını adına getirmiş olacaktım.
'Merak buyurmayın efendimiz! Nokta-i nazar- şahanenizi anladım.
İrade-i seniyeniz olursa derhal hareket edeceğim ve bana buyruk buyurduklarınızı tek lâhza unutmayacağım!
'Muvaffak ol!' hitab-ı şahanesine mazhar olduktan ardından huzurundan çıktım.
Naci Paşa, Padişahın yaveri, ama benim hocam, şipşak benimle buluştu.
Elinde küçük muhafaza içerisinde bişi tutuyordu.
'Zat-ı Şahane'nin küçük tek hatırası' diye konuştu.
Kapağın üstünde Vahdettin'in inisiyalleri işlenmiş tek saatti.
'Peki, teşekkür ederim' dedim, yaverim aldı.
Sonra adeta Yıldız Sarayı'ndan çıktığımızı ve hareket etmek emeliyle olduğumuzu saklamak, gizlemek ister gibi ihtiyatla, ayaklarımızın pıtırtısını işittirmekten korkarak saraydan uzaklaştık." 34
Başından ardından anlattığım gibi Vahdettin'in kurtuluş planı, "düşmana karşı silahlı direniş" değil, "düşmanın merhametine sığınmaktır." Vahdettin, bilhassa Paris Sulh Konferansı'nın arifesinde, İzmir'deki kanlı olaylardan kaynaklı Batı kamuoyu da Türkiye'nin lehine dönmüşken, İngilizleri hoşnut ederek, onların tek dediğini iki etmeyerek İngiliz desteğini arka kısmına aldığı takdirde işgallerin sona ereceğini ve devletin kurtulacağını düşünmektedir.
Yani Vahdettin'e göre "devletin kurtuluşu" İngilizleri hoşnut etmekle olasıdır.
O sırada İngilizleri hoşnut etmenin biricik yolu ise, İngilizlerin 21 Nisan tarihli notası tarafında Anadolu'daki karışıklıkları önlemektir.
Dolayısıyla Padişah Vahdettin'in, bu karışıkları engelleyecek paşaya, Yıldız Sarayı'nda "Paşa Paşa devleti kurtarabilirsin" derken kastettiği şey, İngilizlerin notası tarafında Anadolu'daki karışıklıkların önlenmesi ve asayişin sağlanmasıdır.
Ayrıca Vahdettin pek "kurtuluş planının" İtilaf devletlerine iltimat etmek olduğunu anılarında açıkça itiraf etmiştir:
"Devlet tehlikede ve İstanbul sallantıda idi.
Şahsen müstakil tek siyasetim yoktu, fakat kurtuluşumuz için babam Abdülmecit Han'dan kalıt aldığım İtilaf devletlerine yakınlık siyasetini, İngilizlerin zıddına hareket etmemek ve Fransızlarla İngilizleri gücendirmemek şeklinde, uyuşmacı tek politikası seçmiştim.
Böylelikle uyuşma olmasa dahi hiç olmazsa husumetlerini (düşmanlıklarını), kötülük ve nefretlerini azaltmaya çalışıyordum" 35
Vahdettin ile Atatürk'ün "devletin kurtuluşundan" anladıkları defa değişik şeylerdir.
Vahdettin'in "devletin kurtuluşu"yöntemi, İngilizleri hoşnut etmek ve onların desteğini alabilmek biçimindeyken; Atatürk'ün "devletin kurtuluşu"yöntemi, tüm düşmanlara karşı maç ederek tam bağımsızlığı elde etmek biçimindedir.
Ayrıca, Vahdettin, "devletin kurtuluşu" derken bu arada kendisi tahtı ve tacını kastederken, Atatürk, "devletin kurtuluşu" derken, ulusun egemenliğini kastetmektedir.
36
"Müttefiklerin, bitip tükenmeyen isteklerini adına getirmekten bıktığını ifade eden Padişahın özlemini çektiği kurtuluş, onların şikayetlerinin giderilerek Osmanlı taç ve tahtını savunacak oldukça ılımlı tek barışa tek lâhza evvel kavuşmak olması gereklidir.
Mustafa Kemal ise başından ardından ferdi veyahut hanedana hudutlu tek kurtuluş değil, yurdu ve ulusu sahibi olan bütünsel tek kurtuluş amaçlamaktadır." 37
Atatürk, Samsun'a çıkıp, kafasındaki "kurtuluş planı" tarafında direniş hazırlıklarına başlayınca İngilizler, Sadrazam Güvey Ferit ve Padişah Vahdettin'den "Atatürk'ü tek lâhza evvel İstanbul'a geri çağırmalarını istemişler", bu tarafta derhal harekete geride bıraktığımız Güvey Ferit ve Padişah Vahdettin, birkaç kez Atatürk'ü İstanbul'a geri çağırmışlar, fakat Atatürk tüm bu çağrılara negatif yanıt sunarak, icabında "sine-i millette tek bireysel mücahit olarak" mücadelesini sürdüreceğini bildirmiş ve istifa etmiştir.
