-
- Katılım
- Ekim 30, 2014
-
- Mesajlar
- 41,167
-
- Tepkime puanı
- 18,638
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Kapadokya
Rakı!!! Bu meret öyle bir merettir ki, acıyla içilir, tatlıyla içilir, neşeyle içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir, ikisi beraber çok güzel içilir, yemekle içilir, suyla içilir, susuz içilir, sodayla içilir, şalgamla içilir… Ama, bir tek salakla içilmez…” (Nazım Hikmet)
Bu Gemi Ne Zamandır Burada, Edip Cansever
Yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye
İçerde üç beş kişi
Yalnızlık üç beş kişi
Bir kadeh rakı söylerim kendime
Bir kadeh rakı daha söylerim kendime
-Söyle be! ne zamandır burda bu gemi
-Denizin değil hüznün üstünde.
Arkadaş, Sait Faik Abasıyanık
Bugünlerde bir akşam, şehrin aynalı gazinosuna ve aynaların içine
Selim-i salis gibi oturacağım.
Önümde rakı… dışarda akşam. Akıntı, kayıklar ve gelip geçen…
Meyhanenin kapısından, iki elini gözüne siper edip bakan birisi;
”Bu herif aşık” diyecek.
Saçları perişan, dudakları mürekkepli, hali bencileyin serseri bir kızı
Büyük bir sandal
Akıntının içinden çekip
Rakı kadehimle benim arama bırakacak
Akarsuya Bırakılan Mektup, Hasan Hüseyin Korkmazgil
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
İnce Elek, Metin Eloğlu
İçtikçe içesim geliyor gayrı ne bilgi ara ne hüner
Beni bu rakıyla baş başa bırakma
Adam olayım çalışıp para kazanayım
Beni böyle işsiz güçsüz bırakma
Beni uslandır beni yüreklendir
Beni deli edip bırakma
Bilsen nereleri var kalk gidelim
Beni hep buralarda bırakma
Beni aç bırak evsiz urbasız bırak
Beni sensiz bırakma
Beni ne yap biliyor musun
Beni yont beni arıt beni ayıkla
Ay Üzerine Kurgulamalar, Metin Altıok
Erkenci
Dağılıyor yüzünden
Cam bir bardak gibi,
Su katılmış rakının
Balkıyan sisi.
Güneş henüz batmadan
Şaşırmış da vaktini,
Çıkmış göğün ucundan
Sarhoş bir ay erkenci.
Rakı insanların hem dostu, hem de bazı kişilere göre düşmanı. Böyledir, ama içmesini bilirsen. Rakı, şarap, votka, vb. içkiler insanoğlunun ezelden bu yana en yakın dostudur. Rakılı sofralarda nice sorunlar çözülür ya da güncelleştirilir. Rakısever olmak bir kötülük müdür? Evinde çoluk çocuğunu aç susuz bırakıp kendini gece gündüz rakı içmelere verirsen, öyledir. Ama bir iki dostla rakı sofrasında oturup söyleşmenin tadı hiçbir başka şeyde bulunmaz. Ben rakıyı severim. Daha doğrusu severdim. Çok yaşlandık ondan mı, uzak olsun rakı dedim birden. Bugüne kadar nerdeyse can dostum saydığım bir içkiden uzaklardayım. Bir şeyler oldu, ağzımın tadı kaçtı. Demek insanoğlunun bazı yaşlarda tercihleri başka başka. Şimdi damlasını bile istemiyorum. Yine de arada özlüyorum rakı sofralarındaki sohbetleri. Her konudur tartışılan, yaşamın her köşesiyle bucağıyla içli dışlı olmak budur. Rakıyı kendine dost kılmak. Geçmiş günlerde sık sık buluştuğumuz rakılı sofraları anımsıyorum. Günün ünlü şairleriyle, yazarlarıyla. Her kadehi yudumlarken o günler canlanıyor sanki! Dağlarca ile Necatigil ile Cumalı ile Özdemir’le ve daha çok şair arkadaşlarla anılaşan rakı sofraları… Bunca olay bunca çirkin, ayıp, korkunç işlerle tıklım tıklım bir toplumda sen kalk rakının erdeminden söz et. Ey yazar, sen işini bitirmişsin, çekinmen kalmamış kimseden… (Oktay Akbal, 01 Eylül 2013 Pazar, Cumhuriyet)
Eskiler Alıyorum, Orhan Veli Kanık
Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip Musikiler alıyorum.
