UZUNKULAK İLE KELEBEK
Uzunkulak sabahın erken saatlerinde köyden ayrılmış
otlamak için meraya gidiyordu. Şöyle bir kafasını kaldırıp havayı kokladı. Gün
güzel ve güneşli geçeceğe benziyordu. Etrafına bakınıp dururken yavaşladığını fark etti. Şimdi eğlence zamanı değildi. Karnı çok acıkmıştı. Adımlarını sıklaştırıp hızını artırırken düşüncelere daldı:
“ Şu dünyada dertten
kederden uzak yaşamak ne kadar güzel.
İki-üç günde bir de olsa kırlarda özgürce koşmak ne kadar güzel.
Ne kadar güzel kuru samandan bıkınca taze ot yiyebilmek.
Ne mutlu bana ki
ben bu kadar şanslı olduğum için. “
Uzunkulak meraya varınca taze ot yemeye başladı. Uzun süre ot yedikten ve karnını iyice doyurduktan sonra gölgelik bir yere uzandı. Bakışlarıyla etrafı kolaçan etti. Her şey ne kadar güzeldi. Sanki bütün bu güzellikler hayatın bir tat
bir anlam kazanması için yaratılmıştı. Fakat sadece bu güzelliklerin var olduğunu bilmek yetmezdi.
“ Gelip görmeli buraları “ diye düşündü Uzunkulak
“ hem de sık sık gelip görmeli. Kafanı kaldırıp yukarı baksan masmavi gökyüzü
karşılara doğru baksan ulu dağlar
şu tarafta mis kokulu orman
işte buralar çayırlık
çimenlik
kuş sesleri
uçuşan kelebekler…Bunca güzellikler içindeyken düşüncelerin de berraklaşır. Gel buralara boylu boyunca yat
kalmaz içinde keder
budur hayat.”
Uzunkulak güzel güzel düşünürken
az ilerdeki çiçeğin üstünde durmakta olan bir kelebek gördü. Kelebeği içten bir gülücükle selamlayan Uzunkulak:
“ Nasılsın kelebek kardeş
iyi misin? “ diye sordu.
Kelebek: “ Teşekkür ederim
siz nasılsınız? “ dedikten sonra
Uzunkulak:
“ Ben de teşekkür ederim “ dedi. “ Bugün hava ne kadar güzel değil mi? “
“ Evet
çok güzel. Ortalık günlük
güneşlik. Yaz havası dediğin böyle olur işte. “
“ Kelebek kardeş
birkaç günde bir otlamak için bu meraya geliyorum. Ne kadar seviyorum burayı anlatamam. Şu an çok mutluyum. Hayatı seviyorum
yaşamayı seviyorum
güzel olan her şeyi seviyorum. Hayat yaşanmaya değer bence
sen ne dersin kelebek kardeş? “
“ Hayat bence de yaşanmaya değer
fakat bir takım küçük aksilikler olmasa daha iyi olacak. Ne kadar dikkatli olunursa olunsun yine ufak-tefek bir olay olur
durup dururken can sıkar. Sonra bütün gün üzül dur.”