Bunun üstüne Padişah Vahdettin, 8 Temmuz 1919'da Atatürk'ün müfettişlik görevine nihai vermiştir.
Her şey gerçekte tescilli tek Atatürk düşmanı olan Mevlanzade Rıfat'ın başının altından çıkmıştır.
1929 seneninde kaleme aldığı Türkiye İnkılabı'nın İç Suratı isimli kitabında, "VI.
Mehmet Vahdettin Han, Anadolu'da Ulusal tek kuvvet hazırlamayı düşünmüş ve bu gücü oluşturmak için yakınında bulunanların telkini ile yaverlerinden Mustafa Kemal Paşa'yı geniş tek yetki ve kalifiye tek talimatla galip devletlerin İstanbul'da tespit edilen temsilcilerinin bilgisi dışında saklıca Anadolu'ya iletmistir." demiştir.
1 Turgut Özakman'ın haklı olarak "yalan, hatalı ve martaval yığını" olarak adlandırdığı bu kitabı kaynak olarak kullanan Necip Fazıl, Kadir Mısıroğlu, Nihal Beygirsiz, Hasan Hüseyin Ceylan, Vehbi Vakkasoğlu gibi Vahdettinci yazarlar, Türk toplumunun gözünün içerisine baka baka yalan söylemişlerdir.
Tarihi yine yazan Vahdettinci yazarlar, "Kurtuluş Savaşı'nı Vahdettin başlattı" diyebilmek için Vahdettin'in sözüm ona saklı tek planı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Ocak'ta Amerikan Tobacco Company, Londra'ya gönderdiği tek raporda "Bütün Müslümanların ve bilhassa köylülerin silahlandırıldığını" bildirmiştir.
Bunun üstüne Forcign Office, "Bu vaziyetin gemi ya da silah gönderilerek düzeltilmesi için ihtiyaç duyulan tedbirin alınıp alınamayacağını" sormuştur.Bu suale Webb, 13 Ocak'ta,"Normal şartlara dönüş için tüm kazanın tamamen silahsızlandırılması gerekmektedir.
Bu da fakat devasa tek askeri kuvvetle yapılabilir" şeklinde yanıt vermiştir.
10
Bunun üstüne İngilizler, 9 Mart 1919'da Samsun'a 200 kişilik ufak tek askeri birlik çıkarmışlar, 50 kişilik tek müfrezeyi de Merzifon'a göndermişlerdir.
11
Ayrıca Teğmen Perring ve Yüzbaşı Hurst de araştırmalarda bulunmak için noktaya gönderilmiştir.
12
İngilizlerin Samsun'a asker çıkarmaları mevki halkının tepkisini çekmiş, 17/18 Mart 1919 gecesi Makineli Tüfek Bölüğü'ne bağlı Teğmen Hamdi Bey, askerleriyle beraber dağa çıkmıştır.
13
Teğmen Hamdi Bey'in maç etmek için dağa çıkması İngilizler yönünden bardağı taşıran nihai damla olmuş, İngiliz yetkililer, hükümetin tek lâhza evvel alanda asayişi sağlamasını, ters durumda ortaya ileriki olayların neticenine katlanması gerekeceğini belirtmiştir.
İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, 21 Nisan 1919'da Osmanlı Harbiye Nazırlığı'na tek nota vermiştir.
Notanın muhtevası şöyledir:
1- Erzurum, Erzincan, Bayburt ve Sivas yörelerindeki ordunun terhis ve silahlarının toplanması işi defa aheste gitmektedir.
2- Bu yörelerde, Kars'ta bulunduğu gibi baştan kafaya şuralar heyetmiştir.
3- Bu şuralar, ordunun kontrolü altında asker toplamaktadır.
Bu ilerlemeler o alanda yaşam sürdüren halkı rahatsız etmektedir.
4- Bu ilerlemeler, Ermenistan ile ilgili verilecek karara karşı koymak için İttihatçı-Jön Türklerce örgütlenmektedir.
14
Bu İngiliz notasının nihayetinde Amiral Calthorp'e, "Gereken birçok önlemin şipşak alınmasını, ilgililere buyruk ve talimat verilmesini, yok ise işin ciddiyet kazanacağını" bildirmiştir.
