Geçen ünlü bir el sanatkarı ustanın Amerikalı biriyle medyada yaptığı bir söyleşi aklıma geldi.Amerkalı, (adını unuttuğum) el sanatkarının yanına gelerek kendisinden ahşap oymacılığını öğrenmek istediğini söyler.Sanatkarımızı bunu seve seve kabul eder.Ve uzun yıllar yanında hem çırak olarak hem de bir nevi ortak olarak çalışır.Türk medyası bu Amerikalı çırak ve Türk sanatkarını bir şöyleside konuk alır. Kendisine söyle bir soru sorar:"Amerikalılar ile Türklerin sanata bakış açılarında nasıl bir farklılık vardır, sizce? Diye bir soru yöneltir.Amerikalı şu cevabı verir:Biz Amerikalılar sanatı araç, sanatçıyı ise amaç olarak görürüz. Yani bizde asıl amaç sanatı icra edenin gündemde olması.Eğer bir marka var ise bu muhakkak kişi adıyla anılır.Türklerde ise sanatçı araç sanat ise amaçtır.Yani ortada bir ürün varsa o ürün gündemi meşgul eder." Şimdi bunun konumuzla ne alakası var, diyebiliriz.Şöyle bir bağlantısı var.Eğer ortada ticari bir kaygı var ise kişi kendisini pazarlar.Yani kişinin kalıcı bir ürünü yok ise ya da yeteneği eskimeye dirençsizse kişi bunu örtbas etmek için kendini marka yapmaya çalışır.Bu da bir nevi ithal bir bakış açısı.Fakat gündem öyle bir şeydir ki bir kabiliyetiniz yoksa en fazla üç aydır ya da bir yıldır "ünlülüğün." Bıraktığı anlamlı bir miras var ise ebedidir.Ünlü olmak ister miyim? Zaten herkes kendi dünyasında ünlüdür.Bunun için kişi sayısını artıran camdan bir araca gerek yok. Fun Clup lerimiz bizim dostlarımızdır.En azından gündeme bağlı bir popülerliğimiz yok[emoji4]