Bir de rakı şişesinde balık olsam
Geyikli Gece, Turgut Uyar
Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.
Baharla Ölüm Konuşmaları, Can Yücel
VI
Buket diye bahçeli bir meyhane vardı Yenişehir’de
Yıkıldı çoktan GİMA var şimdi yerinde
Kenarı küpelerle çevrili o küçücük havuzun
Yamacında bir masa Cahit Ağ’beyle otururduk yaz gecelerinde
Fıskiyenin serpintisiyle sırılsıklamdı muşamba
Zaten Cahit’in gözleri daim yaşlı “Şunu siliver!” derdi garsona
“Şu muşambayı siliver, mirim!”
Ne Cahit kaldı, ne Buket, ne fıskiye
Yine de bu bahar öğlesinde
Fıskiyenin üstündeki o kırmızı top gibi
İsterse kalpten olsun, isterse
Hop hop ediyor ya yüreğim bi düziye
Buranın garsonları giyimlerine son derecede dikkat ederler. İş görürken ağızlarında cigara olmaz. Elleri pırıl pırıldır. Tırnakları da hep dibinden kesilidir. Semih Mümtaz’ın anlattığına göre burada hızlı konuşulmaz. Bir şey içer, ya da yerken ağız pek açılmaz. Dirsekler masaya dayanmaz. Islık çalınmaz. Şunun bunun yüzüne dalarcasına bakılmaz. Burada rakı ile meze de verilir. Ama mezeler pastırmalı, sucuklu, sar*ımsaklı olmaz. Rakı içenler daha çok beyaz peynire, bir de, bir de, sıkı durun, havyara yatar. Masalarda kelli felli paşalar, beyler, mösyöler, madamlar, matmazeller başı çeker. Beyoğlu’nun kalburüstü yosmalarından Nemseli Anna, Deli Eleni, Kara Katina, Arnavutköy’lü Poliniya, Çakır Uskuhi, Benli Anjel de sık sık görünmeyi alışkanlık haline getirmişlerdir. (Salâh Birsel, Kahveler Kitabı (Tepebaşı Bahçesi))
Alkolü Bırak Beni Bırakma, Küçük İskender
O yüzden terk etme beni!
Hayat denilen ameliyata alınırken
Dudaklarından ağzıma ver soluğun narkozu!
Baygın düşelim koşan atları seyrederken
Fenalık geçirelim bir balıkçı lokantasında
İki yudum rakı arasında!
Çok usta iki satranç oyuncusu gibi oturalım
yatağın başucuna sen ayakucuna ben
bağdaş kurup!
O yüzden terk etme beni!
Parmaklık olsun bedenin
hapsolduğum bu korkunç acıda
Pembe Yalı, Oktay Rifat Horozcu
Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı
Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem
Taze ekmek bir parça beyaz peynir
Şimdi olsa şuracıkta rakı içer
Denize mi bakar kim bilir
Ben rıhtımdan suya atlarım
Altımda balıklar
Üstümde bulutlar
Ağzımın kenarında çırpıntılı Boğaz suyu
Pembe yalıya doğru yüzerim
Hatay Meyhanesi (Ertesi gün için birşey diyemem ama rakı içtiğin gün ölmezsin – Cemal Süreya)
Ben o ligde oynamaya başladığımda, rakının iki takımı vardı… Biri Kulüp Rakısı, diğeri Yeni Rakı… Babalar, Yeni Rakı içerlerdi, paralılar Kulüp… Altınbaş Rakısı’nın çıkışı çok sonralarıdır… Efe Rakısı’nın ardından, sırada Çilingir, Sarı Zeybek rakıları varmış diye duydum… Şimdilerde de tam zamanıdır hani… Palamudun, lüferin, rokanın eli kulağında hani… Rakı, iyi hoştur da zahmet ister… Muhabbet ister… Zaman ister… Meze ister… Şarapçı Pano’da, 14 numara şarap içer gibi içilmez… O saygı ister… Yol-yordam bilmek ister…. İçmesini bilmeyeni, sürüm sürüm süründürür… İsmini unutturur… Yolu yok, onun karşısında haddini, hesabını bileceksin… Rakının kokteyli imiş… Rakı öyle ayakta, iki dakika içinde yudumlanacak içkilerden değildir, bir ritüeli vardır…
Bakın bizim mizah yazınımızın ustalarından Akbaba Dergisi’nin sahibi Yusuf Ziya Ortaç, nasıl anlatır rakı içmeyi; işin içine Ahmet Rasim üstadı da katarak: “Bu akşam gün batarken gel…/Sakın geç kalma erken gel…” İşte o Ahmet Rasim… Çok yıllar önce güzel bir bahar akşamı… Büyük Millet Meclisi’nden çıktık… Anadolu Kulübü’nün mermer holünde Falih Rıfkı Atay ile karşı karşıya oturuyoruz. Önümüzde bir tabak fıstık, iki kadeh rakı var. Oradan geçen Kayseri Mebusu Ömer Taşçıoğlu, şöyle bir bakıp Garson dedi. “Beylere iki marul getir benden” ve ekledi, “Hiç yakıştıramadım sizlere. Bu mevsimde fıstıkla rakı içilir mi?” Hakkı vardı adamın, tabii içilmezdi.