15
Amiral Calthorpe, Sadrazam Güvey Ferit'e gönderdiği resmi yazıyla yetinmemiş, Padişah Vahdettin'le de görüşerek, "Karadeniz'deki karışıkların bastırılması konusunda" ona da net uyarılarda yer almıştır.
Calthorpe, Vahdettin'e, "Yüksek yetkiler sahip askeri tek kurulun, ilk haftalarında becerili tek generalle şipşak misyon adına gittikçe, o bölgedeki 9.
Ordu'yu disiplin altına almasını" söylemiştir.
16
Aynı hafta içerisinde, 25 Nisan 1919 Cuma günü, İngiliz Komiser Vekili Amiral Webb de Sadrazam Güvey Ferit'i ziyaret ederek aynısı arzuları tekrarlamıştır.
17
Damat Ferit, İngiliz yetkililere, bu meselenin en kısa vakitte çözüleceğini bildirmiştir.
18
O zamanlarda Osmanlı idaresinin en fazla ilgi ettiği nokta Paris Sulh Konferansı'nda Osmanlının aleyhine kullanılabilecek tek vaziyetin oluşmamasıdır.
Bu bakımdan bilhassa İngilizlerin hoşnut olması defa ehemmiyetlidir.
Bu gaye ile İngilizlerin 21 Nisan tarihli notasına makul olarak Karadeniz ve Doğu Anadolu yerlerinde asayişi sağlayacak önlemler alınmalıdır.
Zaman kaybetmeden kuvvetli tek komutan noktaya gönderilerek, asayiş sağlanmalı ve Paris Sulh Konferansı evvel İngilizler hoşnut edilmelidir.
Sadrazam Güvey Ferit ve Padişah Vahdettin işte bu düşünceler içerisinde Atatürk'ü 9.
Ordu Müfettişi olarak Anadolu'ya göndermişlerdir.
Atatürk'e verilen misyon ve yetkiler şunlardır:
1- Bölgedeki asayişin düzeltilmesi, asayişsizlik sebeplerinin saptanması.
2- Silah ve cephanenin biran evvel toplattırılıp savunma altına alınması.
3- Şuralar varsa ve asker topluyorsa, bunun mutlaka engellenmesi.
4- Şuraların kapatılması.
Görüldüğü gibi Padişah Vahdettin, Vahdettinci yazarların iddia ettiği gibi "durup dururken tek misyon buluş edip Atatürk'ü Anadolu'ya göndermiş" değildir; Vahdettin direk doğruya İngilizlerin "notası" ve "isteği" üstüne harekete geçmiştir.
Görev ve yetkilerden de anlaşılacağı gibi Atatürk'ten dilenen ve beklenilen Anadolu'da tek direniş başlatmak değil, tam tersine başlayarak olan direnişleri tesirsiz duruma getirmektir.
Atatürk'e geniş yetkiler verildiği doğrudur.
Ancak Vahdettinci yazarların, Vahdettin'in, Atatürk'e bu geniş yetkileri, "gizlice tüm yurtta direnişi örgütlemesi" emeliyle verilen iddiaları yalandır.
Çünkü bu yetkilerin geniş olmasının iki sebebi bulunmaktadır.
Birincisi, 21 Nisan 1919 tarihli İngiliz notasında yanlızca Karadeniz bölgesinden değil doğu bölgelerinden de soz edilmektedir.
Yani yetkilerin geniş tutulmasının birinci sebebi, doğudan
İngiliz notasıdır.
İkincisi de bu yetkileri Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'yla yaptığı müzakere nihayetinde özellikle Atatürk genişletmiştir.
19
Atatürk'e mülki (idari) yetkiler verilmesinin sebebi ise, yeniden İngiliz notasında belirti edilen "şuralara" nihai verebilmesi içindir.
Atatürk'ün, bu sivil örgütlere nihai verebilmesi için, askerler dışında sivillere de buyruk verebilmesi lazım olur.
Ayrıca Atatürk'ün Batı'ya veyahut İç bölgelere değil de Karadeniz'e, doğuya gönderilmesi, onu gönderenlerin tamamiyle İngiliz arzuları tarafında hareket ettiklerini kanıtlamaktadır.
20
Peki fakat Vahdettin sebep bu misyon için Atatürk'ü seçmiştir? Sebep Atatürk gönderilmiştir?
Öncelikle Atatürk'ü seçen Vahdettin değildir, kendisinin de özellikle itiraf ettiği gibi, Atatürk'ü hükümet bu vazifeye getirmiş, Vahdettin yanlızca bu atamayı onaylamıştır.
