Umberto Eco: “ben, roman yazan bir filozofum”
Dünya'yı idare eden saklı mekanizmaları, sırları merak etmek, simyasını bulmak için, kavramak için Dünya'ya bakmak, Dünya'yı yazmak..; fransız Le Monde gazetesinin 'kitap' günlerinde ( 9-10 Ekim 2010 ) bir araya gelen yazarların ortak düşüncesi böyleydi.
İçlerinden Umberto Eco ile gazetenin genel yayın yönetmeni Eric Fottorino konuştu. 'kitaplardan kurtulacağınızı sanmayın'( Can yay.2010 ) da, 'kağıda basılı kitap' ın aynı 'tekerlek', veya ' kaşık ' gibi mükemmel bir 'nesne' olduğunu söyleyen Eco'nun söyleşisi şöyle: ( ÇŞ/İkinciGrup )
Le Monde: Umberto Eco dediğimizde kimden bahsediyoruz? Yazar dan mı? Koleksiyoncu mu? Yoksa, semiolog mu ?
Umberto Eco: filozofi eğitimi aldım. Kendimi filozof sayıyorum ama bir o kadar da,- semioloji bugün felsefenin mümkün olduğu tek şekil- arta kalan her şey edebiyat. Pazartesiden Cumaya, felsefe yapan bir filozofum, hafta sonu da roman yazıyorum…bu böyle 48 yaşımdan beri sürmekte…
Le Monde: Genç bir romancısınız…
Umberto Eco: Harvard Üniversitesi yayınları, Atlanta da verdiğim “nasıl yazdığıma” dair konferansları kitap olarak yayınlayacak. Kitabın başlığı, “genç bir yazarın itirafları”. Evet kendimi 30 yaşında genç bir yazar olarak görüyorum.
Le Monde: bir söyleşinizde “ nternetin filtresiz bir hafıza skandalı olduğunu, ve yanlış ile doğru ayırımın yapılamadığını” söylemiştiniz. Bu konuda ne diyeceksiniz?
Umberto Eco: Gelecekte, eğitimin amacı, filtre etme sanatını öğretmek olacak. Katmandu’ nun nerede olduğunu, veya ilk Fransa kralının kim olduğunu öğretmek gerekmeyecek, çünkü bu bilgiyi her yerde bulabileceksiniz. Ama, öğrencilere, 15 web sitesini incelemelerini söyleyip hangisin daha “güvenebilir” olduğu sorulacak. Onlara, “karşılaştırma tekniklerini” öğretmek gerekecek.
Le Monde: 2009’da Jean-Claude Carrière ile birlikte, “n’ésperez pas vous débarraser des livres- ed.Grasset - kitaplardan kurtulacağınızı sanmayın - Can yayınları-2010” yı yayınladınız. Eğer sizi iyi okuduysam, aynı 'tekerlek', 'kaşık' veya 'çekiç' gibi 'kitap' ( kağıda basılı kitap ) da mükemmel bir “nesne” dir. Neden ?
Umberto Eco: Saklamak ve Bilgi. Haberi iletmek için bugüne kadar bulduğumuz en güvenli usul ve yol. Bir kere, Zamanımızın gençleri, İpad la daha kolay okuyorum deseler bile, ( kağıda basılı kitap ) okumak daha kolay.
Sonra, 'nesne' ye dair bir aşk var. Bodrum katıma gidip, 8 yaşında okuduğum ve sayfalarına yazdığım Pinokyo’ yu bulduğum zamanki duygularımla, bilgisayar kayıtlarından bulacağım Pinokyo metnini okurken duygularım aynı değil.
Nihayet, yaşımı hatırlayacak olursak, mümkün olsaydı bile, bilgisayar kayıtları o günden bugüne kalmazdı. Bozulmuş olurlardı. Bilgisayar ve teknoloji o kadar çabuk ilerliyor ki, kayıtların ömürleri hakkında tatminkar hiçbir bilgimiz yok.
Le Monde: Bilgi’nin yazı yoluyla mı yayılacağını yoksa, hızlanma kültürü muhakeme kapasitemizi etkileyecek de, “internet” yoluyla mı olacak?
