Umut.

Konu sahibi son olarak 160 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
En başa bir not:
“Madem öleceğiz, bu belirsizlik neden?”

Konu:
Geçenlerde arkadaşlarla otururken konu nerden geldiği belli olmayacak şekilde aşk’a geldi. Aslında belli olmasına gerek yok, zaten beni gördükleri yerde konuyu bir şekilde buraya getirebiliyorlar, huzurlu olduğum söylenmese de, dinlemem arkadaşlığımızın gereği.
Yıllardır aklımı kurcalayan bir soru aslında, niye olmuyor veya bu doğru insanı bulma bekleyişi boşuna mı? Şifası olmayan bir hastalık için tıp insanlarından haber gelmesini mi bekliyorum? İşin kötü yanı da bu bekleyiş beni öldürmez mi?
Kendimce bir tezim var aslında, içimin durgunlaşması için. Günübirlik gönül sarhoşluğuna düşmek, birilerinin gerçek olan hislerini sırf sen kendinden emin değilsin diye yok saymak, onu üzmek, hem onun hem de kendi zamanını gereksiz şekilde öldürmek..
Bir erkeğin ahını almakta birdir, bir kadının ahını almakta, insanlığı elden bırakmamak gerekiyor değil mi?
Yağmur ve Ece kendi erkek arkadaşlarından dert yanarken ben, Suna, Ergün, Sesil, Özge birbirimize bakıp neredeyse gülmekten ağlayacak hale gelmiştik, konu komik olduğu için değil, ikisinin de sorunu aynı aslında ‘anlaşılmamak’
Ece sevgilisinin okuldan sonda nereye gittiğini, arkadaş çevresinde kimlerin olduğunu bilmezken, Yağmur da aynı şeyleri tekrar ediyordu da, öfkelerinden farkında değillerdi.
İkisi de güzel insanlardandır.. Hatta erkek arkadaşları dahi öylelerdir.
Fakat bizim sorunumuz güzellikten ziyade artık bıkkınlık veren şu ‘güvensizlik’
Gerçekten anlamıyorum..
Her insan, aşkı da acıyı da aynı insanda yaşar benim düşünceme göre bunun ilk veya son kişi olmasıyla alakası yok, en çokta sevdiğine kırılırsın şu hayatta derler ya öyle işte.
Sanırım zamanın nasıl geçtiğinin farkında değillerdi ki, samimi söylüyorum 2 saat aynı konuyu konuştuk, içtiğimiz çayların deminde bulduk kendimizi, varın gerisini siz düşünün.
En son bana dönüp sen ne düşünüyorsun konuşsana mühendis diye sordu Ece.
Bana mühendis diye hitap etmelerinin nedeni çok bilmişliğimden, çok bilmiş kelimesini sevmediğim için cümle mühendisine çevirdiler, zamanla cümleleri yuttuğum için mühendis kaldı benden geriye!
Kendisine dönüp Ece, ondan ayrılmalısın dedim. Tabi ki herkes şoke oldu ama aslında olması gereken de tam olarak buydu.
Neden diye sorup sormama arasında kaldı, beklemediği bir tepkiydi.. Her zaman yapıcı konuşan ben neden bir enkaz dilesin ki?
Dudaklarının titrediğini gördüm hem Ece’nin hem de Yağmur’un.
Dayanamayıp sordu ‘neden?’
Bunun için bir nedene gerek yok aslında.. ama illa bir neden bulacağım diyorsan, şurada oturduğumuz 3 saati baz alarak, neler söylediğini, nelerden vazgeçmek üzere olduğunu hatırla daha iyi anlarsın.
Şöyle düşün; okul bittikten sonra, mesleki pozisyonlarınıza göre iş arayacaksınız, -ki daha ailenizin içinizdeki çocuğun büyüdüğünden haberi yok belki de sizler de farkında değilsiniz. İş, para, gelecek derken, birbirinizi bu yabancı dünyanın içinde kaybedip, kaybetmeyeceğiniz belli değil.
Sesil araya girip: dost acı söyler anlıyorum da, Rüzgar bunları konuşmanın zamanı değil henüz çok erken.
Erken dediği, Ece 24 Yağmur 23 yaşında. Erkek arkadaşları da aynı yaşta hemen hemen.
Sesil’e dönüp; hayatın şartlarını bizler belirlemiyoruz, hayatımızda olanları belirlemek elimizde olsa da, bizden gidenleri kendimiz belirlemiyoruz. Düşünsene, bugün şu masada konuştuğumuz konuların üstesinden konuşarak değil de, susmakla da gelebilirdik değil mi? Ama yapmadık, çünkü arkadaşlığımız hem dinlemeyi hem de konuşup yol göstermeyi gerektirir.
Haklısın dedi Sesil ama ekledi;