Vahdettin bu atamayı sebep onayladı? sualine yanıt vermeden evvel, Güvey Ferit Hükümeti sebep bu göreve
Atatürk'ü sebep seçti? sualine yanıt verelim
Bu hususta Atatürk'ün çabaları belirleyici meydana gelmiştir.
İşgal İstanbul'unda yer aldığı 6 maaş müddette Atatürk'ün kafasının tek köşesinde hep Anadolu'ya geçerek "direniş" başlatma kanaati bulunmaktadır.
Bu gaye ile İttihatçı yer altı örgütleriyle ilişki kurarak "Anadolu'ya saklı geçiş planı" üstünde çalışmıştır.
Mim Mim Grubu'ndan Topkapılı Cambaz Mehmet, Karakol Cemiyeti'nden Yenibahçeli Şükrü Bey ve Yahya Pilot gibi şahıslarla İstanbul'da saklı müzakereler yaparak "Gebze Kocaeli yolunun" muayene edilmesini istemiştir.
Yaveri Cevat Abbas Gürer, Atatürk'ün Gebze-Koacaeli yolu üstünden saklıca Anadolu'ya geçmeyi düşündüğünü, bu hususta birçok çalışmaları yaptığını belirtmiştir.
21
Bir taraftan Anadolu'ya "gizli geçiş planı" üstünde gayret gösteren Atatürk, diğer yandan itimat ettiği arkadaşlarıyla Şişli'deki evde müzakereler yaparak tek "kurtuluş planı" hazırlamıştır.
İşte bu müzakereler esnasında hükümetteki ve genelkurmaydaki nüfuzlu arkadaşlarını döneme sokarak müfettişlik vazifesini almayı başarmıştır.
Şöyle ki, Atatürk yakın dostlarından Ali Fuat Cebesoy'un babası İsmail Fazıl Paşa vasıtasıyla Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) Mehmet Ali Bey'le tanışmış, ve birkaç kere Şişli'deki evde Mehmet Ali Bey'le fikir alışverişi yapıp nabzını yoklamıştır.
Daha ardından da Bahriye Nazırı (Denizcilik Bakanı) Avni Paşa'yla diyalog kurmuştur.
Sonra da yaveri Cevat Abbas vasıtasıyla Harbiye Nazırı Şakir Paşa'yla ilişki kurmuştur.
Ayrıca henüz evvel farklı cephelerde beraber maç ettiği Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'yla irtibata geçmiştir.
İşte Atatürk, hükümetteki bu tanıdıklarını kullanarak Güvey Ferit'e ulaşmıştır.
İngilizlerin hükümete ültimatom verilen zamanlarda Güvey Ferit, "Acaba Anadolu'ya bazı göndersek?" diye düşünürken döneme giren Mehmet Ali Bey'in, Güvey Ferit'e telkinleri ardından ve Avni Paşa, Şakir Paşa ve Kazım İnanç Paşa'nın onayıyla, misyon Atatürk'e verilmiştir.
Ancak Güvey Ferit defa temkinlidir, evvel Atatürk'le birkaç müzakere yapan, hem de onu İngilizlere dahi sormuş, hükümete ve padişaha bağlılığına kanı kazancınca Atatürk'ü 9.
Ordu Müfettişliği görevine getirmiştir.
22
Bu sırada Atatürk, genelkurmaydaki itimat ettiği kankaları Kazım Paşa ve Fevzi Paşa'dan takviye istemiştir.
Örneğin Fevzi Paşa, İngilizlere, bu karışıkları fakat Atatürk'ün önleyebileceği ile ilgili telkinlerde bu-lunmuştur.
23
Atatürk'ün İstanbul'da kaldığı 6 ay süresince seyrettiği "stratejik İngiliz politikası" da buna eklenince, Atatürk'ün Anadolu'ya gönderilmesine İngilizler de itiraz etmemiş, hem de ona vize dahi vermişlerdir.
Atatürk aynı zamanda genelkurmayda Fevzi Paşa ve Cevat Paşa'yla saklı tek "üçlü görüşme" yaparak, Anadolu direnişi ile ilgili onlarla anlaşmıştır.
29 Nisan 1919 Salı günü Atatürk'e 9.
Ordu Müfettişliği vazifiyeti verilmiştir.
Atatürk genelkurmaya çağrıldığında görevin ayrıntılarını öğrenmek için Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'yla görüşerek yetkilerini bir miktar henüz genişletmeyi başarmıştır.
Yetki belgesini cebine koyup Kazım İnanç Paşa'nın yanından çıkarkenki hislerini 1926 seneninde Falih Rıfkı Atay'a, "Tarih bana öyle uygun şartlar hazırlamış ki, kendimi onların kucağında hissettiğim vakit ne kadar bahtiyarlık işittim, tanım edemem.