Umberto Eco: Bugün veya yarın, “manastır” kültürüne dönmek gerekecek- o zamanı ben herhalde göremeyeceğim, ölmüş olurum - : “okumak” isteyecekler, belki taşrada, aynı Pensilvanyada Amiş’ ler gibi, ortaklık kültürünün, paylaşma kültürünün olduğu bir yerde toplanacaklar. Orada, “kültür” olan alıkonulacak, geri kalan, yüzeyde kalmaya terk edilecek. Yeryüzünde, 6 milyar nüfusun hepsinin, 6 milyarının da entelektüel olmasını isteyemeyiz. Bu durumda biraz “aristokrat” olmak lazım.
Le Monde: Bir söyleşide, Chesteron'un şu cümlesini aktardınız: “ İnsanlar Tanrı’ya artık inanmıyorlarsa, bu hiçbirşeye inanmıyorlar anlamına gelmez, o zaman, eksiksiz “her şeye” inanıyorlardır.” Bugün siz, neye inanıyor sunuz?
Umberto Eco: her şeye değil.
Le Monde: yazı’ya, kitap lara, kültür’e inanıyorsunuz?
Umberto Eco: Soru işareti. Arayış. 19 yüzyılda, ruh çağırmayı ilk ciddiye alanlar, mistik’ ler değil, bilim adamlarıydı. Araştırmalarımda, akşamları el işaretlerini yorumlatan, matematikçilere rastladım. Ne kadar bilim dallarında bir meslek icra ederseniz o kadar başka bir şeye ihtiyacınız olur. Siyasiler, mesela Bush, fal açtırıyordu.
Le Monde: İtalya’da da mı?
Umberto Eco: Bugün artık, genç kızlara gidiyorlar.
Le Monde: Kitaplarınızı başka dillere çevirenlerle nasıl bir ilişkiniz var? Bilhassa, sizin de konuştuğunuz diller söz konusu olunca ?
Umberto Eco: Mümkün olduğu kadar onlarla beraber çalışıyorum. Bazen, dilini konuşmadığım çevirmenlerle de. Ama, güvenmek lazım. Her şeyi takip etmek mümkün değil. Her kitap için, çevirmenlere çok kapsamlı ve zengin dosyalar hazırlarım; şu kelime veya deyimin, şöyle böyle anlaşıldığı konuşulduğu hakkında. (…)
Le Monde: “Dire presque la meme chose- aşağı yukarı aynı şeyi söylemek” başlıklı kitabınızda anlatmak istediğiniz, önemli olan şeyin “ hemen hemen”, “aşağı yukarı” olduğu mudur?
Umberto Eco: hayır. Önemli olan, “hemen hemen-aşağı yukarı ”, “söylemek”,'aynı” ve “şey” dir. Neyi tercüme ediyoruz ? “edebi yüzey” i mi yoksa “derin anlamı” mı ? şöyle bir örnekle anlatayım: hikaye içinde, salak bir kişi var, ve öyle bir tekerleme söylüyor ki salak olduğu ortaya çıkıyor; tercüme ederken mesele, bu tekerlemeyi doğru tercüme etmek değildir; bu örnek de, önemli olan “tekerleme” değil, kişinin “salak” olmasıdır.
Le Monde: Hiç kendi anadilinizin dışında yazmak isteğiniz oldu mu ?
Umberto Eco: evet, İngilizce deneme yazmayı çok istedim. Direkt olarak İngilizce.
Le Monde: bunun için, o dili sadece konuşmak değil, bütün inceleiklerine hakim olmak lazım…
Umberto Eco: Fransızcayı, İngilizceden daha iyi konuşuyorum. Ama Fransızca yazmaktansa, İngilizce yazmak istiyorum., çünkü Fransızcada imla hataları mümkün; ya mükemmel bir Fransızca ile yazacaksınız ya da, sizi kabul etmiyorlar. Halbuki İngilizcede öyle değil, yanlış bir İngilizce de kullansanız, kabul görürsünüz.
Le Monde: harika, İngiliz bir yayınevi için, direkt olarak kitabını İngilizce yazan bir yazar !
Umberto Eco: Bu artık sıklıkla böyle. Bütün Bilim adamları kitaplarını İngilizce yazıyorlar. Fransızcada, bir konferans için bir metin hazırlayabilirim, ama hep çok korkarım, yanlış yapacağım diye. (…) franszıcada çok kural var…oldukça karmaşık…(…)
12-10-2010 tarihli Le Monde’dan
çeviren ( söyleşi Eric Fottorino )
Dünya'yı idare eden saklı mekanizmaları, sırları merak etmek, simyasını bulmak için, kavramak için Dünya'ya bakmak, Dünya'yı yazmak..; fransız Le Monde gazetesinin 'kitap' günlerinde ( 9-10 Ekim 2010 ) bir araya gelen yazarların ortak düşüncesi böyleydi.
