~Uzun Lafın Kısası~

K
  • Kullanıcı Kırmızı
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
Hiç duydunuz mu şu duayı?
“Allah seni toplasın!”
Eskiler böyle dua ederlermiş hep.
Ne güzel bir duadır bu Ya Rabbi! hele ki bu çağa karşı!
Allah seni toplasın!
-Gözünü..
-Kulağını..
-Aklını..
-Yüreğini..
-Hayalini toplasın ağyardan..
Sana “el” olan sınırlardan.”Allah seni toplasın”
Toplanmazsan dağılacaksın çünkü..Dağılınca da dağıtacaksın!

Cokk güzel..
 
"İnsanın kalbinden daha büyük çöl,
insanın kalbinden daha derin göl var mı ki?
Âh, işte âh! yangın da burada, yağmur da…”
 
561406_643173432383526_1078271155_n.jpg
 
Mor kadınların gerçekleştirdiği pembe bir devrimdi aşk, rengi sonradan kan kızıla çalan. Ve ilikleri emilmiş iskeletlerdi bir devrimden geriye kalan...

Batuhan Dedde

Gecmis olsun, cabucak dön.. :cici:
 
Dünyadaki gözyaşı miktarı sabittir. Ağlamaya başlayan biri için, bir yerlerde bir başkası keser ağlamayı. Aynı şey gülmek için de geçerlidir.
 
Mor kadınların gerçekleştirdiği pembe bir devrimdi aşk, rengi sonradan kan kızıla çalan. Ve ilikleri emilmiş iskeletlerdi bir devrimden geriye kalan...

Batuhan Dedde

Gecmis olsun, cabucak dön.. :cici:

kalemim sustu bir süredir ve işte biraz geldik gidiyoruzun hüznü...
sağolasın güzel bak kendine can...
 
Uzaklar çağırır bazen ikinoktabirparantezim
Açar kollarini şefkatle
Bir huzun bulutu gelir çöreklenir gözbebeklerine
Daralir için titrer ellerin
Kulagin onun sesini duymak ister
Uzaklar çağırır bazen işte
Yüreğin savasin ortasinda kalan bir kiz çocuğu hüznü yasar
Yüreğini yüreğinin yanindan baska koyacak yer bulamadigini Özler

Öptüm beni gormeyen kalp gözünün kapaklarindan...
 
Şuramda, göğsümün altında bir et
parçası. Alev alev, yangın yangın çırpınan,
sol yumruğun büyüklüğünde; güya yürek.
Öyle garip, öyle tuhaf bi insan
mekanizması. Şuncacık şey hem aklımın
esiri, hem vücudumun anahtarı. Bazen asi,
isyankar hatta günahkar. Yap dese, git
dese, ol dese, sev dese yanacak dünya.
Tutuşup duracak yaşanmamış takvim
yaprakları. Bir yandan öyle masum öyle
garip. Biri alsa ellerine, evi-yuvası
zannedecek. Başka yer, başka gönül sarayı
bilmeyecek. Ama ne imkansız ikisi de,
ne aklı karışık, bilsen nasıl zorda.
Demem o ki, benim ömrüm bir yangında.
Şu sızlayan et parçası; öl dese, öleceğim.

"Kırık dökük umutları, sakıncalı tutkuları
o çocuksu korkuları yazamadım, yazamadım."
 
Meçhul adam'a.

Büyüdüm, büyümeyi öğrenircesine
büyüdüm, bazen geriye büyüdüm. Uzak bir
çift eli tutmayı büyürken öğrendim.
Tuttuğum eli sakınmayı öğrendim,
saklımda saklamayı öğrendim. Ellerin
ihanetinden korumayı öğrenirken
kıymetini bildim. Kötü sonlu masallara
kulak tıkamayı bildim. Yazdım, çizdim,
bilmediğim dünyalara ben bizi bildirdim.
Kötü bi kızdım bazen, hata yaptım, can
yaktım. Kötü ama küçük bi kızdım. Başını
öne eğdirmedim, kalbini paramparça
yapmadım. Sırtındaki bıçağın sapında
parmak izlerim yoktu sevgilim,
dudaklarında da parmak izim hiç yoktu.
Mahrumiyetim oldun, yoksunluğum oldun
aldırmadım. Suyundan vazgeçen afrika
menekşesi gibi dayanıksızlığıma teslimdim.
Uçuruma adım atmak üzere gibi boşluğa
teslimdim.
Ama hala bir nefes varsa içimizde; şimdi
öyle bükme boynunu, baharı kurşunlasalar
da gelirim, adresini bilmesem de gelirim.
Filizimle, tomurcuğumla gelirim.
Bana hayatım der misin?
 