Yokuşumuzun ünlü yazarı üstat Ahmet Rasim, ömrü boyunca iki şeyi elinden bırakmamıştı: Kadehi ve kalemi…. Bir gün, “Rakı nasıl içilir, size anlatayım” demişti. “Önce unutmayın, rakının kendisinden çok meclisi güzeldir. Tek başına oturup rakı içilmez. Birkaç gönül arkadaşı, kafa arkadaşı olacak. Sonra rakı öyle bir saatte lıkır lıkır içilip kalkılmaz. Sohbeti üç saat, dört saat, hatta beş saat sürecek en azından. Konuşa konuşa, yudum yudum içeceksin. Rakı, mutlaka su ile içilir. En azından güzeli bir ölçü rakı, bir buçuk ölçü sudur. Meze mevsimin meyveleri olacak. Kışın elma, portakal, mandalina. Yazın kavun, çilek, vişne, hıyar, domates ve illa beyaz peynir. Bitti mi? Hafif bir sıcak yemek. En iyisi yağsız ızgara et…” (Halit Çapın, Takvim Gazetesi, Eylül 2004)
Kadınlar, Ülkeler, Denizler, Cahit Külebi
Gözlerin gözlerime değince
Su katılıyor rakıya
Denizler açılıyor önümde.
Abbas, Cahit Sıtkı Tarancı
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
Bu Gemi Ne Zamandır Burada, Edip Cansever
Yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye
İçerde üç beş kişi
Yalnızlık üç beş kişi
Bir kadeh rakı söylerim kendime
Bir kadeh rakı daha söylerim kendime
-Söyle be! ne zamandır burda bu gemi
-Denizin değil hüznün üstünde.
Arkadaş, Sait Faik Abasıyanık
Bugünlerde bir akşam, şehrin aynalı gazinosuna ve aynaların içine
Selim-i salis gibi oturacağım.
Önümde rakı… dışarda akşam. Akıntı, kayıklar ve gelip geçen…
Meyhanenin kapısından, iki elini gözüne siper edip bakan birisi;
”Bu herif aşık” diyecek.
Saçları perişan, dudakları mürekkepli, hali bencileyin serseri bir kızı
Büyük bir sandal
Akıntının içinden çekip
Rakı kadehimle benim arama bırakacak
Akarsuya Bırakılan Mektup, Hasan Hüseyin Korkmazgil
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
İnce Elek, Metin Eloğlu
İçtikçe içesim geliyor gayrı ne bilgi ara ne hüner
Beni bu rakıyla baş başa bırakma
Adam olayım çalışıp para kazanayım
Beni böyle işsiz güçsüz bırakma
Beni uslandır beni yüreklendir
Beni deli edip bırakma
Bilsen nereleri var kalk gidelim
Beni hep buralarda bırakma
Beni aç bırak evsiz urbasız bırak
Beni sensiz bırakma
Beni ne yap biliyor musun
Beni yont beni arıt beni ayıkla
Ay Üzerine Kurgulamalar, Metin Altıok
Erkenci
Dağılıyor yüzünden
Cam bir bardak gibi,
Su katılmış rakının
Balkıyan sisi.
Güneş henüz batmadan
Şaşırmış da vaktini,
Çıkmış göğün ucundan
Sarhoş bir ay erkenci.
