UĞUR BÖCEĞİ ile BEYAZ KANATLI KELEBEK
Bahar bütün güzelliğiyle çıkageldi. Dişi bir uğur böceği, yumurtalarını yaprakların üzerine bıraktı.Yumurtadan çıkan larvalar yaprak bitlerini yemeye başladı.
Yeteri kadar büyüyünce de kendilerini üzerinde bulundukları yapraklara yapıştırdılar.Burada olgunlaşarak pupa şeklinde sarılı olarak kaldılar.Birkaç gün süren olgunlaşma evresinden sonra bahçeler; kırmızı, sarı, pembe, portakal renginde uğur böcekleriyle doldu.
Dünyaya gözlerini açan yalnızca uğur böcekleri değildi tabiî.
Kelebekler de bahara “merhaba” demişti. Bu kelebeklerden biri de kırlarda dolaşmaya çıkan beyaz kanatlı bir kelebekti.
Beyaz kanatlı kelebek, gül yaprağında duran kırmızı kanatlı bir uğur böceğinin yanına kondu:
-Ayy, ne kadar parlak kanatlarınız var. Sizi çok sevdim. Sizinle tanışmak isterim,dedi.
Kırmızı kanatlı uğur böceği, kanatlarını daha da parlaklaştırdı.Uğur böceğinin kanatlarındaki parlaklık, beyaz kanatlı kelebeğin gözlerini kamaştırdı. Bu parlaklığın bir güzelleşme çabası olduğunu düşündü.
Oysa bu parlaklık, uğur böceğinin düşmanlarından korunmak amacıyla yaptığı savunmadan başka bir şey değildi. Bu arada beyaz kanatlı kelebek, uğur böceğine iltifat etmeye de devam ediyordu:
-Dünyaya geldiğim andan beri, sizin kadar parlak bir böcek görmedim, dedi.
Uğur böceği ürkek bir şekilde:
-Lütfen yanımdan uzaklaşınız. Ben sizinle tanışmak istemiyorum. Dünyaya alışmaya çalışıyorum henüz, diye karşılık verdi. Beyaz kanatlı kelebek uğur böceğiyle tanışmaya kesin kararlıydı:
-Benim adım beyaz kanatlı kelebek. Hiç değilse siz de adınızı söyleyin bana,dedi.
-Benim adım da uğur böceği.Ama lütfen yanımdan uzaklaşın artık.
Beyaz kanatlı kelebek, uğur böceğinin yanından uzaklaşmak şurada dursun, aksine ona biraz daha yaklaştı. Sonra da havaya yayılan kötü bir kokuyla neye uğradığını şaşırdı.
Bu kadar güzel bir böcek, nasıl böylesine kötü kokabilirdi? Uğur böceğinin çıkardığı bu kötü kokuya dayanamayıp uçarak oradan uzaklaştı.
Uğur böceği, beyaz kanatlı kelebek yanından uzaklaşınca,rahat bir nefes aldı. Bir süre çevresine bakındı durdu. Karnı acıkınca da uçarak büyük bir bahçeye geldi. Yaprak bitlerinin çok olduğu bir çiçeğin dallarına kondu. Karnını bir güzel doyurdu ve dinlenmeye çekildi.
Akşam olmak üzereydi. Uğur böceği, gözlerini dünyaya bir gülün yaprakları üzerinde açmıştı. O gülün yapraklarına tekrar dönmek istedi.
Kanatlarını açarak uçmak için hazırlandığı bir sırada kulağına, çevredeki böceklerin çıkardığı değişik sesler gelmeye başladı.
Bu sesler de neydi böyle? Ya bu sesler, düşmanlarının sesleriyse… Uçmak için açmaya çalıştığı kanatlarını usulca kapattı. Bu arada hava iyice kararmıştı. Şimdi ne yapacaktı?
Gül yaprağına dönemeyecek miydi? Ne yapıp edip buradan uzaklaşmalıydı. Bir süre sonra bütün gücünü topladı, kanatlarını tekrar açarak havalandı. Havalanmasıyla birlikte ayaklarında bir acı hissetti ve toprağın üzerine düştü. Canı çok yanmıştı .Öyle ki, canının yanması korkusunu bile unutturmuştu. Yürümeye çalıştı;ama başarılı olamadı.
Sürüne sürüne topraktaki bir başka çiçeğin altına girdi. Gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu. Uzun bir süre ağladı.
Ağlamaktan yorgun düştüğü bir sırada, ince bir sesin adını çağırdığını işitti.
-Uğur böceği, neden ağlıyorsun? Sana ne oldu böyle?
Evet, evet! Bu sesi tanımıştı. Bu ses, dünyaya geldiğinde kendisiyle tanışmak isteyen beyaz kanatlı kelebeğin sesiydi.