Bakanlıktan çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı anımsıyorum.
Kafes açılmış, önümde geniş tek alem, kanatlarını çırparak uçuşa hazırlanan tek kuş gibi idim" diyerek anlatmıştır.
24
Harbiye Bakanlığı, Atatürk'ün Anadolu'ya atanması kararını 30 Nisan 1919'da Padişah Vahdettin'e arz etmiştir.
25 "Atatürk'ün 9.
Ordu Mü-fettişliği'ne Tayini Ile ilgili İrade" aynısı gün saraydan çıkmıştır.
26
Atatürk'ün Samsun'a gönderilmesiyle alakalı kararname 4 Mayıs 1919 Piyasa günü Parlamentosu Vükela (Bakanlar Kurlu)'da görüşülüp kabul edilmiştir.
Şimdi de "Vahdettin Atatürk'ün bu vazifeye getirilmesini sebep kabul etti?" sualine yanıt verelim.
Bu vaziyetin belirlenmiş başlı nedenlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:
1- İngilizlerin defa önemsedikleri bu zor vazifiyeti Atatürk'ün adına getirebileceğini düşünmesi: Vahdettin, askerlik geçmişindeki başarılardan kaynaklı Anadolu'da tanınmış Atatürk'ün bu vazifiyeti basitçe adına getireceğini düşünmüştür.
Paris Sulh Konferansı arifesinde işini talihe bırakmak istemeyen Vahdettin, İngilizlerin defa ehemmiyet verdikleri bu vazifiyeti Atatürk'e vermeyi doğru bulmuştur.
2- Atatürk'ü tanıması ve ona güvenmesi: Vahdettin, 1917 Almanya gezisinden ardından Atatürk'ü tanımaktadır.
Atatürk o tarihten ardından hep tek şeklinde Vahdettin'in yanısıra meydana gelmiştir.
Bir ara Padişahın "Fahri yaverliğini" yapmıştır."Bir fahri yaveri hazreti şehriyarinin efendisine karşı başkaldırı yapabilmesi her ikisi için de (Vadettin ve Güvey Ferit) tasavvur edilmeyecek tek şeydi".
[27]
Ayrıca, Atatürk, 13 Kasım 1918'-de İstanbul'a geldikten ardından tam 8 kere Padişah Vahdettin'le görüşmüştür.
Hatta tek ara Vahdettin'in kızı Sabiha Sultan'la izdivaç etmesi ana başlıklara gelmiştir.
[28]
Bu nedenle az defa padişahın güvenini kazanmıştır.
3- Atatürk'ün İttihatçı Olmaması: 21 Nisan tarihli İngiliz ültimatomunda, doğudaki Ermeni karşıtı olayların, Ermeni karşıtı İttihatçı Jön Türklerce örgütlendiği belirtilmiştir.
Bu
nedenle bu vazifeye getirilecek bireyin İttihatçı olmaması gerekmektedir.
Ayrıca Padişah Vahdettin de İttihatçılara ve Enver Paşa'ya düşmandır.
İşte bu noktada Atatürk'ün İttihatçı olmaması ve Enver Paşa'ya karşı olması, bu vazifeye getirilmesinde tesirli meydana gelmiştir.
4- Alman karşıtlığı: Tek Alman karşıtı olan Padişah Vahdettin, Atatürk'ün de Almanya'ya sıcak bakmadığını bilmektedir.
Özellikle katıksız tek İngiliz yanlısı olan Güvey Ferit yönünden Atatürk'ün Alman karşıtlığı oldukça önemli tek haldir.
29
5- Atatürk'ün İstanbul'dan uzaklaştırılmak istenmesi: Atatürk, 1926 seneninde Falih Rıfkı Atay'a, Anadolu'ya gönderilmesinin nedenlerinden birinin de İstanbul'dan uzaklaştırılmak olduğunu belirtmiştir: "Vahdettin kabinlerinde benim için iki tam ters düşünce vardı:
Biri beni lehlerine kazanmaya çalışanlar, öteki hiçbir surette güvenilmemesi gerekliliğini iddia edenler!
Aylarca münakaşalardan ardından hangi düşünce hak kazanmış bilir misiniz: Mustafa Kemal'e güvenilmez! İstanbul'da bazı menfi telkinler, belki hazırlıklar yapıyor.
Bu kişiyi İstanbul'dan uzaklaştırmak lazımdır.
Mustafa Kemal'i Anadolu dağlarına atmalı ve orada çürütmeli! Nihayet bu hüküm üstünde mutabık kalmışlar.
