YaGmurTaneSi
Üye
-
- Katılım
- Ekim 2, 2014
-
- Mesajlar
- 660
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 266
-
- Yaş
- 40
Küçük bir çocukken, henüz hiçbir bir şey bilmezken büyük hevesleri, ümitleri, heyecanları vardı. Herkese güvenir, her tanıdığını dost bilirdi. Dünyayı iki kolunu açtığında kucaklayıverecekmiş gibi, bütün dağları, akarsuları, ağaçları ve çiçekleri ellerinin üzerinde taşıyacakmış gibi gelirdi ona. Annesi, babası hiç mi hiç yanından ayrılmayacak, kardeş ve arkadaşları upuzun hayat yolunda hep eşlik edecekti. Oynadığı oyunlarda bile kimse yanmaz, yenilip oyun dışı olmazdı. Bahçede çiçekler solarsa solsun, nasıl olsa yerine yenileri çıkardı. Güneş bulutların arkasına gizlenirse gizlensin, ertesi gün, hatta belki akşam olmadan tekrar sıyrılır gülümserdi bütün dünyaya ve onun yüzüne…
Derken yıllar geçti. Artık yavaş yavaş büyüyordu. Neden bu kadar heyecanlı ve çoğunlukla da endişeliydi? Aslında o mutlu olmak, sevmek, sevilmek istiyordu. İdeallerine kavuşmak istiyordu. Çocukluk cesareti, umursamazlığı yine olsa da, duygusallık sarmıştı ruhunu….
İlk hayal kırıklığını babasını kaybettiğinde yaşadı. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi düşündüğü sevdiklerinden bir gün ayrılacağını işte o an anladı. O an aslında her insanın eninde sonunda yalnızlığa mahkum olduğunu, bazen yollarda gördüğü tek başına duran ağaçlar gibi kimsesiz kalacağını yüreğine diken batmış gibi bir acı hissederek anladı. Her şey, herkes bitip tükenecek, sarılıp medet umacak bir ümit kapısı kalmayacaktı. İşte çok sevdiği annesi de yaşlanıyor, bu dünyaya veda etmeye hazırlanıyordu.
Yine geçti yıllar. Ruhu adeta haykırıyordu. Ayrılıklara, hasretlere baş kaldırıyordu. Her şeye, herkese kızıyordu. Bağırıp çağırıyordu. Bir türlü huzuru bulamıyor, hislerindeki azgın dalgaları sakinleştiremiyordu. Neden bu kadar hızlı değişiyordu her şey?
Bir gün bir hakikat öğrendi. Zindan gibi gördüğü hayatında aslında hiç yalnız olmadığını, ona merhametle muamele eden bir Sahibi olduğunu öğrendi. Farkındalığın verdiği emniyet, sığınılacak bir liman… Gençlik heyecanıyla işlediği hataların yorgunluğu üzerinde olsa da…
Bir gün…
Bir gün çocuk olup coşmuş, sevinçle tutunmuştu hayata, karalanmamış beyaz sayfa gibiydi ruhu. Sonra hasretler, ayrılıklar, hatalar, gafletler kirletti o bembeyaz sayfayı. Endişeler, hüzünler kovaladı ömrünün dakikalarını… Şimdi ağlıyordu artık. El açıp dua ediyor, secdelere kapanıyordu gafletle geçen yıllarının acısıyla, hayallerle avunduğu için ağlıyordu.
Şimdi ağlıyordu… Ama ağlasa bile elinden, kalbinden düşürmediği bir umut yumağı, her şeye rağmen unutmadığı gülümseyişi…
Derken yıllar geçti. Artık yavaş yavaş büyüyordu. Neden bu kadar heyecanlı ve çoğunlukla da endişeliydi? Aslında o mutlu olmak, sevmek, sevilmek istiyordu. İdeallerine kavuşmak istiyordu. Çocukluk cesareti, umursamazlığı yine olsa da, duygusallık sarmıştı ruhunu….
İlk hayal kırıklığını babasını kaybettiğinde yaşadı. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi düşündüğü sevdiklerinden bir gün ayrılacağını işte o an anladı. O an aslında her insanın eninde sonunda yalnızlığa mahkum olduğunu, bazen yollarda gördüğü tek başına duran ağaçlar gibi kimsesiz kalacağını yüreğine diken batmış gibi bir acı hissederek anladı. Her şey, herkes bitip tükenecek, sarılıp medet umacak bir ümit kapısı kalmayacaktı. İşte çok sevdiği annesi de yaşlanıyor, bu dünyaya veda etmeye hazırlanıyordu.
Yine geçti yıllar. Ruhu adeta haykırıyordu. Ayrılıklara, hasretlere baş kaldırıyordu. Her şeye, herkese kızıyordu. Bağırıp çağırıyordu. Bir türlü huzuru bulamıyor, hislerindeki azgın dalgaları sakinleştiremiyordu. Neden bu kadar hızlı değişiyordu her şey?
Bir gün bir hakikat öğrendi. Zindan gibi gördüğü hayatında aslında hiç yalnız olmadığını, ona merhametle muamele eden bir Sahibi olduğunu öğrendi. Farkındalığın verdiği emniyet, sığınılacak bir liman… Gençlik heyecanıyla işlediği hataların yorgunluğu üzerinde olsa da…
Bir gün…
Bir gün çocuk olup coşmuş, sevinçle tutunmuştu hayata, karalanmamış beyaz sayfa gibiydi ruhu. Sonra hasretler, ayrılıklar, hatalar, gafletler kirletti o bembeyaz sayfayı. Endişeler, hüzünler kovaladı ömrünün dakikalarını… Şimdi ağlıyordu artık. El açıp dua ediyor, secdelere kapanıyordu gafletle geçen yıllarının acısıyla, hayallerle avunduğu için ağlıyordu.
Şimdi ağlıyordu… Ama ağlasa bile elinden, kalbinden düşürmediği bir umut yumağı, her şeye rağmen unutmadığı gülümseyişi…