İçlerinden Umberto Eco ile gazetenin genel yayın yönetmeni Eric Fottorino konuştu. 'kitaplardan kurtulacağınızı sanmayın'( Can yay.2010 ) da, 'kağıda basılı kitap' ın aynı 'tekerlek', veya ' kaşık ' gibi mükemmel bir 'nesne' olduğunu söyleyen Eco'nun söyleşisi şöyle: ( ÇŞ/İkinciGrup )
Le Monde: Umberto Eco dediğimizde kimden bahsediyoruz? Yazar dan mı? Koleksiyoncu mu? Yoksa, semiolog mu ?
Umberto Eco: filozofi eğitimi aldım. Kendimi filozof sayıyorum ama bir o kadar da,- semioloji bugün felsefenin mümkün olduğu tek şekil- arta kalan her şey edebiyat. Pazartesiden Cumaya, felsefe yapan bir filozofum, hafta sonu da roman yazıyorum…bu böyle 48 yaşımdan beri sürmekte…
Le Monde: Genç bir romancısınız…
Umberto Eco: Harvard Üniversitesi yayınları, Atlanta da verdiğim “nasıl yazdığıma” dair konferansları kitap olarak yayınlayacak. Kitabın başlığı, “genç bir yazarın itirafları”. Evet kendimi 30 yaşında genç bir yazar olarak görüyorum.
Le Monde: bir söyleşinizde “ nternetin filtresiz bir hafıza skandalı olduğunu, ve yanlış ile doğru ayırımın yapılamadığını” söylemiştiniz. Bu konuda ne diyeceksiniz?
Umberto Eco: Gelecekte, eğitimin amacı, filtre etme sanatını öğretmek olacak. Katmandu’ nun nerede olduğunu, veya ilk Fransa kralının kim olduğunu öğretmek gerekmeyecek, çünkü bu bilgiyi her yerde bulabileceksiniz. Ama, öğrencilere, 15 web sitesini incelemelerini söyleyip hangisin daha “güvenebilir” olduğu sorulacak. Onlara, “karşılaştırma tekniklerini” öğretmek gerekecek.
Le Monde: 2009’da Jean-Claude Carrière ile birlikte, “n’ésperez pas vous débarraser des livres- ed.Grasset - kitaplardan kurtulacağınızı sanmayın - Can yayınları-2010” yı yayınladınız. Eğer sizi iyi okuduysam, aynı 'tekerlek', 'kaşık' veya 'çekiç' gibi 'kitap' ( kağıda basılı kitap ) da mükemmel bir “nesne” dir. Neden ?
Umberto Eco: Saklamak ve Bilgi. Haberi iletmek için bugüne kadar bulduğumuz en güvenli usul ve yol. Bir kere, Zamanımızın gençleri, İpad la daha kolay okuyorum deseler bile, ( kağıda basılı kitap ) okumak daha kolay.
Sonra, 'nesne' ye dair bir aşk var. Bodrum katıma gidip, 8 yaşında okuduğum ve sayfalarına yazdığım Pinokyo’ yu bulduğum zamanki duygularımla, bilgisayar kayıtlarından bulacağım Pinokyo metnini okurken duygularım aynı değil.
Nihayet, yaşımı hatırlayacak olursak, mümkün olsaydı bile, bilgisayar kayıtları o günden bugüne kalmazdı. Bozulmuş olurlardı. Bilgisayar ve teknoloji o kadar çabuk ilerliyor ki, kayıtların ömürleri hakkında tatminkar hiçbir bilgimiz yok.
Le Monde: Bilgi’nin yazı yoluyla mı yayılacağını yoksa, hızlanma kültürü muhakeme kapasitemizi etkileyecek de, “internet” yoluyla mı olacak?