Bunu işiten yakın arkadaşlarım, beni kutlama ettiler.
Beni İstanbul'dan çıkarmakla ağır tek yükten kurtulacaklarını zannedenler, uygun tek neden aramakla meşgul idiler.
Nihayet bu neden, işgal kuvvetleri zabitlerinin raporları ile dolu tek dosya durumunda ellerine geldi." 30
Atatürk'ün işgal İstanbul'undaki altı maaş dönemdeki kesif temasları ve saklı çalışmaları, hem de hükümete ve padişaha karşı "darbe" hazırlıkları, bazı çevreleri rahatsız etmiş olabilir.
Bu halde İstanbul Hükümeti'nin ve İngilizlerin Atatürk'ü tutuklayacakları düşünülebilir.
Ancak, kamuoyunca tanınıp defa sevilen Çanakkale kahramanı tek subayı tutuklamanın hem İngilizlerin hatta İstanbul Hükümeti'nin kafasını ağrıtacağı muhakkaktır.
Bu halde uygulanabilecek en akilane iş onu İstanbul'dan uzaklaştırmaktır.
31
Padişah Vahdettin ve Sadrazam Güvey Ferit, Atatürk'ü Anadolu'ya göndererek tek taşla iki kuş vurmayı planlamışlardır.
Şöyle ki; Padişah ve Sadrazam, hem İngilizlerin verilen ültimatom tarafında tek lâhza evvel Anadolu'daki karışıklıkları önlemek, (Burada Atatürk'ün askerlikteki şöhretinden istifade etmek istemişlerdir) hatta İstanbul'da "her işe burnunu sokan" bu paşadan kurtulmak istemişlerdir.
32
6 - Güvey Ferit'in sözünden çıkmaması: Vahdettin'in bu görevlendirmeyi kabul etmesinin gözden kaçan nedenlerinden bir tanesi de, Padişahın sanki Güvey Ferit'in kuklası vaziyetine gelmiş olması, onun her dediğini kabul etmesidir.
Dolayısıyla Güvey Ferit, Atatürk'ü bu vazifeye atayınca Vahdettin buna itiraz etmeyi düşünmemiştir.
Atatürk Nutuk'ta bu "Samsun'a gidiş" içeriğine şu şekilde açıklık getirmiştir: "Onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler, ne pahasına olursa olsun benim İstanbul'dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe 'Samsun ve dolaylarındaki güvenlik olaylarını yerinde görüp önlem alabilmek emeliyle Samsun'a kadar gitmem idi.
Ben bu görevin adına getirilmesinin tek makam ve yetkili olmaya bağlı yer aldığını ileri sürdüm.
Bunda hiçbir mahzur görmediler.
O tarihte genelkurmayda tespit edilen ve benim maksadımı tek dereceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm.
Müfettişlik vazifesini buldular.
Yetki hususu konusunda buyruğu de ben kendim yazdırdım.
Hatta Harbiye Nazırı olan Şakir Paşa, bu talimatı okuduktan ardından imzalamaya çekinmiş, anlaşılır, anlaşılmaz tek biçimde mührünü basmıştır."
Görüldüğü gibi evvel İngilizler, tek notayla Hükümetten ve Padişahtan Karadeniz'deki ve Doğu Anadolu'daki karışıklıklann tek lâhza evvel önlenmesi istemişler, Ardından Sadrazam Güvey Ferit bu tarafta tek müfettiş arar iken, Atatürk'ün şahsi teşebbüsleri ardından etkileşim kurduğu İçişleri Bakanı Mehmet Ali Bey gibi kimi hükümet azaları döneme girerek bu müfettişin Atatürk olma ihtimalini belirtip Güvey Ferit'i ikna etmişler ve böylelikle bu misyon Atatürk'e verilmiştir.
Ve en son da bu görevlendirmeyi, yukarıdaki nedenlerden kaynaklı, Padişah Vahdettin de onaylamıştır.
Paşa, Paşa Devleti kurtarabilirsin
"Vahdettin, Atatürk'ü Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için Anadolu'ya gönderdi" diyen Vahdettinci yazarların kendilerince en kuvvetli delili, Atatürk'ün Vahdettin'le yaptığı nihai görüşmede, Vahdettin'in Atatürk'e, "Paşa Paşa devleti kurtarabilirisin!" demiş olmasıdır.
İstanbul'da kaldığı altı ay süresince çoğu kere Padişah Vahdettin'le görüşen Atatürk, Samsun'a hareket etmeden tek gün evvel, 15 Mayıs 1919 tarihinde Yıldız Sarayı'na gittikçe Padişah Vahdettin'le görüşmüştür.