Ayaklarındaki acıya rağmen, gülümsedi. Beyaz kanatlı kelebeğin sesini işitmek ona çok iyi gelmişti. Acaba çağrısına karşılık verse miydi?
Sağına soluna bakındı;ama beyaz kanatlı kelebeği göremedi.
-Seni göremiyorum, dedi sesinin yettiğince.
-Altında durduğun çiçeğin üzerindeyim. Ben, seni görebiliyorum, dedi beyaz kanatlı kelebek. Sonra konuşmasına devam etti:
-Eğer sabahki gibi kötü bir koku yaymayacaksan yanına gelebilirim.
-O kokuyu, seni düşmanlarımdan biri zannettiğim için yaymıştım.Ama görüyorum ki, sen benim düşmanım değilsin.
Yardımına ihtiyacım var. Lütfen yanıma gel ve bana yardım et!
Beyaz kanatlı kelebek, uçarak uğur böceğinin yanına kondu ve kanatlarını uğur böceğinin kanatlarına dokundurdu.
-Bana, niçin ağladığını söylersen belki sana yardım edebilirim,dedi.
-Ayaklarım… Ayaklarıma bir şey oldu, dedi uğur böceği.
Beyaz kanatlı kelebek, uğur böceğinden sırtına çıkmasını istedi;çünkü daha aydınlık bir yere uçmaları gerekiyordu.
Uğur böceği güçlükle de olsa beyaz kanatlı kelebeğin sırtına çıkmayı başardı. Beyaz kanatlı kelebek sırtında uğur böceği olduğu hâlde, sokak lambalarının daha çok aydınlattığı başka bir bahçeye doğru uçtu;bir papatyanın üzerine kondu.
Gördüğü manzara hiç de hoş değildi. Uğur böceğinin ayakları kan içindeydi.
-Sen yaralanmışsın,dedi beyaz kanatlı kelebek. Üzerinde bulunduğun çiçeğin dikenlerine takılmış olmalısın.
Sonra bir papatya yaprağı kopararak, uğur böceğinin ayağından sızan kanı temizledi. Ardından, bahçeden çimenler koparıp ağzında çiğneyerek bir merhem hazırladı ve uğur böceğinin yarasının üzerine sürdü.
Uğur böceğinin ayaklarındaki acı hafiflemişti. Beyaz kanatlı kelebeğe nasıl teşekkür edeceğini bilemedi.
-Ben, ömrümün sonuna kadar seninle arkadaş olmak istiyorum. Bir gün, senin de yardıma ihtiyacın olabilir.O zaman,ben de sana yardım etmek isterim,dedi.
Beyaz kanatlı kelebek, kanatlarıyla uğur böceğini okşadı:
-Ben karşılık beklemek için yardım etmedim ki sana, dedi. Var git, sen kendi cinsinden arkadaşlar edin. Bir süre yalnız başına dolaşma kırlarda. Henüz küçüksün. Yine yardıma ihtiyacın olabilir. Seninle olan arkadaşlığımız yarın sabah sona erecek.
Çünkü kelebekler sizin kadar uzun ömürlü olmazlar.Bir gün yaşar, o bir gün içerisinde hayatın tadını çıkarmaya çalışırlar.
Uğur böceği kelebeğin bu sözleri karşısında ne diyeceğini bilemedi.
-Benim ömrüm kaç gün, bunu bilmiyorum;ama eğer senden daha çok yaşayacaksam, ömrümün birazını sana vermek istiyorum, dedi.
Uğur böceğinin bu teklifi, beyaz kanatlı kelebeği çok duygulandırdı.Ağlamaklı bir ses tonuyla:
-Yüce yaradan, her canlıya belirli bir yaşam süresi vermiştir.
Kimse kimseye kendi yaşam süresinin bir kısmını veremez. Bu mümkün değil. Önemli olan bu süreyi iyi şeylerle doldurmaktır,dedi.
Uğur böceği beyaz kanatlı kelebeğe:
-Hiç değilse sabah olana kadar yanımda kal, diye yalvardı.
Beyaz kanatlı kelebek, ömrünü uğur böceğinin yanında tamamlamak istemiyordu.Ama bunu ona söyleyemedi.
Kanatlarını çırparak oradan uzaklaştı.
Uğur böceği derin bir yalnızlık hissetti. Yarasına merhem hazırlayan beyaz kanatlı kelebeği hiç unutmayacaktı.
Aradan geçen günler içinde, kendi gibi uğur böcekleriyle arkadaş oldu. Kasım ayı geldiğinde de çürümüş yaprakların altına girerek, nisan ayında uyanmak üzere uykuya daldı. Kim bilir, belki de rüyasında beyaz kanatlı kelebeği de görüyordur.
Ülkü Duysak
Bahar bütün güzelliğiyle çıkageldi. Dişi bir uğur böceği, yumurtalarını yaprakların üzerine bıraktı.Yumurtadan çıkan larvalar yaprak bitlerini yemeye başladı.
Yeteri kadar büyüyünce de kendilerini üzerinde bulundukları yapraklara yapıştırdılar.Burada olgunlaşarak pupa şeklinde sarılı olarak kaldılar.Birkaç gün süren olgunlaşma evresinden sonra bahçeler; kırmızı, sarı, pembe, portakal renginde uğur böcekleriyle doldu.
Dünyaya gözlerini açan yalnızca uğur böcekleri değildi tabiî.
Kelebekler de bahara “merhaba” demişti. Bu kelebeklerden biri de kırlarda dolaşmaya çıkan beyaz kanatlı bir kelebekti.
Beyaz kanatlı kelebek, gül yaprağında duran kırmızı kanatlı bir uğur böceğinin yanına kondu:
-Ayy, ne kadar parlak kanatlarınız var. Sizi çok sevdim. Sizinle tanışmak isterim,dedi.
Kırmızı kanatlı uğur böceği, kanatlarını daha da parlaklaştırdı.Uğur böceğinin kanatlarındaki parlaklık, beyaz kanatlı kelebeğin gözlerini kamaştırdı. Bu parlaklığın bir güzelleşme çabası olduğunu düşündü.
Oysa bu parlaklık, uğur böceğinin düşmanlarından korunmak amacıyla yaptığı savunmadan başka bir şey değildi. Bu arada beyaz kanatlı kelebek, uğur böceğine iltifat etmeye de devam ediyordu:
-Dünyaya geldiğim andan beri, sizin kadar parlak bir böcek görmedim, dedi.
Uğur böceği ürkek bir şekilde:
-Lütfen yanımdan uzaklaşınız. Ben sizinle tanışmak istemiyorum. Dünyaya alışmaya çalışıyorum henüz, diye karşılık verdi. Beyaz kanatlı kelebek uğur böceğiyle tanışmaya kesin kararlıydı:
-Benim adım beyaz kanatlı kelebek. Hiç değilse siz de adınızı söyleyin bana,dedi.
-Benim adım da uğur böceği.Ama lütfen yanımdan uzaklaşın artık.
Beyaz kanatlı kelebek, uğur böceğinin yanından uzaklaşmak şurada dursun, aksine ona biraz daha yaklaştı. Sonra da havaya yayılan kötü bir kokuyla neye uğradığını şaşırdı.
Bu kadar güzel bir böcek, nasıl böylesine kötü kokabilirdi? Uğur böceğinin çıkardığı bu kötü kokuya dayanamayıp uçarak oradan uzaklaştı.
Uğur böceği, beyaz kanatlı kelebek yanından uzaklaşınca,rahat bir nefes aldı. Bir süre çevresine bakındı durdu. Karnı acıkınca da uçarak büyük bir bahçeye geldi. Yaprak bitlerinin çok olduğu bir çiçeğin dallarına kondu. Karnını bir güzel doyurdu ve dinlenmeye çekildi.
Akşam olmak üzereydi. Uğur böceği, gözlerini dünyaya bir gülün yaprakları üzerinde açmıştı. O gülün yapraklarına tekrar dönmek istedi.
Kanatlarını açarak uçmak için hazırlandığı bir sırada kulağına, çevredeki böceklerin çıkardığı değişik sesler gelmeye başladı.
Bu sesler de neydi böyle? Ya bu sesler, düşmanlarının sesleriyse… Uçmak için açmaya çalıştığı kanatlarını usulca kapattı. Bu arada hava iyice kararmıştı. Şimdi ne yapacaktı?
Gül yaprağına dönemeyecek miydi? Ne yapıp edip buradan uzaklaşmalıydı. Bir süre sonra bütün gücünü topladı, kanatlarını tekrar açarak havalandı. Havalanmasıyla birlikte ayaklarında bir acı hissetti ve toprağın üzerine düştü. Canı çok yanmıştı .Öyle ki, canının yanması korkusunu bile unutturmuştu. Yürümeye çalıştı;ama başarılı olamadı.
Sürüne sürüne topraktaki bir başka çiçeğin altına girdi. Gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu. Uzun bir süre ağladı.
Ağlamaktan yorgun düştüğü bir sırada, ince bir sesin adını çağırdığını işitti.
-Uğur böceği, neden ağlıyorsun? Sana ne oldu böyle?
Evet, evet! Bu sesi tanımıştı. Bu ses, dünyaya geldiğinde kendisiyle tanışmak isteyen beyaz kanatlı kelebeğin sesiydi.