Herkes senin gibi en ince ayrıntısına kadar düşünmüyor -ki düşünenleri de bildiğimiz için, sonunun pek iyi olmadığına yakın tarihte şahitlik etmiştik.
Ceylin diye bir arkadaşımız bileklerini kesip vefat etmişti.. sirf aşk yüzünden daha doğrusu Eymen’in onu red etmesi üzerine bunalıma girip, hayatına son vermişti.
Sesil bir bakıma haklıydı. Hepimiz aynı yaş grubundanız, çok hızlı yaşadığımız bir hayat için, gelecek için önemli fakat ne olacağı belli olmayan planlar yapmak mantıklı mıydı? Sırf bir insanı sevdiğin için, hayatının tüm yönünü ona çevirmek, ona göre şekillendirmek ne kadar doğru bir karar olabilirdi ki?
Kendi kabuğuma çekilmeyi istedim o an, neden huzursuz olduğumu anlayamadım fakat kaçıp gitmek istedim, belki de Sesil haklıydı çok fazla konuşmamam gerekiyordu özellikle Ceylin’in konusu aklıma geldikten sonra..
Birkaç dakika sustum ve herkes bana uydu.
Suna atladı birden “Özge, bu konuları bir kenara bırak ve beni ne zaman kaçırmaya geleceğini söyle, annem yabancıya değil Özge’ye git diyor, son şanslar artık bunlar, kalbimin uzatma dakikaları yok”
kendisi bayağı gülünç ve hiperaktiftir eğer canınız sıkkın ise kesinlikle doğru adrestir! Bu arada kendisi erkektir, isim olarak babaanne mağduru..
Biraz güldük, gereksiz bir espiriydi fakat konunun dağılması için gerekliydi sonra Yağmur konuşmaya başladı.
Aslında haklısın mühendis ama bizi tanıyorsun, yaşımız daha genç herkes senin gibi yaklaşmıyor şu konulara. Hata yaparak veya çok önemsediğimiz için gereksiz, saplantılı cümleler kurabiliyoruz. Bir de bizim açımızdan bakmalısın. Konu arkadaşlarını bilip bilmeme, dışarıda kiminle gezdiği değil. Uzun zamandır tanıştığımız halde hâlâ bu tür çocukça şeylere takılıp kalıyoruz bir şey gizlendiği için değil ama içimizdeki şeytana uyuyoruz.
Mesela hiçbir şey yokken, akşam mesaj attım neredesin diye, evdeyim dedi ama içimdeki ses dışarıda diyordu, hiç inandırıcı gelmedi kontrol etmek bile istedim, huzursuz olduğum şeyler var küçük veya büyük ne olduğunu da bilmiyorum ama en ufak bir olumsuzluk yaşanmaması için kendimi susturduğum anlar da çok fazladır.
Aslında ikisini de anlıyorum, Sesil’i de onun da hayatında biri var bu kadar sorun yaşamasa ya da yaşıyorum diye takıntılı hale getirmese de ama onların beni anlamadığına bahse girebilirim. Yani çok komik değil mi bir insanla hayatını paylaşmayı düşünürken diğer yandan bu güvensizliğin dibine batmak? İçine, hücrelerine kadar işleyen bu durumu daha da takatsiz bir hâle getirmek?
İnsanın ailesinden sonra sığınacağı ilk liman hayatını adadığı kişi ise, neden bir mesajın gelip gelmeme ya da şu an nerede, kiminle sorusu bir anda dünyanı karartıyor ki?
Burada konumuz Ece veya Yağmur değil, ikisi de zeki, akıllı kişiler nelerin doğru, yanlış olduğunu kavrayacak kadar iyi yetiştirildiler.
Burada bizim sorunumuz arkadaşlarımızın yaşadıklarından öte tipik bir toplumsal sorun gibi aslında.
İnsan insana o kadar takatsiz ve güvensiz ki, yanı başında duran kişiye dahi, hata yapmaması için göz açtırmıyor halbüki anlamamız gereken, insanın doğası gereği yapacağı hatalar elbette olacaktir, aldatma hariç bu bir hata değil, kalleşliktir.
Madem en ufak bir şey sorun oluyor ve ilerisi için tüm ışığını söndürüyor ne gerek var bütün şehir yavaş yavaş karanlığa gömmeye? Tek seferde patlat gitsin şu trafoyu sen de kurtul şehir de..
Sonra Ece ve Yağmur’u dışında bırakarak şahsım için konuşacağımı söyledim.
Bunca yıl yalnız olduğumu biliyorsunuz, üzüldüğüm anlar da bir hayli fazladır. Mesela bir kadınla oturup, kahve içmek gelecek planları yapmak yahut hiçbir şey olmasa bile benim ve kendisinin aynı cümle içerisinde geçmeyi bile ne kadar istediğimi biliyorsunuz değil mi?