Atatürk, bu müzakerenin ayrıntılarını 1926 seneninde Falih Rıfkı Atay'a anlatmıştır:
Şimdi Atatürk'e kulak verelim: "Yıldız Sarayı'nın küçük tek salonunda Vahdettin'le sanki diz mısra denecek kadar yakın oturduk.
Sağına dirseğini dayamış bulunduğu tek masa, üzerinde tek kitap var.
Salonun Boğaziçi'ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz görünüm şu: Birbirine paralel hatlar üstünde düşman zırhlıları! Bordolarındaki toplar adeta Yıldız Sarayı'na doğrulmuş! Manzarayı görmek için başımız sağa sola çevirmek yeterliydi.
Vahdettin, unutamayacağım şu kelimelerle konuşmaya başladı:
'Paşa, Paşa! Şuana kadar devlete defa görev ettin.
Bunların hepsi bundan sonra bu kitaba girmiştir.
(Elini demin bahsettiğim kitabın üzerine bastı ve ek etti.) tarihe geçmiştir.' (O vakit bunun tek tarih kitabı olduğunu anladım.
Dikkatle ve sükunla dinliyordum).
'Bunları unutun' diye konuştu.
'Asıl şimdi yapacağın görev hepsinden ehemmiyetli olabilir; Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin!" 33
İşte, Vahdettin'in, ağzından dökülen, "Paşa Paşa devleti kurtarabilirsin" tümcesini, "Vahdettin'in Atatürk'ü saklı tek planla Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için Anadolu'ya gönderdiği" biçiminde yorumlayanlar bulunmaktadır.
Evet, gerçekte Vahdettin'i tanımasam ve Kurtuluş Muhabereyi esnasında Anadolu'daki Ulusal hareketi yok etmek için yaptıklarını, ayrı olarak İngilizlerle sebep saklıca anlaştığını bilmesem, ben de bu sözleri "Vahdettin'in, Atatürk'ü, Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için Anadolu'ya gönderdiği" biçiminde yorumlayabilirdim.
Ancak tüm bu gerçekleri bilen biri olarak bu kadar iyi niyetli olamayacağım.
Vahdettin'in bu sözlerini, Vahdettin'i "Kurtuluş Muhabereyi kahramanı" ilan etmek için kullananlar, Atatürk'ün, Vahdettin'in bu sözleri ile ilgili yorumunu nedense görmezden gelmişlerdir.
Atatürk'ün, Vahdettin'in bu sözleri ile ilgili yorumunu ve müzakerenin ileri aşamalarını yeniden Atatürk'ün hatıralarından takip edelim:
"Bu nihai sözlerden hayrete düştüm.
Acaba Vahdettin benimle içten mi konuşuyor? O Vahdettin ki, yabancı hükümetlerin yüzüncü derece aletleri ile ilişki arayarak devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu.
Bütün yaptıklarından pişman mıydı? Aldatıldığını mı anlamıştı? Ama bu tür tek tahminle farklı bahislere girişmeyi tehlikeli buldum.
Kendisine kolay cevap verir verdim:
'Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim.Elimden gelen hizmette kabahat etmeyeceğime güven buyurunuz.'
Söylerken kafamdaki bulmacayı da halletmeye uğraşıyordum.
Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında tüm his ve fikirlerini, eğilimlerini, sahtekarlıklarını tanıdığım adamdan sebep yüksek ve asil tek hareket bekleyebilirdim?
Memleketi kurtarmak lazımdır.
İstersem bunu yapabilirmişim! Sebep derhal karar veririm:
Vahdettin demek istiyordu ki, hiçbir kuvvetimiz yoktur.
Tek dayanak noktamız, İstanbul'a hakim olanların politikanına uymaktır.
Benim memuriyetim, onların şikayet ettikleri sorunları halletmektir.
Eğer onları hoşnut ede-bilirsem, memleketi ve halkı bu politikanın doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu politikaya karşı gelen Türkleri tutuklarsam Vahdettin'in arzularını adına getirmiş olacaktım.
'Merak buyurmayın efendimiz! Nokta-i nazar- şahanenizi anladım.
İrade-i seniyeniz olursa derhal hareket edeceğim ve bana buyruk buyurduklarınızı tek lâhza unutmayacağım!
'Muvaffak ol!' hitab-ı şahanesine mazhar olduktan ardından huzurundan çıktım.
Naci Paşa, Padişahın yaveri, ama benim hocam, şipşak benimle buluştu.
Elinde küçük muhafaza içerisinde bişi tutuyordu.