Umberto Eco: Bugün veya yarın, “manastır” kültürüne dönmek gerekecek- o zamanı ben herhalde göremeyeceğim, ölmüş olurum - : “okumak” isteyecekler, belki taşrada, aynı Pensilvanyada Amiş’ ler gibi, ortaklık kültürünün, paylaşma kültürünün olduğu bir yerde toplanacaklar. Orada, “kültür” olan alıkonulacak, geri kalan, yüzeyde kalmaya terk edilecek. Yeryüzünde, 6 milyar nüfusun hepsinin, 6 milyarının da entelektüel olmasını isteyemeyiz. Bu durumda biraz “aristokrat” olmak lazım.
Le Monde: Bir söyleşide, Chesteron'un şu cümlesini aktardınız: “ İnsanlar Tanrı’ya artık inanmıyorlarsa, bu hiçbirşeye inanmıyorlar anlamına gelmez, o zaman, eksiksiz “her şeye” inanıyorlardır.” Bugün siz, neye inanıyor sunuz?
Umberto Eco: her şeye değil.
Le Monde: yazı’ya, kitap lara, kültür’e inanıyorsunuz?
Umberto Eco: Soru işareti. Arayış. 19 yüzyılda, ruh çağırmayı ilk ciddiye alanlar, mistik’ ler değil, bilim adamlarıydı. Araştırmalarımda, akşamları el işaretlerini yorumlatan, matematikçilere rastladım. Ne kadar bilim dallarında bir meslek icra ederseniz o kadar başka bir şeye ihtiyacınız olur. Siyasiler, mesela Bush, fal açtırıyordu.
Le Monde: İtalya’da da mı?
Umberto Eco: Bugün artık, genç kızlara gidiyorlar.
Le Monde: Kitaplarınızı başka dillere çevirenlerle nasıl bir ilişkiniz var? Bilhassa, sizin de konuştuğunuz diller söz konusu olunca ?
Umberto Eco: Mümkün olduğu kadar onlarla beraber çalışıyorum. Bazen, dilini konuşmadığım çevirmenlerle de. Ama, güvenmek lazım. Her şeyi takip etmek mümkün değil. Her kitap için, çevirmenlere çok kapsamlı ve zengin dosyalar hazırlarım; şu kelime veya deyimin, şöyle böyle anlaşıldığı konuşulduğu hakkında. (…)
Le Monde: “Dire presque la meme chose- aşağı yukarı aynı şeyi söylemek” başlıklı kitabınızda anlatmak istediğiniz, önemli olan şeyin “ hemen hemen”, “aşağı yukarı” olduğu mudur?
Umberto Eco: hayır. Önemli olan, “hemen hemen-aşağı yukarı ”, “söylemek”,'aynı” ve “şey” dir. Neyi tercüme ediyoruz ? “edebi yüzey” i mi yoksa “derin anlamı” mı ? şöyle bir örnekle anlatayım: hikaye içinde, salak bir kişi var, ve öyle bir tekerleme söylüyor ki salak olduğu ortaya çıkıyor; tercüme ederken mesele, bu tekerlemeyi doğru tercüme etmek değildir; bu örnek de, önemli olan “tekerleme” değil, kişinin “salak” olmasıdır.
Le Monde: Hiç kendi anadilinizin dışında yazmak isteğiniz oldu mu ?
Umberto Eco: evet, İngilizce deneme yazmayı çok istedim. Direkt olarak İngilizce.
Le Monde: bunun için, o dili sadece konuşmak değil, bütün inceleiklerine hakim olmak lazım…
Umberto Eco: Fransızcayı, İngilizceden daha iyi konuşuyorum. Ama Fransızca yazmaktansa, İngilizce yazmak istiyorum., çünkü Fransızcada imla hataları mümkün; ya mükemmel bir Fransızca ile yazacaksınız ya da, sizi kabul etmiyorlar. Halbuki İngilizcede öyle değil, yanlış bir İngilizce de kullansanız, kabul görürsünüz.
Le Monde: harika, İngiliz bir yayınevi için, direkt olarak kitabını İngilizce yazan bir yazar !
Umberto Eco: Bu artık sıklıkla böyle. Bütün Bilim adamları kitaplarını İngilizce yazıyorlar. Fransızcada, bir konferans için bir metin hazırlayabilirim, ama hep çok korkarım, yanlış yapacağım diye. (…) franszıcada çok kural var…oldukça karmaşık…(…)
12-10-2010 tarihli Le Monde’dan
çeviren ( söyleşi Eric Fottorino )