Ayaklarındaki acıya rağmen, gülümsedi. Beyaz kanatlı kelebeğin sesini işitmek ona çok iyi gelmişti. Acaba çağrısına karşılık verse miydi?
Sağına soluna bakındı;ama beyaz kanatlı kelebeği göremedi.
-Seni göremiyorum, dedi sesinin yettiğince.
-Altında durduğun çiçeğin üzerindeyim. Ben, seni görebiliyorum, dedi beyaz kanatlı kelebek. Sonra konuşmasına devam etti:
-Eğer sabahki gibi kötü bir koku yaymayacaksan yanına gelebilirim.
-O kokuyu, seni düşmanlarımdan biri zannettiğim için yaymıştım.Ama görüyorum ki, sen benim düşmanım değilsin.
Yardımına ihtiyacım var. Lütfen yanıma gel ve bana yardım et!
Beyaz kanatlı kelebek, uçarak uğur böceğinin yanına kondu ve kanatlarını uğur böceğinin kanatlarına dokundurdu.
-Bana, niçin ağladığını söylersen belki sana yardım edebilirim,dedi.
-Ayaklarım… Ayaklarıma bir şey oldu, dedi uğur böceği.
Beyaz kanatlı kelebek, uğur böceğinden sırtına çıkmasını istedi;çünkü daha aydınlık bir yere uçmaları gerekiyordu.
Uğur böceği güçlükle de olsa beyaz kanatlı kelebeğin sırtına çıkmayı başardı. Beyaz kanatlı kelebek sırtında uğur böceği olduğu hâlde, sokak lambalarının daha çok aydınlattığı başka bir bahçeye doğru uçtu;bir papatyanın üzerine kondu.
Gördüğü manzara hiç de hoş değildi. Uğur böceğinin ayakları kan içindeydi.
-Sen yaralanmışsın,dedi beyaz kanatlı kelebek. Üzerinde bulunduğun çiçeğin dikenlerine takılmış olmalısın.
Sonra bir papatya yaprağı kopararak, uğur böceğinin ayağından sızan kanı temizledi. Ardından, bahçeden çimenler koparıp ağzında çiğneyerek bir merhem hazırladı ve uğur böceğinin yarasının üzerine sürdü.
Uğur böceğinin ayaklarındaki acı hafiflemişti. Beyaz kanatlı kelebeğe nasıl teşekkür edeceğini bilemedi.
-Ben, ömrümün sonuna kadar seninle arkadaş olmak istiyorum. Bir gün, senin de yardıma ihtiyacın olabilir.O zaman,ben de sana yardım etmek isterim,dedi.
Beyaz kanatlı kelebek, kanatlarıyla uğur böceğini okşadı:
-Ben karşılık beklemek için yardım etmedim ki sana, dedi. Var git, sen kendi cinsinden arkadaşlar edin. Bir süre yalnız başına dolaşma kırlarda. Henüz küçüksün. Yine yardıma ihtiyacın olabilir. Seninle olan arkadaşlığımız yarın sabah sona erecek.
Çünkü kelebekler sizin kadar uzun ömürlü olmazlar.Bir gün yaşar, o bir gün içerisinde hayatın tadını çıkarmaya çalışırlar.
Uğur böceği kelebeğin bu sözleri karşısında ne diyeceğini bilemedi.
-Benim ömrüm kaç gün, bunu bilmiyorum;ama eğer senden daha çok yaşayacaksam, ömrümün birazını sana vermek istiyorum, dedi.
Uğur böceğinin bu teklifi, beyaz kanatlı kelebeği çok duygulandırdı.Ağlamaklı bir ses tonuyla:
-Yüce yaradan, her canlıya belirli bir yaşam süresi vermiştir.
Kimse kimseye kendi yaşam süresinin bir kısmını veremez. Bu mümkün değil. Önemli olan bu süreyi iyi şeylerle doldurmaktır,dedi.
Uğur böceği beyaz kanatlı kelebeğe:
-Hiç değilse sabah olana kadar yanımda kal, diye yalvardı.
Beyaz kanatlı kelebek, ömrünü uğur böceğinin yanında tamamlamak istemiyordu.Ama bunu ona söyleyemedi.
Kanatlarını çırparak oradan uzaklaştı.
Uğur böceği derin bir yalnızlık hissetti. Yarasına merhem hazırlayan beyaz kanatlı kelebeği hiç unutmayacaktı.
Aradan geçen günler içinde, kendi gibi uğur böcekleriyle arkadaş oldu. Kasım ayı geldiğinde de çürümüş yaprakların altına girerek, nisan ayında uyanmak üzere uykuya daldı. Kim bilir, belki de rüyasında beyaz kanatlı kelebeği de görüyordur.
Ülkü Duysak