Uzun süredir dinlemediğiniz, hatta unuttuğunuz bir şarkıya radyoda rastladığınızdaki "Bir yerlerden tanıdık geliyor müziği ama..." ile başlayan hatırlama süreci, ardından gelen gereksiz bir heyecan ve sonrasında gözlerin parlaması ile kendini belli eden büyük mutluluk.
Müdahale edemeyeceğinizi bilip her saniyesini hissederek dinlersiniz hani...

Öyle bir şarkıya rastlasam ya.
 
Galiba yoruldum,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Kendime kalbimi kanıtlamaktan,
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum...
 
‎..

Cehennem olsan, dibine düşerdim.
‘‘Beni saçlarındaki cennete göm!’’ diye diye.

İlle de ‘‘sen!’’ diyen sesimi Azrail’le de yüzleştirsen,
Beni milyon kere unutsan,
Bir kere sevdin ya sen beni,
‘‘Unutmam!’’

Emre GÖKCE / Yüz Ellinci Gece (Pasajdır.)
 
Sus diyorum! Lütfen. Şu an dünya üzerinde konuşanları düşün. En az altı milyar insanın yarısı konuşuyor. Bir şeyler anlatıyor. Ne büyük bir ses! Ne büyük bir gürültü! Dinle! Çin’de üçüncü çocuğunu aldırmak için doktora yalvaran kadını Macaristan’da dilenen adamı Kanada’da karşısındaki erkeğe kur yapan erkeği. Duy bunların hepsini. O milyarlarca insanın hep birlikte konuşarak yarattıkları korkunç gürültüyü dinle!
 
ah azizim...
ruhum bir buz kıtası gibi
nereye çarpar kimbilir
gökyüzünün beyaza çaldığı vakit ayaktaydım yine
ezan sesi okşadı kulaklarımı
inceden...
yazacak söyleyecek o kadar çok sözüm var ki
dinler misin beni?
gülmek için bir sebep arıyorken
tebessüm eder misiin bana?
çok birşey gerekmiyor
sadece
iki nokta bir parantez...

öpüyorum bana tebessüm olan varlığından...
 
'Yol yoluyla gidebilir yare' der şair.
İçimde geçtiğim kilometreleri sayarken
kulağıma bunu fısıldadı dağlar. Sen
bilmiyorsun, aslında kimse bilmiyor ama
dağlar başkalar. Ne 'dağlara gel dağlara'
vurdumduymazlığındalar, ne de 'dağlar
seni delik deşik ederim' gözü karalığında.
Ne var ki sisli sisli bu koca dağlar artık bizi
istemiyor, nefret istemiyor. Senin elindeki
metal yığınını, içinde istemiyor. Dağlara
geleceksen veya dağı deleceksen
yüreğindeki cevherle gel. Dağ
gibi kalbin olsun 'yoldan çıkmamak için.
apansız...
 
Haydi şimdi,bir zamanlar o kadar güvendiğin aklı,bir zamanlar yegane silahın olan aklı,seni yollarda bırakan aklı yollarda bırak. Aç kendi içine gözlerini.Hudutsuz bir hissiliğe sığınarak,güvenerek sezgiye;her hikayenin giriş,gelişme ve sonuçtan ibaret bir bütün olduğunu inkar et.
Hay!
Değil mi ki sen bir delisin.
Helal et gitsin aklını.
Aklın geride bile kalmasın."
 
Cancagizim ne haber yahu?
Ihmal ettim seni biliyorum kizma...
Gel biraz dertleselim

Kimsenin beni bulamayacagi ama benim kendimi bulabilecegim bir yer var mi bildiğin? Biraz dinlenmek iyi gelecek bana çokça yoruldum
Anlayamamaktan, anlatamamaktan, avaz avaz susmaktan...
Bir köşede oturup ellerimi dizlerimin arasina sıkıştırip gozlerimle yerdeki fayanslara baktığım o çocuk yaslarimi özledim ben. Susardi dilim ama ne cok sey anlatirdi gözlerim o karelere...

Simdi sığınacak ne bir köşe kaldi ne de derdimi anlatabilecegim bir kare
Hem çocuk ellerimde yok artik...

Gel en iyisi bu gece felegin carkina çomak sokalim
Öptüm islak islak bakan gözlerinden...
 
Eski kırık dökük bir iskelede oturmuş lacivert gökyüzünü seyrediyor kus kanadinda uçmak istercesine yüreğim. Lal'im bu gece umuda ezgiler diziyorum, yanimda ise bir tek yokluk var gozlerimde ise son tren edasiyla cekip giden gozbebeklerin...

Ah bir bilsen gönül o kadar yorgun ki
Falakadan nasibini almis gibi...
 
Geri