Rakı insanların hem dostu, hem de bazı kişilere göre düşmanı. Böyledir, ama içmesini bilirsen. Rakı, şarap, votka, vb. içkiler insanoğlunun ezelden bu yana en yakın dostudur. Rakılı sofralarda nice sorunlar çözülür ya da güncelleştirilir. Rakısever olmak bir kötülük müdür? Evinde çoluk çocuğunu aç susuz bırakıp kendini gece gündüz rakı içmelere verirsen, öyledir. Ama bir iki dostla rakı sofrasında oturup söyleşmenin tadı hiçbir başka şeyde bulunmaz. Ben rakıyı severim. Daha doğrusu severdim. Çok yaşlandık ondan mı, uzak olsun rakı dedim birden. Bugüne kadar nerdeyse can dostum saydığım bir içkiden uzaklardayım. Bir şeyler oldu, ağzımın tadı kaçtı. Demek insanoğlunun bazı yaşlarda tercihleri başka başka. Şimdi damlasını bile istemiyorum. Yine de arada özlüyorum rakı sofralarındaki sohbetleri. Her konudur tartışılan, yaşamın her köşesiyle bucağıyla içli dışlı olmak budur. Rakıyı kendine dost kılmak. Geçmiş günlerde sık sık buluştuğumuz rakılı sofraları anımsıyorum. Günün ünlü şairleriyle, yazarlarıyla. Her kadehi yudumlarken o günler canlanıyor sanki! Dağlarca ile Necatigil ile Cumalı ile Özdemir’le ve daha çok şair arkadaşlarla anılaşan rakı sofraları… Bunca olay bunca çirkin, ayıp, korkunç işlerle tıklım tıklım bir toplumda sen kalk rakının erdeminden söz et. Ey yazar, sen işini bitirmişsin, çekinmen kalmamış kimseden… (Oktay Akbal, 01 Eylül 2013 Pazar, Cumhuriyet)
Eskiler Alıyorum, Orhan Veli Kanık
Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip Musikiler alıyorum.
Bir de rakı şişesinde balık olsam
Geyikli Gece, Turgut Uyar
Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.
Baharla Ölüm Konuşmaları, Can Yücel
VI
Buket diye bahçeli bir meyhane vardı Yenişehir’de
Yıkıldı çoktan GİMA var şimdi yerinde
Kenarı küpelerle çevrili o küçücük havuzun
Yamacında bir masa Cahit Ağ’beyle otururduk yaz gecelerinde
Fıskiyenin serpintisiyle sırılsıklamdı muşamba
Zaten Cahit’in gözleri daim yaşlı “Şunu siliver!” derdi garsona
“Şu muşambayı siliver, mirim!”
Ne Cahit kaldı, ne Buket, ne fıskiye
Yine de bu bahar öğlesinde
Fıskiyenin üstündeki o kırmızı top gibi
İsterse kalpten olsun, isterse
Hop hop ediyor ya yüreğim bi düziye
Buranın garsonları giyimlerine son derecede dikkat ederler. İş görürken ağızlarında cigara olmaz. Elleri pırıl pırıldır. Tırnakları da hep dibinden kesilidir. Semih Mümtaz’ın anlattığına göre burada hızlı konuşulmaz. Bir şey içer, ya da yerken ağız pek açılmaz. Dirsekler masaya dayanmaz. Islık çalınmaz. Şunun bunun yüzüne dalarcasına bakılmaz. Burada rakı ile meze de verilir. Ama mezeler pastırmalı, sucuklu, sar*ımsaklı olmaz. Rakı içenler daha çok beyaz peynire, bir de, bir de, sıkı durun, havyara yatar. Masalarda kelli felli paşalar, beyler, mösyöler, madamlar, matmazeller başı çeker. Beyoğlu’nun kalburüstü yosmalarından Nemseli Anna, Deli Eleni, Kara Katina, Arnavutköy’lü Poliniya, Çakır Uskuhi, Benli Anjel de sık sık görünmeyi alışkanlık haline getirmişlerdir. (Salâh Birsel, Kahveler Kitabı (Tepebaşı Bahçesi))
Alkolü Bırak Beni Bırakma, Küçük İskender
O yüzden terk etme beni!
Hayat denilen ameliyata alınırken
Dudaklarından ağzıma ver soluğun narkozu!
