Üryan

Konu sahibi son olarak 3117 gün önce görüldü
tumblr_static_tumblr_static_filename_640.jpg


Geceleri kitap sayfalarına sığdıramazsınız.
Sigara dumanına yetmez nefesiniz, hüznünüzü sığdırmaya.
İçkiler yetmez mutluluğa ya da yeterince hatırlamamaya.
Çaresizliğinizi anlatmaya yetmez sessizliğiniz.
Gölgeleriniz kaybolur sadece.
Bütün gölgeler bir bir kaybolur zaten!
 




"Tırnağı kırılınca kıyameti koparan,Kadınlardan olmak vardı ..!Ben kalktım başıma ne gelirse gelsin,Güçlü olmayı seçtim.İyi halt ettim! "
 



Bak bu yara annemden, işte bu babamdan, burada ki ilkokul öğretmenimden, haaa şu den derin olan mı onu ben açtım bilmeden... En çok da o acıtıyor canımı, en çok o kanıyor...
 



Üzgün ya da kırgın değilim. Sadece alışamadım buna. Sorun seninle de alakalı değil. Sen değil de bir başkası olsaydı yine olmayacaktı biliyorum. Merak ettiğim şey bizi bu aşk oyununa kim inandırdı?
 



"Ve bende anlamıştım, karşımda ki beden de bana ait bir kalbin olmadığını.
Gözlerime bakan insanın, aslında gözlerinin arkasında sakladığı başka bir insanın var olduğunu.
Güneşim bildiğim insanın, aslında kara bir bulut olduğunu.
Sol yanım dediğim insanın, aslında benim içimde uydurduğum hayali bir karakter'siz olduğunu.
Geç olmuştu ama anlamıştım…
En zoru da neydi biliyor musun?
Gözümü kör edip tüm bunları göz ardı etmemdi…
Artık etmeyeceğim.
Evet seni hiç unutmadım ve hiçbir zamanda unutmayacağım ki,
Olur da bir gün geri dönersen kalbim yumuşamasın diye.
Yumuşamasın ki suratına o kapıyı bir daha çarpmasını bileyim…"
 



Neden ciddiye alınmaz palyaçolar? Aslında en büyük komiklikler hüzünden doğar. Bir palyaço ağladığında, ciddiyetin resmini çizer aslında tek başına. Bir palyaço gökkuşağında ki renkleri kullanır derdini anlatabilmek için. Belki de bu yüzdendir, insanların ciddiye almayışı... Hangi şaka bir insanı mutlu edebilir ya da hangi palyaço mutluluk satabilir insana? Bir palyaço mutluluk yükünü taşır yüreğinde, ağlamak yakışmaz bir palyaçoya değil mi?
 
hiç üryan kebabı yediniz mi? yemediğinize kalıbımı basarım. çünkü öyle bi kebap yok.
 
[YOUTUBE]_ItB3NlBopc[/YOUTUBE]


Haritada denizi olmayan şehirlere deniz çizmiş kızım ben
ne bekliyorsun ki benden
Denizi olmayan ülkede doğmuşum ben
Suya hasret balık gibi olmam bu yüzden.
 
Bilmediğim bir bedene sıkışmış gibi hissediyorum.
Çırılçıplak bir ruhun intiharını gerçekleştirmek için görevlendirilmişim gibi Tanrıdan haber bekliyorum..
 
Ölü kuşların cenazesi kalkmıyor hiç.
Hep gökyüzünde, maviliğin içindeler.
Çıplaklığın dünyasında, Havva ile Adem'in kurbanı oluşumuz aklıma geliyor,
Sonra tekrar günaha giriyorum.

Bir gün Tanrı ile karşılaşırsak,
Göğüs kafesimde sakladığım acıları Adem ve Havva'ya hediye etmek istediğimi söyleyeceğim.
 
Guzel yazan kadinlar beni korkutur.

Neden biliyor musun. Kelimeleri yerli yerine birakarak cumlede varliklariyla butunlesirler. Okudukca okursun, onu arayip bulmak icin bir seyler yazsin ve okuyayim dersin.

Gittiklerinde ise o sesizlige alismak zordur. Cunku giderken kalemi de kirar giderler.
 
Guzel yazan kadinlar beni korkutur.

Neden biliyor musun. Kelimeleri yerli yerine birakarak cumlede varliklariyla butunlesirler. Okudukca okursun, onu arayip bulmak icin bir seyler yazsin ve okuyayim dersin.

Gittiklerinde ise o sesizlige alismak zordur. Cunku giderken kalemi de kirar giderler.

Bu tam beni anlatan bir açıklama olmuş. Gerçekten de öyle. Gidildiği zaman kalemi kırıp öyle gidiyoruz. Bu bazen iyi bazen de zor olabiliyor. Çünkü yazan biri ( yazarlık anlamında değil) çok fazla anlar karşıdaki kişiyi. Bu yüzden her zaman hayalkırıklığı yaşar. Gidecekse bile yazarak gider ve noktayı yerinde kullanır.

Ama korkma. Yazan bir kadına denk gelirsen birgün , onu sevdiğin zaman ya da anladığın da kalemi sana şiir yapar.
 
Içimde bir sese kulak verdikçe,
Ceset kokusu alıyorum.
Bir adamın omuz çukuruna sarılıp, ruhun çıplaklığa kapılıp ölüyorum..
 
Ne zaman kaçış planım olsa,
Bir "hiç " çarpıyor yüzüme.
Korkularıma sarılıyorum hiç 'liklerimle,
Küfrüm oluyor bütün kelimeler..
Yalnızlığımı sürüklüyorum bir adamın hiç'liğine,
Çarpıyorum taştan bir kalbe,
Kayboluyorum Isa'nın beni bulamayacağı hiç'liğin caddelerinde.
 
Bir gölgeyi tapınak gibi görmekti o adamı sevmek..
Boğazına kadar dolup taşan bir sızının karmaşası içerisinde, kaybolan çıplaklığın döngüsünü zorluyorsun.
 
Sevişiyor kuşlar bulutlarla birlikte.
Gökyüzü kıskanıyor çıplak bulutları.
Yitirip gidilen anıların başı döndükçe, umursamaz oluyorum Tanrım.
Gökyüzü çok edepsiz haberin olsun.
 
Bugün kendimi camiye giderken buldum. Bazen bir şeylerden kaçmak istediğim zaman giderim, ya da yalnız kalmak istediğim zaman.. ama bugün sadece kırgın oluşumdan gittim. Oturdum, konuştum, ağladım.Tanrım yine sessizsin dedim ama evet hâlâ sessizdi.. saatin geç olduğunu bir sesle anladım. "Kızım iyi misin" dedi yaşlı bir amca. Iyiyim dedim, öylece bakıp gitti. Neyin var deseydi galiba o esnada Tanrı ya olan kırgınlığı mı anlatırdım, o da öylece bakardı bana.
Tanrı her ne kadar sessiz kalsada, kendimi iyi hissettiğim ilk yer orası sanırım.
Sorular sordum,
Bazılarına ben cevap verdim ama o yine sustu.
Belki konuşsa iyi anlaşabiliriz ama galiba o da bana kırgın ki, konuşmuyor.
Evet bir peygamber değilim ama kulum ben. Beklerim.
Bekliyorum.. Kimse yok.
Kimse...
 
Üşuyorum.
Ruhumun sessizliği korkutuyordu beni.
Herşey çok sessiz.
Çok çok.
Iyi değilim Tanrım.
 
Geri