Tarih Uluğ Bey

Konu sahibi son olarak 3329 gün önce görüldü
Uluğ Bey



Dünyaca ünlü Türk matematikçisi ve astronomi bilgini
olan hükümdardır. 22 Mart 1395 tarihinde Semerkant'ta doğdu. Timurlenk'in
torunlarından olup hükümdar Muînüddin Şah Ruh'un oğludur. Asıl adı Mehmet
Torgay'dır.
13 yaşında iken Horasan ve Maveraünnehir eyaletlerine hakan
naibi oldu. 1446 yılında babasının ölümü üzerine hükümdar oldu. Saltanat yılları
sırasında matematik ve astronomi ile yakından ilgilendi. Astronomiye ait tablosu
yıllar sonra İngiltere ve Fransa'da basıldı. 1449 yılında kendisine isyan eden
oğlu Abdüllatif Mirza tarafından 54 yaşında iken öldürüldü.


Uluğ
Bey, babası Şah Ruh ölünce, 1446’da hükümdar oldu. İlk işi olarak devletini
güçlendirerek ülkesini parçalanmaktan kurtardı.
Uluğ Bey hakan olunca,
Osmanlı Devleti ile münasebetlerini sıklaştırmaya ve geliştirmeye gayret etti.
İki Türk ülkesi arasında elçiler, bilim adamları gidip gelmeye başladı. O,
savaştan çok kendisini bilime adamış bir hükümdardı. Sarayına zamanın
bilginlerini topladı ve onları korudu. İnceleme için Çin’e kadar heyetler
gönderdi. Uluğ Bey Semerkant’ta bir medrese, bir de rasathane yaptırdı.
Astronomi ilminin gelişmesine çalıştı. Bu rasathane orta çağdaki astronomi
bilgisini en yüksek düzeye ulaştırdı.
Uluğ Bey, tarihe adını “Asya Fâtihi”
diye yazdıran Büyük Cihangir Timurlenk'in öz torunuydu. Ama dedesinin askerlik
ve savaşçılık açısından hiçbir huyu onda görülmüyordu. Dedesi, çolak eli ve
topal bacağına rağmen, at üzerinde kılıç sallayıp, ülkeler fethetmişti. Fakat,
Uluğ Bey'in yeryüzünde bir karış toprak bile fethetmek gibi bir ihtirası yoktu.
Onun bütün merak ve hevesi, yeryüzünde değil, gökyüzündeydi. Ülkeler
fethetmekten ziyade, gökyüzü âleminde araştırmalar yapmayı, gök kubbenin sırrını
çözmeye çalışmayı tercih ediyordu.
Uluğ Bey'in ilim adamı oluşunda,
yaradılışının büyük rolü olduğu kadar, babası şah Ruh'un da büyük payı vardı.
Çünkü, Şah Ruh, güzel sanatlara hayran bir kişiydi. İlme ve bilginlere büyük
değer verirdi. Onun Horasan'ın başkenti olan Meşhed'de yaptırdığı cami bir yeni
aletlerle donattı.
Uluğ Bey zamanında yeni astronomi aletleri yapılmış, eski
aletler geliştirilmişti. IX. ve X. yüzyılda bir usturlab ile ancak 43 işlem
yapılırken, Uluğ Bey zamanında geliştirilen usturlab, 1000’den fazla işlem
yapıyordu. Uluğ Bey’in usturlabının çapı 40 metre idi.
Uluğ Bey, bu arada
gökyüzünün bir de haritasını yapmayı başarmıştı. Bu gökyüzü haritası,
kendisinden sonra gelecek nesillere astronomi çalışmalarında ışık tutacak,
onlara rehber olacaktı.
Uluğ Bey, astronomi çalışmalarının temelini teşkil
eden trigonometri ilmi üzerinde de geniş çalışmalar yaptı. Kendisinden önceki
Doğu ve Batı dünyasının tahmini bilgilerini bir kenara bırakıp, bilimsel
esasları tespit ederek, trigonometride yeni bir araştırma yolu açtı. Dünya onu,
astronomi alanındaki eseriyle tanıdı. Semerkant’taki rasathanesinde yapılan
çalışmalar, bugünkü astronomiye hala ışık tutmaktadır