'Zat-ı Şahane'nin küçük tek hatırası' diye konuştu.
Kapağın üstünde Vahdettin'in inisiyalleri işlenmiş tek saatti.
'Peki, teşekkür ederim' dedim, yaverim aldı.
Sonra adeta Yıldız Sarayı'ndan çıktığımızı ve hareket etmek emeliyle olduğumuzu saklamak, gizlemek ister gibi ihtiyatla, ayaklarımızın pıtırtısını işittirmekten korkarak saraydan uzaklaştık." 34
Başından ardından anlattığım gibi Vahdettin'in kurtuluş planı, "düşmana karşı silahlı direniş" değil, "düşmanın merhametine sığınmaktır." Vahdettin, bilhassa Paris Sulh Konferansı'nın arifesinde, İzmir'deki kanlı olaylardan kaynaklı Batı kamuoyu da Türkiye'nin lehine dönmüşken, İngilizleri hoşnut ederek, onların tek dediğini iki etmeyerek İngiliz desteğini arka kısmına aldığı takdirde işgallerin sona ereceğini ve devletin kurtulacağını düşünmektedir.
Yani Vahdettin'e göre "devletin kurtuluşu" İngilizleri hoşnut etmekle olasıdır.
O sırada İngilizleri hoşnut etmenin biricik yolu ise, İngilizlerin 21 Nisan tarihli notası tarafında Anadolu'daki karışıklıkları önlemektir.
Dolayısıyla Padişah Vahdettin'in, bu karışıkları engelleyecek paşaya, Yıldız Sarayı'nda "Paşa Paşa devleti kurtarabilirsin" derken kastettiği şey, İngilizlerin notası tarafında Anadolu'daki karışıklıkların önlenmesi ve asayişin sağlanmasıdır.
Ayrıca Vahdettin pek "kurtuluş planının" İtilaf devletlerine iltimat etmek olduğunu anılarında açıkça itiraf etmiştir:
"Devlet tehlikede ve İstanbul sallantıda idi.
Şahsen müstakil tek siyasetim yoktu, fakat kurtuluşumuz için babam Abdülmecit Han'dan kalıt aldığım İtilaf devletlerine yakınlık siyasetini, İngilizlerin zıddına hareket etmemek ve Fransızlarla İngilizleri gücendirmemek şeklinde, uyuşmacı tek politikası seçmiştim.
Böylelikle uyuşma olmasa dahi hiç olmazsa husumetlerini (düşmanlıklarını), kötülük ve nefretlerini azaltmaya çalışıyordum" 35
Vahdettin ile Atatürk'ün "devletin kurtuluşundan" anladıkları defa değişik şeylerdir.
Vahdettin'in "devletin kurtuluşu"yöntemi, İngilizleri hoşnut etmek ve onların desteğini alabilmek biçimindeyken; Atatürk'ün "devletin kurtuluşu"yöntemi, tüm düşmanlara karşı maç ederek tam bağımsızlığı elde etmek biçimindedir.
Ayrıca, Vahdettin, "devletin kurtuluşu" derken bu arada kendisi tahtı ve tacını kastederken, Atatürk, "devletin kurtuluşu" derken, ulusun egemenliğini kastetmektedir.
36
"Müttefiklerin, bitip tükenmeyen isteklerini adına getirmekten bıktığını ifade eden Padişahın özlemini çektiği kurtuluş, onların şikayetlerinin giderilerek Osmanlı taç ve tahtını savunacak oldukça ılımlı tek barışa tek lâhza evvel kavuşmak olması gereklidir.
Mustafa Kemal ise başından ardından ferdi veyahut hanedana hudutlu tek kurtuluş değil, yurdu ve ulusu sahibi olan bütünsel tek kurtuluş amaçlamaktadır." 37
Atatürk, Samsun'a çıkıp, kafasındaki "kurtuluş planı" tarafında direniş hazırlıklarına başlayınca İngilizler, Sadrazam Güvey Ferit ve Padişah Vahdettin'den "Atatürk'ü tek lâhza evvel İstanbul'a geri çağırmalarını istemişler", bu tarafta derhal harekete geride bıraktığımız Güvey Ferit ve Padişah Vahdettin, birkaç kez Atatürk'ü İstanbul'a geri çağırmışlar, fakat Atatürk tüm bu çağrılara negatif yanıt sunarak, icabında "sine-i millette tek bireysel mücahit olarak" mücadelesini sürdüreceğini bildirmiş ve istifa etmiştir.
Bunun üstüne Padişah Vahdettin, 8 Temmuz 1919'da Atatürk'ün müfettişlik görevine nihai vermiştir.
Son düzenleme: