~Uzun Lafın Kısası~

K
  • Kullanıcı Kırmızı
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
10599166_10154540342725322_887735785468722759_n.jpg
 
Aynayı kırmamın hiçbir sebebi yoktur. Sebepsiz yere kırdım. Canım sıkıldı, eğlenmek için kırdım bile diyemem. Güzel insanları çirkin gösteriyormuş; ne münasebet efendim. Güzel insanları çirkin gösteren ayna onların derununu tefriş eder. Böyle aynayı plajlara asamazlar. Yoksa aynada insanların çirkin taraflarını mı görmeye başladın da.. hani nasıl yazılar aynada ters çıkarsa insanların da tersleri mi görünüyordu sana, derseniz ben de size felsefeden hiç hoşlanmadığımı, hele böyle dâhiyanesinden iğrendiğimi arz ederim
 
Birinin kadını olmak istiyorum!
Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak, konuşulmamak, bakılmamak hatta!
Biraz korunmak, biraz şımarmak…
Bir kaç çeşit yemek yapmak, İstiklal caddesinde sıkı sıkı elini tutmak, belki film izlemek,bi yerlerde çay içmek, Pazar sabahı kahvaltısı etmek uzun uzun, sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var!
Neden mi?
Herkesin eli tutulmaz,
herkesle film seyredilmez,
herkesin kadını olunmaz da o yüzden!
İçinden gelmeli…
Hücrelerine kadar hissetmeli, dna”larına kadar bilmeli insan!
Düşünerek emin olunmaz, bir anda ya olunur ya olunmaz.
Bir de şu yakın geçmiş duvarları olmasa, kafa da hiç karışmaz ya, olsun! Oysa bazen tek bir söze ya da bir bakışa yıkılır bütün duvarlar…
Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bi ara!
Sabahları uyandığımda “günaydın sevgilim” mesajları görmek istiyorum telefonumda. Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum. Özlemek istiyorum birini. Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum. Dayanamamak istiyorum!
Çalışırken, düşünmek istiyorum sonra onu! Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara… Gülümsediğim için daha çok çalışmak…
Birini sevmek istiyorum; hiç kimseyi sevmediğim gibi, biri sevsin istiyorum beni, hiç sevilmediğim gibi…
Biri o kadar çok sevsin ki beni, hatalarımı da sevsin istiyorum!
O kadar çok sevsin ki; hata yapmaktan ödüm kopsun!
Kıskansın istiyorum biri beni! Sorsun istiyorum “neredesin” diye, “Hımm kim aradı bakayım” diye! Ben sormam ama, korkmasın. O sorsun!
“Biliyo musun ne oldu?” ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana. Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bi yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur. Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte. “Ya, evet, çok mühim bir şeyler olmuş” falan desin bi de sonunda…
Şimdi ben istesem İstiklal caddesinde birinin elini tutup gezemem mi?
İstesem benimle birlikte film seyretmeyi de başarabilecek birini bulamam mı bi arasam?
Şimdi ben yalnız olmak istemesem, yalnız olur ve bunları da yazıyor olurmuydum?
Hiç sanmam!
Birinin elini tutmakla, birinin elini, sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var!
Ya tutarsın ya da tutmazsın ya da, tutmuş gibi yaparsın işte.
Ben yapmam!
Bunu zaten bilirsin.
Kimin elini tutacağını yani.
Deneyerek bulmazsın.
Sadece bilirsin.
Bilmek!
Açıklaması yok.
Ve ben elini sıkı sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal caddesine gitmeyeceğim!
Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım!
Repliklerin bir anlamı yoksa, kimseyle film seyretmeyeceğim.
Birinin kadını olmak istiyor canım; biraz korunmak, biraz şımarmak…
 
Ben iyi olayım da....
Bunca yıldır hep düzgün davranmaya, doğru bir insan olmaya ve ailenizin, komşularınızın, bulunduğunuz yörenin gelenek ve göreneklerine göre hareket etmeye çalıştınız değil mi?
Ben elimden geleni yapayım da, ben hatasız olayım da, aman bana bir laf gelmesin...
Birisinin bir laf söylemesinden o kadar korktunuz ki, eve gelen misafire eviniz tertemiz olsa da evinizde oldukları süre içinde bir hata ya da bir eksik gözlerine ilişmesin, size eleştiride bulunmasınlar diye, daha misafir kapıdayken sıcak bir hoş geldin ardından ilk sözünüz "kusura bakmayın ev biraz dağınık ama..." olur. Bu cümleniz, hiç akıllarında yokken, misafirin dikkatini eksik ya da dağınıklık aramaya odaklamaktan başka hiçbir işe yaramaz.
Elinizin lezzeti tartışılmaz güzellikte olsa bile, değer verdiğiniz biri yemeğe başlamadan önce " kıyma biraz az oldu, biber biraz acıymış veya işten geç geldim sanırım, çok pişiremedim diyerek topu hemen oyun dışına atarsınız. Tatile gitmeye can atsanız ve haftalardır o günü bekleseniz de arkadaşlarınızla araba yolculuğuna çıkmadan, dün gece de fazla uyuyamadım çok yorgunum dersiniz. Bu bahane, yolda eğer suratınız bir sebepten düşerse, bununla ilgili bir sebebi daha önceden söyleyerek, insanların sizi suçlaması korkunuz ile vedalaşmaya çalışırsınız.
Aman ben elimden geleni yapayım da, aman ben iyi olayım da; diye diye bakarsınız onca güzelim zaman buharlaşıp gitmiş. Sonuçta siz elinizden geleni yaptınız da ne oldu? Suçlanma korkunuzu yenebildiniz mi? Ya da size laf gelmedi de sonuç değişti mi? Yoksa atı alan Üsküdarı geçti de siz halen yerinizde mi sayıyorsunuz?
 
“Üçünün de gözü kördür: talih’in, ölüm’ün, aşk’ın.”

— Dücane Cündioğlu
 
Surda tam sol gogsumun altinda oyle bir kasirga koptu ki
sildi supurdu tum guzellikleri
Hissiz bir et parcasi birakti
issiz ve sessiz bir et parcasi

sahi basimin guvenlir bir omza devrilisini ozledim
yaslasam siler misin gozyaslarimi ?
 
10632849_746015728767155_742487950693678176_n.jpg



Bu günlerde uzak adlı bir tren geçiyor içimin raylarından. En çok eylüle yakışır şimdi çekip gitmek. Gözlerini dikip göğün tavanına, hayallerini yüzdürmek. Ve dalıp dalıp gitmek, geçerken ömrünün tarlalarından, ovalarından, bahçelerinden. Yolun yolcuya, yolcunun yola olan sessiz aşkı olsa gerek bu davet. Ama gitmek en çok eylüle yakışıyor.
 
Seviyorum Her günümü...
Sabahın 7 sinde sokaklara dökülen insanları seyretmeyi seviyorum
saat 8:30 olduğu vakit onlara karışmayı seviyorum
sabahın güneşi gözüme değdiğinde ona bakamamayı seviyorum
seviyorum sabah soğuğunu ve yağmurun üzerime düşmesini
içimi titretmesini seviyorum
kara bulutların arasında göz kırpan mavi gözyüzünü ,
yağan kar tanelerinin tenimde erimesini seviyorum
seviyorum kendimi...
Bunca nimeti, güzelliği görebilmeyi, hissedebilmeyi...
ve her şeyden önemlisi bunu sağlayan Mevla'yı seviyorum...
HAMD OLSUN
 
Tamam onlar biraz içtenpazarlıklı, pekala epey da korkaklar. Ama sen de az sersem değilsin. Görünüşe bakılırsa da önümüzdeki yağmurlarda da pek bir ilerleme kaydedemeyeceksin. O zaman ne yapmalı? O zaman... Bir dakika! İlerideki tabelada ne yazıyor öyle? Bi' dak'ka! Bi' dak'ka! Hmmm... Evet o şehre henüz gidilmemişti. E, radyoda da aniden Tom Waits çaldığına göre, zaten yağmur da var... O zaman bas gaza. İkimizden başkası kalmadı nasılsa... Zaten bundan sonra ne yaparsak yapalım, senin ve benim için yine de “İki sersemdiler” diyecekler sonunda...

Öpüyorum sersem gözlerinden...
 