“ Kelebek kardeş
senin bir üzüntün var galiba. Canını sıkan bir şey mi oldu? “
“ İki saat kadar önce köyün yakınındaki bir ağacın dalına konmuştum. Derken
elindeki uzunca sopanın ucuna ağ takılmış bir çocuk peyda oldu. Beni görünce sokulmaya başladı. Biliyorum ki
böyle durumlar şakaya gelmez. Eğer hızlı hareket edip kaçamazsan kelebekleri yakalamak için özel olarak yapılmış kelebek ağı rap diye başından aşağı geçiverir. Ağın içine düştün mü kurtuluşu yoktur. Kim ister durup dururken bu hayata veda etmek? Baktım çocuk kararlı geliyor
çırptım kanatlarımı uçmaya başladım. Can korkusu kolay değil
bir de heyecanlanmıştım ki
sorma. Heyecandan kanatlarımı hızlı çırpamıyordum
dolayısıyla yükselemiyordum. Yerden bazen iki
bazen üç metre yükseklikte bir alçalıp bir yükselerek zorlukla uçuyordum. Çocuk belki yarım saat kovaladı beni
bir türlü peşimi bırakmadı. Sonunda
şu ilerdeki derenin üstünden ben uçarak geçtim
çocuk ağzı açık arkamdan bakakaldı. Şimdi hala bu olayın etkisi altındayım
üzüntü duyuyorum. Ne istedi benden bilmem ki o çocuk? Neden üzdü beni? Ne olacak sanki beni yakalayıp da? Kelebek koleksiyonu yapıyor belki
belki beni de koleksiyonuna katacak. Zevk denmez ki buna
dert vermek denir. Yazık günah bana be
ne zararım var benim ona? “
“ Bak sen şimdi o çocuğun yaptığına. Hiç öyle şey olur muymuş? Sessizce duran kelebeğin rahatını boz
peşinden koş
kovala
yakalamaya çalış. Bu tamamen yanlış davranış biçimini kesinlikle kabul etmiyorum ve o çocuğu kınıyorum. Her neyse
sen üzülme kelebek kardeş
bir daha böyle tatsız durumlarla karşılaşmaman en büyük dileğimdir. “
Uzunkulak kelebeğin minicik yüreğine su serpmiş ve onu rahatlatmıştı. Hayat güzeldi
yaşamak güzeldi
ara sıra ortaya çıkan böyle tatsız durumları önlemek olanaksız demekle de işin içinden çıkılamazdı. Tatsızlık olmadan
oluşmadan engellenebilirdi. Bunun çaresi muhakkak ki vardı. Ben hep iyi davranışlar içindeyim
kötülük nedir bilmem derdin otururdun köşende. İşte
asıl büyük gaflet buydu. Doğrusu nedir dersen
cevabı gayet basitti: Gerçekten çok iyi bildiğin iyi davranışları başkalarına da öğreterek
pasif iyi değil
aktif iyi olarak ve bu amaç için sonsuz gayret sarf ederek.
Uzunkulak ile kelebek bu durumu uzun uzadıya konuşarak bir karara vardılar: İyiliğin en büyük savunucusu olarak bildiklerini bütün canlılara anlatacaklardı. Akşamüstü birbirlerinden ayrılırken ikisi de hayatın daha da güzelleştiğinin farkındaydı. Aradan bir ay geçmeden grup kurmuştu
Uzunkulak ile kelebek: Aktif iyiler grubu. Çalışmalar devam ediyordu ve edecekti
çünkü bunun için ant içmişlerdi.
Yazan: Serdar Yıldırım
Uzunkulak sabahın erken saatlerinde köyden ayrılmış
“ Şu dünyada dertten
İki-üç günde bir de olsa kırlarda özgürce koşmak ne kadar güzel.
Ne kadar güzel kuru samandan bıkınca taze ot yiyebilmek.
Ne mutlu bana ki
Uzunkulak meraya varınca taze ot yemeye başladı. Uzun süre ot yedikten ve karnını iyice doyurduktan sonra gölgelik bir yere uzandı. Bakışlarıyla etrafı kolaçan etti. Her şey ne kadar güzeldi. Sanki bütün bu güzellikler hayatın bir tat
“ Gelip görmeli buraları “ diye düşündü Uzunkulak
Uzunkulak güzel güzel düşünürken
“ Nasılsın kelebek kardeş
Kelebek: “ Teşekkür ederim
“ Ben de teşekkür ederim “ dedi. “ Bugün hava ne kadar güzel değil mi? “
“ Evet
“ Kelebek kardeş
“ Hayat bence de yaşanmaya değer
“ Kelebek kardeş
“ İki saat kadar önce köyün yakınındaki bir ağacın dalına konmuştum. Derken
“ Bak sen şimdi o çocuğun yaptığına. Hiç öyle şey olur muymuş? Sessizce duran kelebeğin rahatını boz
Uzunkulak kelebeğin minicik yüreğine su serpmiş ve onu rahatlatmıştı. Hayat güzeldi
Uzunkulak ile kelebek bu durumu uzun uzadıya konuşarak bir karara vardılar: İyiliğin en büyük savunucusu olarak bildiklerini bütün canlılara anlatacaklardı. Akşamüstü birbirlerinden ayrılırken ikisi de hayatın daha da güzelleştiğinin farkındaydı. Aradan bir ay geçmeden grup kurmuştu
Yazan: Serdar Yıldırım