Zîc-i Ulûgî denilen
cetveli, diğer ilmî eserleri ve rasatları, akademiden farkı olmayan sarayındaki
çalışmalarının sonucudur. Zîc-i Ulûgî, diğer adı “Gûrgânî Takvimi” olan bu
cetvel, o devrin ilmî esaslara dayanan yegâne takvimi sayılmaktadır.
Bu
eser, daha önce yazılan ‘zîc’lerin yanlışlarını düzeltiyor ve yıldızların
hareketini daha mükemmel gösteriyordu.Zîc-i Ulûgî, 1655 yılında İngiltere'de
Oxford şehrinde İngilizce, 1853’te de Fransızca olarak basıldı. Daha sonra da
çeşitli dillere tercüme edildi. Batı bilim dünyası, Uluğ Bey’e “XV. yüzyıl
Astronomu” unvanını layık görürken, Milletrerarası Astronomi Derneği de Ay
yüzeyindeki bir kratere onun adını verdi. Beş ülkenin astronomlarından ve
özellikle Ay’a uydu gönderen ülkelerin uzmanlarından oluşan bir komisyonun
hazırladığı Ay Haritasında, üç Türk astronomunun adları da yer alır. Büyük bir
kratere Uluğ Bey adı verilmiştir. Ay atlasında adları bulunan diğer iki Türk
bilgini, Bîrûnî ve Nasireddîn Tûsî’dir.
Kozmografya konusunda yazdığı bir
kitap da günümüze kadar, birçok ilmî araştırmalara kaynak olmuştur. Tarihin en
âlim olduğu kadar en âdil bir hükümdarı olarak da tanınan Uluğ Bey, aynı zamanda
kötü talihli bir hükümdardı. Oğlu Abdüllatif Mirza, babasına baş kaldırmış ve
gözünü tahta dikerek işi bir iç savaşa kadar götürmüştü. Bu savaşta ağırlığını
ortaya koyan Uluğ Bey, oğlu Abdüllatif Mirza kumandasındaki âsileri yenmeyi
başarmıştı. Bu iç savaş sonunda Abdüllatif Mirza da esir düşmüştü. Uluğ Bey,
dedesi Timurlenk gibi katı yürekli bir insan değildi. Asi evlâdını bağışladı,
kendisine nasihatte bulundu. Bu konuda bir hükümdar olarak değil de, yüreği
evlât sevgisiyle dolu hassas bir baba olarak düşünmüş ve ona göre hareket
etmişti.
Fakat oğlu Abdüllatif Mirza, o iyi yürekli, âlim ve kâmil babanın
oğlu değilmiş gibi, Uluğ Bey ile taban tabana zıt karakter taşıyan bir insandı.
Babasına baş kaldırıp yenilmesinden sonra, onun verdiği manevî dersi alamamıştı.
Serbest kalır kalmaz derhal yeni bir darbenin hazırlıklarına koyuldu. Bu kez
geçen seferkinden daha kuvvetli bir ordu toplayıp başarı kazanmak için ne
gerekirse yaptı. Ve bütün hazırlıklarını tamamladıktan sonra babası Uluğ Bey'e
tekrar baş kaldırdı ve onun üzerine tekrar saldırdı.
Bu ikinci iç savaşta
şans hiç de Uluğ Bey'e gülmedi. Doğrusunu söylemek gerekirse, affettiği oğlunun
kendisine karşı yeniden bir hücuma girişeceğine ihtimâl vermiyordu âlim
baba.Uluğ Bey fena halde gafil avlanmıştı. Emrindeki kuvvetler yenildi. Her şey
tamamen tersine gelişti; bu kez 54 yaşındaki baba, âsi oğlunun eline esir
düştü.Uluğ Bey, oğluna göstermiş olduğu anlayış ve merhameti ne yazık ki ondan
göremedi. İsyankâr evlât, savaşın galibi kumandan olarak, babasını 25 Ekim 1449
tarihinde ölüme mahkûm etti.

Dünyanın en ünlü matematikçisi ve astronomi
bilgini olan Uluğ Bey, bir hükümdardan ziyade bir baba için en acı son ile
hayatını kaybetti ve dedesi Timur Han’ın yanına defnedildi.

 
Geri