Baygın düşelim koşan atları seyrederken
Fenalık geçirelim bir balıkçı lokantasında
İki yudum rakı arasında!
Çok usta iki satranç oyuncusu gibi oturalım
yatağın başucuna sen ayakucuna ben
bağdaş kurup!
O yüzden terk etme beni!
Parmaklık olsun bedenin
hapsolduğum bu korkunç acıda
Pembe Yalı, Oktay Rifat Horozcu
Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı
Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem
Taze ekmek bir parça beyaz peynir
Şimdi olsa şuracıkta rakı içer
Denize mi bakar kim bilir
Ben rıhtımdan suya atlarım
Altımda balıklar
Üstümde bulutlar
Ağzımın kenarında çırpıntılı Boğaz suyu
Pembe yalıya doğru yüzerim
Hatay Meyhanesi (Ertesi gün için birşey diyemem ama rakı içtiğin gün ölmezsin – Cemal Süreya)
Ben o ligde oynamaya başladığımda, rakının iki takımı vardı… Biri Kulüp Rakısı, diğeri Yeni Rakı… Babalar, Yeni Rakı içerlerdi, paralılar Kulüp… Altınbaş Rakısı’nın çıkışı çok sonralarıdır… Efe Rakısı’nın ardından, sırada Çilingir, Sarı Zeybek rakıları varmış diye duydum… Şimdilerde de tam zamanıdır hani… Palamudun, lüferin, rokanın eli kulağında hani… Rakı, iyi hoştur da zahmet ister… Muhabbet ister… Zaman ister… Meze ister… Şarapçı Pano’da, 14 numara şarap içer gibi içilmez… O saygı ister… Yol-yordam bilmek ister…. İçmesini bilmeyeni, sürüm sürüm süründürür… İsmini unutturur… Yolu yok, onun karşısında haddini, hesabını bileceksin… Rakının kokteyli imiş… Rakı öyle ayakta, iki dakika içinde yudumlanacak içkilerden değildir, bir ritüeli vardır…
Bakın bizim mizah yazınımızın ustalarından Akbaba Dergisi’nin sahibi Yusuf Ziya Ortaç, nasıl anlatır rakı içmeyi; işin içine Ahmet Rasim üstadı da katarak: “Bu akşam gün batarken gel…/Sakın geç kalma erken gel…” İşte o Ahmet Rasim… Çok yıllar önce güzel bir bahar akşamı… Büyük Millet Meclisi’nden çıktık… Anadolu Kulübü’nün mermer holünde Falih Rıfkı Atay ile karşı karşıya oturuyoruz. Önümüzde bir tabak fıstık, iki kadeh rakı var. Oradan geçen Kayseri Mebusu Ömer Taşçıoğlu, şöyle bir bakıp Garson dedi. “Beylere iki marul getir benden” ve ekledi, “Hiç yakıştıramadım sizlere. Bu mevsimde fıstıkla rakı içilir mi?” Hakkı vardı adamın, tabii içilmezdi.
Yokuşumuzun ünlü yazarı üstat Ahmet Rasim, ömrü boyunca iki şeyi elinden bırakmamıştı: Kadehi ve kalemi…. Bir gün, “Rakı nasıl içilir, size anlatayım” demişti. “Önce unutmayın, rakının kendisinden çok meclisi güzeldir. Tek başına oturup rakı içilmez. Birkaç gönül arkadaşı, kafa arkadaşı olacak. Sonra rakı öyle bir saatte lıkır lıkır içilip kalkılmaz. Sohbeti üç saat, dört saat, hatta beş saat sürecek en azından. Konuşa konuşa, yudum yudum içeceksin. Rakı, mutlaka su ile içilir. En azından güzeli bir ölçü rakı, bir buçuk ölçü sudur. Meze mevsimin meyveleri olacak. Kışın elma, portakal, mandalina. Yazın kavun, çilek, vişne, hıyar, domates ve illa beyaz peynir. Bitti mi? Hafif bir sıcak yemek. En iyisi yağsız ızgara et…” (Halit Çapın, Takvim Gazetesi, Eylül 2004)
Kadınlar, Ülkeler, Denizler, Cahit Külebi
Gözlerin gözlerime değince
Su katılıyor rakıya
Denizler açılıyor önümde.
Abbas, Cahit Sıtkı Tarancı
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.