216215_196001303769066_6875652_n.jpg



Eğer yeniden başlayabilseydim hayata,ikincisinde daha çok hata yapardım.
kusursuz olmaya çalışmaz,sırt üstü yatardım.
Neşeli olurdum ilkınde olmadığım kadar,Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Elbette mutlu anlarımda oldu ama,Yeniden başlayabilseydım eğer,yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısın bilmem,yaşam budur zaten.
Anlar sadece anlar.
Eğer yeniden başlayabilseydım.İlkbharda ayakkbılarmı fırlatır atardım.Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm.
Bılınmeyen yollar keşfeder,güneşın tadına varır,çocuklarla oynardım.
Bır şansım daha olsaydı eğer ama işte 85'imdeyım.
Ve bılıyorum,
ölüyorum...
 
…hata bizde miydi?belki....ama ben hiç pişman olmadım çok sevmekten,sevgimi olduğu gibi göstermekten pişman olmadım,evet haketmediği yeri yadırgayanlar oldu yüreğimin gökyüzüne asmışken ben onları,gözlerimdeki yıldızları söndürenler,gidenler,vazgeçtiklerim,kaybettiklerim....kendime kızdığım zamanlar oldu,öfkeden kendi içime sığamadığım...dört duvar arasında kalamadığım,hatta açık havada nefes alamadığım anlar oldu.
ama hiç pişman olmadım,gizlemeden,örtülerin ardına saklamadan,maskeleri kuşanmadan çok ama çok sevdim ben!arkadaş,dost,kardeş,sevgili...canımın canı saydığım,ruhumu açtığım herkesi çok sevdim ben...
işte bu yüzden vazgeçtiklerimi kayıptan saymıyorum...yüreğimin hakkını vererek sevdim ben,ellerimin yara beresi bu yüzden,yüreğimdeki derin kesikler,dilimdeki sessizlik,gözlerimdeki hüzün bu yüzden...
bir daha asla böyle çok sevilmeyecekler,bu yüzden "VAZGEÇTİKLERİMİ KAYIPTAN SAYMIYORUM BEN..."
 
Mevsim deviniyor.
Değişen, gelişen tüm çevreye baş eğiyoruz.
İyisiyle de gelse, kötüsüyle de gelse kabulleniyoruz.
Yakan sıcağı, üşüten soğuğu istemesen,
istemesen mevsimleri çaresi var mı?
Biz yazıyla kışıyla bu devinimi böyle sevmişiz.
Hem beddua etmişiz, hem laf ettirmemişiz.
Devinimlerimiz bir günü tamamlarken Mansur olmuşuz...
 
Dua ederken,ağlarken,öperken,dilek tutarken neden gözlerimizi kapatırız?
çünkü;en güzel şeyler
gözle görülen değil,kalpten hissedilendir


öpüyorum kalpten hissedilenlerin gözlerinden o halde...
 
Kiminle uyuduğunun bir önemi yok, uyandığının da..
Ruhun neredeyse, sen orada oluyorsun, ona dokunuyorsun, öpüyorsun..
Bir şey ifade etmiyor tenini kimin teninin işgal ettiği..
Benden kime gittiysen gittin, önemi yok..
- Beni düşündüğünü bildiğim sürece, 'yalnızca benimsin'..
İkimiz de; içimizde öldürdüğümüz birbirimizi, gömmedik asla..
Birbirimizin iyi olduğunu bilmekle şükrediyoruz,
Ve birbirimizin dudaklarından nefes alıyoruz hala

1379982_1483563178584728_6949719763191264162_n.jpg
 
İşte sonra sen geldin öyle apansız
kapı bu defa sessız ama derınden çalıyordu
buyur etmeyi hiç bu kadar istememiştim
hoşgeldin beynimdeki misafir derken
sol göğsümün altındaki et parçası hafif hafif hızlanmaya başladı atarken
Etrafa istemsiz saçtığım tebessümlerin sebebi oldun adam
kısa yazıyorum ola ki okursan,bilme daha fazlasını...
öpüyorum kurak topraklara umut saçan yağmur tanenden
 
Yorgunum çokça
belki yazmaktan
belki silmekten
belki de ne yazacağımı bilememekten
neyse
güzel anılar biriktirdim
belki bir gün fısıldarım
sahi duyarsın değil mi ?
Huzurlu uyu ikinoktabirparantezim
 
Geri