Adımın yanına onun adının oturması..
Bütün cümlelerimin onun varlığıyla onurlanması, anlam kazanması.
Peki tüm bu isteklere rağmen neden mi yalnızım? Çünkü bir kalbim var, benim gibi diğer tüm insanların da öyle.. Mesela, sevmediğim biriyle nasıl sonsuzluk diyebilirim ki? Sevmiyorum peki zamanla sevebilir miyim? belli değil. Başı ve dahi sonu belli olmayan bir yola niye baş koyar ki insan? Üstelik, bunu düşünmek bile bencillik değil mi? İnsan, ne kendisini ne de karşısındakini zamana yaymanalı, nasıl ki mutluluğu yakalamak sancılı bir süreç ise, onu kaybetmekte sevdaya dahildir.
Elindeki telefona gelen mesajın süresine dahi dikkat etmek, güvensizlik değil de nedir? Çok fazla ilgi istemek mi? ya da sadece kendine ait olduğunu hissetmek mi?
Bilmiyoruz değil mi? Bu bilinmezliğin bizi boğduğunu bile bilmiyoruz, öğrenmek için çaba sarfetmiyoruz.
Gerçekten hayatın kendi içindeki manasının derinliğinde kaybolmalıyız, bazı anların ne kadar özel olduğunu anlamak için yaşantım kelimesinden çıkıp, yaşantımız diye adlandırmamız gerekiyor. Tek başına düşünmek, tek başına kararlar almak, her şeyi karşı tarafa yıkmak hem kolay hem de acımasızlıktır.
Bu yüzden ayrılmanız gerekiyor. Artık bunun üstesinden ya kendi içinizde taşıdığınız kuruntundan vazgeçin ve böylelikle karşımızdakine haksızlık yapmamış oluruz ya da yakın tarihten sancılı bir vedamız var onu hatırlayın. (Ceylin)
Hepimiz sustuk, geçmişimizdeki korkuyla yüzleştik kaybettiğimiz sadece bir arkadaşımız değildi aslında çok daha fazlasını kaybetmiştik. Sanırım 20 dakika boyunca kimse tek kelime etmedi bir ara ağlayacak kadar boşluğa bıraktık kendimizi, o an orada ölmek istediğimi hissettim.
Genciz evet, seçeceğiz ve seçtiklerimizle bir yola çıkacağız iyi veya kötü bir şeyler paylaşacağız. Hata mı? en kralını da biz yapacağız ama hatamızın farkında olmak mı? işte orada koca bir soru işareti taşıyor olacağız.
Biz, çok sevmenin değil, red edilmenin sonrasında yaşanılan travma ile alakalı da değil, biz Ceylin’i onu anlayamadığımız için kaybettik, onun heyecanının arka planında duran ve her gün eriyen o gül yüzü görmediğimiz için kaybettik.
O, yanımızda olduğu son akşam “inanın bana, hepinizi çok sevdim” derken biz artık sonun geldiğini anlayamamış, mutlu şekilde sarılıp evlerimize dağıldığımızı sanmıştık ama öyle değil.
Bizler yumuşacık, sıcak yorganlarımızın altında rüyalarımıza dalmışken, kendisi kendi narin bedenine ağır gelen tüm yükleri bileklerinden akıtıp gitmişti teras katında.
Hiç unutmamak gerekiyor.
Hayatımızda olanlar için bir şükür borçluyuz. Ölüm gibi bir gerçek dururken, onlara her an, her saniye sarılmamız gerekiyor.
Aşk mı? vakti gelir, kendisi de.
Ama Ceylin mi?
Kaç aşk gelse de, o gelmeyecek.
Onu kaybettiğimiz gün, hepimiz ölmüştük.

Rüzgar

Not: Bu bir hikaye (uydurma) yazısıdır.
2. Not: 22 dakika sürdüğü için kısa kestim ve akışını sağlayamadım.
3. Not(size): sevmekten vazgeçmeyin.
4. Not(kendime) sevmekten vazgeçme ama önce onu bul!
5. Not: yazım hatalarından gözlerim sorumludur.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Bu hikayeyi ilk okuduğumda kendimi katarak kendimi bularak okumuştum bir şeylerin farkına yeni yeni varmış gibi okuyordum satırları gözüne ışık tutulan bir tavşan gibi gözlerimi kısıp bazen de tamamen kapatarak o anları yasamaya çalışıyordum. Kitap okurken de boyle oluyor hep. Emeğine sağlık Rüzgar.

Not:Kaç kişi okur kaç kişi anlar bilmiyorum ama sen kendinin farkında ol yeter. Sadece benim beğeni atmış olmam bu öyküye büyük haksızlık.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri